Çocuk ve yetişkinler de Alerji... Yüzyılın hastalığı !!!

Konusu 'Pediyatri - Çocuk Hastalıkları' forumundadır ve b_aylin tarafından 21 Aralık 2006 başlatılmıştır.

    21 Aralık 2006
    Konu Sahibi : b_aylin
  1. b_aylin

    b_aylin Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    11
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Selam arkadaşlar aynı ben gibi biliyorum kii bir çoğumuzun çocuğu bu hastalıklaa boğuşumyor. Bu yüzden hepimizin yararına olacak yazı gönderiyorumm sevgilerrr:uhm:


    Alerji nedir?
    Alerji, vücudumuza dışarıdan giren çeşitli maddelere karşı gösterilen anormal bir tepki olarak tanımlanabilir. Burada esas amaç, vücudu yabancı olduğu farkedilen bu maddeye karşı korumaktır. Aslında yabancı olduğu halde, vücudumuza hiçbir zararı dokunmayacak hatta yararları olabilecek bu madde adeta bir düşman işlemi görmekte ve düşmana gösterilen bu aşırı tepki vücutta birtakım hasarlara ve zararlara yol açmakta ve alerjik bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Örneğin, yumurtaya alerjisi olan bir kişiyi ele alalım. Yumurta, normal insanlar için, içerdiği protein, vitamin.. gibi yapı taşları ile çok yararlı bir besin maddesidir. Yumurtaya alerjisi olan kişi, yumurtayı kendine yabancı, hatta düşman gibi görür. Bu kişi yumurta yediğinde bağışıklık sisteminin alarm zilleri çalmaya başlar:
    Dikkat, vücuduna bir yabancı girdi. O senin düşmanın, onu yok et. Bağışıklık sistemi de tüm kuvvetleriyle yumurtayla savaşa başlar ve sonuçta hafif kaşıntılardan astıma, saman nezlesinden anafilaksiye kadar çeşitli alerjik tablolar ortaya çıkar. Çok değerli bir besin maddesine gösterilen bu tepki ne kadar haksız değil mi?
    Diğer taraftan, arı zehirine alerjik olan bir kişideki aşırı tepkinin ise son derece geçerli bir mantığı vardır. Bu, adı üstünde arı zehiri. Bu zehirden vücudun haberdar olması, ona karşı birtakım tepkiler göstermesi, onu yok etmeye çalışması.. hep vücudun yararı içindir. Ama, bu tepkilerden vücut da bu arada zarar görürmüş, o başka mesele.
    Alerjen nedir?
    Alerjiye neden olan maddelere alerjen denir. İnsanlar her maddeye karşı alerjik olabilirlerse de, alerjenlerin çoğu organik kökenli maddelerdir ve normalde zararsız olan, her gün karşılaştığımız, temas ettiğimiz, yediğimiz, içtiğimiz şeylerdir.
    Yumurta, süt, fındık, fıstık, balık, midye.. gibi besinler.
    İçecekler…
    Çocukların balonu, emzikleri, bulaşık eldivenleri...
    Kedi, köpek, tavşan...
    Bilezikler, küpeler, takılar...
    Tozlar, küfler, polenler...
    Böyle daha binlerce, milyonlarca madde.
    Aspirin, penisilin gibi can kurtaran ilaçlar.
    Hatta, kortizon. Evet, bazı insanlar alerji tedavisinin bir numaralı ilacı olan kortizona karşı bile alerjik olabilirler. Ne büyük şanssızlık değil mi?
    Solunum yolları alerjilerinin sebepleri nelerdir?
    Alerjenler, vücudumuza çeşitli yollarla girebilirler:
    Deriden,
    Solunum yoluyla,
    Sindirim sistemi yoluyla.
    Astıma ve alerjik nezleye yol açan alerjenlerin büyük çoğunluğu solunum yoluyla vücuda giren alerjenlerdir; bunlara havada bulunan alerjenler anlamına gelen aeroalerjen ismi verilir.
    Aeroalerjenlerin en önemlileri şunlardır:
    Ev akarları,
    Polenler,
    Bazı evcil hayvanlar (kedi, köpek...)
    Küf mantarları..
    Bu alerjenlerin, akciğerlerdeki küçük bronşiollere ve hava keseciklerine kadar gelebilmeleri için çaplarının 5 mikron’ dan daha küçük olması gerekir. 5 mikrondan daha büyük çaplı alerjenler, boyutlarına göre, burunda veya üst solunum yollarında tutunurlar.
    Çapları 20-60 mikron olan polenlerin, astımdan çok alerjik nezleye yol açmalarının nedenlerinden biri de bunların büyüklükleri nedeniyle küçük bronşlara kadar gelememeleri olabilir.
    Kimler alerjiye daha yakındır?
    Bazı kişiler doğuştan alerjiye daha yatkındırlar. İşte, doğuştan genetik (kalıtsal) olarak alerjiye yatkın olmaya atopi, böyle kişilere de atopik kişi denir. Atopik kişi sahip olduğu kalıtsal özellikler nedeniyle, karşılaştığı bazı maddelere karşı immunglobulin E sınıfından antikorlar üretir ve dolayısıyla da o madde, o kişi için artık herhangi bir madde değil, bir alerjendir.
    Atopik kişilerin kanında alerjik oldukları maddelere karşı yüksek miktarda immunglobulin E antikorları vardır ve bunlarda günün birinde bir alerjik hastalık ortaya çıkma riski yüksektir.
    Atopik kişilerde alerjik hastalığın ortaya çıkmasında, örneğin astım belirtileri göstermeye başlamasında çevresel faktörlerin çok önemli etkisi vardır. Nitekim, genetik yapıları aynı olan tek yumurta ikizlerinin sadece %’inde aynı alerjik hastalık bulunur. Alerji yalnız kalıtsal faktörlerin etkisiyle ortaya çıkıyor olsaydı, her iki çocuğun da aynı alerjik hastalığa sahip olması gerekirdi.
    Alerjik hastalıklar nelerdir?
    Alerjik hastalıkların başlıcaları şunlardır:
    SAMAN NEZLESİ (Alerjik Nezle)
    GÖZ NEZLESİ (Alerjik Konjunktivit)
    ASTIM (Alerjik Bronşit)
    ÜRTİKER ve EGZEMA (Alerjik Deri Hastalıkları)
    Alerjik hastalıklar nasıl ortaya çıkıyor?
    Alerjik hastalıkların ortaya çıkması için atopik özelliğe sahip kişinin belirli bir süre allerjenlerle temas etmesi gerekir. Buna duyarlılık kazanma süresi denir ve birkaç haftadan birkaç yıla kadar değişebilir. Bu dönemde, allerjene karşı immunglobulin E (IgE) adı verilen özel antikorlar üretilir ve bunlar da mast hücrelerinin yüzeylerine yapışırlar. Bu kişi tekrar allerjenle karşılaştığında, allerjen ile IgE’ nin hücre yüzeyindeki birleşmeleri, mediatör ismi verilen çeşitli maddelerin salınmasına neden olur. Allerjik hastalıkların belirtilerinden bu mediatörler sorumludur.
    Allerjik hastalıklar, allerjenle mast hücresi yüzeyindeki antikorların buluşma yerlerine göre farklı hastalıklar olarak karşımıza çıkar. Meselâ, bu buluşma burun zarında oluyorsa saman nezlesi, bronşlarda ise astım ve derimizde ise egzema görülür.
    Vücudun tümünü ilgilendiren yaygın allerjik reaksiyonlara ise anafilaksi veya allerjik şok ismi verilir.
    Alerjik hastalıklar neden artıyor?
    Alerjik hastalıkların her geçen yıl hızla artışının nedenlerini araştıran uzmanlar, bu artışın yaygın antibiyotik kullanımı ve çocukluk çağı infeksiyonlarının azalmasından kaynaklanabileceğine dair bulgular elde etmişlerdir.
    Bağışıklık sisteminin tam olarak gelişebilmesi için 1 yaşından önce geçirilen infeksiyonların büyük önemi vardır. Dünyaya allerjiye yatkın olarak gelen çocuklar, geçirdikleri infeksiyonlar sayesinde mikrop ve virüslerle mücadele etmeyi öğrenirler. Bağışıklık sistemi bu infeksiyonlar sayesinde güçlenir. Buna karşılık, çok temiz ortamlarda büyüyen, çok az infeksiyon geçiren ve çok sık antibiyotik verilen çocukların bağışıklık sistemleri yeteri kadar mikropla karşılaşamadığından, allerjiye daha yatkın olurlar.
    Gerçektende, çok çocuklu ailelerde ve erken yaşta yuvaya gönderilen çocuklarda astım ve allerjik hastalıkların daha az görülmesi, bu çocukların daha çok infeksiyon geçirmeleriyle açıklanmaktadır. Buna karşılık az çocuklu ailelerde ve topluma fazla girmeyen ve daha az mikropla karşılaşan çocuklarda astım riski de yüksektir. Araştırmacılar, çocukluk çağında geçirilen ve astıma karşı koruyuculuk sağlayan infeksiyonları şöyle sıralıyorlar:
    Kızamık Kızamıkcık
    Suçiçeği Kabakulak
    A tipi hepatit Nezle
    Astım Allerjiler
    köy, çiftlik gibi ortamlarda büyüyen çocuklarda ve hatta gebeliklerini bu tür yerlerde geçiren kadınların bebeklerinde de daha az görülmektedir. Bu gibi yerlerde kedi, köpek ve diğer çiftlik hayvanları ile iç içe büyüyen çocuklar daha fazla mikropla karşılaştıkları için, bağışıklık sistemleri daha güçlü olmakta ve allerjiye yatkınlık azalmaktadır.
    Çocukluk çağında çok sık antibiyotik kullanılması da astım riskini artıran bir faktördür. Çocuklara boğazı ağrıyor, ateşi var, burnu akıyor diye hemen antibiyotik verilmesi gereksiz olduğu gibi zararlıdır da.
    ALERJİK REAKSİYONLAR
    Besinlere, ilaçlara, böcek zehirlerine.. karşı gelişen tabloları allerjik hastalık değil, allerjik reaksiyon olarak değerlendirmek daha doğrudur, çünkü allerjenle karşılaşılmadığı sürece bu kişilerde her hangi bir hastalık belirtisi görülmez. Oysa, ev tozu akarlarına karşı allerjik olan bir astımlı sadece bu allerjenlerle karşılaştığında değil, başka bir çok nedenle de (soğuk hava, egzersiz, nezle, grip gibi viral infeksiyonlar..) astım krizlerine girerler.
    SİGARA
    Anne ve babaları sigara içen çocuklarda hırıltılı solunum, alt solunum yolları enfeksiyonları ve astım, evlerinde sigara içilmeyen çocuklara göre, özellikle de hayatın ilk yılında çok daha fazla görülür.
    Annenin sigara içmesi, yaşamın ilk yılında ortaya çıkan astım için bir risk faktörüdür. Bu risk, annenin alerjik bir hastalığı olması durumunda 4 kere daha fazla olmaktadır.
    Gebelikleri süresince sigara içen annelerin bebeklerinin doğumdaki solunum fonksiyonlarının daha kötü olduğu saptanmıştır. Annesi sigara içen bebeklerin kordon kanında IgE düzeyleri yüksektir ve alerjik hastalık riski artmıştır. İki ayrı çalışmada da, günde 10 veya daha fazla sigara içilmesinin 12 yaşından önceki astım riskini 2,5 kat artırdığı ve egzamalı çocukların sigara dumanına maruz kalmalarının astım riskini yükselttiği belirlenmiştir.
    YAZ TİPİ HAVA KİRLİLİĞİ
    Astım ve alerjik hastalıkların oluşumunda yaz tipi hava kirliliği daha önemlidir. Yaz tipi hava kirliliğinin esas kaynağı yoğun trafiktir. Motorlu araçların egzoz gazlarından çıkan petrol yanma ürünlerine güneş ışınlarının etkisiyle başta ozon olmak üzere çeşitli azot oksitleri meydana gelir. Oksidanlar, yani ozon ve azot oksitleri, solunum yolları için adeta zehir etkisi yaratır. Bunların, baş ağrısı, gözlerde sulanma, kızarma, burun akıntısı ve hapşırma gibi tahriş edici etkileri hemen herkeste görülür.
    Oksidanlar, solunum yollarını döşeyen hücreler üzerine de çok zararlı ve hasar oluşturucu etkiler yaparlar.
