Dananın kuyruğu

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve Marmelat tarafından 22 Temmuz 2007 başlatılmıştır.

    22 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : Marmelat
  1. Marmelat

    Marmelat Aktif Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    201
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    En geveze bülbül umuttur, hiç susmaz; derler. Umutlar, düşler, hayaller...
    Kimi önemli biri olmayı hayal eder; kimi zengin olmayı; kimi terfi edip genel müdür olmayı; kimi zengin bir kocayla evlenmeyi; kimi aşkıyla yeni bir dünya kurmayı; kimi de, "sükse çocuk, zengin çocuk, şöhretli çocuk" olmayı...
    * * *
    Rıza Tevfik'in vaktiyle sevilen bir şiiri şöyle başlıyordu:
    İnsanların hülyası
    Yüce dağlardan yüce.
    Saadetin manası
    Bir karışık bilmece.
    * * *
    Umutların, düşlerin, hayallerin özelliği; aşırı bireysel olmaları...
    Kimse kimsenin umutlarını, düşlerini, hayallerini fazla paylaşmaz. Hatta patlatmaya çalışırlar renkli balonlarını:
    - Uyan uyan, biraz gerçekçi ol, rüya görme.
    * * *
    Genç güzel bir kız bir divana uzanmış. Arka tarafında rahat bir koltuğa yerleşmiş, purosunu tüttüren bir psikanalist, dikkatle kızın anlattıklarını dinliyor.
    Kız:
    - İster misiniz son gördüğüm rüyayı anlatayım size doktor, diyor. Rüyamda bir otobüse binmişim. Karşımda, sadece ayağında panter derisinden küçük bir külot bulunan bir sirk cambazı, daha doğrusu adaleleri iyice gelişmiş bir atlet oturuyor. Atlet birden üstüme atlıyor, dudaklarında iğrenç bir gülücükle etekliğimi, bluzumu, sutyenimi paramparça ediyor. Arkasından da otobüsün koltuğunun altından bir kırbaç çıkarıyor. O sırada otobüsteki bütün yolcular çırılçıplak soyunmaya başlıyorlar ve yere diz çöküyorlar. Ve birden polis kılığına girmiş yaşlı bir kadın da soyunuyor, sadece başında kasketi, belinde kemeriyle kalıyor ve copunu küçük çığlıklar atarak kendi kıçına sokuyor. Eli kırbaçlı atlet, yaşlı kadının gözlerinin içine baka baka okkalı bir tokat patlatıyor suratına ve arkasından da kendisine emrediyor bana şey etmesi için... Aaa saat 5 olmuş. Seansımız bitti. Hoşça kalın doktor. Gelecek seansta görüşürüz.
    * * *
    Ve genç güzel kız, gitmek için uzandığı divandan ayağa kalkıyor.
    Koltuğunda purosunu tüttürmekte olan psikanalist ise şöyle bir yutkunduktan sonra:
    - Yok yok gitmeyin, diyor; tekrar rahatça uzanın divana ve devam edin anlatmaya; biten seansınızdan sonraki uzatmaların hesabı da bizden olsun...
    * * *
    Anlaşılıyor ki bazen başkaları tarafından görülmüş rüyaların; hem avantasını hem tadını beklenmedik birileri de çıkarabiliyor; tıpkı psikanalist gibi.
    * * *
    Bir başka rüya fıkrası daha...
    Kadının biri her gece, ormanlar içinde kaybolmuş kimsesiz bir şatonun rüyasını görüyormuş. Kuleleriyle, kalın duvarlarıyla ormanlar içinde kaybolmuş, kimsesiz bir şato...
    * * *
    Bir gün, uzak bir diyarda ormanlar içinde dolaşırken; terk edilmiş, kimsesiz bir şatoyla karşılaşmış kadın.
    Kalbi çarpa çarpa yaklaşmış şatoya. Kuleleri, kalın duvarlarıyla, her gece rüyasını gördüğü şato tam karşısındaymış.
    Ne yapıp yapıp şatoyu satın almaya karar vermiş.
    * * *
    Ne var ki, içinde dolaştığı ormanın koruyucularından biri:
    - Maalesef hanımefendi, demiş; imkânı yok bunun. Bu şato satılık değil, üstelik de hayaletli bir şato bu. Kimse yaklaşmak bile istemiyor bu şatoya.
    * * *
    Kadın:
    - Hayaletli bir şato mu, demiş; peki kimin hayaleti dolaşıyor şatoda?
    Orman koruyucusu:
    - Bunu herkesten daha iyi sadece siz biliyorsunuz, demiş; çünkü geceleri dolaşan sizin hayaletiniz.
    * * *
    Demek bazen sık görülen rüyalar, bir hayaletleşmenin sonucu da olabiliyor.
    * * *
    Bir gazeteci açmış cep telefonunu, gazetesiyle konuşuyor:
    - Çok büyük bir kaza oldu; yolların yapım ve bakımı sırasında bir silindir geçti bir adamın üstünden; adamın adı "Seçsanpartzutşapzort"...
    İstihbarat şefi:
    - Üstünden silindir geçmeden önceki adı neymiş, diyor; onu söyle sen.
    * * *
    Bu da absürd bir fıkra:
    Bir kafeteryada, müşterinin biri garsona sesleniyor:
    - Bana sosisli 2 sandviç getirir misin; biri hardalsız olsun.
    Garson:
    - Hemen şimdi, diyor; hangisi hardalsız olsun?
    * * *
    Ahmet Muhip'den bir şiirle bitirelim yazıyı.
    Her şeyin uzaklaştığı saat

    Kanı çekiliyor evlerin,
    Eriyip dökülüyor damlar;

    Şimdi rüya görür damlarda
    Soluk, uzun yüzlü adamlar.

    Bir kanat yumuşaklığıyla
    Göklerden indi mi akşamlar,

    Sonsuzlaşan yollara dalmış
    Tasalı gözler olur camlar;

    Bekler camların arkasında
    Soluk, uzun yüzlü adamlar.