Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!

Konusu 'Endokrinoloji' forumundadır ve aylacım tarafından 28 Şubat 2007 başlatılmıştır.

    28 Şubat 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  1. aylacım

    aylacım Guest

    DR. KENAN DEMİRKOL, AKILLI BESLENMENİN MATEMATİĞİNİ ANLATTI

    AYDINLIK HAFTALIK HABER-YORUM DERGİSİ, 07 OCAK 2007 SAYISI

    "Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!"

    Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün "kibrit kutusu kadar"
    reçetelerini çöpe atın! Prof.Dr. Kenan Demirkol, A'dan Z'ye akıllı
    beslenmenin matematiğini anlatıyor… Şeker, vücudumuzu, demir paslanır gibi
    paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında
    yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak zor ama, işe evlerimizin
    kapısından başlayabiliriz!

    Prof. Dr. Kenan Demirkol genel cerrah. Muayenehanesinin kapısında "prof."
    yazmıyor. "Ben üniversitede hocayım, burada hekim" diyor. Söz bir ara
    "kronometreli doktorlara" geldiğinde, yani 15 dakika muayene süresini aşınca
    ikinci vizite ücretini alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat takmıyor,
    "dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin ederim" diye. Uzmanlık alanı,
    beslenmeyle yakından ilgili olan sindirim sistemi organları. Ancak Demirkol
    bir "akıllı beslenme" uzmanı. Bunu bir insanın tüm bedenine ilişkin olduğu
    kadar, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da ele alıyor. Peki beslenme nedir?
    İlk aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık. Özellikle kadınlarda modasına göre
    sıfır bedenle, 90-60-90 arasında değişen ölçülerde olmak ya da olmamak.
    Doğru mudur? "Kibrit kutusu kadar" reçetelerini bir yana bırakıp,
    Demirkol'a: "Neden düşmandır şu ünlü üç beyaz?" diye sorduk. O, şekerle
    başladı.

    "ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ PARALEL"

    DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik,
    aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline
    gelmiştir. ABD'de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65'i ya şişman ya daha da
    ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın
    şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp
    hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası
    sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim
    bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.
    Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa'da ortaya çıktı, soğuk
    iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların
    şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle,
    hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor. Çünkü; şeker sadece
    kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal
    yapısıyla da çok tehlikeli. "Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka
    yerden kısarım" demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına gereksinim
    yoktur.

    "12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR"

    AYDINLIK- Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri
    doğru değil mi?
    DEMİRKOL- Asla doğru değil.
    AYDINLIK- Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?
    DEMİRKOL- Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Şeker
    sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze
    ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda
    olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış. Bu
    devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor.
    Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor. Şimdi 100'lerdeyiz, 120'de
    şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir doğumsal
    genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2 diabet.
    Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar.
    Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60'lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama
    şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede
    şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığıdır.

    "KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR"

    AYDINLIK- Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu?
    DEMİRKOL- Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden
    vücut elde ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle
    kemoterapi gören asla şeker yememeli.
    Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker 'sakaroz', iki
    ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez
    vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır.
    Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı
    olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla miktarda
    şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen
    alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan
    vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler
    yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker,
    insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek
    ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır. Orası da sürekli doludur,
    hiç boş kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek.
    Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara
    sebep olacak. İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır.
    Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha
    fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur.
    Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır.
    Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda
    metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor. Bu
    da 30 gram şekerdir. Günde bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite
    dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar
    sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika'da
    alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan
    karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.
     
  2. 28 Şubat 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  3. aylacım

    aylacım Guest

    "MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME"

    AYDINLIK- Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek.
    DEMİRKOL- Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker
    vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir.
    Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir
    matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir
    takım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.
    AYDINLIK- Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?
    DEMİRKOL- İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun dışındaki meyveler
    aşağı yukarı aynı.
    AYDINLIK- Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi?
    Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl
    başaracaklar bunu?

