Çılgın Kalabalıktan Uzak / Thomas Hardy

Konusu 'Kitap Tavsiyeleri' forumundadır ve seaBahAR tarafından 11 Aralık 2008 başlatılmıştır.

    11 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  1. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.949
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238

    Çılgın Kalablıktan Uzak / Thomas Hardy

    [​IMG]

    İngiliz romancı Thomas Hardy (1840-1928), büyük ününü 1873'te yayımlanan Çılgın Kalabalıktan Uzak adlı romanıyla sağlanmış, bu roman onu İngiliz edebiyatının devleri arasında kılmıştır. İnsanlığın sevgi, kin, tutku, hainlik, kalleşlik, gönül yüceliği, emek gibi değişmez nitelikleri, bu romanda iç içe ve ustaca sergilenir. Çılgın kalabalıktan uzakta bir çiftlikte geçen bu romanda, kırsal kesimin bütün enginliğini buluruz. Gençlik döneminin masumluğunu yitirmeden yazdığı bu aydınlık romanında Thomas Hardy, kırsal kesimi alabildiğine değişik ve özgün bir derinlikle anlatmış ve yüzyıl sonrasında da yepyeni kalabilmiştir. Tıpkı Shakespeare'in yapıtlarında olduğu gibi, bu romanda da kırlar bayırlar, soytarı bilgelerle; dürüst yiğitler, dönek çapkınlarla; kimi güçsüz, boynu bükük, kimi buyurgan ve ateşli kadınlarla; eski Grek korosunu andıran çalçene köylülerle; türlü sevdalar ve karasevdalılarla doludur. Hepsi de kendi yollarına gitmek isterken birbirinin ayağına takılır, birbirini destekler ya da kösteklerken, gerilimi artırıp havayı kızıştırırlar. Thomas Hardy'in en ilginç özelliklerinden biri de, feminist akımdan yıllar önce, kadının bağımsızlığından yana çıkabilmiş olmasıdır.

    ***​

    Alper takibi sürdürürken arada bir kitapçıya girer (Homer Kitabevi) “Çılgın Kalabalıktan Uzak”ı alıp kızın karşısına dikilir. Kızın yanıtı ise “İyi de ben yeni basım değil, ikinci el olanını arıyordum.” Sonrası malum...
    İşte biz Türk okurlar da böylece “İngiliz Edebiyatı’nın Emile Zola”sı olarak tarif edilen, dünya edebiyatının dahi yazarlarından olan, yarattığı “Tess” karakteriyle ünlü yönetmen Roman Polanski’yi derinden etkileyen ve başrolünü Nastassja Kinski’nin canlandırdığı bir sinema uyarlaması çektiren Thomas Hardy’nin ilk başyapıtı “Çılgın Kalabalıktan Uzak”ı keşfetmiş olduk! Romanın en son baskısı 1984 yılında yapılmıştı, o da ikinci baskı! Filmden sonra ise kitabın satışında ani bir artış var, bu gidişle üçüncü baskıyı yapması bile muhtemel.
    Bu nedenle romanı yayımlayan Can Yayınları biraz şaşkın. Diyorlar ki; “Bu bir klasik roman. Her klasik gibi satardı ama yavaş satardı. Birkaç haftadır satışlarında ani bir yükselme oldu. Önce ‘Herhalde bir edebiyat öğretmeni kitabı ödev olarak verdi’ sandık. Ama sonra öğrendik ki sebebi ‘Issız Adam’mış.”
    Peki izleyenleri şaşkına çeviren, “İyi de bu adam, şimdi bu kızdan neden ayrıldı?” dedirten filmle bu filme bu roman neden girdi?
    Tabii ki öylesine değil. Her şeyden önce filmin esas kadını Ada, “Çılgın Kalabalıktan Uzak” bir hayat arıyor. Dizi sektöründen ayrılması, çocuklar için kostüm dikmesi de bunun sonuçlarından. Ama Çağan Irmak’ın bu kitabı seçmesinin nedeni bununla sınırlı olmasa gerek. Zira filmde kitaplarla ilgili sahneler gösteriyor ki, o iyi bir yönetmen olduğu kadar, sadık da bir okur.
    Nitekim Thomas Hardy, Irmak’ın kahramanı Alper gibi, “herkesin hissettiği, inandığı bir dünyada hissedemeyen ve göremeyen” kahramanların romancısıdır. Zaten temel teması da; umutsuzluk ve sanayi devrimi ile ortaya çıkan kentleşmenin, modernitenin insanlar üzerindeki baskısı, yarattığı yalnızlıktır. (Ama bu romanında modernite baskısı yoğun görülmez.) Tıpkı Tarsus’tan gelip İstanbul’da tek başına “bir yerlere varan” ve bunun bedelini ailesine, çocukluğuna yabancılaşarak ödeyen Alper gibi. Nitekim, “Çılgın Kalabalıktan Uzak”, “En korkunç yalnızlığın kalabalıkta yaşandığını” da anlatır.

    ***​


    510 sayfalık kitap içinde uzunca süren doğa ve insan ruhu tasvirlerine rağmen akıcı bir şekilde okumaya engel olmuyor. Doğa ve insan tasvirlerinin romanda beni akıcı okumaktan alıkoyduğunu ilk defa lisede Balzac okurken hissetmiş (sanırım Vadideki Zambak idi) sinir olup zaman zaman sayfa atlamıştım. Bu nedenle bir süre içinde bol doğa tasviri bulunan kitaplara rastladığımda “hay Allah nerden çıktı bu şimdi bu” duygusunu sık sık yaşamıştım. Bu önyargımdan kurtulduğumda ise, sıkıcı olmayan, aksine hoş bir keyif veren tasvirlerin tadını çıkarmayı öğrenmiştim.

    Bu romandaki doğa tasvirleri de oldukça keyifli ve anlatılanın neredeyse gözünüzün önüne gelmesine neden oluyor. Aslında bir aşk romanı olan Çılgın Kalabalıktan Uzak, şehir yaşamından uzakta, kırda yaşayan çiftçilerin, ırgatların sıcak samimi, mütevazı hayatını anlatıyor. Aşk tüm roman boyunca doğanın, doğa insanlarının dilinden anlatılıyor. Benim en beğendiğim yönü ise, “Selvi Boylum Al Yazmalım” ın teması olarak gördüğümden beri üzerinde çokça düşündüğüm “Aşk mı emek mi” meselesi. Bu romanda güzel bir şey oluyor (gerçek hayatta olmazsa olmasın ne yapalım) Hem aşık olup hem emek veren en sonunda karşı tarafın aşkını da kazanıyor. Gerçi bahar geldi ama bu tam uzun kış günlerinde okunup içinizi ısıtacak bir roman.

    -İnternet kaynaklarındaki alıntılardan derlenmiştir-


    Not: Yukarıdaki derlemeyi, Çağan Irmak'ın "Issız Ada" filminden sonra, aniden ilgi uyandıran roman hakkında fikir edinmek isteyenler için hazırladım. Meraklısına.. yerimseniben
     
  2. 29 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  3. firstday

    firstday Canlarım ve ben Üye

    Katılım:
    12 Mart 2008
    Mesajlar:
    2.159
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    148
    Allahtan internetten alıntı yaptığını söylemişsin deprofundis..
    Sonuna kadar okudum yazını ve ne baharı yaa kışın göbeğine geldik dedim kendi kendime :)

    BEn de tasvirleri hiç sevmem, sürekli bir aksiyon olacak okuduğum şeyde, bir sonraki sayfada ne olduğunu merak etmem lazım, maalesef başka türlü olunca okuyamıyorum.