Cingenelerin Tarihi...

Konusu 'Bunları biliyor muydunuz ?' forumundadır ve 1BukeT tarafından 16 Mayıs 2007 başlatılmıştır.

    16 Mayıs 2007
    Konu Sahibi : 1BukeT
  1. 1BukeT

    1BukeT Popüler Üye Üye

    Katılım:
    21 Eylül 2006
    Mesajlar:
    1.454
    Beğenildi:
    15
    Ödül Puanları:
    106
    ARKADAŞLAR MERAK ETMİŞTİM ARAŞTİRDIM VE PAYLAŞMAK İSTEDİM:)







    Onlar pistir, çalar, çırpar, ahlaksızdır... Öyle söylenir, öyle bilinir, öyle bilinmesi istenir. Kağıthane'de gözlerden ırak bir arsada yaşayan genç bir çingene kadın şöyle diyor; "Bize pis diyorlar, nasıl temiz olalım hergün sizin çöplerinizi temizliyoruz. Bodrum'da süslü kokanalar yılda bir kez yatlarla çöp toplamaya çıkıyorlar, yaza yaza bitiremiyorsunuz. Oysa biz bütün yıl hep çöp toplarız. Hiç görmezsiniz bizi. Kel kuşları (kelaynak) bilem korursunuz. Çingeneleri de korumaya alsanız ne olur ki?"
    Diğer halklar gibi çok çeşitli olumlu gelenekleri var onların da. örneğin konukları karşısındaki cömertlikleri bunlardan biridir. Ya da örneğin, Çingenelerin oymak gelenekleri içinde topluluk, kocası ölen bir kadının geçimini üstleniyor. Herkes günlük kazancından onun payını ayırıp veriyor. Bunun gibi örnek bir toplumsal dayanışma hala onlar içinde yer yer yaşayabiliyor..
    ***
    Onların da bir tarihi var... Çingeneler de diğer pek çok halklar gibi yüzyıllar boyunca göçler yaşamışlar, birbirinden yüzlerce, binlerce kilometre uzaklıktaki halklarla aynı toprakları paylaşmışlar, birbirlerine karışmışlardır. Araştırmalar çingenelerin ilk yurdu olarak Hindistan'ı gösteriyor. 14. yüzyılda Balkanlara, 15. yüzyılda da Avrupa'ya yayılmışlar. Çingenelerin Hindistan'dan göçlerinin bir noktasında iki kola ayrıldıkları belirtilir. İlk kol, kuzeye yönelmiş, Kafkaslar, Karadeniz, Orta Avrupa, Balkanlar hattını izlemişler. İkinci kol, Güneydoğu Anadolu, Irak, Suriye, Filistin, Mısır hattını izler. Tabii bu boyuna süren bir yürüyüş, sürekli bir göç değildir. Geçtikleri hemen her yerde topluluğun bir bölümü kalmıştır.
    İstanbul, Trakya çingeneleri birinci kolun, Maraş, Antep, Adana civarında yaşayan çingeneler ise ikinci koldan göç edenlerin torunlarıdırlar.
    Bir kısmı bugün yerleşik hayata geçmiştir. İstanbul'da, Kırklareli'nde onların böyle yerleşik hayata geçtikleri semtleri görürüz. Hala göçebe olanlar ise kalaycılıkla, çöp toplayıcılığıyla geçimlerini sağlamaktadırlar.
    ***
    Varlar, hem de milyonlarca... İstatistiği rakamlara göre Avrupa'da toplam olarak 7 milyon 101 bin 500 çingene yaşıyordu. Bu sayının yüzde 60'ı Balkan ülkelerinde bulunuyor.
    Çingenelerin ülkelere göre dağılımı da şöyle:

    Romanya: 800 bin
    Bulgaristan: 800 bin
    Yugoslavya: 800 bin
    Çekoslovakya: 600 bin
    Macaristan: 500 bin
    Türkiye: 500 bin-1.000.000 arası
    İspanya: 500 bin
    Rusyada: 260 bin
    Fransa: 250 bin

