çanakkele'de şehit Düşen Ecdadimizi Rahmetle Aniyoruz

Konusu 'Tebrik, Teşekkür Ediyorum /:)' forumundadır ve deep blue tarafından 18 Mart 2008 başlatılmıştır.

    18 Mart 2008
    Konu Sahibi : deep blue
  1. deep blue

    deep blue Aktif Üye Üye

    Katılım:
    1 Şubat 2008
    Mesajlar:
    100
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    ANNEM' E
    Bir gün taşınacağım erler kolunda
    Görev anında gurbet yolunda
    Kapanmış yatarken bayrak altında
    Karşına çıkarken ağlama annem

    Ansızın bakarsın gelir bir haber
    Oğlun görevde şahit olmuş derler
    Bayraklar altında gelirsem eğer
    Üstüme yığılıp ağlama annem

    Çiçeği burnunda yirmi yaşında
    Oturmuş beklerim silah başında
    İsmimi okursan mezar taşında
    Üstüme kapanıp ağlama annem

    Gurbette ağladım döktüm gözyaşı
    Son durağım olursa mezar taşı
    Sizlere söyleyince sağ olsun başın
    Boynunu büküpte ağlama annem

    Murat İLERİGELEN
    Uzm. J. Çvş.
     
  2. 18 Mart 2008
    Konu Sahibi : deep blue
  3. deep blue

    deep blue Aktif Üye Üye

    Katılım:
    1 Şubat 2008
    Mesajlar:
    100
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Bastığın yerleri "TOPRAK" diyerek geçme tanı!
    Düşün, altında binlerce kefensiz yatanı!.

    Mehmet Akif ERSOY
     
  4. 18 Mart 2008
    Konu Sahibi : deep blue
  5. kibela24

    kibela24 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    29 Aralık 2007
    Mesajlar:
    6.278
    Beğenildi:
    14
    Ödül Puanları:
    148
    92 yıl önce yazılan destanda Çanakkale’de karşı cepheden savaşanların tarihe düştükleri notlar; yokluk, açlık ve hastalık pençesindeki Türk askerinin savaşta nasıl devleştiğini gözler önüne seriyor. Çanakkale Destanı’nı kanıyla yazan şehitlermizin cepheden gönderdiği mektuplar ve tuttukları günlükler ise savaşın korkunçluğunu anlatıyor.. İşte kanlı savaşın iki cephesinden yürek burkan mektuplar...

    Anneciğim yamaca saplandık çıkamıyoruz
    Saat onbirde hareket ettik. Tek sıra halinde, açık bir arazideydik. Birden önümüze çıkan bataklığı geçmemiz emredildi. Türklerin müthiş ve öldürücü ateşiyle çok kayıp verdik. Görünürlerde hiçbir siper yoktu. Türkler makineli tüfekleri çok iyi bir şekilde gizlemişlerdi. Korkunçtu. Her hamleden sonra daha az sayıda asker doğrulabiliyordu. Biz ise körlemesine ilerlemeye çalışıyorduk. Ancak hiçbir şey değişmedi. Her yönden ateş ediliyor ve biz ise ne bir siper, ne de bir Türk görebiliyorduk. Eğer bir Türk görebilseydik, hiç değilse gidebileceğimiz yönü belirleyecektik.

    * İngiliz asker Ernest Hotpoint, Gelibolu, 26 Nisan 1915 Askerlerimiz kaçıyor sağda solda saklanıyor

    Askerler, birlikler artık savaşma ruhuna sahip değil. Ağır bombardıman ya da tüfek ateşi karşısında ilerlemiyorlar. Hücum için atılganlık göstermedikleri gibi, en basit bir düşman saldırısında geri dönüp, uzun süre kaçıyorlar. Askerlerin çoğu da sağda, solda saklanmaktalar.

    * General Stophord’dan Hamilton’a mesaj, Anafartalar, 11 Ağustos 1915 Ölülere basmadan kıyıya çıkılamıyordu
    Gözlerimin önündeki manzarayı anlatmak olanaksızdı. Filikalar şimdi hemen hemen birbirlerine yanaşmış olarak kıyıya kadar uzanıyordu. İçleri parçalanmış cesetlerle doluydu. Sonuncu filika ile kıyı arasında cesetlerden oluşmuş bir iskele vardı. Ölülere basmadan kıyıya çıkmak mümkün değildi ve koyun suları kandan kıpkırmızı kesilmişti.