    "HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ…"

    DEMİRKOL- Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de
    çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde
    yapmak mümkün.
    AYDINLIK- Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.
    DEMİRKOL- Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz.
    Tıkıyoruz ahırlara "şunu yiyeceksin" diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.
    AYDINLIK- Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer
    yerdi. Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider
    yermiş ilaç niyetine.
    DEMİRKOL- Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo
    görüntüsüyle Amerika'da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük
    atılımı oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı. İki;
    patates cipsinin üzerinde, "öldürücüdür" yazısı konuyor.

    AMERİKA'NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE…

    AYDINLIK- Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?
    DEMİRKOL- Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde
    etmek. 1920'li yıllarda Amerikan başkanı "benim köylüm mısırdan kalkınacak"
    fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi. Göz
    alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır ekiminin yüzde 40'ı Amerika'dadır.
    Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince
    değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti.
    Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel.
    Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü dondurma, meşrubat,
    şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi
    yapıp dökmüyor. Kartal'dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.

    KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI

    AYDINLIK- Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor.
    DEMİRKOL- Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en
    zor olduğu çağdayız. Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin
    üzerine binmiş durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en
    zor olduğu dönemi yaşıyoruz.
    Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi
    hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı
    oksitlenmedir. Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. Birtakım
    gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız. Örneğin,
    üzüm çekirdeği. Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını
    belirleyen, hastalanmasını , kanser gelişimini belirleyen ana faktör. Bakın
    bir kolesterol furyası aldı gidiyor. Kolesterol anne sütünde, yeni bir
    hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var. Demek ki insan
    hayatının g
    elişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz kolesterol
    düşmanlığı sarmış ortalığı.

    "KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ"

    AYDINLIK- Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. Bunun modası olur
    mu?
    DEMİRKOL- Bakıyorsunuz LDL 130'a kadar normalde. Üç sene sonra 100, şimdi de
    60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum.
    Bizler suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz
    trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor. Yağsız kuzu şiş
    yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi
    yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan
    aldığınız şeker trigliserite dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği
    oluşuyor. Biz insanlara "kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama
    oksitlenmesine izin verme" diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü
    düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici
    maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan
    mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt.
    Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde
    yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim
    ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal
    yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.
     
  4. 28 Şubat 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  5. aylacım

    aylacım Guest

    ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI

    AYDINLIK- Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak
    da kaç kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez mi tüm bunlar?
    DEMİRKOL- Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep böyle
    aldatılıyoruz. "Dünya nüfusu aç. Dünyayı besleyebilmemiz için yapay gübreye,
    yapay yeme ihtiyacımız var." Hayvansal proteini, tek kaynak olarak
    görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek yerken bile protein almış oluyor.
    Hububat, baklagillerde bile protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz
    itiraz ederler. Derler ki "Esansiyel amino asitler vardır". Yani hayvansal
    gıdada var olan, vücudun üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı
    protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin; mercimekli bulgur
    pilavı yaptığınızda bulgurda eksik olanı mercimekten, mercimekte eksik olanı
    bulgurdan alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni gördüm,
    bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla birlikte pişiriliyor.
    AYDINLIK- Antep yöresinin yuvalaması gibi..
    DEMİRKOL- Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamlıyorlar.
    Tam ete eşdeğer protein almış oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve
    karbonhidrattı r. Mikro nutrientler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir.
    Bizim süte kalsiyum açısından ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir
    hayvanın sütüyse içinde bulunan omega-3'e ihtiyacımız var. Türkiye'de
    biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et
    doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az
    özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı
    değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay
    yem üreticileri "biz dünyayı nasıl doyuracağız" yalanıyla kandırarak
    hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün
    her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle,
    yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan
    şekerini yükselten, hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker hastası
    olmasına yol açan bir beslenme şekli.