    500 bin rakamının Türkiye'deki çingenelerin gerçek rakamı yansıttığı şüphelidir. Çünkü resmi bir kayıt yoktur. Ve sayılarının biraz daha fazla olması kuvvetle muhtemeldir.
    ***
    Varlığını kanıtlamak için inkar... Edirneli bir çingene bundan birkaç yıl önce Cumhuriyet Dergi'de kendisiyle yapılan röportajda karşı karşıya kaldıkları açmazı, zorluğu şöyle dile getiriyordu;
    "Ezilmişiz, çünkü örgütlü topluluk değiliz biz. Sanki dünyanın bütün namussuzluklarını biz yapıyormuşuz gibi muamele görmüşüz. Bizim halkımızı yıldırmış bu aşağılanma. Bizim de bir dil yapımız var. Yaşama biçimimiz var. Ama herşeyden önce insanız. İnsan olduğumuzu kabul ettirmek için, çingeneliğimizi inkara kalkışmışız. Maddi gücümüz yok, eğitimimiz yok, kültürümüzü değerlendiremiyoruz. Bir can derdine, bir boğaz derdine düşmüşüz, öyle de gidiyoruz."
    "İnsan olduğumuzu kabul ettirmek için, çingeneliğimizi inkara kalkışmışız"; işte onların gerçeği bu cümlede saklıdır. Çingeneysen insan değilsin, adam yerine konulmazsın. Adam yerine konulmak için çingeneliğini inkar edeceksin.
    Devlet onları yok saymakla kalmıyor, zararlı, tehlikeli görüyor.
    1934 yılında çıkarılan İskan Kanunu'ndaki bir madde şöyle diyor;
    "Madde 4- Türk kültürüne bağlı olmayan, anarşistler, göçebe çingeneler, casuslar ve memleket dışına çıkartılmış olanlar Türkiye'ye 'muhacir' göçmen olarak kabul edilmezler."
    Bu kanun hala yürürlüktedir.
    ***
    Çingeneler genelde kendilerine "çingene" denilmesini pek istemiyorlar. Daha çok "roman" adını tercih ediyorlar. Herşeye rağmen göğsünü gere gere ben çingeneyim diyenler tüm örgütsüzlüğüne, belki bilinçsizliğine rağmen egemen kültüre karşı bir direnişi temsil ediyorlar. Roman adlandırılmasının benimsenmesi ise bir yerde inkara bulunmuş yumuşak bir kılıf yerine geçiyor. Rom çingenecede insan demek Roman bunun çoğulu oluyor. Bu adlandırmada da çingenelerin yine "insan olduklarını" kanıtlama kaygısı ağır basıyor.
    ***
    2. DÜNYA SAVAŞINDA ‘ÇİNGENE’ DRAMI

    GAZ ODALARINDAKİ BİLİNMEYEN ÇİNGENE GERÇEĞİ
    "Almanya'da Hitler'in iktidar yılları çingenelerin en kara günleri oldu. Alman diktatörünün Yahudiler için ateşlediği fırınların bacalarından çingene dumanları da yükseldi.
    Faşizm döneminde Almanya ve Avrupa'da yarım milyon çingene gaz odalarında yakıldı veya 'tıbbi deneylerde kobay' olarak kullanıldı. Naziler yalnız çingeneleri değil, üç kuşak ötesine kadar soyunda 'çingene' kanı taşıyanları da imha ettiler.
    16 Aralık 1942'de SS şefi Heinrich Himmer tarafından çıkartılan kararda 'çingenelerin topyekün imhası' emredildi. Çingeneler Auschwitz gibi imha ve çalışma kamplarında, labaratuvarlarda öldürüldüler.
    Faşist teorisyenler "bu çingeneler Avrupa'ya yabancı kanı taşıyorlar" diyorlardı.
    Almanya dışında Fransa'da 15 bin, Polonya'da 35 bin, Macaristan'da 28 bin, Rusya'da 40 bin çingene Naziler tarafından topluca öldürüldü.
    Çingenelerin Yahudiler kadar güçlü lobileri olmadığından, uğradıkları katliamlar tarihin karanlık sayfaları arasında eriyip gitti."
    (Çingeneler, Nazım Alpman, sayfa 101-102)

