Damat Tween Hollywooda giriyor

Konusu 'Erkek Giyim' forumundadır ve Elif tarafından 13 Ağustos 2009 başlatılmıştır.

    13 Ağustos 2009
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.608
    Beğenildi:
    5.137
    Ödül Puanları:
    438
    Ben sadece hayal kurdum” diyen Süleyman Orakçıoğlu markalaşma öykülerini, yeni hayallerini anlattı
    Her şey Osmanbey’de küçük bir dükkânda başladı, ama orada kalmadı.
    [​IMG]
    Orka Grup ya da bildiğiniz adıyla Damat-Tween bir dünya markası olma yolunda. 16 ülkede 23 mağazada Damat-Tween ürünleri satışa sunuluyor. Markanın müşterilerinden biri, ünlü aktör Samuel L. Jackson… Jackson yeni filminde Damat-Tween giymek istiyor. İTKİB seçimlerinde aday olacak Süleyman Orakçıoğlu”nun hayalinde ise İstanbul”u bir moda başkenti yapmak yatıyor.
    Damat-Tween çok kısa bir süre içinde bir marka oldu. Yola “Öyle bir şey yapayım ki, marka olsun” diye mi çıktınız?
    Bizim ortaya çıkışımız, 80”li yılların ikinci yarısına denk geliyor. Piyasaya girdiğimiz dönemde Türkiye, dünya pazarlarıyla ilişki içindeydi ve pek çok ünlü marka ülkemize gelmişti. İster istemez Türk tüketicisi de dünya markalarına yöneldi. Bizim için işin başlangıcı Samanyolu Sokak Zafer Han No: 56/55 Osmanbey. İşte o dönemler markamız bu adresten ibaretti. Hanın girişinde dükkân tutacak kaynağımız bile yoktu. Sadece dükkânlara sorarak bulabileceğiniz bir adres…
    Kaynaklarınız küçük olduğu için kolay kolay risk alamıyorsunuz. Ticaretin kurallarını o zaman çok iyi bilmiyorsunuz. Ama hayallerim vardı. Ben hayal kurdum, sonuçları bu oldu. Tabii bunları da tek başıma yapmadım. Çünkü ben şuna inanıyorum. İyi bir ekibiniz yoksa, çok iyi şeyler de düşünseniz yapamazsınız. Benim çok iyi bir ekibim var. Şu anda benim başlangıç noktamda olan birçok firma ve birçok insan var. Ben onlar için de bir örneğim. Biliyorum ki bir gün onlar da benim geldiğim noktaya gelecekler.
    Ama siz zor olanı seçmişsiniz. Büyük bir markanın temsilciliğini de yapabilirdiniz…
    Doğrusu öylesi daha kolay ve daha kârlı olurdu. Ama benim idealist bir yanım var. Bununla birlikte büyük bir özveri, çaba ve sabır da vardı. Ayrıca idealinize tek başına inanmanız da yeterli değil, birlikte çalıştığınız ekibin de sizin ideallerinize ve hayallerinize inanması lazım. İkinci ve üçüncü jenerasyon dünya markaları var. Yaptıkları mucize değil. Bakıyorsunuz, “onların yaptıklarını biz neden yapmayalım” diyorsunuz. Sektörümüzde inanılmaz bir iş gücü de var. Bugün gelmiş olduğumuz üretim gücü dünya standartlarında ve Türkiye”nin bu konuda adres olmasını sağlıyor.
    Peki son nokta neresi? Bir dünya markası olmak mı?
    Kesinlikle. Bunların hepsi olacak. Mesela bu akşam Güney Afrika Cumhuriyeti”ndeki satış noktamızdan bir faks geldi. Samuel L. Jackson mağazamıza geliyor ve kıyafetlerimizi beğeniyor. Juliette Binoche ile oynayacağı ”Country of My Skull” adlı yeni filminde bizim giysilerimizi giymek istediğini söylüyor. Biz de kabul edeceğiz. Dünya markaları bu tip organizasyonlarda yer almak için neler yapıyor. Bunların hepsi bence nereye doğru gittiğimizin önemli bir göstergesidir.
    Size göre gerçek anlamda markalaşmış kaç firma var Türkiye”de?
    Şu anda kendi koleksiyonlarını hazırlayıp, dünyaya pazarlayan birçok firma var. Bu firmalar geleceğin markaları aslında. Şimdi deneyim kazanıyorlar. Bu deneyim sürecini yaşadıktan ve altyapı çalışmalarını da tamamladıktan sonra, iddia ediyorum ki, büyük çoğunluğu 2005 yılının markaları olacak. Çünkü bizim geldiğimiz yer de orası. Sonrasında ise London School Of Academi”de moda pazarlaması alanında bilimsel araştırma konusu olduk. Bunu yapabilecek birçok firma var.
    Hazır marka ve markalaşmadan konu açılmışken bir şey daha sorayım. Geçen günlerde Türkiye”de bir marka sempozyumu yapıldı ve Hülya Avşar da bir marka olarak konuşma yaptı. Sizce Hülya Avşar gerçekten bir marka mı?
    İşini iyi yapan herkes bence marka. Siz bir farklılığı ortaya koyuyorsanız, bunu oluşturan etkenlerde sizin de emeğiniz vardır. Burada Hülya Avşar bu farklılığı ortaya koymuşsa, bir markadır. Bunu ortaya koyuş ve ifade ediş biçimi bile bir başarı öyküsüdür.
    Peki sektörde ne gibi gelişmeler var?
    Bizim piyasaya girdiğimiz dönemlerde bazı mağazaların camlarında bir övünç gibi “Burada Türk malı satılmaz” yazıyordu. Bir kere bunu kırdık. Sektör son yirmi yılda inanılmaz bir deneyim kazandı. Bir ay kadar önce Amerika”da bir fuara katıldım, gördüğüm şey beni mutlu etti. Çünkü Türk üretimi olan mallar, tercih sebebiydi.