    İNEK NE YEMELİ

    Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur.
    Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur,
    yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol
    açar. Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük
    antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda
    meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde
    bu hiç yoktur. Yine merada beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme
    hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini
    sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı
    insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar.
    İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu
    söylenir ama batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde edilen süt ile
    konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde 10-15'i
    geçmiyor.
    Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla barışığım, ne de AB'dekiyle.
    Ekolojik hayvancılık denince akla "ekolojik tarım sonucu elde edilmiş
    ürünlerle hayvanın beslenmesi" geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce
    hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancarı. İneğin normal
    beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok.
    AYDINLIK- Demek Amerika'dakilerin varmış.
    DEMİRKOL- Orada da yok. İster ekolojik tarımla, ister normal tarımla elde
    edilmiş olsun hayvana pancar verilmesi yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü
    olmasının sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran tarzda,
    mısırla beslenmiş olması. O yüzden ekolojik hayvancılık dediğimizde
    yasalarımızın buna göre organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken,
    türe özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle beslersek ineğin
    sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara sağlıklı
    olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden yetişen yeşillikler omega-3
    ağırlıklı yağ içerir. İnsanların eliyle ekilenler omega-6 içerir.
     
  6. 28 Şubat 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  7. aylacım

    aylacım Guest

    HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ

    AYDINLIK- Ne fark var arasında?
    DEMİRKOL-. İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. Bu hücre zarı
    lipo protein katmanla sarılı. Yani bir yağ bir de protein. Bu hücre
    zarındaki yağ ana madde olarak omega-3'tür. Tek tük omega-6 da içerir. Biz
    yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da yeşillikten uzaklaştırdıkça
    elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür
    balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram omega-3 alması gerekiyor.
    Omega-6 yağ asitleri ile omega-3 yağ asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle
    metabolize edilir. Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip çok
    omega-6 aldığımız için artık omega-3'e enzim kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi
    ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.
    Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar da 3'e ayrılır. Doymuş yağ
    asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. Çoklu
    doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da omega-3 ve omega-6'dır. Bundan
    40-45 yıl öncesi omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma söyledik.
    Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar
    iyi kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda düşürüyor. Bizim
    kolesterol açısından sağlıklı olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki
    dengedir. İkisini birden düşürürse denge bozulmamış olduğundan herhangi bir
    iyilik elde etmiş olmuyoruz.

    DEPRESYONUN ÇARESİ

    AYDINLIK- İkisi arasında denge mi, fark mı önemli?
    DEMİRKOL- Oran önemli. Omega-6'yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz
    azıcık omega-3'ü de değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3
    olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı da omega-3'ten
    oluşuyor. Vücut da asıl malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne
    bulursa onla hücreyi onarıyor. Omega-3 yerine, omega-6 yağ asidi olan
    araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit bütün stres komalarının hammaddesi.
    Gecekondunuzu el bombasıyla örmüş oldunuz. Dışardan biri taş atsa havaya
    uçacak.
    AYDINLIK- Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım.
    DEMİRKOL- Tabii. Omega-3'ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az
    oranda görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ
    asidinin yarısı omega-3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.

    ÇAY VE ZEKA

    AYDINLIK- Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi?
    DEMİRKOL- Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında Türkiye'nin
    yarısı aptaldır lafı çok tepki yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş
    olmadı, ama Türkiye'nin yarısında demir eksikliği, kansızlığı var. Demir
    eksikliği zihinsel eksiklik yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz
    Nesin haklıydı.
    Türkiye'de çay tüketiminin de buna katkısı var. Demirin emilimini olumsuz
    yönde etkiliyor. Ama diğer taraftan çay iyi bir anti oksidan.
    AYDINLIK- Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu?
    DEMİRKOL- Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok. Yemekten hemen
    sonra çay içilebilir.
    AYDINLIK- Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra içmek gerektiği
    söyleniyor.

    "ÇAYI ŞEKERSİZ İÇİN!"