    Yani kısacası, söylenmesi gereken şu ki, onlar da bizim insanlarımız. Tüm diğer halkların sahip olduğu veya olması gereken haklar, onlar için de geçerli. Onların güzellikleri de ortaya çıkarılmayı bekliyor. Onlara insan muamelesi yapacak, onlara dillerini, kültürlerini olumluluklarıyla geliştirecek imkanları sunacak bir iklim oluşturmak tüm toplum ve kurumların görevidir.

    İnsan Hakları Derneği
    Kdz Ereğli Şubesi
     
  2. 9 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : 1BukeT
  3. yilmaaz5285

    yilmaaz5285 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    189
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    88
    buketçim bende meraklıyım böle konulara bende çok çarpıcı bişe duymuştum çingenelerle ilgili dini bi kitaptan okumuştum hikayeyi tam hatırlamıyorum ama özeetleye bilirim ibrahim peygamberin ateşe atılması için hazırlıklar filan yapılıyor şehrin ortasına kocaman ateş yakılıyor yanını yaklaşılmayacak kadar büyük bir ateş çıkıyor ve uzaktan iprahim peygamberi yaş agaçtan yapılan bi sistemle fırlatmayı düşünüyolar ipligi kesiyolar ama allah tarafından iplik kesilmiyor ordan biri şehrin günahsız oldugunu ve allah katında çok büyük gühan sayılacak bir bir olayın olmasını söylüyorlar ve ordan iki kardeş biri kız ve erkek(isimleride vardı ama unuttum)orda cinsel ilişkiye giriyorlar ve bu günah sonucu ipler kopuyo ibrahim peygamber ateşe fırlatılıyor bu iki kardeşten dünyaya gelen insanlara dayandıgı söyleniyor soylarının duyunca tüylerim diken diken olmuştu belki seninde ilgini çeker.nekadar dogrudur bilemiyorum ama
     
  4. 11 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : 1BukeT
  5. ayçiçeği

    ayçiçeği Guest

    ben asla ve asla böyle bir şeye inanmıyorum sonrada şöyle denir güya ayağını altındaki taş eriyene kadar çingene yıkansa temiz olamazlarmış böyle bir şeye inanmıyorum bir kelimeyi şahadet getirseALLAHIN huzurunda bütün kullar tertemizdir ben çok acıyorum onlara bütün pis işler onlara layık görülmüş hep ezilmişler horlanmıilar bana göre 2 eksileri var yakından tanıyorum onları arkadaşlarımbile var bir işte sebat edip çalışmıyorlar çabuk sıkılıyorlar bu gün bulduğunu bu gün yiyorlar birde kendi aralarında toparlanıp sıkntılarını dertlerini dile getiremiyorlar kendi söyledikleri gibi kelaynak kuşlarını bile koruma derneği var bunların yok çingeneyim demek bile kötü yorumlandığı için ben romanım diyorlartrakyada çok var çingeneler mahalleleri var çokta iyi insanlar kimseye bir zararları yok hoşcakal
     
  6. 11 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : 1BukeT
  7. özlemmm

    özlemmm Guest

    Buketcim çok güzel bir araştırma olmuş,eline sağlık.Faşizmin katlettiği bir insan topluluğundan geriye kalanlar şimdi de modern toplumların gizli faşist zihniyetleri tarafından hor görülüp,aşağılanarak ve ikinci sınıf insan mualemesine tabi tutuluyorlar.
     
  8. 14 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : 1BukeT
  9. cilekk

    cilekk Kücük adamIna asIk.. Üye

    Katılım:
    11 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.905
    Beğenildi:
    16
    Ödül Puanları:
    146
    kimse icin genelleme yapilamazki..eminim iyileri ve kötüleri vardirrr kendi iclerinde..
     
  10. 15 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : 1BukeT
  11. deniz_gunes

    deniz_gunes Hayat devam ediyor... Pro Üye

    Katılım:
    9 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    10.204
    Beğenildi:
    27
    Ödül Puanları:
    198

    evet böle bir olay var ben çok duydum ama gerçeği nedir bilemem...
     
  12. 15 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : 1BukeT
  13. Kires

    Kires Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Eylül 2006
    Mesajlar:
    1.637
    Beğenildi:
    1.220
    Ödül Puanları:
    148
    bende daha önceden duymuştum iki kardeşten ürediklerini...ama saçma geliyor nedense...kökenlerinin hisdistan oldugunu biliyorum,zaten çok bir benzerlik var aralarında,insan insan olsun yeterki onlarıda allah yarattı nitekim, onlar hakkında kötü şeyler biliyoruz hep kendimizi onlardan soyutlamış olarak yaşıyoruz..izmirde de romanların yaşadığı alanlar var, ve buna inanınki balkonlarında türk bayrakları asılıymış, gören kişilerden duydum.işte biraz kötü namları var umarım onuda bir gün kırarlar..
     
  14. 17 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : 1BukeT
  15. zxuxm@rxuxt

    zxuxm@rxuxt Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    769
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    güldenn

    buketçim bende meraklıyım böle konulara bende çok çarpıcı bişe duymuştum çingenelerle ilgili dini bi kitaptan okumuştum hikayeyi tam hatırlamıyorum ama özeetleye bilirim ibrahim peygamberin ateşe atılması için hazırlıklar filan yapılıyor şehrin ortasına kocaman ateş yakılıyor yanını yaklaşılmayacak kadar büyük bir ateş çıkıyor ve uzaktan iprahim peygamberi yaş agaçtan yapılan bi sistemle fırlatmayı düşünüyolar ipligi kesiyolar ama allah tarafından iplik kesilmiyor ordan biri şehrin günahsız oldugunu ve allah katında çok büyük gühan sayılacak bir bir olayın olmasını söylüyorlar ve ordan iki kardeş biri kız ve erkek(isimleride vardı ama unuttum)orda cinsel ilişkiye giriyorlar ve bu günah sonucu ipler kopuyo ibrahim peygamber ateşe fırlatılıyor bu iki kardeşten dünyaya gelen insanlara dayandıgı söyleniyor soylarının duyunca tüylerim diken diken olmuştu belki seninde ilgini çeker.nekadar dogrudur bilemiyorum ama


    :uhm:Yukarıdaki yazıyı okuyunca tüylerim diken diken oldu...Gerçeklerle alakası olmayan kulaktan dolma bilgiler beni daima rahatsız etmiştir,çingene değilim ama çok üzüldüm,çünkü onların da insan olarak bizlerden farksız olduğunu düşünüyorum,sadece ve sadece yaşam şekilleri nedeniyle çoğunlukla eğitimsiz kalmışlar...Eğitim görenleri yokmu..ben de küçük bir araştırma yaptım...buyurun




    [ Mustafa Aksu: "Kimseden çekinmeden ben ÔÇingeneyim' demek istiyorum." ]


    MUSTAFA AKSU KİMDİR ?

    Mustafa Aksu, Düzce Çilimli doğumlu. İlkokulu aynı yerde, orta okulu ve liseyi değişik yerlerde okudu. Ankara İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nden mezun oldu ve Devlet Demir Yollarında işe başladı. Memurluk, müdürlük, öğretmenlik ve müfettişlik gibi çeşitli kademelerde görev yaptı. Otuz yıla yakın bir görevden sonra emekli oldu. Emekli olduktan sonra da çalışma hayatına devam etti. Çeşitli vakıflarda baş müdürlük, genel sekreterlik, genel müdürlük gibi görevlerde bulundu.