    Araştırmalar, oksidan ismi verilen maddelerin başta astım ve saman nezlesi olmak üzere alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında çok önemli etkileri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Oksidanlar, ayrıca astımı ve bronşiti olanlarda öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığına da yol açarlar.
    BESLENME VE ALERJİ
    Diyet ile alerjiler arasında çok yakın bir ilişki vardır. Son yıllarda, bazı yağ asitlerinin fazla tüketilmesinin, astım ve alerjilerin gelişiminde bir risk faktörü olabileceği ileri sürülmektedir. Buna karşılık omega-3 yağ asitlerinin allerjik hastalıkların gelişimini engelleyebileceği düşünülmektedir. İçinde balık yağı bulunan diyetlerin astıma karşı koruyucu etkisi olabileceğine dair iddialar vardır. Margarinde bulunan trans yağ asitleri tüketimi ile alerji belirtilerinin sıklığı da ilişkili bulunmuştur. Birçok araştırmada, az miktarda C vitamini alanlarda akciğer fonksiyonlarında azalma olduğu, ayrıca kış boyunca taze meyve tüketimi ile astım semptomları arasında ters bir ilişki bulunduğu saptanmıştır. Aşırı tuz tüketiminin, özellikle erkeklerde astımdan ölüm oranlarını artıran bir faktör olabileceği ileri sürülmüştür. Alkolün alerji ve astım belirtilerini tetikleyen bir faktör olduğu eskiden beri bilinir.
    Egzersiz alerjisi nedir?
    Son yıllarda giderek yaygınlaşan alerjik hastalıkların yeni yeni tanınan türlerinden biri de egzersiz alerjisidir. Egzersiz alerjisi, ciltteki hafif kızarma ve kabartılardan karın ağrısı, bulantı ve kusmaya, astım krizinden anaflaksiye kadar çok farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Jogging (yavaş koşu), tenis, futbol, bisiklet, kayak ve hatta aerobik gibi birçok spor egzersiz türü alerjiye neden olabilmektedir.
    RİSK FAKTÖRLERİ
    Yemek yedikten veya bir ilaç alındıktan sonra yapılan egzersizlerde alerji ihtimali daha fazladır. Bu yiyecek, kişinin evvelden beri alerjik olduğu bilinen bir madde olabileceği gibi, herhangi bir besin maddesi de olabilir. Egzersiz alerjisine neden olabilen yiyeceklerin başlıcaları, karides, istiridye.. gibi deniz hayvanları, şeftali, üzüm, kereviz, elmadır. İlaçlar içinde aspirin, ağrı kesiciler, romatizma ilaçları ile bazı antibiyotiklerin riski daha fazladır.
    Yine egzersizden önce alkol veya kafein (kola, kahve, çikolata...) alınmış olması ve egzersizin fazla sıcak ve nemli ya da çok soğuk ve kirli havada yapılmış olması da riskli bulunmuştur. Bazı kişilerde yağmur altında yapılan egzersizler suçlanmıştır. Adet dönemindeki hanımlarda da egzersiz alerjisi ihtimali daha fazladır. Egzersiz alerjisi riskinin en düşük olduğu spor yüzmedir.
    BELİRTİLERİ
    Egzersiz alerjisi tipik olarak bazı öncü belirtilerle başlar. Bunlar, yaygın sıcaklık ve kaşıntı hissi, yorgunluk ve ciddin kızarmasıdır. Daha sonra ürtiker (kurdeşen) diye isimlendirilen, 1-2 cm boyutlarında kaşıntılı kabarıklar ortaya çıkar. Cilt altı dokusunun şişmesi özellikle yüzde, avuç içi ve ayak tabanında belirgindir. Birçok hastada tansiyon düşüklüğü ile beraber şuur ile ilgili bozukluklar da görülür. Karında kramp şeklinde ağrılar ile bulantı ve kusma da meydana gelir. Baş ağrısı hem çok sık rastlanan ve hem de üç gün kadar devam eden en inatçı belirtilerdendir. Egzersiz alerjisinin belirtileri genellikle 2 saat içinde azalmaya başlar, fakat bazen 12 saat sürdüğü de olur.
    EGZERSİZ ALERJİSİNİN ÖNLENMESİ
    Egzersizle ilgili olarak sadece deri belirtileri gösteren hastaların, efordan önce antihistaminik ilaç almalarının yararı olabilir, ancak bunların her zaman tam etkili olması beklenmemelidir.
    Egzersizden 4 saat öncesine kadar yemek yenilmemeli ve hiçbir ilaç da alınmamalıdır.
    Ağır egzersizden önce, ısınma hareketleri yapılmalıdır.
    Çok sıcak ve nemli ya da soğuk ve kirli havada egzersizden kaçınılmalıdır. Soğuk havada yapılacak egzersizlerde ağız ve burnun bir maske ile kapatılması işe yarayabilir.
    Ağır egzersizler birden kesilmemeli, vücudun soğuması için egzersiz 10-15 dakika içinde yavaş yavaş bitirilmelidir.
    Egzersiz alerjisi olan kişiler yalnız başlarına egzersiz yapmamalıdır.
    Egzersiz alerjisi olanlar, egzersizden 10-15 dakika önce nefes açıcı spreylerinden kullanmalıdır.
    Egzersiz sırasında öncü belirtiler ortaya çıkar çıkmaz egzersize son verilmeli ve derhal nefes açıcı spreyler alınmalıdır.
    Alerjinin en korkulanı: Anaflaksi
    Alerjinin en korkulan, en ağır ve tehlikeli şekli olan anaflaksi, vücudun tümünü ilgilendiren yaygın alerjik reaksiyonlara bağlı olarak gelişir. Anaflaksi, alerjik şok ismiyle de bilinir; erken tanınıp acil olarak tedavi edilmediğinde kişiyi şok ya da ölüme kadar götürebilir. Gazetelerde okuduğumuz ‘Penisilin iğnesi yapıldı, yaşamını yitirdi’ veya ‘Arı sokmasından öldü...’ gibi olayların nedeni hep anaflaksidir. Ülkemizde her yıl ortalama olarak 100 kişinin anaflaksiden dolayı yaşamlarını yitirdikleri söylenebilir.
    Anaflaksinin sebepleri
    Anaflaksiye sebep olabilen pek çok madde vardır:
    İlaçlar (penisilin, sefalosporin ve diğer antibiyotikler; aspirin, ağrı kesici ve romatizma ilaçları, lokal anestezikler, röntgen çekilirken kullanılan kontrast maddeler...)
    Serumlar ve aşılar
    Kan ve kan ürünleri
    Yiyecekler (Yumurta, süt, domates, fıstık, deniz ürünleri...)
    Yiyeceklere konan katkı maddeleri
    Bozulmayı önleyici maddeler (Sülfitler)
    Renklendiriciler (Tartrazin)
    Tat vericiler (Glutamat)
    Fiziksel etkenler: Egzersiz, soğuk
    Çeşitli maddeler: Lateks, sperm
    Anaflaksinin belirtileri
    Anaflaksi, kişinin duyarlılığına ve alınan alerjenin miktarına göre değişik tablolara neden olur. Başta deri, alt ve üst solunum yolları, dolaşım ve sindirim sistemi olmak üzere pek çok organ sistemine ait belirtiler ortaya çıkar.
    Anaflaksi, çok ani olarak ortaya çıkan bir durum olduğu için sadece doktorlar tarafından değil, herkesçe bilinmesi, tanınması ve ilk acil müdahalenin hemen yapılması, hastanın yaşamının kurtarılması bakımından çok önemlidir. Alerjenin alım yolu ve vücuda giriş hızı da anaflaksinin ağırlığını belirleyen önemli faktörlerdir. Mesela, penisilin iğnesi penisilin hapına göre çok daha ağır bir anaflaksiye yol açar!
    Anaflaksi belirtileri, alerjenle karşılaşıldıktan hemen birkaç dakika sonra başlar, 15-20 dakikada zirveye çıkar ve 1 saat içinde de azalmaya yüz tutar. Anaflaksi, bazı kişilerde belirtiler tamamen kaybolduktan 8-24 saat sonra tekrarlayabilir. Bu nedenle, anaflaksi saptanan bir kişinin en azından 24 saat süreyle doktor gözetimi altında kalması gerekir.
    TEHLİKE SİNYALLERİ
    Anaflakside, solunum ve dolaşım sistemini ilgilendiren belirtiler ciddi bir krizin işaretleridir.
    Solunum sistemi belirtileri: Burunla ilgili olarak kaşıntı, su gibi akıntı, hapşırma, burun tıkanıklığı... gibi belirtiler vardır. Ses tellerinin şişmesi (gırtlak ödemi), ses kısıklığı ve konuşma güçlüğü yaratabileceği gibi, bu darlığın çok fazla olması nefes alıp vermeyi güçleştirir, hatta tamamen imkansız kılar ve ölüme neden olur.
    Bazı hastalarda ise astımlılarda olduğu gibi inatçı öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığı gelişir.
    Dolaşım sistemi belirtileri: Çarpıntı, düzensiz ve hızlı kalp atışları, göğüs ağrısı, baş dönmesi.. vardır. Kan basıncının düşmeye başlaması ciddi bir anaflaksinin habercisidir. Yaşlı hastalar kalp krizi de geçirebilirler.
    Sindirim sistemi belirtileri: Karında kramp tarzında ağrılar, bulantı, kusma, karında şişkinlik ve gerginlik, ishal ortaya çıkar.
    Diğer belirtiler: Bu sistemlere ait belirtilerden başka birçok hastada, terleme, idrar kaçırma, baş ağrısı, şuur bozukluğu, halüsinasyon.. görülür.
    Anaflakside ölüm: Anaflakside ölüm nedeni gırtlak ödemi veya inatçı tansiyon düşüklüğü veya kalp krizidir.
    ANAFLAKSİ TEDAVİSİ
    Anaflaksi çok acil bir durumdur. Kişiye hemen girişimde bulunulmadığı zaman kısa zamanda ölüme sebep olabilir. Bu sebeple, anaflaksi belirtileri saptanır saptanmaz bir taraftan en yakın doktor veya hastaneye ulaşılmaya çalışılırken, diğer taraftan yapılması gereken bazı işlemler vardır.
    Alerjenin vücuda girdiği yer belli ise (Arı sokmasında olduğu gibi!), o bölgeye hemen turnike yapılarak zehirin kana karışması engellenir. Varsa, arının iğnesi çıkartılır.
    Kişi sırtüstü yatırılır ve bacakları yukarı kaldırılır. Bu sayede beyin ve kalp gibi önemli organlara daha fazla kan gitmesi sağlanır.
    Hasta sıcak tutulur.
    Mümkünse oksijen verilir.
    Anaflakside yaşam kurtarıcı ilaç ADRENALİN’dir. 1:1000’lik adrenalin, 0,3-0,5 ml dozunda 20 dakika arayla cilt altına zerk edilir.
    Anaflaksi tedavisinde yararlanılan diğer ilaçlar kortizon ve antihistaminikler’dir. Astım krizi belirtileri olan hastalara bronş spazmını azaltan nefes açıcı ilaçlar da verilmelidir.
    Kan basıncı düşük olan hastalara hem kan basıncını yükselten ilaçlar (vazopressörler) hem de damar yoluyla sıvı uygulanır.
    Gırtlak ödemi nedeniyle asfiksi (boğulma) belirtileri gösteren hastalara nefes alabilmeleri için acil trakeostomi (ana nefes borusuna dışarıdan delik açılması) gerekir.
    ANAFLAKSİDEN KORUNMA
    Daha önce anaflaksi geçirmiş olanlar, durumlarını bildiren bir kart veya künye taşımalıdırlar.
    Anaflaksi nedeniyle ölüm tehlikesi atlatanların yanlarında sürekli olarak adrenalin bulundurmaları gerekir. Bu kişilere adrenalini hangi durumda, nasıl uygulayacakları da öğretilmelidir.
    Anaflaksiye neden olan etkenlerden (ilaç, yiyecek...) uzak kalınmalıdır.
    Anaflaksi tanımlayan hastalara iğne şeklindeki ilaçlardan çok hap veya şurup verilmelidir.
    Anaflaksi tanımlayan hastalara ß-bloker sınıfı ilaçlar verilmemelidir.
    En azından 24 saat süreyle doktor gözetimi altında kalması gerekir.
    Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükust
     