    DEMİRKOL- Üç saat. Ben tekrar omega-3'e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir
    olay. Omega-3'ün eksikliği insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların
    sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla
    kalp damarının veya beyin damarının pıhtıyla tıkanıp "inme" veya "enfarktüs"
    olmasına yol açıyor. Bir yandan omega-3 kaynaklarımız çok azaldı. Toplum
    olarak zaten balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6'yı çok tükettiğimiz için
    omega-3'ün yolunu kesiyoruz. Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği ve
    soya yağı kansere sebep olabiliyor. Akciğer kanseri, meme kanseri, kalın
    bağırsak kanseri, şeker hastalığının oluşumunu kolaylaştırıyor.
    AYDINLIK- Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal yapısından dolayı
    mı, üretim hatasından mı?
    DEMİRKOL- Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ asidi içerdiği
    için. Mesela zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün
    emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha
    var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ
    asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri diyoruz. Bu yağ
    asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek damar sertliği yapıyor. Diğer
    taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki
    iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep oluyor.
     
  8. 28 Şubat 2007
    Konu Sahibi : aylacım
  9. aylacım

    aylacım Guest

    "ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI"

    AYDINLIK- Acaba "tadı güzel" dediklerimiz bize dışardan dayatılan bir kavram
    mı? Güzel nedir?
    DEMİRKOL- Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman size itiraz
    etmedi mi, "benim annem böyle yapıyor" diye?
    AYDINLIK- Ben güzel yemek yaparım.
    DEMİRKOL- Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan alıştığı damak tadını
    arıyor. Belki dünyanın en kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu
    arıyor.
    AYDINLIK- Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavramı bile ne
    kadar çok değişmiş. Biz ona böyle bir değer yüklediğimiz için güzel oluyor.
    Toplumda da dayatılan değerler var. Kola ya da hamburger için "bak bu
    güzeldir" deniyor çocuklara.
    DEMİRKOL- Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum.
    Çünkü; onlar yakın zamanda anne baba adaylarıdır.

    SPOTLAR(ÖNEMLİ BİLGİLER)

    "Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır.
    İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki
    çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik
    yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin
    ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz."

    "Türkiye'de gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki
    en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir.
    Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi
    bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten."

    "Yapay yem üreticileri 'biz dünyayı nasıl doyuracağız' yalanıyla, hayvanları
    meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü,
    pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla
    besleniyor.

    Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur.
    Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi yoktur,
    yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine yol açar.

    Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük
    antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda
    meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde
    bu hiç yoktur.

    Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı
    dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün
    eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama aradaki
    fark yüzde 10-15'i geçmiyor.

    Elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür
    balığı değil. Halbuki insan her gün 1gram omega-3 alması gerekiyor. Diyelim
    ki hamsiyi ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.

    Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine
    hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var.
    Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine
    dönüşüyor
     
  10. 23 Ekim 2009
    Konu Sahibi : aylacım
  11. kilica

    kilica Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Nisan 2009
    Mesajlar:
    57
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    müthiş.
    çok teşekkür
     
  12. 24 Ekim 2009
    Konu Sahibi : aylacım
  13. buzdevri

    buzdevri **** Üye

    Katılım:
    31 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    5.660
    Beğenildi:
    12
    Ödül Puanları:
    148
    Bnuları ben de okumuştum..
    Çok çok tehlikeli bir şey şeker...
    Ve 1 hafta eğere hayatınızdan çıkarırsanız isteğiniz azalıyor.Denenmiştir...
    Ağrıları azalıyor insanın...
    Ama sonra ablama uydummm..:umursamaz:
     
  14. 24 Ekim 2009
    Konu Sahibi : aylacım
  15. esmer gxuxzeli

    esmer gxuxzeli Bismillahirrahmanirrahim" Üye

    Katılım:
    25 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    7.797
    Beğenildi:
    5
    Ödül Puanları:
    146
    tşk ederim güzel bilgiiiii
    ya şeker hastası olarak çok faydalı bilgiler edindimmm