    * Anzak Teğmen R.B., Anzak koyu, 25 Nisan 1915

    Kazanmak bu mu?
    4/5 METRE ötemde bizim çocuklardan 14 tanesinin taşlaşmış cesetlerini görüyordum. Soğumuş vücutlar, cam gibi gözler. Kim bilir kimin yavrusu. Tanrıya şükürler olsun ki sevenleri onları bu halleri ile görmüyorlar. Yanımda duran Binbaşı bana ’işte kazandık’diyor. Ulu Tanrım... Kazanmak; elimi uzatsam dokunabileceğim kadar yakınımda yatan cesetlerin yanında ne anlamı var kazanılan bu zaferin.

    * Anzak askeri Thomas Ernest, Gelibolu, 28 Nisan 1915

    Türkler bana su verdi
    Kendime geldiğimde semada yıldızlar parlıyordu. Türk siperinin içinde ve etrafımda şefik ve rahim yüzlü Türk evlatlarını gördüm. Bana su verdiler ve omuzlarında taşıyarak müdavat-ı evveliye mevkiine getirdiler.

    * William George Stewart Fawkes

    Yaşım 21, saçım ağardı
    “Yaşım 21. Fakat saçım sakalım ağardı. Bıyıklarıma ak düştü. Suratım buruştu ve vücudum çürüdü. Artık eskisi gibi felaketlere ve sıkıntılara tahammül edemiyor, müteessir oluyorum.” Mehmet Fasih

    Ölürsem üzerimden geçin
    “Kimse yaralı ve şehitlerle uğraşmayacak. Ben ölürsem üzerime basıp geçin. Yaralanırsam yine önem vermeyin. Ben de size öyle yapacağım. Şehit ve yaralıların yerine geçecekler tayin edilmiştir. Savaşta hiçbir ödül beklemeyin. Bunu vaat etmem ve edemem.”

    * Yüzbaşı Mehmet Hilmi (Sanlıtop)

    Çanakkale’yi geçmek zor
    İstemeyerek te olsa, Çanakkale Boğazı’nın savaş gemileriyle zorlanamayacağı sonucuna varıyorum. Belki bir zamanlar bu mümkün olabilirdi. Eğer benim birliklerim buna katılacaklarsa, bu beklendiği gibi destek verme şeklinde olmamalıdır. Ordunun rolü, yalnızca tabyaları yıkacak bir çıkartma birliğinden fazla olmalı. Kararlı, hazırlıklı, donanmaya yolu açacak ve tüm gücüyle savaşacak bir operasyon olmalı.

    * Hamilton’dan Harbiye Nazırı Kitchener’e telgraf, Çanakkale, 18 Mart 1915

    Sahil ceset dolu
    “Ertuğrul Koyu sahili bir anda balık istifi gibi düşman cesetleriyle doldu. Tekrar kayıkları doldurarak sahile sevk ettilerse de, teşebbüs bu sefer de başarısızlığa uğradı.” Mahmut Sabri

    Sebepsiz kurşun atmam
    “Ne ben şu İngilizler’i tanırım, ne onlar beni. Ah bizi böyle karşı karşıya getirmeye sebep olanlara ne diyeyim bilmem ki! Ahdettim sebepsiz bir kurşun atmam.” İsmail Hakkı

    3 bin 274
    Kocaeli Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. İbrahim Güran Yumuşak’ın derlediği bilgilere göre Çanakkale Savaşı’nda en fazla şehit veren il 3 bin 274 kişi ile Bursa. Bursa’yı sırasıyla Balıkesir, Konya, Kastamonu ve Denizli izliyor.

    Güzlük köyü
    En fazla şehit veren köy ise 25 kişi ile Kastamonu’nun Güzlük köyü.

    279 Mehmet
    Denizlili şehidinin 279’unun adı Mehmet, 203’ünün Ali, 132’sinin Hüseyin.

    16-25 yaş
    Denizlili 315 şehidin yaş dağılımları incelendiğinde yüzde 35’inin 26-30, yüzde 27’sinin 31-35, yüzde 26’sının 16-25, yüzde 12’sinin 36 yaşın üzerinde olduğu görülüyor. Bu sonuç, her 4 kişiden birinin 25 yaşın altında olduğunu gösteriyor.

