çirkin kız melisa

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve birumutt tarafından 6 Ocak 2010 başlatılmıştır.

    6 Ocak 2010
    Konu Sahibi : birumutt
  1. birumutt

    birumutt boncuk gözlüm Üye

    Katılım:
    25 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.769
    Beğenildi:
    304
    Ödül Puanları:
    188
    Yağmur çiseliyordu. Arap kızı değilse de çirkin kız Melisa camdan bakıyordu. İnsanlar sanki düşman saldırısına uğramış gibi sağa sola koşuyor, saklanacak yer arıyorlardı.


    Melisa’nın gözlerine dikkatlice bakılsaydı, aslında insanları seyretmediği anlaşılırdı. Annesiyle birlikte alışverişe giden ablası Derya’yı hayal ediyordu. Şimdi ne güzel markette geziyordur. Yürüyen merdivenle oyun oynuyordur. Annesi de ona gülen gözlerle bakıyordur. Allah

    ablasını çok güzel yaratmıştı. Herkes ona baktığında “ne güzel bir kız” diye iltifat ediyorlardı. Kendisi ise hiç de ablası kadar güzel değildi. Bunun için de kendisini alışverişe bile götürmüyordu. İşte bugün yine evde beklemek zorunda bırakılmıştı. Sanki çirkin olmayı kendisi istemiş gibi, insanlar kendisine öcü gibi bakıyorlardı. Allah’ın yarattığı her şeyde bir güzellik olduğunu insanlar niçin anlamak istemiyorlardı.


    Bir de Melisa küçük aklıyla şuna bir türlü anlam veremiyordu; kendimizden kaynaklanmayan güzelliklerden dolayı övünme hakkına nerden sahip oluyoruz. Asıl övünülmesi gereken güzellik, emek ve gayretle elde edilendir. Başarılı ve terbiyeli olmak, zorluklar karşısında azimli olmak bir gayret sonucu oluşan güzelliklerdir. Asıl takdir edilmesi gereken bunlar olmalıydı.


    Melisa bunları düşünürken zilin uzun uzun çalışını duymadı. Hatta annesi ve ablasının içeriye girişinden bile haberi olmadı.


    Gökyüzünde süzülen kara bulutlara gözleri takılmıştı. Bu bulutlar ilkbahardaki gibi beyaz değildi. O bulutlara göre çirkin bile denebilirdi. Ancak bu kara bulutlar olmasa, yeryüzü, karaya vurmuş balık gibi kısa bir süre sonra yaşamın tüm güzelliklerine “elveda” derdi. Bunun için insanlar beyaz bulutları sevdikleri gibi kara bulutları da seviyorlardı. Hatta kara bulutlar için duaya bile çıkıyorlardı.

    “
    Ne yapıyorsun aptal kız!” Melisa birden irkildi. “Hı ne var!” diye heyecanla arkasına döndü. Annesinin ruhunda kırılan fay hatları gözlerinden ve ağzından tsunami dalgaları yükseltiyordu. Zavallı Melisa bu korkunç dalgalar karşısında sığınacak bir liman arıyordu. Ama her defasında bu dalgaların azgın hücumları karşısında eziliyordu.


    “Biz gelinceye kadar miskin miskin oturdun değil mi? Seni tembel beceriksiz” dedikten sonra Melisa’nın üzerine yürüdü.

    Derya ise kalbinde açan ilkbahar çiçeklerinin yüzündeki aksiyle annesine seslendi;


    —Anneciğim lütfen dur! Kardeşim Melisa çok çalışkan ve iyi bir kız. Okulda onun kadar başarılı bir öğrenci yok. Bak işleri de bitirmiş.

    Melisa’nın gözleri ışıl ışıl parladı. Ablası gönül semasında bir gökkuşağı gibi doğdu. Sevmenin ve sevilmenin insan hayatında ne kadar çok önemli olduğunu bir kez daha anladı. Koşarak ablasının boynuna sarıldı. “Seni çok seviyorum canım ablacığım,” dedikten sonra annesine dönerek kadife gibi yumuşak bir sesle;


    — Anneciğim niçin bana böyle kızgınsınız? Ben size ne yaptım? Biliyorum ablam kadar güzel değilim. Belki de bunun için benden utanıyorsunuz. Ama ne yapayım ki böyle olmayı ben istemedim. Allah her insana ayrı bir güzellik, ayrı bir yetenek vermiş. Bak ben de çok zeki bir öğrenciyim. Okula gelip durumumu sorsaydın öğretmenlerimin beni ne kadar çok sevdiğini görürdün. Hem bu sene sanıyorum okul birincisi olacağım.


    Anne iki kızının bahar melodisi sözleri karşısında biraz düşünceye daldı. Melisa’nın doğum anları gözünün önünde canlandı. Derya’dan sonra kocası bir erkek evlat bekliyordu. Fakat ikinci çocukta kız olmuştu. Eşi bundan dolayı kendisiyle uzun zaman konuşmamıştı. Yine yağmurlu bir gündü ve ağlıyordu.


    Suçu yoktu. Kız veya erkek doğurmak kendi elinde değildi. Eşi o zaman haksızlık yapmıştı. Haksızlık, haksızlık…

    Bu düşünceler annenin beyninde yankılanıyordu. Acaba şimdi de kendisi mi Melisa’ya haksızlık yapıyordu? Evet, evet o günden sonra Melisa onun gözünde hep çirkin görünmüştü. Çünkü kocasının kendisinden uzaklaşmasının sebebi olarak onu görüyordu. Ama anne şimdi tekrar düşünüyordu. Şayet erkek veya güzel olmak insanların elinde olsaydı Melisa yakışıklı bir erkek olmak istemez miydi? Anne babasının sevineceği ve kendisini seveceği bir özellikte dünyaya gelmeyi istemez miydi? O halde kendisinden kaynaklanmayan bir özellikten dolayı ondan utanmamalı ve düşmanca bir tavır takınmamalıydı.


    Göz semasından inen yağmurlardan sonra yüreğinde açan gökkuşağının rengârenkliğinde kızına sevgiyle baktı. “Kızım Melisa çirkin kızım benim!” dedi. Yüzünde açan güllerin hoş kokusuyla çirkin kızını bağrına bastı. İlk defa saçlarını okşadı. Tebessümle yanaklarından öptü. Melisa bu öpücükle hayalindeki cennete uçtu. Şimdi dünyanın en mutlu çocuğu kendisiydi. Gökkuşağı bütün renkleriyle kendisine göz kırpıyordu.


    Asıl güzellik çocukların kabiliyet, zekâ, duygu ve yetenek farklılıklarındaki zenginliği görmektir. Çocukları bu güzellikleriyle geleceğe hazırlamaktır.



    Unutmayın çirkin insan yoktur. Çirkin gören göz vardır
     
  2. 6 Ocak 2010
    Konu Sahibi : birumutt
  3. ema1

    ema1 Hayat, sen plan yaparken başına gelenlerdlr Pro Üye

    Katılım:
    10 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    19.459
    Beğenildi:
    7.408
    Ödül Puanları:
    238
    güzel yazı beğendimbayanssulusmile
     
  4. 7 Ocak 2010
    Konu Sahibi : birumutt
  5. dlkkcr

    dlkkcr Yorgunummmm Pro Üye

    Katılım:
    15 Eylül 2009
    Mesajlar:
    1.443
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    106
    teşekkürler...