    -Sayın Aksu, basında yer alan yazılarınızda özellikle vurguladığınız ÔÇingene'nin, gerek ansiklopedilerde, gerekse sözlüklerde yer alan tanımlamalarını düşündüğünüzde kendizi nasıl hissediyorsunuz?

    -Efendim benim ilk ve ortaokul öğrenciliğim sırasında çingene kimliğimi saklama ihtiyacı zaten duymaktaydım. Ne varki mahallemizden ve de komşu mahallelerden çingene kökenli olmayan arkadaşlarımla birlikte okurken onlar , duygusal diyebileceğim çeşitli nedenlerden dolayı, başka arkadaşlara çingene kökenli olduğumu ihbar ettiler. Onun getirdiği bir hayli sıkıntılar yaşadım. Hatta bu yüzden terk-i tahsil dahi yaptım. Yine öğrencilik yıllarımda çalışarak okumak zorunda olduğum için yine dolaylı bir şekilde çingene olduğum öğrenilerek ve başkalarına da duyrulmak suretiyle yine rahatsızlıklarım devam etti. Yani öğrencilik yıllarımda manevi sıkıntıların yanında maddi sıkıntılar da yaşadım. O yüzden daha bir özen gösterdim kimliğimi gizlemeye.

    - Bu farklılığı hissettiğinizde ne tür bir tepki gösterdiğiniz?

    - İlk ve orta tahsilim sırasında kimliğimden ötürü rahatsızlıklarım başladığı zaman ansiklopedileri ve sözlükleri karıştırmaya, araştırmaya başladım. Gördüm ki çingeneler için oldukça olumsuz yaklaşımlar mevcuttu. Hatta bazı ansiklopedilerde oldukça ağır suçlamalar vardı. Buna çocukluk halimle hiçbir tepki gösteremedim, içime atmak zorunda kaldım. Yıllar geçtikçe arada sırada yine Türkçe ansiklopedi ve sözlüklere bakıyordum ve bu anlayışın devam ettiğini görüyordum. En son olarak 1998 yılında yirmi kadar Türkçe sözlük, onbeş kadar ansiklopedi inceledim. İnsanlık ayıbı yakıştırmalar devam ediyordu. Ahlaksızlıkla, fuhuşla suçlanıyordu bu çingene kardeşlerimiz. Bunları hazırlayanlar eğitimci idiler. Bir eğitimci bu kadar çirkin bir anlayışın içine nasıl girebiliyor anlamak zor.

    Tabidir ki çingene kardeşlerimizin arasında da bazı kötü davranışlarda bulunanlar vardır. Her ailede rahatsızlıklar olur. Çingene toplumunda da olacaktır. Çingene toplumu tepeden tırnağa mükemmel insanlardır demek doğru olmaz. Ama onların içinde de çok iyi insanlar olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ben bir suç işlediysem benim için insanlar bir şeyler yakıştırsın da bana öyle baksınlar. Fakat mensubu bulunduğum toplum için böyle bir yaklaşımda bulunmanın büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.

    -Çingenelerle ilgili olarak ülkemizde en azından bugüne kadar ciddi bir kültür araştırmasının yapılmadığını, bilimsel nitelikte bir eser ortaya konmadığını söyleyebiliriz. Bunu neye bağlıyorsunuz?

    - 1940'lı yıllarda yazılan bir roman var. Yazarı çoktan rahmetli oldu. Ondan başlayarak bir çok roman inceledim. Fakat bunlar yöresel bir durum arzediyor. Araştırma türü yazılarda da bu böyle. Ayrıca araştırma türü yazılarda belli bir yörede çingene kökeninden olmayan kişilerden görüş alındığını görüyoruz. Bu görüşler de zaten olumsuz olduğu için aktarılmış. Ciddi bir araştırmadan yoksun olarak kaleme alınmış.

    -Siz ne tür araştırmalar yaptınız?