    97 bin
    Değişik kaynaklara göre 150 bin ile 300 bin Türk askerinin şehit olduğu belirtilirken Osmanlı kaynaklarında şehit sayısı 56 bin 643 olarak geçiyor. Sakat kalanların sayısı 97 bin 7, kaybolanların 11 bin 178 olarak açıklanıyor.

    589
    Çanakkale Boğaz Komutanlığı tarafından yayınlanan resmi bilgi ve belgelere göre ise cephede şehit olanların sayısı 589’u subay olmak üzere 57 bin olarak geçiyor.

    787
    Suriye ve Filistin’den 787, Lübnan ve Irak’tan 117, Kosova’dan 65, Yunanistan’dan 45, Makedonya’dan 31, Arnavutluk’tan 27, Bulgaristan’dan 21 kişinin şehit olduğu da belirtiliyor.

    13 yaşındaki bombacı
    Savaşın isimsiz kahramanlarından biri de 13 yaşındaki bu çocuk. Cephede “Gönüllü Bombacı” olarak görev yapan bu çocuk gibi yüzlercesi vardı. Onun hatırası bu fotoğrafta kaldı, ama adı ise bilinmiyor.

    GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER...
    Anzak birlikleri 25 Nisan’da Seddülbahir, Arıburnu ve Kumkapı’ya çıktı. Anzak günü olarak anılan bu tarih yeni bir hezimetin başlangıcı oldu. İşgalciler hem sayıca hem ekipman olarak Türk birliklerinden üstündü. Ancak bu üstünlükleri sulara gömüldü.

    CENAZE MERASİMİ TÜRKLER’DEN
    Deniz zaferinde batırdığımız Safir denizaltısının mühendislerinden biri, Bone... Türk askeri denize atlayarak onu kurtarmaya çalışır. Ancak Mühendis Bone kanlı sularda hayatını kaybeder. Türk askerleri Mühendis Bone’ye bir cenaze töreni düzenler, hatta papaz bile çağırır. Bone’nin esir arkadaşları da bu küçük törene katılır.
     
  6. 18 Mart 2008
    Konu Sahibi : deep blue
  7. waterlily

    waterlily evli,mutlu,çocuklu Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2007
    Mesajlar:
    719
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    106
    Tüm şehitlerimizin mekanları cennet olsun :çok üzgünüm:

    İstiklal Ordusu Şehitlerine

    Düne kadar en vakur ölümlere güldünüz,
    Bugün bütün milletin gönlüne gömüldünüz,
    Rahat rahat uyuyun son aşiyanınızda.

    Artık ne gözünüzde köy dönmek emeli,
    Ne yaranızı saran ince bir kadın eli,
    Belki arkanızda yok bir ağlayanınız da.

    Varsın dolu bulunsun bin elemle göğsünüz;
    Siz, Tanrı’nı n övdüğü kullardan büyüksünüz;
    Zemzem kutsiyeti var her damla kanınızda.

    Fani akislerini kaybeden sesleriniz.
    En mağrur alınlara diyebilirler: Eğil!
    Edebiyyet en küçük payedir yanınızda.

    Çünkü hürriyet için söndü nefesleriniz,
    Yâdınıza yabancı badiyelerde değil,
    Ana vatanınızda, ana vatanınızda...

    Kemaleddin KAMU
     
  8. 18 Mart 2008
    Konu Sahibi : deep blue
  9. gurbaa prenses

    gurbaa prenses KK'nın Haylaz Kızı Pro Üye

    Katılım:
    23 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    11.253
    Beğenildi:
    190
    Ödül Puanları:
    213
    Vatan Onlara Minnettardır...
    Dilerim bize haklarını helal ederler
    dün akşam Uğur Dündar star haberde bu aksam yayınlayacaklarının bi kısmını gösterdi ve gerçekten utandım kendi adıma...
    anzaklar yenilgi ile sonuçlanan bir savaşta kaybettikleri ataları için anıtlar dikip dahası her yıl turlar düzenleyerek çanakkaleye akın edip onları ölümsüzleştirirken bizler kahraman atalarımızın oluk oluk kanlarının aktığı o kutsal topraklar burnumuzun dibinde iken gidip o günleri yaad etmekten bile aciziz...

