Cinsel yolla bulaşan hastalıklar

Konusu 'İntaniye - Bulaşıcı Hastalıklar' forumundadır ve Elif tarafından 22 Şubat 2009 başlatılmıştır.

    22 Şubat 2009
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.616
    Beğenildi:
    5.145
    Ödül Puanları:
    438
    Frengi nedir ?
    Frengi, Treponema pallidum adı verilen bir bakterinin (mikrop) neden olduğu cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Tedavi edilmediği takdirde, bu bakteri zaman içerisinde vücuda yayılarak birçok organda hasara neden olur.

    Frenginin yaygınlığı nedir ?

    Frengi en sık rastlanılan cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir. 1995 yılı Dünya Sağlık Teşkilatı tahminlerine göre her yıl yaklaşık 12 milyon kişi hastalığa yakalanmaktadır. Hastalık en sık Güney ve Güneydoğu Asya'da görülmektedir. Son yıllarda Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ortaya çıkan Bağımsızlıklarını Yeni Kazanmış Devletler'de de hastalığın giderek arttığı bildirilmektedir.

    Frenginin ilk belirtileri ne zaman ortaya çıkar ?

    Hastalık; penis, vajina, anüs (makat) ya da ağız yolu ile bulaşır. Mikrobun sağlam kişiye bulaşmasından sonra ilk belirtiler 10 gün ile 3 ay içerisinde ortaya çıkar. Hastalıkta bir veya daha fazla sayıda, üstü açık, bir santimetre boyutlarında , sert, ağrısız "şankır" adı verilen yaralar oluşur. Bu yaralar, genelde bakterinin ilk bulaştığı cinsel organlar etrafında oluşur. Mikrop daha sonra kan yolu ile bütün vücuda yayılır. Kasık ve boyun lenf bezleri şişebilir.

    Frengi şankırı ne zaman ortadan kalkar ?

    İster tedavi edilsin ister edilmesin frengi şankırı birkaç hafta içerisinde kendiliğinden kaybolur. Tedavi görmeden yaraların iyileşmesi hastalığın iyileşmesi anlamına gelmez. Bu devrede tedavi edilmeyen hastalarda hastalık ilerler.

    Frengi, şankır döneminde tedavi edilmez ise ne olur ?

    Hastalık şankır döneminde tedavi edilmez ise, yaraların ortaya çıkışından itibaren 3-6 hafta içerisinde, ellerde, ayaklarda ve vücudun diğer kısımlarında kırmızılıklar (döküntüler) oluşur. Bu kırmızılıkların olduğu bölgelerde de bakteri bulunmaktadır. Bakteri, fiziksel temas sonucu, bu bölgelerdeki yara, sıyrık gibi kısımlardan sağlam kişiye bulaşabilir. Döküntüler genellikle birkaç hafta ya da ay sonra kendiliğinden ortadan kalkar. Döküntüleri ile birlikte; hafif ateş, yorgunluk, baş ağrısı, boğaz ağrısı gibi belirtiler de bulunabilir. Tedavi edilmeyen vakalarda dahi, bu belitiler kendiliğinden kaybolabilir. Frenginin ikinci dönemi olarak bilinen bu dönem 1-2 yıl devam edebilir.

    Frengi, döküntü döneminde de tedavi edilmez ise ne olur ?

    Gerek birinci, gerekse ikinci dönemde tedavi edilmeyen frengi vakalarının üçte birinde, hastalık uzunca bir süre sessiz kaldıktan sonra daha ileri bir döneme gider. Bakteri kalp, gözler, beyin, sinir sistemi, kemikler, eklemler başta olmak üzere vücudun birçok yerinde hasarlara neden olur. Bunun sonucu ruhsal bozukluklar, körlük, felçler ve ölüm meydana gelir.

    Frengi gebe kadından bebeğine bulaşır mı?

    Tedavi edilmeyen frengili gebe kadından, bakteri hamilelik esnasında bebeğe bulaşabilir. Bulaşım riski % 70 dolayındadır. Bu gebelerin ise yaklaşık % 25'i, ölü doğum ya da erken dönem bebek ölümü nedeni ile çocuklarını kaybederler.

    Frengi kan nakli ile de geçer mi?