  2. 21 Aralık 2006
    Konu Sahibi : b_aylin
  3. b_aylin

    b_aylin Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    11
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Bu yazıdaaa başka bir doktorun makalesiiii:1shok:





    Çocuklarda Allerjik Astım

    ALERJİYE KARŞI ENFEKSİYON


    Alerjik astımla ilgili olarak gerçekleştirilen araştırmalar yepyeni bir gerçeği ortaya çıkardı ; anne karnında alerjiye yatkın bir ortamda gelişen bütün bebekler, doğduktan sonra alerjik olup olmamaya karar veriyor. Bazı bebeklerin bağışıklık sistemi enfeksiyonlarla uğraşırken, bazı bebekler alerjiyi tercih ediyor.


    Neşe, keyif ve eğlence mevsiminin ardından hüzünle gelen sonbaharda, bazı hastalıklar yeniden sahne alıyor. Özellikle deniz mevsimini sağlıklı geçiren çocuklar, sonbahar aylarıyla birlikte alerjik hastalıklarını yeniden hatırlamak zorunda kalıyor. Bu aylarda en fazla rastlanan alerjik astım ise unutulmuş öksürükleri, hırıltılı nefesi ile hem çocukların hem de ailelerin yeniden kabusu haline geliyor. Oysa çocuk alerji ile henüz doğmadan, annesinin karnındayken tanışıyor ve doğduktan sonra sadece bir karar veriyor. “Alerjik mi olacağım yoksa enfeksiyon mu geçireceğim..?”

    İş her ne kadar bu kadar basit değilse de, bilimsel araştırmalar, çocuğun annesinin karnındaki ortamın alerjiye yakın bir ortam olduğunu ve dünyaya geldikten sonra, genetik ve çevresel faktörlerin etkisiyle alerjik olup olmamaya karar verdiğini gösteriyor. Çünkü bağışıklık sistemi mutlaka çalışmak istiyor ve bazı enfeksiyonları geçiren çocuklar alerjiden uzaklaşırken, enfeksiyon geçirmeyen çocuklar genetik faktörlerin de etkisiyle alerjik oluyor. Bilimsel açıdan son derece yeni bir bilgi olan bu durum halen araştırmalarla teyid edilmeye çalışılıyor.

    BİR ÇOCUK NASIL ALERJİK YAPIDA OLABİLİYOR..?

    Yapılan araştırmalar bebeğin anne karnındayken yer aldığı amnios kesesinin alerjik yapıda olması gerektiğini gösteriyor. Çünkü annenin bebeğini taşıyabilmesi ve 9 aylık sürecin tamamlanabilmesi için, bu kesenin içindeki çevrenin çocuğun alerjiye yatkınlığını sağlayan bir çevre olması gerekiyor. Eğer bu ortam sağlanamazsa çocuk düşüğe gidiyor.

    ÖYLEYSE HER BEBEK NEDEN ALERJİK OLMUYOR..?

    Doğumdan sonraki çevresel ve genetik faktörler,bebeğin alerjik olup olmayacağını belirliyor. Doğumdan sonraki; enfeksiyonlar, aşılar ve besinler gibi uyaranlar, bebeğin hangi yola gideceğine karar vermesinde belirleyici faktörler. Eğer bebeğin anne ve babasının ikisi de alerjik ise bebeğin alerjik olma şansı %70; aileden bir tanesi alerjik ise, bebeğin alerjik olma şansı % 30-40 civarında oluyor. Bununla birlikte çevresel faktörlerde son derece önemli. Örneğin anne sütü , alerjik belirtileri geciktiriyor. Annenin sigara içmesi, erkenden ek besinlere geçmesi alerjiyi tırmandırırken, bazı enfeksiyonlar da çocuğu alerjilerden koruyabiliyor. Üst solunum yolu enfeksiyonları, ishaller, mide-bağırsak sistemini etkileyen parazitler ve tüberküloz çocuğun alerjik olmasını engelleyebiliyor. Çünkü bağışıklık sistemi hücreleri, enfeksiyonlarla savaşıyorsa, alerjiden uzaklaşıyor. Baskın olduğu yere göre çocuk, ya enfeksiyon geçiriyor, yada alerjik yapıda oluyor. Örneğin ülkemizde tüberkülozun azalması alerjinin artmasına neden oldu.

    ÇEVRE FAKTÖRLERİ NELER...?

    Çocuğun annesi sigara içiyorsa, ev duvardan duvara halı ile döşenmişse, evin etrafı çimen, ağaç kaplı ise, evde rutubet varsa, çocuğun sarılıp yattığı oyuncakların peluş olması gibi koşullar, genetik alt yapısı olan çocukta alerjik belirtilerin çıkmasına neden oluyor.

    AMNİOS KESESİ ALERJİK BİR ORTAM HAZIRLIYORSA,ÇOCUKLARIN HEPSİNDE ALERJİ BELİRTİLERİNİN GÖRÜLMESİ GEREKMİYOR MU..?

    Aslında bütün çocuklarda bir şekilde alerjik belirtiler görülüyor. Örneğin çocukların yanaklarında, kollarındaki kırmızılık egzama, yani bir cilt alerjisi. Çünkü çocuğun dünyaya gelmesinden sonra ağzına giren herşey alerjen. Çocuğun bu alerjenlere tepki vermesi de gayet normal. Ancak verilen tepkiler sadece o ana dair, ardından çocuğun bünyesinin alerjik olup olmamaya karar vermesi gerekiyor.


    ALERJİ BELİRTİLERİ NELERDİR..?

    Bebeğin doğumuyla birlikte karşılaştığı ilk alerjen, yiyecekler. Dolayısıyla tüketilen yiyeceklere bağlı olarak ; kollarda, dirsek ve diz etrafında, yüzde, göbek etrafında ve kulak arkasında egzama türünde döküntüler oluşuyor. Bunlar özellikle anne sütünden ek besinlere geçiş döneminde görülüyor ve bebek bu yiyeceklere alıştıkça problem azalıyor ve çoğu çocukta 2-3 yaş civarında ortadan kalkıyor. Bununla birlikte yiyeceklerin etkisiyle bazı çocuklarda ishaller, bulantı-kusma da görülebiliyor. Hatta ağır formları büyüme - gelişme yetersizliklerine kadar varabiliyor. Sonra yavaş yavaş çocuğun öksürük problemleri, yani alerjik astım başlayabiliyor.

    ALERJİK ASTIMIN TOPLUMDAKİ GÖRÜLME SIKLIĞI NE KADARDIR..?

    Çocukların yaklaşık % 20’si alrjik olabiliyor.Astım ise bizim ülkemizde, gelişmiş ülkelere göre daha düşük olup, %7-10 civarındadır.

    GELİŞMİŞ ÜLKELERDE NEDEN DAHA ÇOK..?