    -Ben çingene etnik kökenli olarak doğup büyüdüğüm yörede insanları yakından tanımama rağmen, Türkiye genelinde çingene toplumlarına ulaşmaya çalıştım. Yörelere göre insanların örf ve adetlerinde, gelenek ve göreneklerinde değişiklikler oluyor. Bunu bizzat yaşadım ben. Çingene toplumuna girdim ve onlarla birlikte değişik yörelerde yaşadım. Onlardan bir hayli bilgiler aldım. İnsanların o bilgilerden haberleri yok, gerçekleri bilmiyor insanlar.

    - Sayın Aksu, bu araştırma kısırlığını biraz da çingenelerde aramak gerekmiyor mu? Yani dışarıdan yeterli derecede araştırma yapılmadığını söylüyoruz ama çingenelerden de bu tür araştırmaya gidenler olmamış, olmuşsa bile seslerini duyuramamış.

    -Efendim çingeneler bugüne kadar hep dışlanmışlar, horlanmışlar, aşağılanmışlar. Bununla birlikte çingeneler içindeki düşünceleri açıklamakta tereddüt içerisinde kalmışlar. Bu halen de böyledir. Bu yüzden çingeneler karşısındakine pek fazla güvenmezler, karşısındaki de ona güvenmez. Ama karşılıklı olarak birbirlerine güveniyormuş gibi görünürler. Ben ise tam otuziki yıldır bu araştırmaları yapıyorum. İnsanların çalıştığı yerlerdeki çingeneler hakkında ne düşündüklerini, onları nasıl tanıdıklarını, onların konuşmalarından yakalamaya çalıştım. Hemen hemen karşılaştığım, konuşma imkanı bulduğum insanlarla, yine kendimi tanıtmadan çingeneler hakkında sohbetler yaptım ve halen de yapmaktayım.

    - Araştırmalarımıza göre bu horlanıp dışlanmanın sebepleri nelerdir?

    -Mübalağa yapmadan söylüyorum. Bu güne kadar onbine yakın insanla, çingeneler hakkında görüşmüşümdür. Bu insanlardan iyimser bir tahminle %10 gibisi olumlu düşünceye sahip. Gerisi ise izahı olmayan düşünceler içerisinde. Hiç unutmam, ilkokul döneminde ailemi de yakından tanıyan öğretmenime, Ôçingenelerle evlenilir mi' diye sordum. Aslında şair ruhlu, hassas, duygusal bir insan olan öğretmenim, beni de çok sevmesine rağmen, beni rahatsız etmemek için, kendi yanlış kanaatini çok açık olarak ifade etmemeliydi. Fakat o böyle yapmadı ve dedi ki ÔHayır çingenelerle evlenilmez.' O anda soramadım neden diye.

    - Siz evlisiniz ve eşiniz de çingene değil. Anlattığınız bu kadar zorluğa rağmen, evliliğiniz nasıl gerçekleşti?

    - Efendim işin gerçeği, ben nişanlanırken çingene olduğumu gizli tuttum. Daha sonra nişanlıma bütün bunları anlattım. Hatta tereddüdü halinde yol yakınken, dostluğumuzun devamı ile birlikte ayrılabileceğimizi söyledim. Fakat o kabul etmedi. Ona çingenelerle ilgili yaygın bütün yanlış kanaatleri anlattım. Düşünmesi için süre verdim. Hiçbirisini kabul etmedi ve etnik köken isimlerini kabul etmediğini, benim şahsiyetimin önemli olduğunu söyledi. Gerçi bu sıralarda kayınpederime bir arkadaşım tarafından ihbarda bulunuldu fakat yine de evliliğimiz gerçekleşti. Kırkbeş yıllık evliliğim süresince de bu konu gündemimize gelmedi. Çocuklarım da bu konuda, bu güne kadar herhangi bir problem yaşamadılar.

    -Ülkemizde tanınmış bazı simalar (özellikle sanat camiasından bahsediyorum) kendilerini Çingene değil de Roman olarak tanıtıyorlar. Bu insanlar neden kendilerini saklıyorlar, saklanma ihtiyacı duyuyorlar?

