Çocuk Bakımında Önemli Noktalar

Konusu 'Gebelik' forumundadır ve sodi-certila tarafından 3 Ekim 2008 başlatılmıştır.

    3 Ekim 2008
    Konu Sahibi : sodi-certila
  1. sodi-certila

    sodi-certila evli-mutlu-çoçuklu olucak Üye

    Katılım:
    16 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.301
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Bebek bakımı, oldukça detaylı ve kapsamlı bir konudur. :uhm:Bu bölümde bütün bu konuya değinmek olanaksızdır; ancak bebek bakımında yapılan bazı hatalar ve bazı batıl inançlar üzerinde durulacaktır. Bebek bakımı kimi anneler için bütün güçlüklerine karşın dünyanın en zevkli işi iken, kimi anneler için de dünyanın en meşakkatli işidir. Bebek bakımını zor gören ve ekonomik durumu iyi olan birçok anne bu kutsal görevi bir başkasına verebiliyor. Annenin coşkulu bir annelik yaşaması ve bebeğiyle sağlam bir duygusal bağ oluşturmak için, bebeğin bakımını kendisi üstlenmelidir ve zorunlu olmadıkça bu görevi başkasına vermemelidir. Bebeğin göbek kordonu ortalama iki hafta içinde düşer. Bu süre içinde doktorun önerdiği antiseptik veya alkolle günde birkaç defa temizlemek gerekir. Kordon düştükten sonra birkaç gün daha göbek temizlenmeye devam edilmeli ve iyileşmenin hızlı olabilmesi için göbeğin üstü bantla veya bezle kapatılmamalıdır. Bebeğe kat kat elbise giydiren anneler, ortamın sıcaklığına bakmaksınız bu tutumunu sürdürür.

    Yaz mevsiminde tek kat giydirmek yeterlidir, diğer mevsimlerde ise ortamın ısısına bağlı olarak giydirilmelidir. Kat kat giydirmek bebeğin terlemesine ve dolayısıyla hastalanmasına yol açabilir. Yeni doğan bebeklere eldiven giydirmenin amacı, bebeğin tırnaklarıyla yüzünü çizmesini engellemek ve ellerini soğuktan korumaktır. Ancak eldiven giydirmenin birkaç sakıncası vardır. Bu dönemde bebek çevresini ağzı ve elleriyle tanımaya ve algılamaya çalışır. Bebeğe eldiven giydirmek, onun dünyayı tanımasını ve algılamasını engellemekten başka işe yaramaz. Birçok bölgede bebeği kundaklamak, düz ve sağlıklı bir vücuda sahip olmasını sağladığına dair bir inanç vardır. Oysa kundaklama kalça çıkıklığını tetikleyen önemli bir etken olarak görülmektedir. Ayrıca bebeğin hareket özgürlüğü sınırlandırıldığı için bebeğin çevresini tanımasını ve beden farkındalığını engeller.Kimi bebekler daha erken yürüsün diye daha emeklemeden yürütece konulur. İnsan gelişimi birbirini takip eden aşamalardan oluşur ve bir önceki aşama gerçekleşmedikçe bir sonraki aşama gerçekleşmez. Bu sebeple yürüteç bebeğin erken yürümesini sağlamaz.

    Erken dönemde yürütece konulan bebeklerde duruş bozuklukları, ayak tabanlarında deformasyon ve kalça problemleri oluşabilir.Bebeği yıkamak için kullanılan suyun çok sıcak olması veya soğuk olması, bebeğin suya karşı korku geliştirmesine ve banyo yapmaktan kaçmasına neden olur. Banyo için kullanılan suyun ılık olması gerekir. Suyu bebeğin üzerine dökmeden önce dirsekle ısısı kontrol edilebilir. İlk 6 ay sadece anne sütü verilmeli; çünkü ilk altı ay bebeğin gelişimi için gerekli olan besin öğeleri anne sütünde bulunmaktadır. Bazı anneler sütün bebeğe yetmediğini düşünür. Bunu anlamak için bebeğin boy ve kilosuna bakılmalıdır. Eğer boy ve ağırlığı normal ise anne sütü dışında ek besin verilmemeli; çünkü bebeğin kilo ve boy gelişiminin normal sınırlarda olması, sütün bebeğin gelişimi için yeterli olduğunu gösterir. Altıncı aydan sonra ek besinlere geçilmeli ve ilk bir yıl şu gıdaların verilmemesi gerekmektedir: Kola ve çay gibi kafeinli gıdalar, kivi, çilek, inek sütü ve yumurta akı.Bazı anneler tuvalet eğitimini gereğinden fazla önemserken bazıları da hiç önemsemez. Çocuğun bedensel ve zihinsel olgunluğa erişmesini beklemeden tuvalet eğitimine başlamak, çocukta çeşitli davranış bozukluklarına ve çocuğun tuvalet alışkanlığını geç kazanmasına yol açar. Mesanesi ve bağırsak kontrol sistemi yeterince gelişmemiş çocuğa tuvalet alışkanlığı kazandırmaya çalışmak zarardan başka sonuç vermez. İdrar ve kaka kontrolünün gelişimi annenin isteği veya zorlamasıyla gerçekleşmez; çünkü mesane ve bağırsakların kontrolü, gelişimin uygun bir aşamasında doğal olarak ortaya çıkar; annenin yönlendirmesiyle ve çocuğun bilişsel düzeyine paralel olarak düzene girer.