    Çanakkale Ruhunu temsil eden şu resme bile binbir çamurlar atildi, yok efendim çanakkaleyle ne alakası var dendi
    oysa aslolan bu tablodaki simalar değil; bu tablodaki sefaletin kat be kat fazlasının Çanakkale savası sırasında hüküm sürdüğüdür...
    savaşı ne şartlar altında kazandıgımızın, Türk milletinin bu savası topla tüfekle değil kalbindeki imanla kazandığının göstergesidir...
    Ruhları Şad olsun...

    [​IMG]
     
  10. 18 Mart 2008
    Konu Sahibi : deep blue
  11. kibela24

    kibela24 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    29 Aralık 2007
    Mesajlar:
    6.278
    Beğenildi:
    14
    Ödül Puanları:
    148
    [​IMG]
    [/quote]
     
  12. 18 Mart 2008
    Konu Sahibi : deep blue
  13. kibela24

    kibela24 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    29 Aralık 2007
    Mesajlar:
    6.278
    Beğenildi:
    14
    Ödül Puanları:
    148
    [​IMG]
     
  14. 18 Mart 2008
    Konu Sahibi : deep blue
  15. BarbunyaPilaki

    BarbunyaPilaki Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    827
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    108
    Mehmet Âkif Ersoy - Çanakkale Şehitlerine

    Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
    Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
    Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
    Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
    Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
    Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
    Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
    Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

    Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
    Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
    O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
    Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
    Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
    Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
    Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
    "O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
    Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
    Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
    Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
    Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
    "Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
    Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
    Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
    Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
    Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
    Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber
     
  16. 18 Mart 2008
    Konu Sahibi : deep blue
  17. BenEylul

    BenEylul Popüler Üye Üye

    Katılım:
    8 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.337
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    --------------------------------------------------------------------------------

    Çanakkale destanı Türk!ün en zayıf halinde bile neler yapacağının göstergesidir.
    Çanakkale ruhunu içimizde yaşıyoruz.Tüm şehit ve gazilerimizin ruhları şad olsun.


    --------------------------------------------------------------------------------

    Gozlerim kapali, bazen acik, hayal etmeye calisiyorum. O anlarin icinde, karmasanin ortasinda, bir amac ugrunda hep beraber, hic korkmadan, endise duymadan, amaci icin olmek. Amaci olmek. Olmek ya, sehid olmak....

    Ne kadar yuce bir duygu, ne kadar asil insanlar, ne kadar sansliyim ki benim Atam onlar. Bir yasamin, bir hayatin en mukkaddes amacina sahipler.

    Tahayyul imkansiz, ancak Mehmet Akif'in dizelerinde, Canakkale'yi anlamak; kanimin dondugu, icimin urperdigi anlardir.

    Hayatimin guc merkezi Canakkale, zorluklarin karsisinda direnc kaynagim, darliklara vesilemdir. Ben, o gecmisin evladiyim. Ceddime nankor olmayacagim!


    Vatan kavrami, Canakkale de anlam buldu.
     
  18. 18 Mart 2008
    Konu Sahibi : deep blue
  19. BarbunyaPilaki

    BarbunyaPilaki Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    827
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    108
    Çanakkale

    “Söyle arkadaşım “dedi Anadolulu Mehmet
    Yanıbaşında ki Anzak erine
    “Nerelerden kopup gelmişin
    Neden çökmüş bu mahsunluk üzerine”
    “DÜNYANIN ÖBÜR UCUNDAN” dedi gencecik Anzak
    “Öyle yazmışlar mezar taşıma
    Doğduğum yerler öylesine uzak
    Örtündüğüm topraksa gurbet bana”


    “Dert edinme arkadaşım” dedi Mehmet
    “Değil mi ki yurdumuzun koynundasın ilelebet
    Sende artık bizdensin
    Sende bencileyin bir Mehmet”


    Çanakkale toprağının
    Üstü cennet altı mezar
    Kavga bitmiş mezarlarda
    Kaynaş olmuş yiten canlar
    “Ya sen” dedi Mehmet
    Oyun çağındaki İngiliz erine
    “Yaşın ne senin kardeş
    böylesine erken buralarda işin ne”


    “Yaşım sonsuza dek on beş”
    dedi ufak tefek İngiliz eri
    “Köyümde askercilik oynar
    coştururdum trompetle bizimkileri


    Derken kendimi cephede buldum
    Oyun muydu gerçek miydi anlamadan
    Bir sahici kurşunla vuruldum
    Sustu boynumdaki trompet


    Son verildi böylece oyundan bozma işime
    Gelibolu’da bana bir yer kazıldı
    Mezar taşıma ON BEŞİNDE TRAMPETÇİ yazıldı
    Öyküm de künyem de bundan ibaret


    Yağmur yağıyordu usul usul toprağa
    Gözyaşları düşerek üstüne sanki
    Damla damla ağlıyordu uzaktan uzağa
    Sahibini yitiren bir trompet
    “Ya sizler” dedi Mehmet
    Dünyanın dört kıtasından
    Mezar dolusu erlere
    “Hangi rüzgar savurdu sizleri
    bu bilmediğiz yerlere”


    Kimi İngiliz’di kimi İskoç
    Kimi Fransız dı kimi Senegalli
    Kimi Hintli kimi Nepall
    Kimi Avustralya’ dan Yeni Zellanda ’dan Anzak
    Gemiler dolusu asker
    Her biri niye geldiğinden habersiz
    Gelibolu’nun oya gibi koylarından sızarak
    Tırmanmışlardı dağa bayıra
    Siper siper yara gibi yarılan toprak
    Mezar olmuştu savaş ardından onlara


    Kiminin BURADA YATTIĞI SANILIR
    Kiminin ADI BİLİNSE DE MEZARI BİLİNMEZ
    Kiminin de mezar taşında
    On altı,on yedi on sekiz yaşında
    EBEDİ İSTİRAHATE ÇEKİLDİĞİ yazılı
    Çanakkale topraklarında
    Her birinin erken biten yaşam öyküsü
    Eski yazıtlar gibi taşlara böyle taşlara böyle kazılı
    “anlamaz mıyım”dedi “halinizden kardeşler”
    adına yazılı taşı bile olmayan asker
    Anadolulu Mehmet


    “Bende yüzyıllarca yaban ellerde
    Neyin uğruna bilmeden can vermişim
    Kendi yurdum uğruna can vermenin tadına
    İlk kez Çanakkale’ de ermişim


    Uğrunda can verdikçe vatanlaştı ancak
    Ekip biçtiğim padişah mülkü toprak
    Değil mi ki sizler alamazsanız bile
    Bu topraklar almış sizleri basmış bağrına
    Sizlere de vatan sayılır artık Çanakkale “


    Çanakkale toprağının
    Üstü cennet altı mezar
    Kavga bitmiş mezarlarda
    Kaynaş olmuş yiten canlar


    Bir garip savaştı Çanakkale Savaşı
    Kızıştıkça kızgınlığı dindiren
    Ara verdikçe ateşe düşmanı kardeşe
    Döndüren bir savaş
    Kıyasıya bir savaştı
    Ama saygı üreten bir savaş
    Yaklaştıkça birbirine
    Karşılıklı siperler
    Gönüllerde yakınlaştı
    Düştükçe vuruşanlar toprağa
    Dostlar gibi kaynaştı


    Savaş bitti
    Ölenler kaldı sağlar gitti
    Köylü köyüne döndü evli evine


    Kır çiçekleri geldiler akın akın
    Çekilen askerlerin yerine
    Yaban gülleri dağ laleleri papatyalar
    Kilim kilim yayıldılar toprağa
    Siper siper
    Toprağın savaş yaralarını örttüler
    Koyunlar koruganları yuva yaptı kendine
    Kuşlar döndü gökyüzüne kurşunların yerine
    Çiçeğiyle yemişiyle yeşiliyle
    Silah yerine sapan tutan elleriyle
    Geri aldı savaş alanlarını doğa
    Can geldi toprağa silindikçe kan izleri


    Yeryüzünde cennet oldu öylece
    O cehennem savaş yeri


    Şimdi Çanakkale Gelibolu
    Bahçe bahçe
    Ülke ülke
    Mezar dolu


    Üstü cennet altı mezar
    Çanakkale toprağının
    Kavga bitirmiş mezarlarda
    Kaynaş olmuş yiten canlar
    “Huzur içinde uyusun”
    Vuruştukları topraklarda
    Kavgadan kinden uzakta
    Yanyana dostça yatanlar

    BÜLENT ECEVİT



    Ne kadar teşekkür etsek ne kadar minnet duysak azdır şehitlerimize.