ÇOCUKLAR DA DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI ve ''ANNE BABA ''

Konusu 'Davranış Bozuklukları' forumundadır ve aylacım tarafından 7 Kasım 2006 başlatılmıştır.

    7 Kasım 2006
    Konu Sahibi : aylacım
  1. aylacım

    aylacım Guest

    Psikiyatrist Dr. Şeyma Saraç'tan...


    B&B: Çocuklarda görülen başlıca davranış bozuklukları nelerdir?
    Dr. Şeyma Saraç: Çocuklarda görülen davranış bozukluklarını gruplamak gerekirse bir grupta dıştan gözlenen, yani ailenin ve çevredeki kişilerin gözlemleyebildiği davranış bozuklukları vardır. Bir de dışarıdan çok kolay gözlemlenemeyen fakat çocuğun yaşına göre yetersiz bir gelişim düzeyi gösterdiğni veya kendisi ve çevresiyle yeterli uyum düzeyini sürdüremediğini gösteren sorunlar vardır. Bunları ikiye ayırmak uygundur. Birinci grupta aileden ve çevreden en önemli şikayet ve davranış sorunu olarak bildirilen saldırgan davranışlar (arkadaşlarına, eşyalara karşı sert ve haşin davranış; birbirini dövme, kavga etme; büyüklere yönelik söz dinlememe ve karşı gelme), çalma, hırsızlık gibi davranışlar sözkonusu olabilir. Bunun dışında bir de içe kapanıklık , zaman zaman yaşından beklenen bağımsızlık düzeyini gösterememe (aşırı bağımlılık), yaşının altında bir davranış düzeyi veya uyum düzeyi gösterme (ki buna psikolojik tabir olarak regresyon-gerileme tanımlamasını kullanıyoruz)gibi sorunlar sözkonusu olabilir. Biliyoruz ki 0-4 yaşlar arasındaki çocuk anne veya yakın iletişimde bulunduğu diğer aile bireylerinden ayrılırken birtakım tepkiler gösterebilir (ağlama, ayrılmayı istememe gibi hepimizin bildiği tepkiler). Bu durumdan dolayı çocuğun annesi veya diğer aile bireylerinden ayrılma zorluğu olduğunu 4 yaştan önce teşhis edemiyoruz. Ayrıca uyku bozuklukları, yeme bozuklukları ve iştahsızlık, parmak emme de diğer başlıca davranış bozuklukları arasında sayılabilir.

    B&B: Bu davranış bozukluklarının temelinde yatan etkenler nelerdir?
    Dr. Şeyma Saraç:Ben burada daha çok psikolojik sebepler üzerinde durmak istiyorum. İlk etapta çocuğun annesiyle ya da kendisinin birinci derecede bakımını üstlenen şahıslarla (bakıcısı, diğer yakın aile bireyleri gibi) ilişkisi ve iletişimi, bu kişiler tarafından çocuğa nasıl davranıldığı ve çocuğun kendisini nasıl tanıdığı çok önemlidir. Kendisine verilen bakımla çocuğun kendisini tanıması ve algılaması bir bakıma paralel gitmektedir. Bu sebeple biz 0-1 yaşta daha çok anne-bebek ilişkisini dikkate alıyoruz, çocuğun psikolojik gelişiminin buradan başladığını düşünüyoruz. 1 yaş civarı, çocuğun bağımsızlık açısından yavaş yavaş ilk adımları attığı bir dönemdir. Bu dönemde anneden motor gelişim sayesinde yavaş yavaş ayrılabilir; 1-2 yaş arası çocuğun dünyayı tanıma konusunda kendi başına bazı çabalarda bulunduğu bir dönemdir. 2 yaştan sonra yavaş yavaş kendi cinsiyetini tanımaya başlar. Kız veya erkek olduğuna dair birtakım ilk fikirler ortaya çıkar. 3-6 yaş arasında ise kız çocuk daha çok babaya karşı, erkek çocuk da anneye karşı bir yakınlık göstermeye başlar. Kendi cinsiyetini, yaş ve gelişimine uygun olarak tanımlayabilmesi için anne-baba-çocuk ilişkilerinde birtakım farklılaşmalar ortaya çıkar. Bunların hepsi dıştan görünür şekilde olmayabilir. Bu dönemde aile içi ilişkiler son derece önemlidir. Toparlayacak olursak, 0-1 yaş arası, 1-2 yaş arası ve 2 yaştan 6 yaşa kadar tanımladığımız zaman aralıkları önemlidir; bu dönemlerde en başta anneye ya da bakıcıya karşı yoğun bir bağımlılık; sonra yavaş yavaş bağımsızlaşma, sonra anne, baba ve çocuk arasındaki ilişkilerde birtakım sağlıklı değişikliklerle 0-6 yaş kişiliğin temellerini atmaktadır. Yine bu dönemlerde yaşanan çeşitli iletişim sorunları kalıcı olarak kişiliği etkileyebilecek ve şekillendirebilecek problemler yaratabileceği gibi; bu da uyum ve davranış bozuklukları olarak kısa sürede karşımıza çıkmaktadır.