    Aslında şunu sormak istiyorum, fason üreticilikten kurtulduk mu?
    Bunların hepsi bir aşama. Birçok firma işin başında bizim tanımlanmış dediğimiz, sizin fason dediğiniz ürünü pek çok ülkeye gönderir, hangi ülke daha ucuz fiyat verirse ona yaptırırdı. Ama şimdi şu aşamaya geldi: Türk firmaları koleksiyon hazırlayıp, bu koleksiyonlarından sipariş alıyorlar. Sektörde artık bu noktaya gelmiş birçok firma var. Bir sonraki aşama ise firmaların artık kendi markalarıyla dünya pazarlarında yer alması. Kim ne derse desin Türkiye bu noktaya gelecek. İspanya”nın yaptığı mucize değil. Artık üretimde kalite var, standart var, hızlı temin var. Bir siparişi altı veya sekiz haftada dünyanın herhangi bir yerine indirebiliyoruz. Çünkü dünya stoksuz çalışıyor. Stoksuz çalıştıkları için hız çok önemli. Tek yapmamız gereken çatı markalarımızı kurmak.
    Son günlerde Paris, Londra, Milano ve New York”ta düzenlenen moda haftalarının devamı gibi İstanbul Moda Haftası oluşturmak gündemde. Siz ne düşünüyorsunuz?
    Bu gösterilerin gerçekten çok ciddiye alınması gerekiyor. Çok iyi bir ön hazırlık döneminin yapılması ve dünya moda gösterileri takvimine girmesi için de çıtasının son derece yüksek olması lazım. Bunu yapacak kurumların bir konsorsiyum kurarak, herkesin sağlayabileceği katkıyı ortaya koyması, bu konsorsiyumun da hazırlıklarını bir yıl sonra yapılacak bir gösteriye göre ayarlaması lazım. Bu ülkenin artık uluslararası moda günlerinde yer alan dizayner”ları var. İTKİB”in (İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri) bu konuyla ilgili yaptığı birçok çalışma var. Bu ülkenin bence markaları var. Bunlar belli kategoriler halinde, belli günler dahilinde, belli fuar organizasyonlarıyla da birleştirilerek dünya moda basınını, moda otoritelerini buraya getirerek yapılabilir.
    Modaya girmişken sormak istiyorum, sizce gelinen noktada Türk erkek modası ne durumda?
    Bence Türk insanı -birkaç Akdeniz ülkesinin dışında- dünyanın pek çok ülkesinden daha iyi giyiniyor. Türk insanının zevkli ve seçici olduğunu düşünüyorum.
    Peki Türk erkekleri en çok hangi renkleri tercih ediyor?
    Genellikle siyah seviyoruz. Bizim Orka Grup olarak zaten iki ayrı markamız var. Damat markasının, genellikle iş yaşamında farklılığı ayrıntılarla ortaya koyan hedef kitlesi var. Tween”in ise hayatı daha özgürce yaşayan, daha genç, aynı zamanda heyecanlarını saklamayan bir hedef kitlesi var. İkisinin de ortak bir özelliği var; seçici olmak. Dolayısıyla her ikisi grubun da renk tercihleri belli. O yüzden koyu renk elbiseler genellikle işadamları tarafından tercih ediliyor, renkli giysiler de genç ve kendini genç
    Siz günlük hayatınızda nasıl giyinirsiniz?
    Aslında günün akışına göre giyinmeyi seviyorum. Seremoni gerektiren toplantılar varsa kesinlikle takım elbise giyiyorum. Ama o gün firmadan dışarı çıkmayacaksam daha rahat, spor kıyafetleri tercih ediyorum. Açıkça söylemek gerekirse blucini ve pamuklu giysileri daha çok seviyorum.
    Önümüzde İTKİB”in seçimleri var ve siz de adaysınız. Size bu konuda iki sorum var. Birincisi neden adaysınız, neler yapmak istiyorsunuz? İkincisi İTKİB gerçekten çok önemli bir kurum. Yurtdışındaki fuar organizasyonlarında yaptığı defileler, modacılara verdiği destekler devam edecek mi?
    Ben değişime inanan bir insanım. O yüzden İTKİB”de kendi firmamda yaptığım olumlu şeyleri gerçekleştirebileceğime inanıyorum. Dünyada inanılmaz bir değişim ve hız var. Buna ayak uydurmak lazım. Bunu kendi firmamda yaptım, aynı şeyi İTKİB”de yapmak için de adayım. Bu değişim sırasında özel hayatımdan özveride bulunup, inanılmaz bir tempoya gireceğimi de biliyorum. Sektörün geleceğinin dönüm noktasında, olumlu bir şeylere imza atmış olmak ve bunun başarı duygusunu yaşamak kadar güzel bir duygu yok. Ben bu yüzden adayım. İkinci sorunuza gelince. Elbette ki bu tip organizasyonlar ve destekler artarak devam edecek.
    Yapmak istediklerinizi madde madde sıralayabilir misiniz?
    Burada vizyon çok önemli. Bizim vizyonumuz bir dünya vizyonu artık ve İTKİB”de de bu olmalı. Amacımız bu bakış açısındaki farklılığı ortaya koymak.
    Pek fazla sır vermek istemiyorsunuz galiba?
    Ben İTKİB”de yönetim kurulunda bulundum ve neler yapılması gerektiğini biliyorum. İstanbul”un bir moda başkenti olması, dünya modasında belirleyici olması ve İstanbul”un dünya fuar takvimine giren bir fuarının olması… Bunların hepsi bizim yapmamız gereken ve yapmak istediğimiz şeyler
    modaxa.com