Çelik

Konusu 'Biyografiler' forumundadır ve kalemkitap2 tarafından 24 Ocak 2008 başlatılmıştır.

    24 Ocak 2008
    Konu Sahibi : kalemkitap2
  1. kalemkitap2

    kalemkitap2 Kapsama Alanı Dışında ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    22 Aralık 2006
    Mesajlar:
    2.004
    Beğenildi:
    6
    Ödül Puanları:
    146
    1966 yılında İstanbul'da doğdu. Babasının ölümünden sonra ailesi için zor dönemler başladı. Maddi problemler onu hem okuyup hem çalışmaya yöneltti. Limon satarak ailenin geçimine yardım ettiği dönemler oldu.

    Yaşadığı zorluklara rağmen daima başarılı bir öğrenci oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi'nden mezun oldu. Müzik onun için, hayatın vazgeçilmezlerindendi. Bu nedenle İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'na başladı. Şimdi bu okulda akademik kariyerini yapıyor. Amacı profesörlüğe kadar yükselmek ve ileriki yıllarda hocalık yapmak.

    18 yıldan bu yana kontrabas çalıyor. Ve sanatta öğrenmenin hiç bitmeyeceğini savunuyor. Bir enstrüman üzerinde 18 yıl çalışılsa da hala öğrencek çok şey olduğunun bilincinde.

    Çelik, yaşamında daima ilkeli olmaktan yana. Öğrenim hayatından, müzik kariyerine kadar her alanda ilkeli ve özenli tavırlarıyla tanınıyor. Daima bir plan ve program çerçevesinde hareket ediyor. Ne yapacağını yıllar öncesinden bilen insanlardan.

    Onun en sevdiği ve benimsediği söz; "İşin aynan olurken, sen o işin ta kendisi olmalısın." Yapılan röportajları da kendi özel kamerasıyla kaydediyor. Bu kayıtlar onun için hem anı, hem de hakkında yanlış bir şeyler yazılırsa kanıt niteliği taşıyor.

    1991 yılı Çelik için bir dönüm yılı . Bu yıl İzel-Çelik-Ercan olarak kurdukları grup, "Özledim" adını taşıyan başarılı bir albüm çalışması gerçekleştirdi. Fakat grup çalışması Çelik'i tatmin etmiyordu. Solo bir çalışma yapmaya karar verdi. Bu karar doğrultusunda, 1994 yılında ilk solo albümü, "Ateşteyim"i çıkardı. Albümün en hit şarkısı "Meyhaneci" oldu. "Ateşteyim" albümü, solo kariyerinin ilk basamağında Çelik'i zirveye çıkardı.

    1995 yılına gelindiğinde, Çelik'in çalışmalarında, 91-95 yılları yaşadığı duygusal fırtınaların, boşanmanın etkilerinin duygusal tınıları hissedildi. 1995 yılında çıkan ikinci albümü, "Benimle Kal" Çelik'in en duygusal albümü olarak kabul ediliyor.

    Bu albümde yer alan "Hercai" bu gün klasik parçalardan biri haline geldi. Ve Çelik'e, 1995 yılında Kral TV Video Müzik Ödülleri'nde "En İyi Beste" dalında ödül kazandırdı. Yine aynı albümde yer alan bir başka parça "Sevemem"de sanatçıya Makedonya'dan bir ödül getirdi.

    Çelik, ilke olarak her albümünde, hayranı olduğu Atatürk'e dair bir esere yer veriyor. Bu ilkenin, ilk adımını da, "Benimle Kal" albümünde, yer verdiği "Atam" isimli parçayla attı. O Atatürk ilkelerine en bağlı sanatçılarımızdan biri. Atatürk'e duyguğu hayranlık ve saygı ve Cumhuriyete olan bağlılığı onu Askeri Okullarda ve Türk Silahlı Kuvvetleri konserlerinde en istenen isim haline getirdi. Hatta Deniz Kuvvetleri özel izin çıkartarak, onun klip çekimi için bir tatbikata katılmasına izin verdi.