    Belli bir Olgunluk düzeyine gelen her çocuk, kakasını ve idrarını kontrol edebilme becerisi edinir. Çocuk, hazır olmadığı bir dönemde idrarını ve kakasını tutmaya zorlanırsa ve altına kaçırdığında cezayla karşılaşırsa, ileride inatçı, titiz ve takıntılı bir kişilik geliştirebilir. Zamanından önce çocuğu tuvalet eğitimine zorlamanın olası bazı sakıncaları şöyle sıralanabilir: Olumlu sonuç alınamayınca anne ve çocuk başarısızlık duygusu ve hayal kırıklığı yaşanır,Çocuğun kabız olmasına ve çok sık altına kaçırmasına yol açar,Toprak ve kakası gibi yenilmeyen şeyler yemesine (pika) sebep olurAnal döneme saplanarak takıntılı bir kişilik kazanır. İdrar ve kaka kontrolü kızlarda daha erken olur. Bu nedenle kızlara 1,5–2,5 yaş arası dönemde, erkeklere ise 2,5–3 yaş arası dönemde tuvalet eğitimi verilmelidir. Emziğin çocuklara zarar verdiğini düşünen anneler, bebeğin emzik emme alışkanlığı edinmesini istemezler. Kimi emziğin ağız ve damak yapısı üzerinde birtakım olumsuz etkiler bıraktığını düşünür. Emziğin bu tür zararları olmamakla beraber, bebeğin psikolojik bakımdan rahatlamasını sağlar ve üzerindeki gerginliği alır.

    Nedensiz ağlayan bebeklere emzik verildiğinde susarlar ve uykuya geçmede sorun yaşayan bebekler, emzikle daha rahat ve çabuk uykuya geçebilmektedir. Ayrıca yeterince emzirilmeyen ve emzik emmeyen çocuklar uyarılma eksikliğini genital gölgesini uyararak gidermeye çalışabilir. Yeterince meme verilmeyen veya emzik emmeyen çocukların bir kısmında ise, kulaklarını okşama, parmaklarını emme gibi takıntılı davranışlar görülebilir.Bebekler gece gündüz kavramlarını algıladıkları zaman geceleri daha uzun ve derin bir uykuya dalarlar. Bu da anne baba için kolaylık ve rahatlık sağlar. Bebeklere gece gündüz kavramları ilk aylarda öğretilmeye başlanmalıdır. Bunu yapmak için gündüz altları değiştirilirken ve emzirilirken onlarla konuşmalı ve ilgi canlı tutulmalıdır. Gece bakımları ise, sessizce ve loş ışıkta yapılmalıdır.

    http://www.cetinozbey.com/index.php?option=com_content&task=view&id=16&Itemid=31 alıntıdır
     
  2. 3 Ekim 2008
    Konu Sahibi : sodi-certila
  3. sodi-certila

    sodi-certila evli-mutlu-çoçuklu olucak Üye

    Katılım:
    16 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.301
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Gelişimi Etkileyen Besinler