    Yaşam koşulları ve medeniyetin getirdiği birtakım koşullarla birlikte,bu ülkelerde enfeksiyonların azalması, alerjinin artmasına yol açıyor. Bu ülkelerde parazit,enfeksiyon gibi sorunları çok azalmış, hijyen oldukça ilerlemiş, kanalizasyon sistemleri tamamlanmış. Bununla birlikte duvardan duvara halılar, yalıtımı ilerlemiş yapılar, bilgisayarın ve televizyonun önünde bir yaşam biçiminin sonucunda, bu ülkelerde alerjik hastalıklar çok daha fazla görülüyor. Ama bizim gibi,alt yapı sorunları tamamlanmamış, hijyeni yeterince gelişmemiş toplumlarda çocuklar daha sık enfeksiyon geçirdiği için alerjiden korunuyor.

    YANİ VÜCUDUN MUTLAKA BİRŞEYLERLE SAVAŞMASI GEREKİYOR..!

    Vücudun mutlaka savaşacağı bir şeye ihtiyacı var. Bu açıdan annelerin çocuklarını aşırı titizlikle korumaya çalışmaları anlamsız. Çocuğun bu hastalıkları yaşamın içindeyken geçirmesi gerekiyor. Örneğin erken yaşta yuvaya giden çocuklarda alerji çok daha az görülüyor. Çünkü orada daha çok enfeksiyonla karşılaşıyor. Yani en doğrusu doğallığı yaşamak..!

    ASTIMIN MEKANİZMASI NASIL ÇALIŞIR..?

    Astım mekanizması burnumuzdan başlıyor, ağaç sistemi gibi dallanarak ciğerlere gidiyor. Bu ağaç sistemini saran sarmal şeklinde kaslar bulunuyor. Başta ev tozu, kedi, köpek, polen, kirli hava, sigara dumanı, parfüm gibi ağır kokular, egzersiz yapmak veya aniden soğuk havaya çıkmak alerjiyi başlatabiliyor. Bu faktörlerin biri veya birkaçı, ilk önce kasların kasılmasına neden oluyor. Yani kaslar, dışarıdan gelen uyarıya, kasılarak tepki veriyor. Kasların kasılmasıyla bronşlar daralıyor. Ardından bronşların içindeki zar şişiyor ve zarın içindeki hücreler sümüksü bir salgı salgılıyor. Buraya iltihabi hücreler gelmeye başlıyor. Mikrop olmamasına karşın, mikrobik olmayan bir iltihap olayı gerçekleşiyor ve buna enflamasyon adı veriliyor. Yani kasların kasılması, zarın şişmesi ve bazı maddelerin salınması sonucunda bronşlar doluyor ve hava içeri girmesine karşın, dışarı çıkamıyor. Bu nedenle astımlı hastalar hırıltılı ses çıkartıyor.

    NEFES DARLIĞI NEDEN KAYNAKLANIYOR..?

    Çocuk yeterli oksijeni alabilmek için solunum sayısını arttırıyor. Normalde dakikada 20 kezsoluyorsa, bu durumda 40 kez solumak zorunda kalıyor. Bu da doğal olarak kalbi yorduğu için, tedavi edilmeyen erişkinlerde kalp yetmezliğine kadar varabiliyor. Ama çocukta alerjik astımdan dolayı kalp yetmezliğine dönüşmesi pek rastlanmıyor. Çünkü uygun ilaç verildiğinde çocuk hemen normal hale dönebiliyor.

    ALERJİK ASTIM TANISI NASIL KONULUYOR..?

    Başlangıçta kendisini bronşit bronşit olarak gösteren astım, çocukluk çağında çoğunlukla alerjik kaynaklı oluyor. Ancak hekime gelen çocuğa alerjik astım tanısını koyabilmek için; çocuğun izlenmesi, hikayesinin dinlenmesi ve bazı testlerle desteklenmesi gerekiyor. Çünkü alerjiyi, %60 genetik, %40 çevresel faktörler belirliyor.

    Alerjik astımda önce hafif ateş ve burun akıntısıyla birlikte öksürük görülüyor. Bu öksürükler genellikle geceleri ve kuru öksürük tarzında başlayıp, balgamlı ve yumuşak bir hale geçebiliyor. Bu dönemde çocuk artık yürümeye başladığı için hareket ettikçe terliyor, terledikçe de öksürük artıyor. Aslında zaten var olan hastalık, koşunca terleyince ortaya çıkıyor. Hatta başka zamanlarda hiç bulgu olmazken, sadece çocuğun terlemesiyle ortaya çıkıyor. Gece gelen ve egzersizle artan bir öksürük, aksi kanıtlanmadığı sürece alerjik olarak değerlendiriliyor. Genellikle 1 yaşından sonra ortaya çıkan bu öksürüğe alerjik astım teşhisinin konulması için 3. kez tekrarıve özellikle mevsim dönümlerinde ortaya çıkması bekleniyor. Alerjik astımdaki ateş, inatçı olmayıp, en fazla 38.5C’a kadar çıkıyor ve ateş düşürücü ilaçlarla hemen düşüyor.Bu bulgularla birlikte çevresel koşulların varlığında, çocuğun yaşına göre testler yapılıyor.

    ASTIMI ANLAMAK İÇİN NE GİBİ TESTLER YAPILIYOR..?

    Testler, cilt ve kan testi olarak ikiye ayrılıyor. Cilt testi hemen o anda yapılıp, 15 dakika sonra sonuç verdiği için daha çok tercih ediliyor. Ancak çocuğun egzamasının olması, çok korkması ve bazı ilaçları kullanıyor olması durumunda kan testi tercih ediliyor. Testlerin sonucunda çocuğun alerjik olup olmadığı anlaşılıyor. Burada en önemli konu, bu testlerin bir uzman tarafından yapılması.

    TESTLERİN DIŞINDA BAŞKA BİR ŞEY YAPILIYOR MU..?

    Ayrıca çocuğun akciğer fonksiyonları da ölçülüyor. Daha çok 5 yaşından büyük çocuklara bilgisayara üfleterek akciğer fonksiyonları ölçülüyor. Ssolunum fonksiyon testi adı verilen bu uygulamada amaç, akciğerlerin fonksiyonlarını öğrenip, düşük olan akciğer fonsiyonlarını normale çıkarmak. Solunum fonksiyon testi, ilaçla da yapılabiliyor. Çocuk iyi olsa bile, yarın kirli hava, sigara, viral enfeksiyon gibi durumlara maruz kalırsa duyarlılığın nasıl olacağı da ölçülüyor. Duraylılığın devam etmesi durumunda ilaç tedavisine devam ediliyor. Ancak Metakolin adı verilen bu test, çocuğu provoke ederek, astım olup olmadığını %100 söylüyor. Ama bu testin de mutlaka bir uzman tarafından yapılması zorunlu. Çünkü uzman olmayan birisi tarafından provoke edilmiş çocuk,hastada olabiliyor. Bunun dışında kanda alerjiyi gösteren IgE değerlerine de bakılıyor.

    BAZI HASTALAR ÇOK FAZLA TEST YAPILMASINDAN ŞİKAYETÇİ...

    Bu da bilgisizlikten yapılıyor! Çünkü çocuğun yaşına göre değişik paneller uygulanıyor. Örneğin 6 aylık bir çocukta henüz 4 mevsim yaşamadığı için polen alerjisine bakmak yerine, yiyecek yani süt ve yumurtaya bakmak daha doğru. Buna karşın 6 yaşına gelmiş bir çocuğa da süt ve yumurta alerjisi olup olmadığına bakmak da anlamsız. Çünkü yıllardır süte ve yumurtaya olan alerjisini bitirmiş oluyor. Alınan öyküye ve şüphelenilen duruma göre, çocuğun yaşıda hesaba katılarak uygun bir test paneli hazırlanıyor.

    ASTIM GERÇEKTEN TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ..?

    Modern tedavi yöntemleri 1990’lardan bu yana uygulandığı için bu sorunun yanıtı tam olarak verilemiyor. Bunun için tedavileri olan çocukların ileride ne olduklarının incelenmesi gerekiyor. Sorunun yanıtı baaşka ülkeler için verilse bile, ülkemiz çocuklarının genetik ve çevre faktörleri farklı olduğundan halen araştırılıyor. Genel olarak 7-8 yaş civarında hastalığın 2/3 ünün iyileştiği görülüyor. Ancak burada en önemli konu;çocuğun kendi bağışıklık sistemiyle bu hastalıkla başa çıkması. Zaten astım tedavisindeki hedef de, yaşam kalitesini arttırmak.

    ASTIM TEDAVİSİ NASIL YAPILIYOR..?

    Tedavinin en önemli kısmı aileyi eğitmek. Hastalığın tanısını koyan hekimin birinci görevi, aileye anlayabileceği düzeyde hastalığı anlatmak ve neler yapılabileceğini göstermek. Bu, aynı zamanda tedavinin başarısının da kilit noktası. Sonra alerjiden kaçınmak, dolayısıyla çevresel faktörlerini arındırmak geliyor. Ailenin yaşamı, yiyecekleri, evindeki eşyaları, içiliyorsa sigara gibi faktörlerin tamamen çocuğun yaşamından uzaklaştırılması gerekiyor. Çünkü yapılan bir araştırma, kapısı kapatılarak, balkonda içmenin dışında, herhangi bir başka odada içilen sigaranın bile çocuğu etkilediğini ortaya çıkarmış. Buna göre sigaranın ya tamamen bırakılması ya da kapısı kapatılarak balkonda içilmesi gerekiyor. Çünkü sigara dumanı,astımı tetikleyen en önemli unsurlardan birisi. Ancak çevresel faktörleri arındırırken, çocuğun yaşamın içinden de kopmaması gerekiyor. Çocuk aktivitesini tamamen normal bir şekilde yerine getirmeli, rahatsızlığı da doktor kontrolünde tedavi edilmeli. Tabii ki alınması gereken bazı önlemler unutulmadan....

    Astım tedavisinde antibiyotiklerin hiçbir yeri yok. Sadece astımın yanında bir sinüzit, kulak enfeksiyonu, gibi durumlar da varsa antibiyotik alınabiliyor. Aksi takdirde antibiyotikler hastalığı tedavi etmediği gibi, çocuğa gereksiz bir yüklenme yapıyor. Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar, bronşları gevşetip solunumu rahatlatan ve astım krizi gelişmesini önleyen iki bölümde yer alıyor. Bu ilaçlar bir miktar kortizonda içerebiliyor. Ancak burada asıl marifet, çocuğa zarar vermeyecek en düşük dozda, fakat bu olayı da baskılayabilecek bir dozu bulmak. Çünkü astım; çabuk kaybolmayan, tam tersine, iyiliğin kanıtlanmasını zorunlu kılan bir hastalık.