    Organik sebeplere gelmek gerekirse, beyindeki birtakım normal dışı, yetersiz gelişimler zeka gerilikleri şeklinde olduğu gibi gelişim yavaşlığı şeklinde de kendini gösterebilir. O zaman bu çocuklarda hem zeka geriliği hem de yaşa uygun olan zihinsel gelişimin görülmemesi sözkonusudur.

    B&B: Anne babaların çocuklarına karşı yaklaşımlarında, davranış ve tutumlarında nelere dikkat etmeleri gerekir?
    Dr. Şeyma Saraç: 0-6 yaşları arasında anne baba tutumları çocuğun sağlıklı psikolojik gelişimini sürdürmesinde çok önemli olduğu gibi; az önce bahsettiğimiz uyum ve davranış bozukluklarının önlenmesi açısından da önemlidir. Çeşitli araştırmalar sonucunda anlaşılmıştır ki, belli anne baba tutumlarını sağlayarak sorunlar tamamen bertaraf edilemese bile oldukça azaltılabilmektedir. Kesinlikle zararlı olan şeylerden biri çocuğun yaş grubuna uygun olmayan davranışlar, daha doğrusu çocuğun gelişim düzeyini aşan veya onun altında kalan davranışlardır. 5-6 yaşındaki bir çocuğa bebek gibi davranmak veya 1-2 yaşındaki bir çocuktan, bir ilkokul çocuğuymuş gibi herşeyi yapmasını, anlamasını beklemek yanlıştır. Bu bir beklenti düzeyinde olsa ve kişi bunu ifade etmemiş olsa dahi, beklentiler anne-babanın davranışlarına yansıyacağı için çocuk bunu algılayacaktır. Yani anne ve babanın çocuğun yaş grubuna uygun olarak davranması gerekir. Küçük yaşlarda evde bir oyun köşesi yaparak, çocukla birlikte oturup, oyuncaklarla oynamak ve oyun saatlerini paylaşmak önemlidir. Bunlar yapılmazsa ve çocuk erken yaşta büyük muamelesi görmeye başlarsa, çocukta o dönemin gerektirdiği duygusal gelişim gerekli takviye görmediğinden ileride sorunlar çıkabilir. Çocuğun güvenini kıracak şekilde, yaşının üstünde davranışlar beklemek ters sonuçlar doğurur. Büyümek ve olgunlaşmak yerine, çocuk zamanla “ben bunu yapamıyorum” hissine kapılır ve regresyon görülür. Böyle bir ailede dışarıdan bakıldığında çocuğa karşı herhangi bir ilgisizlik yok gibi görünüyor ama aslında bilinçsizce yapılmış bir ilgisizlik sözkonusudur. Yaş grubuna uygun ve yeterli bir süre çocuğa mutlaka ayrılmalıdır. 2 yaşından itibaren çocuklarda yavaş yavaş bağımsızlık özelliklerini kazandırmak; çocuğu hem kazalardan ve tehlikelerden korumak, hem de aynı zamanda onun yapabileceği şeyleri aşama aşama yaptırabilmek önemlidir. Çocukta eğer aileden ayrılamama, çok ilgi bekleme gibi sorunlar varsa bunlarla ilgili muhakkak yaş grubuna uygun bir danışmanlık almak gerekir. Çünkü anne babalar kendi mantıklarıyla bu sorunları çözmeye çalıştıklarında bazen doğru yöntemi bulamayabilirler. Çocuk duygusal gelişim açısından önceki yaş dönemini tam tamamlamamış olabilir. O zaman biz önce eksik olan duygusal gelişim ihtiyacını tamamlayıp ondan sonra bir sonraki gelişim basamağına geçmelerini tavsiye ediyoruz. Yani her soruna göre ayrı bir danışmanlık almak gerekebiliyor.

    B&B: Anne babalar, çocuklarının gelişiminin sağlıklı olması için takınmaları gereken tutum ve davranışları neye göre belirleyebilirler, bu konuda kendilerini eğitmek için neler yapabilirler?
    Dr. Şeyma Saraç: Kitap okumaları faydalı olabilir yalnız kitaplardaki bilgiler her zaman yeterli olmayabiliyor. Kitaplarda genel durumlardan bahsedilir, oysa çocuğa ait özgül koşullar genelde pek çok farklı faktörün biraraya gelmesiyle oluşur. Yani kitaplarda her zaman tam cevaplar ve kesin çözümler bulunmamakla birlikte yine de okumalarını öneririm. Bunun dışında ruh sağlığı yönünden aralıklı bir takip öneriyorum. Burada genelde psikolojik danışmanlar veya uzman psikologlarla birtakım faydalı çalışmalar yapılmaktadır. Ancak klinik eğitim alınmış olması, anne ve babanın kişilik yapılarının da dikkate alınmasını sağlayacağından her zaman için biraz daha anlamlı ve faydalı olacaktır. Sadece basit bir tanımla bu çocuk bu yaşta bu şekilde eğitim görmelidir ya da bu şekilde davranmalıdır dedğimizde, aile içi etkileşimleri, aile bireylerinin kişilik yapılarını hesaba katmamış oluyoruz. İşte bizim görevimiz de burada başlamaktadır. Anne babanın kendi psikolojik yapıları, kişilik özellikleri çerçevesinde çocuğun gelişmini de değerlendirmelerini, nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini belirlemelerini sağlıyoruz.

    B&B: Davranış bozukluklarına yol açan hatalı anne baba tutumları nelerdir?
    Dr. Şeyma Saraç: Özellikle öfke, saldırganlık, çalma, eşyaya zarar verme, kavga çıkarma, okuldan kaçma, kurallara uymama gibi dıştan da gözlemlenen davranış bozukluklarının önlenmesinde anne baba tutumları erken dönemden itibaren faydalı olabiliyor. Burada, tabiki çocuğun genetik-organik birtakım özellikleri de etkilidir ancak kuralların çok uygun ve iyi şekilde uygulandığı ortamlarda (örneğin küçüklükten itibaren çocuğa “evet” ve “hayır”ın öğretilmesi gibi kurallar) davranış bozukluklarında en azından belirgin ölçüde azalma görülür. Bir de gerçek birer davranış bozukluğu olmayan daha ufak ölçekteki kuralsız davranışlar vardır. Bunlar tam teşhis almayan vakalardır ve özellikle bunlarda çok daha fazla olumlu sonuçlar mevcuttur.

    Başlıca üç hatalı anne baba tutumundan sözedilebilir. Birincisi çok aşırı kollayıcı anne-baba tutumudur.Çocuğun her dediğinin, her isteğinin kabul edilmesi şeklinde kendini gösterir, burada sevgi vardır ama kontrol anlamında çocuğun kendini geliştirmesiyle ilgili yeterli destek sağlanmamaktadır. İkinci hatalı tutum reddedici tutumdur. Burada çocuk ne yapsa kabul görmez, aşırı bir sınırlama vardır, herşeyine karşı çıkılmaktadır. Diğer bir tutum da herşeye izin verici aile tutumu ki bu, son senelerde toplumumuzda artma göstermiştir. Modern aile kavramı altında çocuk için yaşayan aileler ortaya çıktı, bunların içinde aşırı koruyucu ya da reddedici aileler de mevcut ama daha çok herşeye izin verici aileler var. Eğer herşeye izin vermenin yanısıra yeterli sevgi de gösteriliyorsa, o zaman klasik anlamdaki deyimle şımarık çocuk durumu ortaya çıkıyor. Eğer çocuk yeterli sevgi görmüyor ve her dilediğini yapmasına izin verilip, ne yapsa yeridir tarzı bir tutum sergileniyorsa işte bu önemli ölçüde davranış bozuklukları olan çocuk yetiştirmede baş sebeplerdendir.

    Bir de davranış bozuklukları başladıktan sonra sergilenen yaklaşımlar çok önemlidir. Örneğin bir çocuk bir şekilde evden kaçmış, ve bir gece gelmemiş ise; ( bu daha çok 11-12 yaşından sonra, özellikle gençlerde rastlanan bir durum) eve geri döndüğü zaman, çocuğuma anlayışlı davranayım diyen bazı anne babalar hiçbir tepki göstermez, hiçbir şey olmamış ve çocuk sanki normal biçimde okuldan eve dönüyormuş gibi çocuğu karşılarlar. Bu doğru bir yaklaşım değildir. Buradaki müdahalede en azından “nerede kaldığını merak ettik” gibi bir tepki göstermek gerekir. Ama bu tepkinin uç düzeyinden de (çocukla şiddetli kavgaya girişmek, hırpalamak, dövmek ya da “seni bir daha eve almam” gibi tehditlerden) kaçınmak lazım. Aşırı olumlu davranmak ve her dediğini yapmakla paralel olarak, çocuğun yaptığı aşırı uç düzeydeki hatalı davranışlara tepki göstermemenin de sakıncalı olduğunu düşünüyorum. İlk sorunlar başladığında, bunların daha fazla ilerlememesi için bazı önlemler anne-baba tarafından alınabilir.

    Başka bir örnek vermek gerekirse; çantasında kendine ait olmayan bir eşya bulunduğunda, çocuk eğer 9 yaşından küçükse kendisiyle normal bir konuşma akışı içerisinde sohbet ederken bunu nasıl yaptığını ya da bu eylemden ne anladığını kontrol etmek faydalı olacaktır. Çocuk hiç farkına varmadan da bu eşyayı almış olabilir, yani çalmanın ne olduğunu bilmiyor olabilir. 9 yaşından büyük bir çocuğa “ bu başka birisine ait bir eşya, bunu senin almaman gerekirdi” şeklinde bir uyarı yapılabilir. “Ben zaten bunun alınmaması gerektiğini biliyordum, yanlışıkla oldu” gibi saklamaya, inkar etmeye çalışması durumunda ne çok sert bir tutum ne de “olabilir, normaldir” gibi herşeyi normalleştirici, aşırı rahat bir tutum doğrudur. Öncelikle çocuğun bunu niçin yaptığını çok net bir şekilde anlamamız gerekir. Bunu da sorgulama şeklinde değil, çocuğun neden yaptığını anlatmasına fırsat verecek şekilde yapmak gerekir. Yine bu çalma davranışının kime yönelik yapıldığı çok önemlidir. Eğer çocuk bunu ev dışında gerçekleştiriyorsa (örneğin arkadaşlarından birşeyler çalması) bu yetiştirme tarzından ya da birtakım psikolojik sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. Bunun dışında bazı çocuklar vardır ki sadece kendi aile bireylerinin eşyalarını izinsiz alma veya çalma eğilimindedir. Burada da büyük ihtimalle bir ilgi ihtiyacı ve duygusal sorunlar, içe kapanıklık, depresyon, endişe sorunu gibi birtakım sorunlar olabilir. Bu çocuklarda çok baskıcı ve sert bir tutumla üstüne gitmek yerine, tam bir tedaviye başlanmasında fayda vardır.

    B&B: Çocuklarda aşırı saldırganlık ve agresiflikle ilgili anne-babalardan çok fazla soru alıyoruz. Bu konuyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
    Dr. Şeyma Saraç: Arkadaşına veya aile bireylerine vurma şeklinde kendisine ilgi çekmeye çalışan çocuklara rastlanabilir, bu normaldir. Bunun düzeyi önemlidir; çocukta bu davranış sürekli biçimde yer ettiyse artık bu ilgi çekme isteğini aşmıştır. Burada, bu olayın yerleşmesiyle ilgili sık gördüğüm bir davranıştan bahsetmek istiyorum. 1-1,5 yaşındaki çocuklar kendi hareket kabiliyetlerini keşfettikçe, ellerindeki eşyaları fırlatıp atmaya meraklı hale gelebiliyor. Ya da etraflarındaki eşyalara veya bireylere vurarak oyun yaptıklarını düşünürler. Bazı yetişkinler çocuk bu şekilde bilerek ya da yanlışlıkla etrafındaki bir kişiye vurduğunda bunu gülerek karşılarlar, ve böylece çocuğu etrafındakilere, diğer aile bireylerine vurmaya, bunu bir oyunmuş gibi algılamaya teşvik ederler. Bu yaştaki bir çocuk yüz mimiklerine son derece duyarlıdır. Bir davranışına gülündüğü zaman olumlu tepki aldığını düşünür ve aynı davranışı pekiştirmeye çalışır. Bu tarz yanlış yönlendirilmelerle vurma alışkanlığı gelişen çocuklar vardır. Bu durumları, diğer davranış bozukluğu formları mevcut olmadığı için birtakım erken müdahalelerle düzeltmek mümkündür. Asıl kalıcı olanı ise aşırı izin verici, kural tanımayan ailelerde bu tip davranışlar ve biraz sonra bahsedeceğim ek faktörler olduğu zaman önüne geçilemez davranış bozukluklarının ortaya çıkmasıdır. Bu ağır vakalar bazen her ortamda bazen belli ortamlarda ortaya çıkabilir. Sadece evde ya da sadece okulda kendini gösteren vakalar da vardır. Çocuk hiçbir kural tanımamacasına her zaman kendi dediğinin olmasını ister. Buna karşıt gelme, kafa tutma bozukluğu diyoruz. Her çocuğun söz dinlemediği olur, bu normal birşeydir ; sağlıklı çocuklar bazı şartlar altında örneğin karnı açsa, keyfi yoksa, uykusuzsa, aynı anda kendisine bir sürü şey söylenip tam kavrayamadığında veya oyun esnasında kendisinden bir şey istendiğinde oyunu bölüp kalkamadığı için söz dinlemeyebilir. Bunun aşırı uç noktasında, yani çocuk aşırı uyumsuzsa, hiçbir söyleneni dinlemiyor ve yapmıyorsa, burada bir sorun var demektir. Bu uç noktaya ulaşmadan, yani tam teşhis konulmadan da önlem almaya başlamakta fayda vardır.

    Demin sözü geçen ek faktörlerden bahsetmek gerekirse, bunların başında çevre faktörü yani, çocuğun çevreye uyumunu zorlaştıran ve olumsuz yönde etkileyen faktörler gelir. Demin de bahsettiğimiz anne babanın tutumları ve çocukla etkileşimleri çevre faktörü içinde yer alır. Ayrıca diğer aile bireyleri, akrabalar ve eve gelen giden kişiler, çocuğun arkadaşları, bulunduğu yuva veya okul ortamı da çok önemlidir. Yine diğer bir önemli faktör, anne ve babanın çocuğu ödüllendirme sistemleri; çocuğun zamanını nasıl geçirdiği ve daha çok kurallı bir ev ortamında yaşıyor olup olmamasıdır. Burada kuraldan kastımız bütün gün herşeyin belli kurallar dahilinde olmasından ziyade belli durumlarda belli kuralların olması, zararlı olmayan durumlarda ise çocuğun zaman zaman serbestlik içinde hareket edebilmesidir. Örneğin yemek saatlerinin belli olması, uyku saatlerinin belli olması, çocuğun oyun oynayabileceği yerler ve hangi oyuncaklarla oynayabileceğinin az çok biliniyor olması önemlidir ama ne oyun oynayacağına çocuk o anda kendisi karar verebilmelidir. Zamanını nasıl değerlendireceğine çocuk ve aile birlikte karar vermelidir. Burada çocuk ve anne arasındaki iletişimin nasıl olduğu önemli, sağlıklı bir iletişim sözkonusu ise anne de çocuğa istediği şeyi yaptırabilir.

    Çocuğun davranışlarını düzenlemek adına yapılan önemli bir hata küçük yaşlardan itibaren çocuğu oyalamak için ona çok fazla televizyon seyrettirmektir. Çocuğa bakan kişilerin vakit doldurmak için çocuğu özellikle televizyona yönlendirmesi yanlıştır. Günün her saatinde çocuğun yaş ve gelişim düzeyine uymayan programlarla karşılaşma riski fazladır, çocuk televizyonda göreceği bazı uygun olmayan davranış kalıplarını taklit etmeye çalışabilir. Örneğin bizler yetişkin insanlar olarak bir çizgi filmi izlediğimizde iyi ve kötü karakterleri, doğru ve yanlış davranışları ayırdedebiliyoruz ama bir çocuk aynı çizgi filmi izlediğinde henüz bu tarz ayrımları yapabilecek kapasitede olmayabilir. Üstelik bazı çizgi filmlerde ya da dizilerde karakterlerin %80-90’ı olumsuz; biz bunu anlayıp oradaki tek bir doğru karakteri aradan bulup çıkartabiliyoruz, çocuk bunu başaramayabilir. Çocukta henüz kendine örnek alma becerileri tamamlanmamıştır, bu 10-12 yaşa kadar da devam eden bir süreçtir.Yani bu tarz programlarda olumsuz karakterler ağırlıkta olduğu zaman çocuk bunları örnek almaya, taklit etmeye başlayabilir. Yani dikkat etmemiz gerekn çocuğun algılama seviyesine uygun ve olumlu karakterlerin ağırlıkta olduğu programları izlettirmektir.

    devamı var...
     
  2. 7 Kasım 2006
    Konu Sahibi : aylacım
  3. aylacım

    aylacım Guest

    Benim çocuğum oyun oynamayı sevmiyor” diyen anneler var, bilimsel olarak böyle birşey mümkün değil; her çocuk oyun oynamayı sever. Bunun tek istisnası olarak bazı otistik çocuklarda sürekli tek tip oyun oynama isteği görülebilir ya da hiç oyun oynamayan otistik çocuklar vardır. Ama zihinsel açıdan sağlıklı çocuklarda ailenin “benim çocuğum oyun oynamayı sevmiyor, onun için televizyon seyrettiriyorum” diye bize gelmesi bir hata, aslında tam tersi bir durum sözkonusudur burada. Yani çocuğa oyun oynattırma yöntemi bilinmediği, gerekli şekilde yönlendirilemediği için televizyon izliyorlardır. Oyuncak seçiminde de çocuk gelişimine paralel birtakım prensipler mevcut. Çocuğun içinde bulunduğu yaş grubu için hangi oyuncağın ve oyun alışkanlığının uygun ve gerekli olduğunu bilmek önemlidr. Top, birbirlerine ekleyip çıkararak yeni oyuncaklar yaratabilecekleri legolar (tabi bunların da yaş gruplarına göre çeşitli türevleri mevcut), kız çocukları için bebek çeşitleri (burada da 20 yaşında bir genç kız görünümde olan bir oyuncak bebek 3-4 yaşındaki bir çocuk için uygun oyuncak olmayabilir). Tüm bu oyunların, oyuncakların, izlettirilen programların belli bir moda ya da ekol sonucu olması değil, çocuğun algılama seviyesine uygun olması önemlidir. Bunun dışında ailenin çocuğa yeterli vakti ayırabildiğinden emin olmak önemlidir. Oyuncak ve oyun süresini çocuğun yaş ve algı seviyesine uygun seçmek; okul faaliyetlerini yine aynı şekilde değerlendirmek gerekir. Bazı çocuklar için yuvaya başlangıç yaşı 3 olabilir, bazılarında daha geç olabilir. Bununla ilgili yuvadan ziyade, çocuk ruh sağlığı ile ilgili bir danışmandan yardım ve öneri almak gerekir.

    B&B: Çok agresif ve saldırgan çocukların yanısıra çekingen ve içekapanık çocuklar da var. Anne babalar bu iki farklı uçtaki çocuklara nasıl davranmalıdır?
    Dr. Şeyma Saraç: Anne baba tutumlarından bahsederken birtakım hatalı tutumlara değinmiştik. Tabiki doğru tutum yerine göre sınırlayan ve kural koyan, yerine göre serbest bırakan birtakım özellikleri uygulamasını bilen tutarlı bir anne baba tutumudur. Burada tutarlılık önemli bir nokta, çocuğa karşı evet ve hayırlarımızın birbirini tutması ve kişiden kişiye değişmemesi önemlidir. Anne ve babadan birinin evet dediği şeye öteki hayır diyorsa bu çocukta çelişki yaratacaktır. Ayrıca her çocuğa göre doğru olan anne baba tutumları biraz farklılık gösterebilir. Örneğin çocuklarının çok fazla içe kapanık olduğunu farkeden anne baba, çocuklarını biraz daha rahatlatıcı, özgür bırakıcı bir tutum ele alabilir. Buna karşın saldırgan ve aile tarafından çok fazla rahat yetiştirilmiş, kurallara yeterince uymayan çocuklarda da tam tersi geçerli, anne baba biraz daha sıkı, kuralcı yaklaşabilirler bu tarz çocuklara. Bazen yaş gruplarına veya çocuğun eğitim dönemine göre çocuğu daha çok derse ya da daha çok sosyal faaliyete yönlendirebiliriz.

    Örneğin obezite bugün bir problem, bizim konumuzla da dolaylı olarak ilgili. Bizde obezite henüz Avrupa ve Amerika’daki yoğunlukta değil ama geleceğin sorunu olabilir. Aşırı derecede kilo problemi olan bir çocukta bir süre ders çalışma ve masada oturma faaliyetlerine yönlendirmeyip, devamlı harekete yönlendirebiliriz. Yani vaktini değerlendirmede, çocuğun sağlığında ön planda olan koşullara göre planlarımızı değiştirebiliriz. Ya da anne babanın görevi sebebiyle çocukta okul değişikliği olduğunda ve bu sebeple çocukta başarı düşüklüğü, depresyon, endişe bozukluğu gibi sorunlar ortaya çıktığında ilk planda dersler üzerinde çok yoğunlaşmayız, sosyal aktivitelerine, arkadaşlarla kaynaşmasına önem veririz; yani dersler normalde öncelikli olmasına rağmen belli durumlarda başka şeyleri önceliğe alabiliyoruz. Çocuğun okuldan kaçma, yalan söyleme gibi durumları sözkonusuysa çok yakından takip; sık sık okulla görüşmeyi öneriyoruz. Buna karşın çocuk çok başarılı ama çok da çekingense; sınav notları çok iyi ama sınıf içinde konuşmaya çekiniyorsa, anne babası devamlı okulda çocuğunun durmunu soruşturuyorsa bu sefer de çocuğun biraz bağımsız kalıp kendine güvenini toplaması açısından daha az takip öneririz. Yani bazı durumlarda anne babaya daha geri planda kalmasını, bazı durumlarda daha ön plana çıkmasını öneririz.

    B&B: Davranış bozukluklarının tedavisi nasıl yapılmaktadır?
    Dr. Şeyma Saraç: Davranış bozukluklarının tedavisinde genellikle çocuk ve genç psikiyatrisi devreye girer. Çocuk genellikle 8-9 yaşın altında ise aile görüşmeleri biraz daha ağırlık kazanıyor diyebiliriz. Tabi çocukla bireysel görüşmeler, çeşitli testler de yapılıyor. Daha büyük yaş gruplarında ve gençlerde, gencin kendisiyle yapılan terapiler ağırlık kazanıyor, yine aile bireylerine de psikolojik danışmanlık uyguluyoruz. Bazı davranış sorunlarının temelinde endişe ve depresyon sorunları da olduğu için, bazen davranış sorunu olarak bize başvuran gençte veya çocukta biz temeldeki başka bir sorunu tespit edip, onu tedavi etmiş oluyoruz. Gerekli durumlarda ilaç tedavisi uyguluyoruz. Genellikle aile danışmanlığı ve psikoterapi tarzında tedavileri ugulamaktayız.

    BEBEĞİM ve BEN DERGİSİ
     
  4. 19 Aralık 2008
    Konu Sahibi : aylacım
  5. julyan

    julyan ne zaman büyüyeceksiniz Üye

    Katılım:
    24 Eylül 2008
    Mesajlar:
    562
    Beğenildi:
    6
    Ödül Puanları:
    86
    benim çocugum 7 yaşında ilk okula yeni başladı çocugumda kekemelik var dersleri çok çabuk kvrıyor fakat okumaya gelince duruyor aklına sokamıyor matemetik çok iyi bigisayardada yaşına göre çok iyi ama sınıfta arkadaşlarına kekemeligini fark etirmesin diye saçma sapan saçmalıklar yapyor bazen kendini ispat etme çabaları seviyeyi aşyor kimi zaman aşırı saldırgan kimi zaman mülayim bazende çok küfür edyor ögrenme eyilimi çok fakat işine geldigi gibi rahat davranıyor canı isteyince normal su gibi konuşuyor patır patır konuşuyor bazende bi kelimede takılıyor bizi deli edyor onun bu durumu ailemizde çok etki edyor kardeşleride çok etkileniyor kardeşlerine çok saldırgan çok agrasif tavırlar sergiliyor bazen sınırlarımı zorluyor özelikle ders çalıştırıken ne yapacagımı bilemiyorum piskologa götürdüm henüz tedavi için erken dedi çocugun kendisinin iyleşmeyi istemesi lazımmış 7 yaşında ki çocuk ne anlar istemekten ben bazen kekemeligi kullandıgını yatıkları ve yapamadıklarını kekemeligin arkasına sakladıgını düşünüyorum yani artık ailece çok dolduk oglumla ne yapacam nasıl düzeltecem bilemiyorum kardeşlerine bazı yönlerden kötü örnek olyor onları baştan çıkarıp şeytanlık yapmaya sevk edyor aşırı şımarık yüz vermeye gelmiyor az sevip okşasak akıl versek hemen yılışıp bebek hareketleri yapyor artık sınırlarımı zorluyor ne yapacagımı bilmiyorum yada ne yapabilirim beni aydınlatırsanız sevinirim şimdiden teşekür ederim
     
  6. 7 Ocak 2009
    Konu Sahibi : aylacım
  7. sbt

    sbt Aktif Üye Üye

    Katılım:
    23 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    135
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    julyan cım biri hariç benim oğlumu anlatmışsın bizim sadece okumamız var yazmamız inanılmaz sorunlu hatta yok dikkat eksikliği konusunda oğlunu bir yere götürdünmü ne yapacağım bilmiyorum hergün öğretmenden şikayet alıyorum ders yapmıyor diye ne olacak bilmiyorum..:1no2: