çay şekeri

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve realist tarafından 1 Eylül 2007 başlatılmıştır.

    1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : realist
  1. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    ÇAY ŞEKERİ


    Ah canım arkadaşım, bu daracık omuzlarla karizma yapma çabaları da neyin nesi?. Marka ceketin altında, ellerin cebinde, ‘işte burdayım’ diyen tavrın, ‘bir arpa boyu’ uzaklaştırmış seni benden.

    Yetmemiş, bir de tertemiz İstanbul Türkçe’si edinmişsin, en çok da, aksanlı konuşmanı özlemişken.

    Bu sabah oturup hesapladım. Tam 33 yıl olmuş. Aylardan Nisan mıydı yoksa Mayıs mı? Aklımda kalan ılık bir bahar güneşinin gıdıklamaları. Meğer o gün senin göğsüne kor ateşi doldurmuşlar. Merdivenleri koşarak çıkıp, bir nefeste çantanı kapıp, kitaplarını toplamışsın. Aynı hızla merdivenleri üçer beşer atlayarak, bahçeye koşmuş, bir daha dönmemek üzere, demir ana kapıdan tam çıkacakken, birden aklına gelmişim.

    Arkandan konuşurum, ‘kırro!’ nun yanına bir de ‘hırsız’ eklenir diye korkmuşsun. Aramış, bulmuşsun beni arka bahçede. Kızlar, hep birlikte ip atlıyorduk. Yanıma geldiğinde, pençe pençeydi yanakların. İri, kara gözlerinde biriken yaşları, gür kirpiklerin zor zapt ediyordu. Güçlükle ‘al’ diyerek uzattın kırmızı kalemimi.

    ‘Ne oldu?’ dediğimde daha fazla tutamadın, tane tane aktı yanaklarından iri damlalar. Ağzın dilin kurumuş, zor konuşuyordun. ‘Ben onlardan değilim. Aralarında istemiyorlar beni,’

    ‘Sakın gitme! Onlar gibi diploma almak zorundayız’ dedim, kırmızı kalemi geriye cebine korken.

    ‘Zorundasın’ yerine, ‘zorundayız’ deyişimin nedenini ben de bilmiyordum. Yıllar sonra dedemin cenazesinde ayırtına varabildim; herkesin alay ederek, burnundan getirdiği aksanına duyduğum şefkat, tam da dedemin aksanına denk düşüyordu. Onca yıl nasıl fark edememiştim ki, dedem ve sen, ikiniz aynı aksanla konuşuyordunuz?

    İngilizceci Ayten’den sonra sen girdin sınıfa. Yüzünü yıkamış, başın önünde, en arkadaki sırana geçip oturdun, her zamanki siyah sessizliğine gömülerek. Senin gibi ben de dersi dinleyemedim. Her derdin bir çaresi vardıysa, bu kahrolası….

    Eve gidince ödevleri bir kenara atıp, sınıfın listesini çıkardım. 17 kız, 28 erkek öğrenci, üçüncü kattaki çalışkan 1/A sınıfı, tam 41 öğrenciydik. O akşam beynimi yercesine çiteledim. Kolay olmadı 41 uygun lakabı bulmak. Ertesi günkü Tarih yazılısından sıfır almama neden oldu ama bak bugün bile herkes birbirini o lakaplarla anımsıyor.

    El yazımdan anlaşılmasın diye, kardeşim Mahmut’a yalvar yakar yazdırdığım listeyi, sabah erkenden tuvalete asıp, kimse görmeden sınıfa çıkmıştım.

    Bir Cemil için üzülürüm. Sana ‘kırro’ lakabını takan olduğu için, ona ‘pasak cemil’ demişim. Acaba diyorum, hayatını zindan eden o temizlik takıntısı, lakabından mı oluştu? Saat başı ellerini yıkamazsa rahat edemiyormuş. Günde üç kez de duş alıyormuş. Üstüne üstlük bu yıl bir de başına sedef hastalığı çıkmış.

    Hadi itiraf et, sen okul bahçesindeki hızlı şutlarınla, hayranlık kazanınca, ‘hey tavşan, sıçrayarak gel’ diyenlere, ‘s..tir lan’ deyip geçerdin gülerek. Nasıl da ışıl ışıl parlardı kara gözlerin?!

    Şimdi tam 33 yıl sonra, bu pilav gününde; ‘arkadaşlar, dinleyin beni. Hala unutmadığınız, severek hatırladığınız o lakapları size takan bendim, sebebi de……’ desem kim inanır? Hem niye keyifler kaçsın ki?

    Bu Jale ömür kız, nereden aklına gelmişse herkesin lakabına uygun maske hazırlatmış. Bakar mısın kocaman kadınlar ve erkekler maskeler ile ne kadar sevimli olduk değil mi? Ah Cemil’e neden o lakabı taktım? Jale ne yapacağını şaşırmış, Red Kit maskesi yapmış. Ne alaka şimdi? Taci ‘bir kalıp sabun yapsaydın’ dedi.

    Biliyor musun, ben yaşlandıkça Mustafa Kemal Atatürk Orta Okulu’nun, 1/A sınıfını daha çok özler oldum. Niye sadece yılda bir kez? Her ay buluşsak, desem, ‘senin tuzun kuru, nasılsa emekli oldun’ der, gülersiniz değil mi?

    Ya Niyazi’ye ne demeli? Önümüzdeki yıl milletvekili adayıymış. Taci’nin elinden aldığı sınıf başkanlığından, Meclise ha!

    En çok da Selma’yı gördüğüme sevindim. İyi ki gelmiş değil mi? O gazete haberini kimse sormadı inşallah. Evli sevgilisi ile otelde basılıp, gazetelere manşet olunca, aylarca evden çıkmamış, çıkamamış. ‘Dayanamadım sizleri görmeye geldim’ diyor ağlamaklı. Zeynep, ‘Soranlara sefam olsun demezsen hakkımı helal etmem sana!’ dedi gülüştük Her şey 33 yıl öncesindeki gibi.

    Ben bildiğin gibiyim. Bak uzun, gür saçlarım nasılda döküldü. Hadi gel otur yanıma. Kantinde çayı gizli gizli kıtlama içerdin. Benim artık şekeri ağzıma koymam yasak. Sen kulağıma o özlediğim aksanınla bir şeyler anlat, şeker hasretime damla damla ilaç olsun.

    Dürsaliye ŞAHAN