    Op.Dr. Özgür Leylek
     
  4. 21 Aralık 2006
    Konu Sahibi : b_aylin
  5. b_aylin

    b_aylin Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    11
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    bir çoğumuzun bu sorunu yaşadığımızı düşünüyorum mutlaka okuyun yüzyılın hastalığı olduğu söyleniyorrr sevgiler

    Alerji nedir?
    Alerji, vücudumuza dışarıdan giren çeşitli maddelere karşı gösterilen anormal bir tepki olarak tanımlanabilir. Burada esas amaç, vücudu yabancı olduğu farkedilen bu maddeye karşı korumaktır. Aslında yabancı olduğu halde, vücudumuza hiçbir zararı dokunmayacak hatta yararları olabilecek bu madde adeta bir düşman işlemi görmekte ve düşmana gösterilen bu aşırı tepki vücutta birtakım hasarlara ve zararlara yol açmakta ve alerjik bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Örneğin, yumurtaya alerjisi olan bir kişiyi ele alalım. Yumurta, normal insanlar için, içerdiği protein, vitamin.. gibi yapı taşları ile çok yararlı bir besin maddesidir. Yumurtaya alerjisi olan kişi, yumurtayı kendine yabancı, hatta düşman gibi görür. Bu kişi yumurta yediğinde bağışıklık sisteminin alarm zilleri çalmaya başlar:
    Dikkat, vücuduna bir yabancı girdi. O senin düşmanın, onu yok et. Bağışıklık sistemi de tüm kuvvetleriyle yumurtayla savaşa başlar ve sonuçta hafif kaşıntılardan astıma, saman nezlesinden anafilaksiye kadar çeşitli alerjik tablolar ortaya çıkar. Çok değerli bir besin maddesine gösterilen bu tepki ne kadar haksız değil mi?
    Diğer taraftan, arı zehirine alerjik olan bir kişideki aşırı tepkinin ise son derece geçerli bir mantığı vardır. Bu, adı üstünde arı zehiri. Bu zehirden vücudun haberdar olması, ona karşı birtakım tepkiler göstermesi, onu yok etmeye çalışması.. hep vücudun yararı içindir. Ama, bu tepkilerden vücut da bu arada zarar görürmüş, o başka mesele.
    Alerjen nedir?
    Alerjiye neden olan maddelere alerjen denir. İnsanlar her maddeye karşı alerjik olabilirlerse de, alerjenlerin çoğu organik kökenli maddelerdir ve normalde zararsız olan, her gün karşılaştığımız, temas ettiğimiz, yediğimiz, içtiğimiz şeylerdir.
    Yumurta, süt, fındık, fıstık, balık, midye.. gibi besinler.
    İçecekler…
    Çocukların balonu, emzikleri, bulaşık eldivenleri...
    Kedi, köpek, tavşan...
    Bilezikler, küpeler, takılar...
    Tozlar, küfler, polenler...
    Böyle daha binlerce, milyonlarca madde.
    Aspirin, penisilin gibi can kurtaran ilaçlar.
    Hatta, kortizon. Evet, bazı insanlar alerji tedavisinin bir numaralı ilacı olan kortizona karşı bile alerjik olabilirler. Ne büyük şanssızlık değil mi?
    Solunum yolları alerjilerinin sebepleri nelerdir?
    Alerjenler, vücudumuza çeşitli yollarla girebilirler:
    Deriden,
    Solunum yoluyla,
    Sindirim sistemi yoluyla.
    Astıma ve alerjik nezleye yol açan alerjenlerin büyük çoğunluğu solunum yoluyla vücuda giren alerjenlerdir; bunlara havada bulunan alerjenler anlamına gelen aeroalerjen ismi verilir.
    Aeroalerjenlerin en önemlileri şunlardır:
    Ev akarları,
    Polenler,
    Bazı evcil hayvanlar (kedi, köpek...)
    Küf mantarları..
    Bu alerjenlerin, akciğerlerdeki küçük bronşiollere ve hava keseciklerine kadar gelebilmeleri için çaplarının 5 mikron’ dan daha küçük olması gerekir. 5 mikrondan daha büyük çaplı alerjenler, boyutlarına göre, burunda veya üst solunum yollarında tutunurlar.
    Çapları 20-60 mikron olan polenlerin, astımdan çok alerjik nezleye yol açmalarının nedenlerinden biri de bunların büyüklükleri nedeniyle küçük bronşlara kadar gelememeleri olabilir.
    Kimler alerjiye daha yakındır?
    Bazı kişiler doğuştan alerjiye daha yatkındırlar. İşte, doğuştan genetik (kalıtsal) olarak alerjiye yatkın olmaya atopi, böyle kişilere de atopik kişi denir. Atopik kişi sahip olduğu kalıtsal özellikler nedeniyle, karşılaştığı bazı maddelere karşı immunglobulin E sınıfından antikorlar üretir ve dolayısıyla da o madde, o kişi için artık herhangi bir madde değil, bir alerjendir.
    Atopik kişilerin kanında alerjik oldukları maddelere karşı yüksek miktarda immunglobulin E antikorları vardır ve bunlarda günün birinde bir alerjik hastalık ortaya çıkma riski yüksektir.
    Atopik kişilerde alerjik hastalığın ortaya çıkmasında, örneğin astım belirtileri göstermeye başlamasında çevresel faktörlerin çok önemli etkisi vardır. Nitekim, genetik yapıları aynı olan tek yumurta ikizlerinin sadece %’inde aynı alerjik hastalık bulunur. Alerji yalnız kalıtsal faktörlerin etkisiyle ortaya çıkıyor olsaydı, her iki çocuğun da aynı alerjik hastalığa sahip olması gerekirdi.
    Alerjik hastalıklar nelerdir?
    Alerjik hastalıkların başlıcaları şunlardır:
    SAMAN NEZLESİ (Alerjik Nezle)
    GÖZ NEZLESİ (Alerjik Konjunktivit)
    ASTIM (Alerjik Bronşit)
    ÜRTİKER ve EGZEMA (Alerjik Deri Hastalıkları)
    Alerjik hastalıklar nasıl ortaya çıkıyor?
    Alerjik hastalıkların ortaya çıkması için atopik özelliğe sahip kişinin belirli bir süre allerjenlerle temas etmesi gerekir. Buna duyarlılık kazanma süresi denir ve birkaç haftadan birkaç yıla kadar değişebilir. Bu dönemde, allerjene karşı immunglobulin E (IgE) adı verilen özel antikorlar üretilir ve bunlar da mast hücrelerinin yüzeylerine yapışırlar. Bu kişi tekrar allerjenle karşılaştığında, allerjen ile IgE’ nin hücre yüzeyindeki birleşmeleri, mediatör ismi verilen çeşitli maddelerin salınmasına neden olur. Allerjik hastalıkların belirtilerinden bu mediatörler sorumludur.
    Allerjik hastalıklar, allerjenle mast hücresi yüzeyindeki antikorların buluşma yerlerine göre farklı hastalıklar olarak karşımıza çıkar. Meselâ, bu buluşma burun zarında oluyorsa saman nezlesi, bronşlarda ise astım ve derimizde ise egzema görülür.
    Vücudun tümünü ilgilendiren yaygın allerjik reaksiyonlara ise anafilaksi veya allerjik şok ismi verilir.
    Alerjik hastalıklar neden artıyor?
    Alerjik hastalıkların her geçen yıl hızla artışının nedenlerini araştıran uzmanlar, bu artışın yaygın antibiyotik kullanımı ve çocukluk çağı infeksiyonlarının azalmasından kaynaklanabileceğine dair bulgular elde etmişlerdir.
    Bağışıklık sisteminin tam olarak gelişebilmesi için 1 yaşından önce geçirilen infeksiyonların büyük önemi vardır. Dünyaya allerjiye yatkın olarak gelen çocuklar, geçirdikleri infeksiyonlar sayesinde mikrop ve virüslerle mücadele etmeyi öğrenirler. Bağışıklık sistemi bu infeksiyonlar sayesinde güçlenir. Buna karşılık, çok temiz ortamlarda büyüyen, çok az infeksiyon geçiren ve çok sık antibiyotik verilen çocukların bağışıklık sistemleri yeteri kadar mikropla karşılaşamadığından, allerjiye daha yatkın olurlar.
    Gerçektende, çok çocuklu ailelerde ve erken yaşta yuvaya gönderilen çocuklarda astım ve allerjik hastalıkların daha az görülmesi, bu çocukların daha çok infeksiyon geçirmeleriyle açıklanmaktadır. Buna karşılık az çocuklu ailelerde ve topluma fazla girmeyen ve daha az mikropla karşılaşan çocuklarda astım riski de yüksektir. Araştırmacılar, çocukluk çağında geçirilen ve astıma karşı koruyuculuk sağlayan infeksiyonları şöyle sıralıyorlar:
    Kızamık Kızamıkcık
    Suçiçeği Kabakulak
    A tipi hepatit Nezle
    Astım Allerjiler
    köy, çiftlik gibi ortamlarda büyüyen çocuklarda ve hatta gebeliklerini bu tür yerlerde geçiren kadınların bebeklerinde de daha az görülmektedir. Bu gibi yerlerde kedi, köpek ve diğer çiftlik hayvanları ile iç içe büyüyen çocuklar daha fazla mikropla karşılaştıkları için, bağışıklık sistemleri daha güçlü olmakta ve allerjiye yatkınlık azalmaktadır.
    Çocukluk çağında çok sık antibiyotik kullanılması da astım riskini artıran bir faktördür. Çocuklara boğazı ağrıyor, ateşi var, burnu akıyor diye hemen antibiyotik verilmesi gereksiz olduğu gibi zararlıdır da.
    ALERJİK REAKSİYONLAR
    Besinlere, ilaçlara, böcek zehirlerine.. karşı gelişen tabloları allerjik hastalık değil, allerjik reaksiyon olarak değerlendirmek daha doğrudur, çünkü allerjenle karşılaşılmadığı sürece bu kişilerde her hangi bir hastalık belirtisi görülmez. Oysa, ev tozu akarlarına karşı allerjik olan bir astımlı sadece bu allerjenlerle karşılaştığında değil, başka bir çok nedenle de (soğuk hava, egzersiz, nezle, grip gibi viral infeksiyonlar..) astım krizlerine girerler.
    SİGARA
    Anne ve babaları sigara içen çocuklarda hırıltılı solunum, alt solunum yolları enfeksiyonları ve astım, evlerinde sigara içilmeyen çocuklara göre, özellikle de hayatın ilk yılında çok daha fazla görülür.
    Annenin sigara içmesi, yaşamın ilk yılında ortaya çıkan astım için bir risk faktörüdür. Bu risk, annenin alerjik bir hastalığı olması durumunda 4 kere daha fazla olmaktadır.
    Gebelikleri süresince sigara içen annelerin bebeklerinin doğumdaki solunum fonksiyonlarının daha kötü olduğu saptanmıştır. Annesi sigara içen bebeklerin kordon kanında IgE düzeyleri yüksektir ve alerjik hastalık riski artmıştır. İki ayrı çalışmada da, günde 10 veya daha fazla sigara içilmesinin 12 yaşından önceki astım riskini 2,5 kat artırdığı ve egzamalı çocukların sigara dumanına maruz kalmalarının astım riskini yükselttiği belirlenmiştir.
    YAZ TİPİ HAVA KİRLİLİĞİ
    Astım ve alerjik hastalıkların oluşumunda yaz tipi hava kirliliği daha önemlidir. Yaz tipi hava kirliliğinin esas kaynağı yoğun trafiktir. Motorlu araçların egzoz gazlarından çıkan petrol yanma ürünlerine güneş ışınlarının etkisiyle başta ozon olmak üzere çeşitli azot oksitleri meydana gelir. Oksidanlar, yani ozon ve azot oksitleri, solunum yolları için adeta zehir etkisi yaratır. Bunların, baş ağrısı, gözlerde sulanma, kızarma, burun akıntısı ve hapşırma gibi tahriş edici etkileri hemen herkeste görülür.
    Oksidanlar, solunum yollarını döşeyen hücreler üzerine de çok zararlı ve hasar oluşturucu etkiler yaparlar.