    Hastalık mikrobu kanda da bulunduğundan kan donörlerinde frengi testi yapılır. Test sonucu hastalık bulunduğu anlaşılırsa kan başkalarına verilmez. Kontrolsüz kan nakli ile hastalık sağlam kişiye bulaşabilir.

    Frengi tanısı basit midir ?

    Frenginin ilk belirtileri diğer bazı hastalıklarda da bulunabilir. Bu nedenle hastalık tanısı sadece hekim tarafından konulabilir. Hekim yaralardan alacağı örnekte mikroskop altında bakteriyi görebilir. Bunun yanında tanı koymaya yardımcı kan testleri de vardır. Ancak, ilk 3 ay testlerin yalancı negatif sonuç (mikrobu taşıdığı halde negatif sonuç çıkması) verebileceği de akılda tutulmalıdır.

    Frenginin tedavisi var mıdır?

    Frengi genellikle penisilin tedavisi ile kolayca iyileşir. Penisilin dozu ve uygulama şekli hekim tarafından belirleneceğinden, cinsel organları etrafında frengi şankırı olanlar kendi kendilerine ilaç kullanmamalıdır. Tedavinin başlangıcından genellikle 24 saat sonra bulaştırıcılık kaybolur.

     
    Son düzenleme: 22 Şubat 2009
  2. 22 Şubat 2009
    Konu Sahibi : Elif
  3. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.616
    Beğenildi:
    5.145
    Ödül Puanları:
    438
    Bel soğukluğu, cinsel ilişki yolluyla bulaşan bir hastalıktır. Özellikle cinsel yönünden aktif gençleri hedef alması ve tedavi edilmez ise ilerleyerek kısırlığa yol açmasında dolayı oldukça önemlidir.
    Düsük sosyoekonomik düzey, çok eşli cinsel yaşam, cinsel aktivitenin erken yaşta başlaması, hastalığın saklanması bazen de hiç belirti vermeden seyretmesi nedeniyle yayılımı oldukça fazladır.
    Hasta bir erkekten cinsel eşine bir tek ilişki ile %50, daha fazla ilişkide %90, hasta bir kadından cinsel eşine bir tek ilişki ile %20, daha fazla ilişki ile %60-80 bulaşma riski vardır. "Cinsel ilişki" ile kastedilen vajinal, anal ve oral ilişkilerdir
    Erkekte belirtileri daha çok idara yolu enfeksiyonu gibidir. Penisten gelen beyaz-sarı renk akıntı en önemli belirtisidir. İdrar yaparken yanma, acıma ve penisin ucunda kızarıklık da olabilir.
    Kadında belirtileri idrar yolu enfeksiyonu benzeri bulgular yanında daha çok iç üreme organlarda hastalık yaptığından %50 hastada hiç belirti vermeyebilir. Yine burada da beyaz-sarı renk vajinal akıntı, ağrılı idrar yapma ve adet kanamaları arasında ara kanamaları görülmesi önemli belirtiler arasındadır.
    Ayrıca gebe kadında bel soğukluğu düşüklere ve erken doğumlara neden olabilir. Doğum sırasında bebeğe bulaşabilir ve bebeğin gözlerinde iki taraflı akıntı ile başlayan, körlüğe kadar varabilen hastalığa yol açar.

    Bel soğukluğu makatta hastalık yaparsa anus çevresinde kaşıntı, ağrı, makattan kanama ve akıntı gibi belirtiler verir. Boğazda yerleşirse (cinsel organdan ağıza bulaşmış olabilir) daha ciddi hastalığa ve mikrobun kana karışmasına neden olabilir.

    Teşhisi oldukça kolaydır. Bu belirtiler ile gelen kişilerin akıntılardan alıncak örneklerde mikrobun gösterilmesiyle teşhis konulabilir ama daha çok hastadaki belirtilere (klinik tablosu) sebep olan en sık rastlanan mikroba yönelik tedavi verilir.

    Tedavisi de oldukça kolaydır ancak mutlaka bir doktor tarafından verilmeli çünkü hemen hemen aynı belirtilere yol açan birçok mikrop var. Tedavi de doktorun tarif ettiği şekilde uygulanmalıdır. Cinsel eşlerinde doktora getirilmesi ve onların da tedavi almaları mutlaka gereklidir.
     