    -Araştırmalarım sonucu öğrendim ki, milattan tam iki bin yıl önce yaşamış bulunan İbrahim Peygamber tek tanrıya inanıyordu. Karışısındaki grup da çok tanrılı bir inanca sahipti. Nemrud bunların başını çekiyordu. Nemrud İbrahim Peygamberi ateşte yakılmak üzere cezalandırır. Odunlar yakılır. İbrahim Peygamber yanan odunun içine fırlatılmak üzere mancınığa bağlanır. Mancınık çalışmaz ya da odunlar ateş almaz. Kur'an'da da belirtildiği üzere İbrahim Peygamber'e zarar verilemez. Biz şimdi bu gerçeği bir tarafa bırakırsak insanlar neler eklemişler, ona bakalım: Mancınık çalışmayınca ya da odunlar yanmayınca düşünmüşler, demişler ki, melekler gelmiştir de İbrahim'i koruyorlardır. Biz de öyle bir şey yapalım ki, şeytanlar gelsin, melekler kaçsın da biz öylece bunu gerçekleştirelim. Cin ile Gan adında iki kardeşi getirmişler, meydanda insanların gözü önünde cinsel ilişkide bulundurmuşlar. Bunlar Allah tarafından lanetlenmişler, işte onların soyundan gelenlere çingene denmiş, lanetlenmiş oldukları için onların imansız kişiler oldukları kabul edilmiş ve bu inanç maalesef bu güne kadar gelmiş. Bu dört bin yıllık bir masaldır, hurafedir. Hatta iftiradır. Bu inanç gereği Çingenelerin inançsız oldukları, hatta isteseler de inanmayacakları düşüncesi halk arasında yerleşmiştir. Öyle ki, bir çingenenin Müslüman olabilmesi için önce gavur olması gerektiğini bile ortaya atanlar çıkmıştır. İşte böyle davranışın sonucu olarak çingeneler toplumda dışlanır, horlanır, aşağılanır, onlarla kolay kolay ilişki kurulmaz. Zaten evlenme denirse zinhar. Hatta utanmadan, sıkılmadan, İslâm dininin çingenelerle evliliği yasakladığını söyleyenlerle birlikte, Kur'an-ı Kerim'de bu anlayışın olduğuna ve çingenelerle evlenmenin Kur'an emriyle yasaklandığına dahi inananlar olmuştur.

    Ben şahsen Kur'an Kerim'i defalarca incelemiş biriyim ve bana bu masalları anlatanlara bu söylediklerinizi Kur'an-ı Kerim'de göstererek ispat edin diyorum. Fakat kimse ispat edemiyor. Diyorlar ki, herkes öyle söylüyor. İşte böyle olunca çingeneler bu horlanmaktan, dışlanmaktan çekindikleri için, zarar görmemek için, kendi kimliklerini gizlemeye çalışıyorlar. Ben de hayatımın büyük bir bölümünde 65 yaşıma kadar kimliğini saklamaya çalıştım.

    -Ne zamana kadar sürecek bu gizlilik?

    -İşte özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı başlattığı bu görevini yaygın bir biçimde geliştirdiği zaman, müftülükler, din adamlarımız bunun hurafe olduğunu ve İslâm'ın hurafe kabul etmediğini, böyle düşünenlerinin günahkar olacağını ve buna benzer güzellikleri ifade etmek suretiyle ancak bu olumsuzluklar giderilebilecektir. Tabi bununla birlikte Ansiklopedi ve sözlüklerdeki tanımların da yeniden düzenlemesi gerekmektedir.

    -Roman ile çingene arasında ne gibi fark vardır.

    -Efendim ikisi arasında hiçbir fark yok. Aslında Roman diye bir şey yok. Taban isim, temel isim Çingenedir. İşte yukarıda da saydığım nedenlerden dolayı Çingene kimliğini gizliyor, Romanım diyorlar. Aslında Çingeneler bölgeler arasında da farklı şekilde isimlendiriliyorlar. Çingeneler için paşo, poşa, paşa, esmer tenli vatandaş denilmekle birlikte; metrib, rom, hatta kıbti gibi isimler de kullanılmaktadır. Ama taban isim Çingenedir. Çingene bir etnik köken ismidir. Ne var ki, bugün bu etnik kökenlikten de çıkarılmış mecazî anlamda, sıfat olarak kullanılmıştır. Size birisi davranışınızı ve sözünüzü çirkinleştirmek için Çingenelik yapma diyebiliyor. Yani bir sıfat takıyor size. İşte bunlardan çıkan bir sonuç olarak bu insanlar kendilerine Roman demişler ve böyle de devam ediyor.

    -Roman ya da Çingene, sonuçta hepsi Allah'ın kulu, hepsi bu ülkenin evladı.

    -Gayet tabii. Bir kere şunu tesbit etmek lazım. Türkiye'de Çingeneler tarihin çok eski zamanlarından beri devlete zarar veren bir konumda olmamışlardır. Bunu kimse söyleyemez. Bu gün de yaşanıyor, yer altı faaliyetleri, kaçakçılık, esrarkeşlik, gangasterlik. Ama Çingeneler bunların dışındadır. Çingeneler askerden kaçmazlar. Askere giderken, onu kutsal bir görev olarak gördükleri için davul ve zurna ile uğurlanırlar.

    -Çingeneler olarak Diyanet'ten neler bekliyorsunuz?

    -Diyanet İşleri Başkanlığı bizim mevcut problemlerimizle, özellikle son günlerde titiz bir şekilde ilgileniyor. Başkanlık, müftülüklere bir yazı gönderdi. Bildiğim kadarıyla merkez teşkilatına da bu yazı, çalışmalar yapmak üzere dağıtıldı. Vaaz yoluyla, hutbe yoluyla, mahalli televizyon ve radyolarla ahlaki ve dini sohbetlerde halkımızın bu konuda aydınlatılması istendi. Şimdi ben şunu temenni ediyorum: Hangi müftülüklerde, ne oranda bu yazılı emrin yerine getirileceğini pek tabi ben bilemem. İslamiyetin gereği olan bu emir ne ölçüde yerine getirilecek. Önemli olan bu. Dilerim ki en iyi şekilde insanların aydınlatılması için çalışmalar yapılsın. Hatta yerel televizyonlar ve radyolarla yetinilmeyip, insanları aydınlatmanın daha da büyük çapta geliştirilmesini sağlamak amacıyla panaller düzenlensin. Çünkü bir doğru ortaya çıkmıştır. Çeşitli vesilelerle tekrar etmek suretiyle insanlarımızın kesinkes aydınlatılmasına ihtiyaç vardır. Zira insanlarımız Çingenelerimizin suçlanmasına ilişkin ön yargıların, Kur'an'ın emri olduğunu zannetmek gibi büyük bir yanlışın içerisindedirler. Öyleyse İslamiyeti, Kur'an'ın büyüklüğünü bu çirkinliklerden, cahilliklerden kurtarmak için, buna daha büyük bir önem verilmesini, bu çalışmaların mutlaka gerçekleştirilmesi için titizlik gösterilmesini istiyor ve bekliyorum.


    alıntı
     
  16. 17 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : 1BukeT
  17. deniz_gunes

    deniz_gunes Hayat devam ediyor... Pro Üye

    Katılım:
    9 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    10.204
    Beğenildi:
    27
    Ödül Puanları:
    198
    Arkadaslar çingenelerde kalp damar vs.. hastalıklarına çok az rastlandığını biliyor muydunuz? sebep hiçbir şeyi kafayı takmazlar:Roflol:
     
  18. 17 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : 1BukeT
  19. deniz_gunes

    deniz_gunes Hayat devam ediyor... Pro Üye

    Katılım:
    9 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    10.204
    Beğenildi:
    27
    Ödül Puanları:
    198
    Yanlışlıkla açıldı pardon kızlaaaaaaaaaar