    Araştırmalar, oksidan ismi verilen maddelerin başta astım ve saman nezlesi olmak üzere alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında çok önemli etkileri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Oksidanlar, ayrıca astımı ve bronşiti olanlarda öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığına da yol açarlar.
    BESLENME VE ALERJİ
    Diyet ile alerjiler arasında çok yakın bir ilişki vardır. Son yıllarda, bazı yağ asitlerinin fazla tüketilmesinin, astım ve alerjilerin gelişiminde bir risk faktörü olabileceği ileri sürülmektedir. Buna karşılık omega-3 yağ asitlerinin allerjik hastalıkların gelişimini engelleyebileceği düşünülmektedir. İçinde balık yağı bulunan diyetlerin astıma karşı koruyucu etkisi olabileceğine dair iddialar vardır. Margarinde bulunan trans yağ asitleri tüketimi ile alerji belirtilerinin sıklığı da ilişkili bulunmuştur. Birçok araştırmada, az miktarda C vitamini alanlarda akciğer fonksiyonlarında azalma olduğu, ayrıca kış boyunca taze meyve tüketimi ile astım semptomları arasında ters bir ilişki bulunduğu saptanmıştır. Aşırı tuz tüketiminin, özellikle erkeklerde astımdan ölüm oranlarını artıran bir faktör olabileceği ileri sürülmüştür. Alkolün alerji ve astım belirtilerini tetikleyen bir faktör olduğu eskiden beri bilinir.
    Egzersiz alerjisi nedir?
    Son yıllarda giderek yaygınlaşan alerjik hastalıkların yeni yeni tanınan türlerinden biri de egzersiz alerjisidir. Egzersiz alerjisi, ciltteki hafif kızarma ve kabartılardan karın ağrısı, bulantı ve kusmaya, astım krizinden anaflaksiye kadar çok farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Jogging (yavaş koşu), tenis, futbol, bisiklet, kayak ve hatta aerobik gibi birçok spor egzersiz türü alerjiye neden olabilmektedir.
    RİSK FAKTÖRLERİ
    Yemek yedikten veya bir ilaç alındıktan sonra yapılan egzersizlerde alerji ihtimali daha fazladır. Bu yiyecek, kişinin evvelden beri alerjik olduğu bilinen bir madde olabileceği gibi, herhangi bir besin maddesi de olabilir. Egzersiz alerjisine neden olabilen yiyeceklerin başlıcaları, karides, istiridye.. gibi deniz hayvanları, şeftali, üzüm, kereviz, elmadır. İlaçlar içinde aspirin, ağrı kesiciler, romatizma ilaçları ile bazı antibiyotiklerin riski daha fazladır.
    Yine egzersizden önce alkol veya kafein (kola, kahve, çikolata...) alınmış olması ve egzersizin fazla sıcak ve nemli ya da çok soğuk ve kirli havada yapılmış olması da riskli bulunmuştur. Bazı kişilerde yağmur altında yapılan egzersizler suçlanmıştır. Adet dönemindeki hanımlarda da egzersiz alerjisi ihtimali daha fazladır. Egzersiz alerjisi riskinin en düşük olduğu spor yüzmedir.
    BELİRTİLERİ
    Egzersiz alerjisi tipik olarak bazı öncü belirtilerle başlar. Bunlar, yaygın sıcaklık ve kaşıntı hissi, yorgunluk ve ciddin kızarmasıdır. Daha sonra ürtiker (kurdeşen) diye isimlendirilen, 1-2 cm boyutlarında kaşıntılı kabarıklar ortaya çıkar. Cilt altı dokusunun şişmesi özellikle yüzde, avuç içi ve ayak tabanında belirgindir. Birçok hastada tansiyon düşüklüğü ile beraber şuur ile ilgili bozukluklar da görülür. Karında kramp şeklinde ağrılar ile bulantı ve kusma da meydana gelir. Baş ağrısı hem çok sık rastlanan ve hem de üç gün kadar devam eden en inatçı belirtilerdendir. Egzersiz alerjisinin belirtileri genellikle 2 saat içinde azalmaya başlar, fakat bazen 12 saat sürdüğü de olur.
    EGZERSİZ ALERJİSİNİN ÖNLENMESİ
    Egzersizle ilgili olarak sadece deri belirtileri gösteren hastaların, efordan önce antihistaminik ilaç almalarının yararı olabilir, ancak bunların her zaman tam etkili olması beklenmemelidir.
    Egzersizden 4 saat öncesine kadar yemek yenilmemeli ve hiçbir ilaç da alınmamalıdır.
    Ağır egzersizden önce, ısınma hareketleri yapılmalıdır.
    Çok sıcak ve nemli ya da soğuk ve kirli havada egzersizden kaçınılmalıdır. Soğuk havada yapılacak egzersizlerde ağız ve burnun bir maske ile kapatılması işe yarayabilir.
    Ağır egzersizler birden kesilmemeli, vücudun soğuması için egzersiz 10-15 dakika içinde yavaş yavaş bitirilmelidir.
    Egzersiz alerjisi olan kişiler yalnız başlarına egzersiz yapmamalıdır.
    Egzersiz alerjisi olanlar, egzersizden 10-15 dakika önce nefes açıcı spreylerinden kullanmalıdır.
    Egzersiz sırasında öncü belirtiler ortaya çıkar çıkmaz egzersize son verilmeli ve derhal nefes açıcı spreyler alınmalıdır.
    Alerjinin en korkulanı: Anaflaksi
    Alerjinin en korkulan, en ağır ve tehlikeli şekli olan anaflaksi, vücudun tümünü ilgilendiren yaygın alerjik reaksiyonlara bağlı olarak gelişir. Anaflaksi, alerjik şok ismiyle de bilinir; erken tanınıp acil olarak tedavi edilmediğinde kişiyi şok ya da ölüme kadar götürebilir. Gazetelerde okuduğumuz ‘Penisilin iğnesi yapıldı, yaşamını yitirdi’ veya ‘Arı sokmasından öldü...’ gibi olayların nedeni hep anaflaksidir. Ülkemizde her yıl ortalama olarak 100 kişinin anaflaksiden dolayı yaşamlarını yitirdikleri söylenebilir.
    Anaflaksinin sebepleri
    Anaflaksiye sebep olabilen pek çok madde vardır:
    İlaçlar (penisilin, sefalosporin ve diğer antibiyotikler; aspirin, ağrı kesici ve romatizma ilaçları, lokal anestezikler, röntgen çekilirken kullanılan kontrast maddeler...)
    Serumlar ve aşılar
    Kan ve kan ürünleri
    Yiyecekler (Yumurta, süt, domates, fıstık, deniz ürünleri...)
    Yiyeceklere konan katkı maddeleri
    Bozulmayı önleyici maddeler (Sülfitler)
    Renklendiriciler (Tartrazin)
    Tat vericiler (Glutamat)
    Fiziksel etkenler: Egzersiz, soğuk
    Çeşitli maddeler: Lateks, sperm
    Anaflaksinin belirtileri
    Anaflaksi, kişinin duyarlılığına ve alınan alerjenin miktarına göre değişik tablolara neden olur. Başta deri, alt ve üst solunum yolları, dolaşım ve sindirim sistemi olmak üzere pek çok organ sistemine ait belirtiler ortaya çıkar.
    Anaflaksi, çok ani olarak ortaya çıkan bir durum olduğu için sadece doktorlar tarafından değil, herkesçe bilinmesi, tanınması ve ilk acil müdahalenin hemen yapılması, hastanın yaşamının kurtarılması bakımından çok önemlidir. Alerjenin alım yolu ve vücuda giriş hızı da anaflaksinin ağırlığını belirleyen önemli faktörlerdir. Mesela, penisilin iğnesi penisilin hapına göre çok daha ağır bir anaflaksiye yol açar!
    Anaflaksi belirtileri, alerjenle karşılaşıldıktan hemen birkaç dakika sonra başlar, 15-20 dakikada zirveye çıkar ve 1 saat içinde de azalmaya yüz tutar. Anaflaksi, bazı kişilerde belirtiler tamamen kaybolduktan 8-24 saat sonra tekrarlayabilir. Bu nedenle, anaflaksi saptanan bir kişinin en azından 24 saat süreyle doktor gözetimi altında kalması gerekir.
    TEHLİKE SİNYALLERİ
    Anaflakside, solunum ve dolaşım sistemini ilgilendiren belirtiler ciddi bir krizin işaretleridir.
    Solunum sistemi belirtileri: Burunla ilgili olarak kaşıntı, su gibi akıntı, hapşırma, burun tıkanıklığı... gibi belirtiler vardır. Ses tellerinin şişmesi (gırtlak ödemi), ses kısıklığı ve konuşma güçlüğü yaratabileceği gibi, bu darlığın çok fazla olması nefes alıp vermeyi güçleştirir, hatta tamamen imkansız kılar ve ölüme neden olur.
    Bazı hastalarda ise astımlılarda olduğu gibi inatçı öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığı gelişir.
    Dolaşım sistemi belirtileri: Çarpıntı, düzensiz ve hızlı kalp atışları, göğüs ağrısı, baş dönmesi.. vardır. Kan basıncının düşmeye başlaması ciddi bir anaflaksinin habercisidir. Yaşlı hastalar kalp krizi de geçirebilirler.
    Sindirim sistemi belirtileri: Karında kramp tarzında ağrılar, bulantı, kusma, karında şişkinlik ve gerginlik, ishal ortaya çıkar.
    Diğer belirtiler: Bu sistemlere ait belirtilerden başka birçok hastada, terleme, idrar kaçırma, baş ağrısı, şuur bozukluğu, halüsinasyon.. görülür.
    Anaflakside ölüm: Anaflakside ölüm nedeni gırtlak ödemi veya inatçı tansiyon düşüklüğü veya kalp krizidir.
    ANAFLAKSİ TEDAVİSİ
    Anaflaksi çok acil bir durumdur. Kişiye hemen girişimde bulunulmadığı zaman kısa zamanda ölüme sebep olabilir. Bu sebeple, anaflaksi belirtileri saptanır saptanmaz bir taraftan en yakın doktor veya hastaneye ulaşılmaya çalışılırken, diğer taraftan yapılması gereken bazı işlemler vardır.
    Alerjenin vücuda girdiği yer belli ise (Arı sokmasında olduğu gibi!), o bölgeye hemen turnike yapılarak zehirin kana karışması engellenir. Varsa, arının iğnesi çıkartılır.
    Kişi sırtüstü yatırılır ve bacakları yukarı kaldırılır. Bu sayede beyin ve kalp gibi önemli organlara daha fazla kan gitmesi sağlanır.
    Hasta sıcak tutulur.
    Mümkünse oksijen verilir.
    Anaflakside yaşam kurtarıcı ilaç ADRENALİN’dir. 1:1000’lik adrenalin, 0,3-0,5 ml dozunda 20 dakika arayla cilt altına zerk edilir.
    Anaflaksi tedavisinde yararlanılan diğer ilaçlar kortizon ve antihistaminikler’dir. Astım krizi belirtileri olan hastalara bronş spazmını azaltan nefes açıcı ilaçlar da verilmelidir.
    Kan basıncı düşük olan hastalara hem kan basıncını yükselten ilaçlar (vazopressörler) hem de damar yoluyla sıvı uygulanır.
    Gırtlak ödemi nedeniyle asfiksi (boğulma) belirtileri gösteren hastalara nefes alabilmeleri için acil trakeostomi (ana nefes borusuna dışarıdan delik açılması) gerekir.
    ANAFLAKSİDEN KORUNMA
    Daha önce anaflaksi geçirmiş olanlar, durumlarını bildiren bir kart veya künye taşımalıdırlar.
    Anaflaksi nedeniyle ölüm tehlikesi atlatanların yanlarında sürekli olarak adrenalin bulundurmaları gerekir. Bu kişilere adrenalini hangi durumda, nasıl uygulayacakları da öğretilmelidir.
    Anaflaksiye neden olan etkenlerden (ilaç, yiyecek...) uzak kalınmalıdır.
    Anaflaksi tanımlayan hastalara iğne şeklindeki ilaçlardan çok hap veya şurup verilmelidir.
    Anaflaksi tanımlayan hastalara ß-bloker sınıfı ilaçlar verilmemelidir.
    En azından 24 saat süreyle doktor gözetimi altında kalması gerekir.
    Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükust
     
