Daha Nice Yalnızlıklara

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve seyran tarafından 13 Kasım 2007 başlatılmıştır.

    13 Kasım 2007
    Konu Sahibi : seyran
  1. seyran

    seyran Popüler Üye Üye

    Katılım:
    28 Şubat 2007
    Mesajlar:
    852
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    108
    Tavandaki şekillere anlam yükledi önce. Pencereden giren güneş,
    gardırobuna çarpıyordu.

    Çatlakları nehir'ledi. Kabarıklıkları dağ'ladı. Küfleri orman'ladı.
    Çukurları deniz'ledi. Dolaştı kuytuluğunda, hayalindeki yeryüzünün.



    "Tavandaki yeryüzü" ne güldü. Hayal gücünü sevdi. Yüzüne yayılan titrek
    tebessümü sevdi. Anlını kaşıdı. Ormana girdi, ağaçlara dokundu. Çam'ları,
    Meşe'leri, Ladin'leri okşadı. Denize girdi, körfez kokusunu duyumsadı. Burnu
    yandı, caydı. Dağlara çıktı. Tüm gökyüzüne baktı, yeryüzünün.


    Salonun içini gezdi sonra. Pencereden giren ışık odanın ortasına
    çarpıyordu.

    Sehpanın örtüsünü düzeltti. Mavi vazonun yapma çiçeklerine üfledi. Toz
    yükseldi. Televizyonun camında gezdirdi parmağını ama açmadı. Buğulanmış
    camlara çizilen kalplerden çizdi bir tane. Eski günleri yâd etti. Kanepeye
    oturdu. Yastıkları kabarttı, oturduğu yerden. Kitaplığındaki kitapları
    düzenledi. Nerede kaldığını unutmamak için kıvırdığı sayfa köşelerini
    düzeltti. Tek tek yerleştirdi. Biblolarının hepsini ters çevirdi. Farklı
    çalgılar çalan bir sürü zenciyi, kitap okumaya bıraktı.

    Mutfağa geçti ardından. Pencereden giren ışık, fayansa çarpıyordu.

    Tüm kavanozları yemek masasına indirdi. Boş bir kavanoz buldu.
    Mercimekleri boş kavanoza boşalttı. Sesi dinledi. Pirinçleri, mercimek
    kavanozuna döktü. Kuru fasulyeleri de pirinç kavanozuna. Kavanozları dolaba
    geri yerleştirdi. Cezvelerin sırasını değiştirdi. Artık büyükten küçüğe
    değil, küçükten büyüğe sıralıydılar. Tabakları üst rafa yerleştirdi. En
    üstteki tabakları en alta koydu. Çatal kaşık takımının gözlerini değiştirdi.
    Kaşıkları sola, çatalları sağa istifledi.

    Banyoya gitti peşi sıra. Pencereden giren küçük turuncu ışık, aynaya
    çarpıyordu.

    Küveti soğuk suyla doldurdu, soyundu. Ayağını suya deydirir deydirmez
    ürperdi. Giyinip öyle girdi. Yinede üşüdü. Suyun içinde soyundu. Sabunu
    eline aldı. Tüm vücudunda gezdirdi. Köpürmek değildi istediği, sabunu
    hissetmek. Omzundan dirseğine kayışını duyumsadı. Su süt beyazı olana kadar
    vücudunda eritti sabunu. Tıpayı çekti. Soğuk suyla durulandı. Kurulanmadan,
    çıkardığı kıyafetlere sarındı.

    Balkona yöneldi hemen. Güneş çoktan batmıştı.

    Sabun kokan, buruşmuş ellerini kurumuş Sardunya saksısına batırdı,
    diğer eliyle de solmuş Afrika Menekşe'sini avuçladı. Aldığı yeni saksılara
    yerleştirdi. Kaktüs'ün üzerine elini bastırdı, susuz dikenler etinde
    kırıldı. Açık kahverengi kaktüs kırmızıya çaldı. Ölmüş çiçeklerinin hepsini
    yeni saksılarına yerleştirdi teker teker. Kum takviye etti. Yeniden
    yeşillenmeyeceklerini bilerek, suladı hepsini. Tam karşısında duran ay'a
    baktı;

    "İyi ki doğdun kadın! Daha nice yalnızlıklara."

    İki damla yaş süzüldü, çizgilerinden aşağı. Otuz beş yaşı geride
    bıraktı. Orta yaş bunalımını böyle kutladı.


    AYCA YASIT
    "