Çok oluyor değil mi?

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve AHU tarafından 10 Nisan 2007 başlatılmıştır.

    10 Nisan 2007
    Konu Sahibi : AHU
  1. AHU

    AHU Aktif Üye Üye

    Katılım:
    30 Mart 2007
    Mesajlar:
    138
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Hayat hepimize neller anlatıyor... Ahu "IMAGINE"

    Çok oluyor değil mi, haklı oluşun kişisel doyumundan
    vazgeçeli,
    Gramer tuzaklarına dayalı şah-mat tartışmalarına gönül
    indirecek yaşları geride bırakalı,
    Kavramları, terimleri yangın söndürme araçlarının
    güveniyle taşımaktan cayalı,
    etiketleyip kaldırdığımız anladığımızın kavanozlarını
    kıralı,
    Çok oluyor değil mi?


    Hadi baştan başlayalım
    en baştan
    bir 45'lik kadar kısa,
    bir 45'lik kadar kesin
    biri plâk, biri tabanca
    Adı: Imagine


    hadi çıkaralım geçmişimizde suç ortağı ne varsa
    Herkesin düşmanına benzediği bu dünyada
    ne eksik bizde, ne fazla
    ne arıyoruz şimdi şu kundaklanmış yılların başında
    kendimiz bulalım kara kutuyu
    ne kadarını kurtarabilmişiz kendimizin
    hadi sayım yapalım
    ilk iş bu şiire "Imagine" adını koyalım.



    Ne kadar uzak görünüyordu bize
    Oysa geldik. İşte buradayız. Yaşlanıyor ve ayrılıyoruz.

    Ne zaman karşılaşsak gözlerimizi kaçırıyoruz birbirimizden
    Kaçamak sözler ediyoruz. Ayaküstü.
    Ne zaman karşılaşsak unutmak istediğimiz ne varsa karşımızda

    Gençliğimiz! Kimsenin olmayan gençliğimiz!

    Gençliğimizi tartarken boşluk tutan avucumuzda...
    acı çekiyoruz
    acı çeken yerlerimiz kalmış diye seviniyor
    sonra ya bira içiyor, ya televizyon seyrediyoruz



    Karşı çıktığımız dünyanın bir parçası olduk nicedir
    Ürküyoruz bizi geçmişe bağlayan halatlardan
    yarım yangınlar çıkardığımız gemilerde tükettik bütün yolculukları
    dünyayı dinleyişin sonsuzluğunda
    olanakların hayaletleri ve biz
    kirlenen, çürüyen sularda yalpalayıp duran

    bir gözcü ıslığıyla kendinin terk edilmiş sahilinde dolaşan
    şu çocuk kim
    ya şu koynunda içedönük bir tabancayla uyuyan melankolik haydut
    hayata dişlilerinin dokunduğu yerden başlayan, erken törpülenmiş şu kalabalık
    ne kadar uzak görünüyordu bize
    oysa geldik işte buradayız
    bu kadar mıydık?

    boşalan meydanların uğultusu kaldı kulaklarımızda
    küllerine katılıyoruz büyük yangının
    gündelik adresler avutmuyor aşkın kollarını
    balıksırtı desenlerde çapraz günler
    birbirini tutmuyor yalnızlıklarımız
    birbirimizi yitiriyoruz her buluşmada



    sebepsiz üşüyoruz
    yüreğinde bir muştayı gezdiren günleri düşündükçe
    tiftiklenmiş bir sessizlikte bulunmuyor aradığımız kelimeler
    kabzasında uyuduğumuz şiddet rüyaları
    dağılıp gidiyor gündeliğin sisli peronlarında
    kalın bir kireç tabakası altında bütün duygularımız
    saat farkı var en yakınımızdakiyle bile aramızda
    demek ki o kadar da sebepsiz üşümüyormuşuz



    Umutlar kiralamıyoruz artık, kullanılmış umutlar da karşılamıyor siparişlerimizi, ilkeler rehin, değerler eksiğine bozdurulmuş Büyük Pazarda, Operadaki Hayalet yer gösteriyor ölen bir kültürün üyelerine, beşeri günahlarımıza makbuz kesiliyor, vergi yerine hayat iadesi topluyor Kent İdareleri, Kolluk Kuvvetleri kurusuz düzenleri dağıtıyor görüldüğü her yerde, eski plâk kapaklarını okşuyoruz yalnızlıktan, eski bir sıcaklığı arıyoruz magmalaşmış fotoğraflarda, kantaşıyla dindirilmiş kelimeler akıp gidiyor konuşamadıklarımızın üzerinden, takma yüreklerle sürdürdüğümüz alışkanlıklar geri tepiyor, çekimine girdiğimiz her yeni imkânın aydınlığında, tekrarlana tekrarlana içi boşalan gizleri pazarlıyoruz hayatına manşet arayanlara, naylon tadında maceralar, kalp para değerinde gecelik aşklar kırk kupona, hayatı birbirinden kopya çeken çocuklara slogan ve cıngıl üretiyor, ödüller veriyoruz düşü dar, yüreği ensiz gündüz yıldızlarına, buzlu ve hüzünlü rakılarla çınlattığımız içimizin kırılgan korunağı, iyi paketlenmiş vahşet sürüyor piyasaya. Görüldüğü gibi herkes kadar biz de benziyoruz düşmanımıza.
    Biz ki, 45'lik plâkların, radyo istek programlarının, yazlık sinemaların çocuklarıydık, yarım kalmış devrimimizi emanet ettik doların ve markın dalgalanmalarına



    yedi askı boynumuzda, elimizde yedinci mühür, koynumuzda akrep
    azap karşıdan karşıya geçerken selam veriyoruz anılarımızı arkadan
    vuranlara
    ne verili koşulların ufkundaki umut
    ne mutlak huzur arayıcıları
    oyalamıyor içinden geçtiğimiz karanlığı
    çıkıp geliyor toz duman içinde
    kavganın taş, aşkın tunç, kendimizin demir çağındayken
    bütün masalları dolaşmış kahraman
    poz veriyor içimizdeki kuraklığın peyzajına
    tarih sürüp giderken



    sırlarımızı ve çeliğimizi verdiğimiz sular
    çekiliyor eski topraklardan
    yeni volta boyları ufukta
    yepyeni tanımlar aranıyor
    dünyayı değiştirmek isteyen varoluşumuza
    biliyoruz ki buradan görünmez
    Çünkü Büyük Umutsuzlardır dünyayı değiştirecek olan

    dipsiz bir öfke kadar derin
    dipsiz bir banknot gibi dolaşımda
    ne kadar uzak görünüyordu bize
    oysa geldik. işte burasındayız
    Adını "Imagine" koyduğumuz şiirin.


    (Ağustos 1986, Aralık 1989-Ocak 1990)