  6. 19 Mayıs 2007
    Konu Sahibi : b_aylin
  7. XSXila

    XSXila Yeni Üye Üye

    Katılım:
    1 Ağustos 2006
    Mesajlar:
    267
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Alerjiyi nasıl tanımlarsınız?
    Solunum ya da temas yoluyla kişinin maruz kaldığı çeşitli maddelere karşı bağışıklık sisteminin verdiği reaksiyona alerji diyebiliriz.

    Alerjinin net bir biçimde ortaya konması için alerji testi yaptırmak gerekir mi?
    Kişinin yakınmalarının hangi alerjen nedeniyle olduğunu ortaya koymak için iyi bir öyküyle birlikte alerji testleri yapılabilir. Allerjenler hem deri testleriyle, hem de kan alınarak yapılan testlerle tesbit edilebilir. Deri testleriyle 20 dakikada sonuç alınabilir. Kan testleri isedaha uzun sürede (24-48 saat gibi) yanıt verir. Önemli olan sadece elde edilen test sonuçları değil, elde edilen test sonuçlarıyla hastanın şikayetlerinin uyum içerisinde olmasıdır.

    Alerjinin belirtileri nelerdir?
    Alerjik rinit (saman nezlesi) belirtileri hapşırma, burun akıntısı, burun ve genizde kaşıntı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı olarak tanımlanabilir.

    Alerji çeşitleri nelerdir?
    Alerjik rinit, alerjik astım, alerjik dermatit, alerjik konjuktivit.

    Mevsimsel alerjik de tedavi gerektirir mi, kendi haline bırakabilir mi?
    Mevsimsel alerjik rinit (saman nezlesi) sıklıkla polenlere karşı oluşan bir bağışıklık sistemi reaksiyonudur. Kişinin söz konusu mevsimi rahat geçirmesi amacıyla polen mevsimi başlamadan 2 hafta önce ilaç tedavisine başlanması ve mevsim süresince ilaçlarını kullanılması önerilir. Mevsim sona erdikten sonra ilaç tedavisi kesilebilir. Alerjisi olan hastanın kendi haline bırakılması, kişinin hem hayat kalitesini bozar hem de başka sağlık problemlerine (sinüzit, çocuklarda orta kulak iltihabı, uyku bozuklukları gibi) yol açabilir. Unutulmamalı ki; mevsimsel alerji adolesan dönem ve genç erişkin hastalığıdır. Yani okuyan ve çalışan kişilerin hastalığıdır. Dolayısıyla tedavi edilmediği takdirde kişinin okul ve iş performansı olumsuz yönde etkilenir.

    Mevsimsel alerjik dönümleri ne zamandır?
    Mevsimsel alerjik rinit dönümleri iklim özelliklerine göre değişebilir. Sıklıkla çim poleni alerjisi ilkbahar aylarında ortaya çıkarken, yabani polen alerjisi sonbahar aylarında da görülebilir. Ancak ılıman iklimlerde bu durum daha da uzun sürebilir.

    Alerji semptomlarını tetikleyen yaygın maddeler nelerdir?
    Solunum yolu alerjisine yol açan maddeler öncelikle polenler, hayvan tüyleri, ev tozu akarları ve küf mantarı gibi alerjenler olmakla birlikte, hava kirliliği, sigara dumanı, deterjan veya parfüm kokusu gibi kimyasal maddeler de alerjik yakınmaların ortaya çıkması ya da artmasında tetikleyici rol oynar.

    Kedi, köpek alerjisi olan kişinin semptomları en aza indirmesi için ne yapması gerekir?
    Hayvan tüylerinden korunma için tek geçerli yöntem hayvanın evden uzaklaştırılması ve bütün halı, yatak takımı ve mobilyaların vakum -temizleyiciyle temizlenmesidir. Ancak yine de kedi alerjenleri tam olarak temizlenemeyebilir. Bir evin kedi alerjenlerinden arınması için en az 20 hafta gerekir. Her ne kadar kedilerin sık yıkanması, allerjen sayısını azaltsa da, bu uygulama haftada bir yapıldığında yararlı bir sonuç alındığı biliniyor. Evcil hayvanların evden uzaklaştırılması, hasta tarafından kabul edilmiyorsa, en azından yatak odasının ya da evin dışında tutulması denenmelidir.

    Havadaki küfe, toza çeşitli bakterilere alerjisi olan kişiler için ne tavsiye edersiniz?
    Ev tozu akarlarında etkili korunma sağlamak için yatak odası ve oturma odasından halı kaldırılmalıdır. Mobilyalar haftada 2 defa vakum temizleyicilerle temizlenmelidir. Alerjisi olanlar mümkünse temizlik yapmamalı, yapmak zorunda olduklarında temizlik esnasında ve sonrasında 15 dakika maske takmalılar. Klimalar nem oranını düşürdükleri için ev tozu akarlarını azaltır. Hastanın yatak odasındaki yatak, yastık ve yorgan alerjen geçirmeyen kılıflarla kaplanabilir. Eğer yatak eskiyse değiştirilmesi gerekebilir. Kuş tüyü,yün yastık ve yatak yerine sentetik olanlar tercih edilmeli, yatak takımları ev tozu akarları ve yumurtalarını öldürmek amacıyla her hafta 600’de yıkanmalıdır. Çocukların tüylü oyuncaklarla uyumaması sağlanmalırıd. Tüylü oyuncaklar vakum temizleyiciler ile temizlenmeli ya da derin dondurucuda(-20 derece) bir gece bırakmak gerekir. Temizlenemeyen tüylü oyuncakları yatak odasından uzaklaştırmak en sağlıklı çözüm olacaktır. Ayrıca, hafif ve kolay yıkanılabilir perdeler tozdan hastayı koruyacaktır. Mobilya döşemelerinin etkili temizliğini sağlayacak bir yöntem henüz yoktur. Ancak yine de plastik, tahta veya deri mobilyalar tercih edilmelidir.

    Binanın yaşı ve yapısı, bodrum katının olması, ısınma şekli ve nemlendirici ya da klimaların kullanılması gibi çeşitli faktörler iç ortamdaki mantarların miktarını etkiler. Rutubetli evler, bodrum katı, banyo, küvet ve lavabolar mantarların üremesi için uygun ortamlardır.Ortamın rutubeti azaltılmadığı sürece, iç ortamdaki mantar miktarının kimyasal yollarla kontrol edilmesi mümkün değildir.

    Çeşitli parfümlere ve sabunlara cilt alerjisi olan kişilere ne gibi tavsiyeleriniz olabilir?
    Deri alerjik reaksiyonlardan fazlaca nasibini alan bir organdır. Deride en sık rastladığımız alerjik reaksiyon, alerjenin temas ettiği lokalizasyonlarda ortaya çıkan ekzema tarzı reaksiyonlardır. En sık deri reaksiyonlarına neden olan maddelerde parfüm, sabun, deterjanlar gibi hepimizin sık kullandığı çevresel maddelerdir. Derimiz temas ettiğimiz bu maddeler karşı zaman içinde duyarlılık geliştirerek kızaran, sulanan, kabuklanan ve kaşınan ekzema dediğimiz reaksiyonlara maruz kalabilir.