    "Unutamam" Albümü ise Çelik'in müzik kariyerinde olgunluk döneminin izlerini taşıyor. Albümün stüdyo çalışmalarının bir bölümü, Kahire ve Londra'da gerçekleştirildi. Çelik albümlerinde alt yapılardaki müzikaliteye çok önem veriyor. Albümlerinde, senfoni orkestrasına bazı bestelerini çaldıran Çelik, son albümünde de, kendi alanında en yetkin isimlerle çalışmayı hedeflediğini söylüyor. Albümde, Erkin Koray, Ozan Doğulu gibi isimlerin yanı sıra, dünyaca ünlü iki müzik adamı Manu Katche ve Hossam Ramzy imzalarına da rastlanıyor.

    Çelik, "Unutamam" albümünde kendi adına bir ilki de gerçekleştirerek , ilk kez, cover bir parçaya albümünde yer verdi. "Nothing Hill" filminin müziği, "Aint No Sunshine", Çelik'in yazdığı sözler ve yorumuyla albümde yer alıyor.

    Çelik üretken bir sanatçı. Ama prensip olarak beste ve sözlerini, başka sanatçılara vermiyor. Bu prensibi, sadece çok yakın arkadaşı İzel için bozdu. Çelik'in eseri olan, "Kızımız Olacaktı", İzel'in müzikal kariyerinde önemli bir parça oldu.

    Çelik, çapkınlığıyla da tanınıyor. Çapkınlık serüvenleri, okul yıllarında başlıyor. Kadıköy- Beşiktaş vapurunda kız arkadaşının elini tutmak için kış günleri açık havada yolculuk yaptığı günlerin tadını hala unutmuş değil. Çelik, uzun yıllar Salacak'ta oturmuş. İstanbul denilince aklına ilk gelen Salacak ve deniz kokusu oluyor. Hala kendini iyi hissetmek istediğinde Salacak'a giderek denizle konuşuyor. Onun en sevdiği sporların başında ise, su sporları yer alıyor.

    Çelik, büyük bir özenle baktığı uzun saçlarını kestirdiğinde hissettiklerini şöyle açıklıyor; "Meğer ben yıllarca büyük bir ağırlıkla dolaşmışım. Saçlarımı kestirdikden sonra doping hapı almışçasına enerjiyle doldum."

    Çelik'e çiçek yollamak istiyorsanız, mis kokulu fulyalara dayanamadığını bilmenizde yarar var. Onun hobileri, sinema, tiyatro, konserler, Çin yemekleri ve mangal partileri. Hayatta, hata yapmaktan korkmuyor. Hatta bazen bilerek ve isteyerek hata yaptığı söylüyor. Böylesine yaptığı hatalardan büyük keyif alıyormuş. Yaşamda yapılan hataların, sanatçının üretkenliğini beslediği inancını taşıyor. İnsanın yaratılış amacının aşk, özünün ise sevgi olduğuna inanıyor. O, onu sonsuz aşka götüren bir yolda ilerlediğine inanıyor. Bugün yaşadığı duygusallıkların onu günün birinde yaşayacağı sonsuz aşka götüreceğini düşünüyor.

    Aşk konusunda ise şöyle diyor;" Bazen insan aşk yaşadığını zannediyor. Delicesine bir tutkuyla bağlanıyor. Ama kısa bir süre sonra bu duygular tükeniyor. Duygular bittiğinde, "Yaşadıklarım, söylediğim sevgi sözcükleri yalan mıydı, riyakarca mıydı?" diye düşünüyor. Bana göre yaşanan her aşk gerçektir. Siz aşkı yaşarken sözlediğiniz her sözcüğü hissetmiş ve deneyimlemişsinizdir. Nasıl insanların büyüme evreleri varsa, aşkı tanımanın da evreleri var. İnsan bu evrelerin sonunda gerçek aşka ulaşıyor."

    Çelik, sanatın tanrıdan gelen bir emir olduğuna inanıyor. Bu konuda da şöyle diyor, "Üretimlerin tanrısal olduğu bilincine ulaşmış olmak, diğer tüm marjinal arayışları örtecek, o insanı aşkla bütünleştirecek , belki de o insanı aşkın ta kendisi yapacaktır.

    Çelik'in geleceğe dair hedefleri arasında, bir gazetede köşe yazarı olmak, bir kitap yazmak ve bir okul yaptırmak yer alıyor.

    Ama o, en büyük hedefinin; yaşadığı müddetçe, "insana dair güzel olan her şeyi" notalarla anlatabilmek ve skandallarıyla değil, başarılarıyla anılan bir sanatçı olmak olduğunu söylüyor.