    Erken dönemde beynin gelişimini etkileyen biyolojik etkenlerin başında beslenme gelir. Beslenme beyin ve zekâ gelişiminin yanında insanın bütün yaşamını etkileyen sağlık sorunlarıyla da yakından bağlantılıdır. Bebek ve çocuklarda hızlı büyümenin ve zihinsel gelişimin desteklenmesi için gerekli besinlerin sağlanması zorunludur.Gelişmiş ve gelişmekte olan bölgelerde beslenme yetersizlikleri geçmişe oranla fazla görülmemektedir. Ancak demir eksikliği, iyot eksikliği ve hafif düzeyde A vitamini eksikliği birçok çocukta rastlanılmaktadır. Özellikle demir eksikliği birçok gelişmiş ülkede çocuk sağlığı için sorun olmaktadır. Sosyoekonomik düzeyi düşük bölgelerde büyüyen çocukların okul performansı ve fiziksel gelişimleri, sosyoekonomik düzeyi yüksek bölgelerde büyüyen çocuklara göre geri kalmaktadır.Hamileler ve emzirme döneminde anneler, aşağıda verilen temel besin değerlerini içeren gıdaları yeteri miktarlarda tüketmelidir. Ayrıca, ek besinlere geçen bebek ve çocukların da bu besinleri yemesi sağlanmalıdır. Düzenli olarak uzman doktorlar tarafından kontrolleri yapılan hamileler ve çocuklarda eksik olan vitamin ve mineraller belirlenerek, gerekli dozlarda almaları önerilmektedir. Bu nedenle belli aralıklarla yapılması gereken kontroller ihmal edilmemelidir. Mümkün olduğunca zenginleştirilmiş besinler veya vitamin-mineral kapsülleri yerine doğal besinler tüketilmelidir.

    Demir Demir, kırmızı kan hücrelerinin oluşmasında rol oynar. Çocuklarda demir eksikliği anemiye yol açmaktadır. Bunun sonucunda ise, konsantrasyon bozuklukları, zekâ seviyesinde düşüklüğe ve algı bozukluklarına yol açtığı belirlenmiştir. Demir eksikliği olan fakat anemi olmayan çocukların bile okul başarısında düşüşler gözlenmiştir. Ayrıca demir eksikliği anemisi olan çocuklar daha huysuz olarak tanımlanmaktadır. Demir en çok et, yumurta sarısı, irmik, pekmez ve fasulye de bulunur.

    İyot İyot, beyin gelişimi ve sinir sistemi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. İyot eksikliği, zekâ geriliklerinin önemli bir nedeni olarak kabul edilmektedir. İyot eksikliğine bağlı olarak oluşan birçok hastalık oluşmakta ve bu hastalıklar, iyot eksikliği bozuklukları adı altında toplanmaktadır. Bunlar beyin zedelenmesinden duyma fonksiyonlarındaki bozukluklara, konuşma problemlerinden motor geriliklerine kadar uzanan bir yelpazede yer almaktadır. Yakın zamanda yapılan bir araştırmada iyot eksikliği olan toplumlarda diğer benzer, fakat eksikliğin olmadığı toplumlara göre ortalama zekâ puanlarında 13,5 fark olduğu belirtilmektedir. Günümüzde iyot eksikliği Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından en yaygın önlenebilir beyin zedelenmesi nedeni olarak kabul edilmektedir. İyot en çok deniz ürünlerinde ve iyotlu tuzda bulunmaktadır.

    Çinko

    Çinko, sinir sisteminin gelişiminde etkilidir. Çinkonun beyinde yapısal, düzenleyici ve katalitik pek çok proteinin yapısında kritik rol üstlendiği bilinmektedir. Gebelik döneminde çinko takviyesi, erken doğum riskini azalttığı, daha yüksek doğum ağırlığı ve bebeklerde daha büyük baş çevresi ölçümü ile sonuçlandığı vurgulanmaktadır. Çinkonun bebek ve çocuklarda bedensel devinimi artırdığı ve çocukların okul başarılarının yükselmesinde etkili olduğu gözlenmiştir. En çok yeşil sebzelerde, ette, su ürünlerinde, tahıllarda ve suda bulunmaktadır.

    B vitamini

    B12 vitamini, çocukların bilişsel gelişimlerinde etkilidir. B12 vitamin eksikliği olan çocukların algı, düşünme ve dikkat sorunları yaşadıkları belirtilmektedir. B12 vitamini et ve süt gibi hayvansal besinlerde bol miktarlarda bulunmaktadır.

    Folik asit

    Folik asit DNA sentezinde ve merkezi sinir sistemi ile omurilik sıvısı üzerinde etkilidir. Folit asit eksikliği, demir eksikliğinden sonra en sık görülen anemi nedenidir. Anemi, çocuklarda yorgunluk, dikkat süresinde azalma, huzursuzluk ve baş ağrısı oluşmasına yol açar. En çok marul ve ıspanak gibi yeşil yapraklı bitkilerde, anne sütünde, karaciğer, böbrek ve ette bulunur.

    A vitamini

    A vitamini, embriyonik gelişim sırasında kalp, kulak ve gözlerin gelişiminde gereklidir. A vitamini eksikliği gibi fazlalığı da zararlıdır. Yüksek oranda A vitamini eksikliği görme fonksiyonlarının kaybına yol açmaktadır. A vitamini hamilelere ve çocuklara verildiğinde demir eksikliği düzelmektedir. A vitamini antioksidan etkiye de sahiptir. En çok karaciğerde, kavunda, turuncu biberde ve kayısıda bulunmaktadır.

    Kalsiyum

    Kemik, diş ve kas sisteminin gelişiminde rol oynar. Düşük kalsiyum alımı kemik yıkımını artırır. Kan basıncı ve kanın akışkanlığı üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Süt ve süt ürünlerinde bol miktarlarda bulunmaktadır.

    Kolin

    Kolin, beyin gelişiminde ve beyin işlevleri üzerinde kalıcı etkisi vardır. Yaşlanmayla birlikte görülen hafıza kaybını önlemede önemli bir yere sahiptir. Kolin, yumurta, yürek, karaciğer et ve yeşil sebzelerde bulunmaktadır.

    Magnezyum

    Kemik ve mineral dengesinde rol oynar ve kalsiyum metabolizması için esansiyeldir. Gebeliğe bağlı hipertansiyon riskini azaltır. Anne karnındaki bebekte gelişim geriliği görülme sıklığı magnezyum desteğiyle azalır. Magnezyum en çok tahıllar, incir, badem, fındık ve muzda bulunmaktadır.

    Omega–3

    Omega–3 ve omega–6 yağ asitlerinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen pek çok araştırma yapılarak, sağlıklı ve uzun bir yaşam için yağ asitlerine gereksinim olduğu sonucuna varıldı. Balık ve ketentohumu gibi çeşitli besin maddesinde bulunan Omega–3 ile bitkisel yağlarda bulunan Omega-6 yağ asitleri döllenme anından başlayarak anne karnından itibaren yaşam boyunca vücudumuzdaki doku hücrelerinin önemli yapı taşlarını oluşturur. Omega–3 yağ asitlerinin vücut üzerinde büyük bir önemi vardır. Bu yağ asitleri, hücrelerin davranışını kontrol ederek, retina, beyin ve sperm hücrelerinin görevlerini yerine getirmelerini sağlar. Omega–3 yağ asitleri bağışıklık sistemini güçlendirerek koroner kalp, kanser ve sedef hastalıklarına yakalanma riskini düşürdüğü ve enflamatuar hastalıklarının iyileşmesinde etki ettiği belirlenmiştir.

    Ayrıca duygusal durumun dengelenmesinde, hafızanın güçlenmesinde, dikkatin yoğunlaşmasında etkili olurken öğrenmeyi de kolaylaştırdığı bildirilmektedir. Beyin gelişiminde ve sinir hücresi yenilenmesinde rol oynadığı ve depresyon belirtilerini önemli ölçülerde azalttığı, bunama ve alzheimer riskini azalttığı sonucuna ulaşılmıştır.Gebelik ve emzirme dönemlerinde annenin aldığı omega–3 bebeğe geçerek, bebeğin beyin gelişimini desteklediği ve prematüre doğum riskini azaltarak gebelik süresini ve bebeğin doğum ağırlığını arttırdığı bildirilmiştir.Yeterli miktarda alınan omega–3 ile bebeğin görme duyusunun daha çabuk geliştiği, problem çözme yeteneğinin artığı ve uykusunun düzene girdiği belirlenmiştir.Yapılan son bir araştırmada omega–3 yağ asidi takviyesi alan 4 yaşındaki çocukların IQ’su, omega–3 yağ asidi almayanlara oranla daha yüksek çıkmıştır. Aşırı hareketlilik ve dikkat eksikliği bozukluğunun (DEHB) temel nedenlerinin başında omega–3 eksikliğinin geldiği verilen bilgiler arasındadır.

    Omega–3 takviyesiyle DEHB ve özel öğrenme güçlüğünde düzelmeler görülmüştür.Eğer Omega–3 yağ asitlerini ihtiva eden besinlerden yeterince alınmadığı düşünülüyorsa balıkyağı, maxepa, Omega–3, EPA+DHA kapsülleri veya şurupları kullanılabilir; çünkü Omega–3 asitleri bu kapsüllerde ve şuruplarda yeteri miktarlarda bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilen ideal denge, her 5-10 gram Omega-6 yağ asidine karşılık 1 gram Omega-3 yağ asidi şeklindedir. Aşırı Omega–6 yağ asidi alımı Omega–3 yağ asitlerinin yararını baltalayabilmektedir; omega–6 yağ asitleri aşırı tüketildiğinde omega–3 yağ asitlerinin hücre zarından içeriye girmelerini engelleyebilmektedir. Omega–3 ve Omega–6 yağ asitleri vücutta görevleri gereği kendi aralarında sürekli rekabet halindedir. Omega–6 daha çok bitkisel sıvıyağlarda, Omega–3 ise en çok yağlı ve derin deniz balıklarında bulunmaktadır. Omega–3 yağ asitlerinin bulunduğu yiyecekler şunlardır:

    · Karides, uskumru, sardalye, somon ve diğer yağlı balıklar: Hamile kadınlar ve emziren anneler haftada 4-5 defa balık yemelidirler. Kızartma yerine ızgara veya buğulama tercih edilmelidir. Balık yenilmeyen günlerde omega–3 yağ asitleri içerikli yiyecekler tüketilmelidir.

    · Keten tohumu ve keten tohumu yağı: Günde bir çorba kaşığı keten tohumu salataların üzerine eklenerek, haşlanarak, kavrularak veya toz haline getirilerek yenilebilir.

    · Semizotu: Çiğ olarak rahatlıkla yenebilir, salatalara ve cacık yapılırken salatalık yerine yoğurda konulabilir, çorba ve sebze yemeklerinde kullanılabilir.

    · Ceviz, badem: Kahvaltıda 2-3 adet yenilmelidir.

    · Soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, mısır, mısır unu

    · Tatlı patates, marul, lahana, brokoli ve koyu yeşil yapraklı sebzeler.
     
  4. 3 Ekim 2008
    Konu Sahibi : sodi-certila
  5. sodi-certila

    sodi-certila evli-mutlu-çoçuklu olucak Üye

    Katılım:
    16 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.301
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    İşin Sırrı Bebeği Emzirmede

    Doğum sebebiyle alınan kiloları vermenin ve eski vücut formuna kavuşmanın yolu, annelerin bebeğini emzirmesinden geçiyor. Zübeydehanım Doğumevi Diyetisyeni Habibe Örenli, yeni doğum yapan anneleri gebelik sonrasında eski vücut ağırlığına dönmek için acele etmemeleri konusunda uyararak, "Bu süre 6 ay ya da daha fazla sürebilir. Bebeğinizi emziriyorsanız eski formunuza kolay dönebilirsiniz" dedi.

    Örenli, çiçeği burnunda annelerin zayıflama diyeti uygulamaması ancak unlu, yağlı ve şekerli besinleri aşırı yememeye dikkat etmesi gerektiğini kaydederek şunları söyledi: "Günde en az 12 su bardağı sıvı alın. Kalsiyumdan zengin süt, yoğurt, peynir tüketmeye önem gösterin. Demirden zengin olan kuru baklagiller ve eti, C vitamininden zengin olan domates, maydanoz, yeşil biber, taze soğan, portakal ve mandalina tüketin.

    Hazır besinler, salam, sucuk, sosis gibi gıdaları mümkün olduğunca almayın. D vitamini besinlerde bulunmaz. Güneş ışınlarının cilde temasıyla alındığı için güneşlenmeye özen gösterin. İyotlu tuz kullanın. Kuru meyveler ve kuru yemişler demir ve kalsiyum gibi mineraller yönünden zengindir. Aşırıya kaçmadan bu besinleri tüketebilirsiniz. Yemeklerle birlikte çay içmeyin. Yemekten 1-2 saat sonra açık olarak için.

    İçecek olarak nane, papatya, kuşburnu gibi doğal bitki çaylarını tercih edin. Makarna ve sebzelerin haşlanma suyunu dökmeyin. Kuru baklagilleri iyice yıkayıp 12-24 saat ıslattıktan sonra pişirin. Sebze ve meyveleri iyice yıkadıktan sonra tüketin. Sigara ve alkol kullanmayın. Doktora danışmadan ilaç kullanmayın."

    alıntıdır