    Tüm alerjilerde olduğu gibi, tedavideki en temel prensip alerjenin yaşantımızdan uzaklaştırılmasıdır. Deride oluşan klinik bulgular lokal ilaçlarla kolayca tedavi edilebilir. Ancak alerjen yaşamımızdaysa, ekzema reaksiyonları sık aralıklarla ve şiddeti giderek artarak tekrarlar.

    Seyahat ve mekan değişimi söz konusuysa alerjik reaksiyonu olan kişilerin nelere dikkat etmesi gerekir? Uçak yolculuğu ve basınç farklılıklarının alerjiye bir etkisi var mı?
    Polen alerjisi olan kişilerin seyahat ettikleri bölgenin polen mevsimine göre ilaç tedavilerine başlamaları gerekir. Özellikle alerjik nezle nedeniyle burun tıkanıklığı olanların uçağa binerken çok dikkatli olmaları, uçağa binmeden önce burun tıkanıklığı giderici ilaç tedavisi almaları gerekir. Aksi takdirde özellikle inişte basınç farkı nedeniyle gelişebilecek barotravma, sinüs ya da orta kulak hastalıklarına yol açabilir.

    Alerjinin genetik özelliği var mı?
    Alerji genetik bir hastalıktır. Özellikle anne tarafında olması halinde çocukta ortaya çıkma olasılığı daha yüksektir. Tabii hem anne hem babada alerji eğilimi olursa, risk daha artar.

    Sizce stres, alerjiyi tetikleyen sebepler arasında sayılabilir mi?
    Bağışıklık sistemini etkileyen bir faktör olarak stres alerji semptomlarını da tetikleyebilir.

    Tedavi sürecinde ne gibi yollar denenmektedir?
    Alerjik nezle tedavisinde allerjenlerden korunma, ilaç tedavisi (antihistaminikler ve kortizonlu burun spreyleri gibi) ve seçilmiş hastalarda iğne tedavisi uygulanıyor.

    Her alerji sorunu olan iğne tedavisi görebilir mi yoksa bu tedavi ağır alerji vakalarında mı uygulanıyor?
    Her alerji sorunu olan iğne tedavisi göremez. Burada hastanın semptomları, sebep olan alerjen ve hastanın aşı tedavisi sürecine uyum gösterip göstermeyeceği önemli faktörlerdir. Ayrıca iğne tedavisi, her ne kadar sebebe yönelik tedavi de olsa kesin çözüm değildir. Bu konuda deneyimli kişilerce iyi seçilmiş hastalarda uygulanmadığı sürece hayatı tehdit edici yan etkileri olabilir.

    İlaç tedavisinin yan etkileri var mıdır, tüm alerji ilaçları uyku yapar mı yoksa bünyeye ve ilaca göre bu etki değişir mi ya da azalır mı?
    Günümüzde kullanılan yeni nesil antihistaminiklerin uyku verici etkisi yok denecek kadar azdır. Yine de bünyesel farklılıklar olabilir. Ayrıca bir antihistaminik kişide uyku verici etki yaratıyorsa başka bir antihistaminik denenmelidir. Kortizonlu burun spreylerinin sistemik emilimi çok düşük olduğundan bu ilaçlarda doktor kontrolünde(doktorun önerdiği doz ve sürede) olmak kaydıyla rahatlıkla kullanılabilir.

    Alerji tedavi edilmezse ve kendi kendine geçmesi beklenirse ileride daha ağır vakalar ve sorunlara yol açabilir mi?
    Bu kişiden kişiye ve sebep olan alerjene göre değişir. Örneğin basit bir mevsimsel nezlesi olan kişide yakınmalar zaman içinde gerileyebileceği gibi, yoğun yakınmaları olan ve özellikle ev tozu akarı alerjisi olan kişide daha yoğun yakınmalar hatta astım gelişebilir.

    Alerjik astım, alerjinin ağırlaşmış bir versiyonu mudur yoksa semptomlar kendini direkt alerjik astım olarak da gösterebilir mi?
    Alerjisi olan hastalarda astım şikayetlerini beklemek çok normaldir. Astımın önemli bölümünde altta alerjik bünye sorunu vardır. Tetikleyici faktörlerle birlikte astım şikayetleri ortaya çikabilir. Hiçbir yakınması olmayan bir kişi direkt olarak alerjik astim olarak da karşimiza çikabilir. Alerjik bireylerde astim çok hafif olarak da seyredebilir.

    Alerji, alerjik astım ve astım arasında ne gibi farklılıklar vardır?
    Alerjik durumunda bronşlarında aşırı hassasiyet vardir. Alerjik meddeye maruz kalıindığında sadece öksürük olabildiği gibi, ağır solunum sıkıntısına kadar gidebilen astım atağı ortaya çikabilir. Alerjik olmayan astimda ise herhangi bir alerjen olmadan da astim ataği olabilir. Şikayetler ve bulgular aynıdır ancak altta yatan neden bir alerjene maruz kalmak değildir.

    Alerjisi olan kişilere yasaklı sporlar var mıdır?
    Bu kişilere en uygun spor yüzmedir. Ancak alerjileri kontrol altında olan kişilere yasaklı bir spor dalı ya da aktivite yoktur
     
  8. 20 Mayıs 2007
    Konu Sahibi : b_aylin
  9. ayxsxinn

    ayxsxinn Yeni Üye Üye

    Katılım:
    3 Ekim 2006
    Mesajlar:
    35
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    çok güzel bı konu secmişsınız...teşekkürler
     
  10. 12 Eylül 2007
    Konu Sahibi : b_aylin
  11. yorgun savaxsxçxix

    yorgun savaxsxçxix Yeni Üye Üye

    Katılım:
    14 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    7.562
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    annemde alerjik bronşit tanısı konmuştu yıllar önce, ilk yıllar geceler boyu öksürmüştü. Sonra uzun bir süre aşı tedavisi olmuştu. İthal aşıydı, bir termos içinde hastaneye götürüyordu annem aşısını,alerji ünitesi her hastanede yoktu(ssk'da). Bende geçen yıl alerjik rinit olduğu anlaşıldı. Sabahları kalkmada zorlanma, gece nefessiz kalma riski,ağız kuruluğu vb. belirtilerle başlamıştı. Bunun dışında özellikle tekstil ürünlerindeki tozlara karşı bir sorun var sanırım. Semt pazarlarında karıştır tarzı tezgahlardan bir şeyler bakayım dediğimde burnum tamamen tıkanıyor,nefessiz kaldığımız hissediyorum. Pazar gezme zevkimden de oldum:KK43:
    Benim bir sorum olacak, alerji testi yaptıran arkadaşlar var mı? SSK liyim, yeni düzenlemeye göre birçok hastaneye gidebiliyoruz sanırım. Kızılay tıp merkezlerinde bu ünite var sanırım,başka bildiğiniz yer var mı bu testi yaptırabileceğim. Bir de nasıl yapıyorlar,kan alıyorlar mı?
    Paylaşımlarınızı bekliyorum.
    Sağlıklı günler
     
  12. 6 Aralık 2007
    Konu Sahibi : b_aylin
  13. profiterol

    profiterol Guest

    okuyunca yazıyı biraz korktum açıkçası oğlumda 1 yaşındayken karşılaştım alerji sorunuyla yediği bir takım şeylere vücudu aşırı tepki veriyor hatta dr.ilk vücudunda lekeler gördüünde su çiçeği olduğunu söyledi bize okdar sıklıktaydı yani bizde uzun bir süre geçmeyince tekrar götürdüğümüzde alerji testi yapıldı toza karşı aerjisi yok fakat yiyecekler ve yahut ilaçlara karşı alerjisi çok yüksek oranda çıktı ancak 5 yaş ve üstüne kesin alerji tanısı konuluyomuş şuan hangi yediğine alerjisi var tam olarak bilmiyoruz korkumsa şuan 25 aylık olan oğlumda acaba astım riski çokmu yüksek telaşlandım paylaşımın için saol
     
  14. 6 Aralık 2007
    Konu Sahibi : b_aylin
  15. hxuxzxuxn_yxixlxix

    hxuxzxuxn_yxixlxix Yeni Üye Üye

    Katılım:
    29 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    7.682
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    aynı dert bendede vardı sureklı kasınıyoum gecelerı her yerım kasınıyodu sısıyodu ve kıpkırmızı oluyodu gecelerı uyuyamıyodum artık en sonunda ozel bı hastaneye cildiyeye gıttım testler yaptılar bıde baktılarkı herseye alerjım varmıs kedı kopek tuyu yumurta mantar yesıllık aklınıza ne gelırse okadar hassas bı cıldım varmıs.ilaç falan verdıler uyumam ıcın sakınlestırıcı sımdı çok ıyıyım allahıma sukur.ama genel ozellıgı stresmıs....
     
  16. 1 Haziran 2010
    Konu Sahibi : b_aylin
  17. Nil

    Nil KK Kro Pro Üye

    Katılım:
    22 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    9.670
    Beğenileri:
    61
    Ödül Puanları:
    48
    benim kızıma da dr. astım alerjisi olabilir dedi ...test yaptıracağız kızıma...ama genetik yapımızda da yazık ki var...olması muhtemel gibi...

    astım alerjisi olan çocukların anneleri beni bilgilendiri iseler sevinirim ...
     
  18. 22 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : b_aylin
  19. safa83

    safa83 Üye Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2009
    Mesajlar:
    196
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    16
    Kızımın cildide ne yazıkki çok hassas 2,5 yaşında olduğu için kan testi yapıldı alerjik cildi olduğu söylendi. Ama bu yapılan asıl alerji testini yaptıramadık yaşı küçük olduğu için 20 dakika kolunu hareketsiz tutması gerekiyormuş bu da mümkün olmadığı için doktorlar bu testi yapamadı. bu yaşlardaki çocuklarına bu testi yaptıran arkadaşlar varmı?
     
Benzer Konular: Çocuk yetişkinler
Forum Başlık Tarih
Pediyatri - Çocuk Hastalıkları Çocukken Beslenme Çok Daha Önemli Cumartesi 22:59
Pediyatri - Çocuk Hastalıkları Çocuklar neden tırnaklarını yer, ne yapmalı? 16 Ekim 2014
Pediyatri - Çocuk Hastalıkları Çocuklarda antibiyotik kullanımı 13 Ekim 2014
Pediyatri - Çocuk Hastalıkları Astımı olan çocuklar için neler yapılmalıdır? 27 Eylül 2014
Pediyatri - Çocuk Hastalıkları Düzenli Beslenme Çocuklar İçin Önemli! 24 Eylül 2014