  4. 22 Şubat 2009
    Konu Sahibi : Elif
  5. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.616
    Beğenildi:
    5.145
    Ödül Puanları:
    438
    Ducrey basili, hastalığın amilidir. Ekseriya cinsel temasla, nadiren de mesleki olarak geçer. Mikrobun yerleşebilmesi için deri veya mukozada bir yara bulunması şarttır. Bu mikrop, sıcak ve rutubetli muhiti sevdiği için hastalık daha ziyade sünnetsiz erkeklerde görülür. 1-3 günlük bir kuluçka döneminden sonra mikrobun girdiği yerde şiddetli kırmızı bir leke meydana gelir. Bu leke gelişerek kısa zamanda yara halini alır. Yaranın zemini yumuşaktır. Yaranın büyüklüğü toplu iğne başından el ayasına kadar değişir. Bölgesel lenf düğümleri şişebilir. Yumuşak şankır genellikle tenasül organları bölgesinde görülürse de nadiren parmaklarda ve dilde de rastlamak mümkündür.

    Tedavide en çok sülfonomid grubu ilaçlar kullanılmakta ve şifa hasıl olmaktadır. Hastalıktan korunmada evlilik dışı, cinsel temaslardan kaçınmak esastır
     
  6. 22 Şubat 2009
    Konu Sahibi : Elif
  7. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.616
    Beğenildi:
    5.145
    Ödül Puanları:
    438
    Cinsel temasla geçen bir hastalık olup, erkekler kadınlardan fazla hastalanırlar. Ortalama 10-15 günlük bir kuluçka döneminden sonra virüsün girdiği yerde bir kabarcık veya yara meydana gelir ve bir süre sonra kaybolur. Daha sonra bölgesel lenf bezleri şişer cerahatlenir ve dışarı açılırlar. Hastalığın seyri esnasında kırıklıklar, başağrısı, ateş ve vücutta döküntüler görülebilir. Hastalık genellikle çok uzun sürer; tedavide istirahat ve sıcak tatbikat esas olup, streptomisin ve tetrasiklinler kullanılır.
     
  8. 22 Şubat 2009
    Konu Sahibi : Elif
  9. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.616
    Beğenildi:
    5.145
    Ödül Puanları:
    438
    Ekseriya cinsel temasla bulaşan, kuluçka devri birkaç günden üç aya kadar değişen ve orta derecede bulaşıcı bir hastalıktır. Mikrobun girdiği yerde bir döküntü veya yara meydana gelir. Giderek yayılır. 10-12 sene devam eder. Tenasül organları bölgesinde ödemler ve idrar yolu darlıkları, kansızlıklar meydana gelebilir. Tedavide streptomisin veya kloranfenikol kullanılabilir.
     
  10. 22 Şubat 2009
    Konu Sahibi : Elif
  11. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.616
    Beğenildi:
    5.145
    Ödül Puanları:
    438
    Acquired Immuno Deficiency Syndrome kelimelerinin kısaltması olarak ortaya çıkmış ve Edinilmiş Yetersiz Bağışıklık Sistemi Sendromu olarak Türkçe'ye çevrilmiştir.

    AIDS ilk olarak 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde keşfedilmiştir. Keşfinden hemen sonra hızla yayılarak; erkek, çocuk, siyah, beyaz, Latin, Asyalı, zengin, fakir demeden bir çok insanın ölümüne neden olmuştur. Günümüze kadar AIDS'ten 225.000 kişinin öldüğü kaydedilmiştir. Bu sayı her 13 ila 15 ayda ikiye katlanmaktadır.

    AIDS için halen kesin olarak bilinen bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. AIDS'ten korunmak bu tehlikeli ve ölümcül virüsün yayılmasını önlemek için uygulanabilecek tek yoldur. HIV, Human Immune Deficiency Virus, vücut bağışıklık sistemi virüsü, AIDS tamamen vücut bağışıklık sistemi ile ilgili olduğundan, hastalığa sebep olan virüse bu isim verilmiştir. Virüs, insan vücudunun hastalıklara karşı direncini sağlayan bağışıklık sistemini etkisiz hale getirmektedir. Vücut bağışıklık sisteminin etkisiz hale gelmesi, virüsten etkilenmeden önce kolayca başedebildiği deiğer hastalık mikroplarıyla artık çarpışamayacak duruma gelmesi demektir. Bu da basit bir enefeksiyonun bile ölümcül hale gelmesine sebep olabilir. AIDS hastalarının yarısından çoğu bağışıklık sistemlerinin etkisiz hale gelmesi yüzünden basit enfeksiyonlara yenilerek hayata veda etmişlerdir.
     
  12. 22 Şubat 2009
    Konu Sahibi : Elif
  13. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.616
    Beğenildi:
    5.145
    Ödül Puanları:
    438
    Genital siğiller, HPV'nin (human papilloma virüs) DNA'ya yerleşmesiyle ortaya çıkar. Virüs taşıyan ve lezyonlu olan kişinin partnerine temasıyla bulaşır. Bunlar yüzeyde kabarık, koyu kahverengi, irili ufaklı bazen kanayabilen, çabuk yayılım gösteren karnıbahar görünümündeki ağrısız oluşumlardır. Siğiller genellikle genç erişkin grupta görülür. Ortalama başlangıç yaşı 16-25'tir. Siğiller enfeksiyon alındıktan 1-6 ay sonra gelişir. Ancak virüs çoğalması genellikle 6-9 aydır. HPV adı verilen virüs kültür ortamlarda belirlenemiyor. Moleküler biyoloji tetkikleri ile tespit ediliyor. 70'den fazla tipi bulunuyor. HPV cinse yollu bulaşıyor. Genital kanserlerin oluşumunda etkili olduğu biliniyor. Dünyada seksüel olarak aktif kadınların yüzde 30'unun HPV virüsünü taşıdığı düşünülüyor. Vajinal, anal ilişki veya herhangi bir cinsel temas sırasında hastalıklı kişiyle doğrudan temas yoluyla bulaşıyor. Çoğunlukla semptomsuz seyrettiği için kadın ve erkeklerde gerçek görülme sıklığının bilinmesi güçleşiyor.
    Sinsi bir hastalık

    Siğiller vücudun her tarafında çıkabilirler. Ama genital bölgede görülen siğiller diğerlerinden farklıdır. Sinsi bir biçimde yayılırlar. Kıl batmalarının siğillerle bir ilgisi yoktur. Genital siğiller tek tek görülebildikleri gibi çok büyük boyutlara da ulaşabiliyorlar. Hastalık genellikle belirti vermiyor. Hastanemize gören hastalar arasında genital siğilleri sıklıkla görüyoruz. Hastalar farklı şikayetlerle geliyorlar. Bazı hastalarımızda tedaviye yanıt vermeyen vajinal yanma, kaşıntı yakınmaları gözlüyoruz. Bazıları ağrılı cinsel ilişkiden yakınıyor. Bazılarında da sık sık tekrarlayan genital siğil şeklinde ortaya çıkıyor. Hastalarımızın öyküsünü dinlediğimizde bir bölümünün de siğili olan bir cinsel partneri olduğunu öğreniyoruz.

    Nerelerde görülüyor?

    Siğiller dış cinsel organlarda, vajinada rahim ağzında, makat ve idrar kanalı çevresinde görülebiliyor. Genital siğillerin teşhisi pap smear testiyle saptanabiliyor. Genital siğile neden olan virüsler içinde bazılarının kansere yol açtığı biliniyor. HPV tip 16, 18, 31, 33, 35 rahim ağzı kanserlerinden sorumludur. Virüs DNA'ya yerleştiği için hiçbir zaman tam anlamıyla vücuttan atılamıyor.

    Tedavisi nasıl yapılıyor?

    Sinsi seyreden bu hastalığa yakalanan hastalarımızda eğer siğil varsa elektro koterle yakıyoruz. Siğilin her zaman tekrarlama riski var. Yakma dışında "5-Fluorourasil" isimli bir anti kanser ilacıyla, "podofilin" denilen bir başka ilacı siğillerin üzerine sürerek tedaviyi sürdürüyoruz. En az 3 hafta bu tedavi sürüyor. Siğiller tekrarlarsa hastaları düzenli olarak takip ediyoruz. Tedavi sırasında cinsel ilişkide bulunulmaması veya prezarvatif kullanılmasını öneriyoruz.

    Birçok kişi taşıyıcı

    HP virüsü taşıyan birçok kadında genital siğiller gözlenmiyor. Hasta taşıyıcı oluyor. Erkeklerde de penis üzerinde görülebiliyor. Bu yüzden biz cinsel olarak aktif kadınların yılda bir defa pap smear testi yaptırmalarını öneriyoruz. Güvenilir bir cinsel partnerle birlikte olmak, prezarvatif kullanmak da önlemler arasında yer alıyor.

    Pap smear testi: Jinekolojik muayene sırasında Rahim ağzından özel bir fırça ile örnek alınıp patoloji laboratuvarına gönderiliyor. Kanserlerin erken teşhisi için pap smear testinin her yıl düzenli yaptırılması gerekiyor.

     
  14. 22 Şubat 2009
    Konu Sahibi : Elif
  15. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.616
    Beğenildi:
    5.145
    Ödül Puanları:
    438
    Genital Uçuk Hastalığı (Herpes Simpleks Enfeksiyonu), dudaklarda ve dudak çevresinde görülen uçuğa benzer lezyonların çok sayıda ve gruplaşmalar şeklinde ve çok daha şiddetli belirtilerle genital bölgelerde ortaya çıkmasıdır.

    Virüs bir kez vücuda yerleştiğinde, belli dönemlerde tekrarlayıcı enfeksiyonlara yol açar. İlk enfeksiyon, oldukça ağrılı ve kaşıntılıyken, ikinci ve sonraki enfeksiyonlarda daha hafif belirtiler gözlenir. Bu enfeksiyonun kadın açısından en önemli özelliği, gebelik döneminin sonlarında ortaya çıktığında, doğum kanalından bebeğe ulaşarak bebeğin hayatını tehdit eden enfeksiyonlara yol açma riski olması ve bu nedenle sezeryan doğumu gerektirmesidir.

    Primer, yani ilk kez ortaya çıkan bir genital herpeks enfeksiyonu, genital bölgede hafif bir kaşıntı ile birlikte kızarık bir döküntü şeklinde başlar. Çok kısa bir süre içinde (saatler içinde) bu kırmızı zemin üzerinde gruplaşmış su kabarcıkları (veziküller) ortaya çıkar; bu kabarcıklar çok ince duvarlı olduklarından bazen hastalar tarafından hiç farkedilmeden yüzeysel yaralara dönüşebilirler.

    Lezyonlardan önce ortaya çıkan kaşıntı, karıncalanma ve bacaklardaki ağrılar tipiktir. Deri belirtilerine bölgesel bezelerde şişme ve sistemik bulgular (ateş, halsizlik gibi) da eşlik edebilir. Lezyonlar, çok çabuk patladığından tanı için klinik görünümün yanında immünolojik kan tetkikleri, yara sıvısının incelenmesi ve kültürü gerekebilir.

    Rekürran (tekrarlayıcı) genital herpes enfeksiyonları, genellikle tedavi edilmemiş primer herpes enfeksiyonlarından sonra görülür. Primer herpes enfeksiyonlarına göre daha hafif seyreder ve daha kısa sürerler. Tedavi ve aşısı yoktur. Uçukları temiz ve kuru tutmak ayrıca antiviral ilaçlar (acyclovir) iyileşmeyi hızlandır.

    Çok inatçı ve tekrarlayıcı enfeksiyonlarda düşük doz antiviral ilaçlar uzun süre (3,6,12,24 ay) kullanılabilir. Aktif ataklar sırasında cinsel temaslardan kaçınılmalıdır. Özellikle kadınlarda genital herpesin serviks ve vajen kanseri riskini arttırdığı bilindiğinden bu hastalığa gerektiğinden daha fazla önem verilmelidir
     
  16. 13 Mayıs 2010
    Konu Sahibi : Elif
  17. didi_

    didi_ İki deli kedim... Üye

    Katılım:
    6 Ocak 2009
    Mesajlar:
    1.618
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Öff ne kötü şey şunlar. Hele vücudunda kalıp gitmeyenler. :gitme: