Çocuklar ve Nefis Terbiyesi

Konusu 'Nasıl Anne Babalarız ?' forumundadır ve Adivar tarafından 23 Ocak 2008 başlatılmıştır.

    23 Ocak 2008
    Konu Sahibi : Adivar
  1. Adivar

    Adivar Popüler Üye Üye

    Katılım:
    27 Haziran 2007
    Mesajlar:
    6.280
    Beğenildi:
    43
    Ödül Puanları:
    148
    Nefsin sıfatları değişebilir. Bunu ayet ve hadisler, ulema ve evliya bildirmişlerdir. Bunlardan nefsin ölmediğini ama sıfatlarının değiştiğini öğreniyoruz.
    Halk arasında “nefsi öldürmek” şeklinde geçen söz ise nefsin insanı yönetme, yönlendirme sıfatına işaret içindir. “Emmare” tarafı. En aşağılık, en çirkin özellikleri kendinde barındıran bu sıfat, nefsin terbiyesiyle bir anlamda öldürülür. Çünkü terbiye sonunda emmareden eser kalmamaktadır. Nefsin ıslah edilmesi suretiyle kalp de arındırılmakta, masivadan, kirden, bütün gereksiz yüklerden kurtarılmaktadır.
    Kalp, Alem-i Emirde yaratılan nurani ve ilâhi bir cevherdir. Makamı, yurdu Arş-ı Âlânın üzerindedir. Nefs-i emmare ise Halk Alemi’nde Arş-ı Âlâ’nın altında yaratılmıştır. Kalbi de aşağıya, kendi alemine çekmeye çalışır. Kötü ahlâkını kalbe bulaştırarak onu kendine benzetir ve böylece insan aşağıların aşağısına düşer. Yaratılışı çok yüce iken, kendisine asla yakışmayacak bir halde olur. Allah Tealâ bu hali, “Hayvanlardan da aşağı olurlar.” şeklinde bildirmektedir. Allah korusun, bu haldeyken ahirete giderse işi yamandır.
    Nefs ve kalp insanda bulunan iki kuvvettir. Bu kuvvetlerden birinin diğerine üstünlüğü, o insanın özelliklerini, ahlâkını belirler. Kalbin nefse üstünlüğü, nefsin de hayra yönelip Allah’ın rızasını kazanmasına sebep olur. Bu nedenle nefsten daha kuvvetli kalbe sahip olmak çok önemlidir.
    Allah Tealâ insana salih amel ve taat sahibi olmaya hazırlanması için âkil ve bâliğ olana kadar izin vermiştir. İzin dönemi bitince insanın sorumluluğu başlamakta ve artık yapılan her iş hesabı sorulur bir özellik kazanmaktadır. İzin günlerinde edinilen iman ve ilmin nuruyla, sorumluluk başladıktan sonra Allah Tealâ’ya itaat edip O’nun rızasına yönelmek kolaylaşır. Bu nedenle çocukluk döneminin iyi değerlendirilmesi gerekir.
    Hayvanların sorumluluğu olmadığı için, hayvan yavrusu doğar doğmaz vazifesini yerine getirmeye yönelir. Allah Tealâ onu ne için yaratmış ise ona uygun hareket eder. Bir güvercin yavrusu kısa bir zamanda yuvasından uçar, civciv kısa bir zaman sonra tavuk haline gelir. Bir kuzu bir sene sonra doğurabilecek bir koyun haline döner. Bunun gibi bitkiler ve hayvanlar kemalâtlarını kısa sürede tamamlarlar.
    İnsanın durumu böyle değildir. Terbiyeye çok fazla ihtiyacı vardır. 14-15 sene gibi bir zamanda ilimle kendini takviye etmesi lazım gelir ki, sorumluluğunu yüklenecek gücü olsun. Bu zaman zarfında çocuklar hocalarından, büyüklerinden, ana-babadan, cemaatten ve konu-komşudan edinilen bilgilerle sorumluluğunu idrak eder, farz olan ibadete hazırlanır. Âkil bâliğ olup, ilâhi emirleri taşıma çağına giren bir kız çocuğu ve bir delikanlı, insan olmanın gerektirdiği kadınlık ve erkeklik olgunluğunu gösterir göstermez, ilk farzla karşılaşır. İlk farz, abdest ve namaz olarak önüne çıkar.
    Eğer önünde Ramazan ayı varsa oruç farziyeti gelir. Eğer o sorumluluk yaşındaki kız çocuğu, delikanlı, miras veya türlü yollardan elde ettiği kazançla zekât verebilecek bir hale geldiyse zekât farziyeti başlar. Aynı şekilde hac ve diğer ilâhi emirler böylece oluşur. Artık reşit bir insanın bütün sorumluluklarına sahip olunmuştur.
    Fakat reşit olma devri bu yaşta başlamış olsa da, nefsi ıslah etmek ömür boyu sürebilir. Melekler kişinin günahını, hayır ve hasenatını yazarlar ama bir insanın kemalâtı, reşit olma çağına ermekle değil, Mevlâ’ya hakkıyla iman edip, nefsini terbiye ve tezkiye etmesiyle olur.
    Eğer bir insan elli yaşına girmiş bir hacı efendi olsa, saçı sakalı ağarmış da olsa, elinden günah, dilinden yalan, gıybet kesilmediyse, bu durum o kimsenin bir çocuk gibi olgunlaşmadığına alamettir.
    Yaşla, büyüklükle, nine olmakla, hanımefendi olmakla kemalât olmaz. Kemalât kalpte ilâhi hakikatin idrak edilmesine, görülmesine bağlıdır.
    Çocukluk çağları iyi değerlendirildiğinde bunun için iyi bir fırsattır, ama hiçbir zaman da geç kalınmış değildir. Yeter ki tevbe edip geri dönülsün.