Dikkat! Mutsuzluk çok tehlikeliymiş

Konusu 'Tekrar Konular' forumundadır ve bloodrayne__ tarafından 18 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
    18 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : bloodrayne__
  1. bloodrayne__

    bloodrayne__ Guest

    Mutsuzluk tehlikelidir

    Tehlikelidir mutsuzluk.

    İnsanı şaşırtır.

    Telaşlandırır.

    Öç duygusuna sürükler.

    Yalnızlık korkularıyla yakar.

    Geçmişin hatıralarıyla hırpalar.

    Yabancılara muhtaç eder.

    Ve, birçok insan mutlu olduğunu bilmediğinden mutsuzluğa düşer.

    Bir kere mutsuzluk nehrine düştün mü de çıkması zordur.

    Bilirim o suları, oralarda yıkandım.

    "Birçok insan" diyor Dostoyevski, "mutlu olduğunu bilmediği için mutsuzdur."

    Şaşırtıcı hatta kızdırıcı bir cümle bu.

    Ama düşündürücü de.

    Düşündükçe de bu büyük yazarın haklı olabileceğini hissediyorsunuz.

    Ben, kendini mutsuz sanan çok insan gördüm.

    Mutluluklarıyla kendileri arasındaki en büyük engel kafalarındaki "mutluluk" tarifiydi.

    Çocukken seyrettikleri bir filmden, okudukları bir kitaptan, büyüklerinin anlattığı bir hikayeden insanların aklına bir "mutluluk resmi" yerleşiyor ve bu resme benzemeyen hiçbir görüntünün mutluluk olabileceğine daha sonra inanmıyordu.

    Ellerinde tek bir mutluluk kalıbıyla dolaşıyorlar, bir başkasının kendine dar gelen ayakkabısını giymeye çalışır gibi kendi mutluluklarını bu kalıbın içine sokmaya uğraşıyorlardı.

    Eğer mutlulukları o kalıba sığmazsa mutsuz olduklarını düşünüyorlardı.

    Başka bir biçimde de mutlu olunabileceği ihtimali onlara inandırıcı gelmiyordu.

    Akıllarındaki mutluluk tarifine uymadığı için sahip oldukları mutluluğu değiştirmeye uğraşıyorlar...

    Ve mutsuz oluyorlardı.

    O insanlar, bir zamanlar aslında mutlu olduklarını ancak mutluluklarını kaybettiklerinde anlayabiliyorlardı.

    Bunlar, insanlık aleminin içindeki en büyük duygusal nehirlerden biri olan mutsuzluğun içine diğer talihsizlerle birlikte akıyorlardı.

    Orada gerçek mutsuzlarla, terk edilmişlerle, sevilmemişlerle, sevdiğini yitirmişlerle, hayallerine ulaşamamışlarla buluşuyorlardı.

    Birbirinden çok değişik maceralardan, hayatlardan, kırgınlıklardan bu nehre akmış insanlar, burada zamanla birbirilerine benziyorlardı.

    Onları bakışlarından, seslerinden, bazen başkalarını çok şaşırtan bir cüretkarlığa dönüşen telaşlarından tanıyordunuz.

    Hemen hemen hepsi de ümitlerinin çoğunu kaybetmişlerdi.

    Ellerinde kalan çok küçük bir ümit kırıntısıydı.

    Mutsuzluğu onlar için çok tehlikeli kılan da ellerindeki bu küçücük umut parçasıydı.

    Bu umuda yapıştırılmış öfkeli bir intikam isteği de bulunuyordu dağarcıklarında.

    O çok ünlü "Mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır" cümlesiyle başlayan kitabının girişine Tolstoy'un önsöz yerine yazdığı tek satırlık alıntı, birçok mutsuzun duygusunu da dile getiriyordu:

    "İçim nefretle dolu, öcümü alacağım."

    Geçmişe ve geçmişte kalan birilerine karşı nefretle ve intikam isteğiyle dolu oluyordu mutsuzların çoğu.

    Geçmişten öç almak istiyorlardı.

    Geleceğe dair ise çok küçük bir umutları vardı.

    Gelecekle ilgili ümit, içinde geçmişten öç alma isteğini de barındırıyordu.

    O minicik ümidin titrek ışığını her yerde, her insanda arıyorlar, bunu bulduklarını düşündüklerinde ise hiçbir mutlu insanda görünmeyen telaş dolu bir çabayla ileri doğru atılıyorlardı.

    Bu mutluluk ümidini gerçekleştirebilmek ve geçmişle hesaplaşabilmek için her yöne, her insana doğru neredeyse hiç düşünmeden kendilerini fırlatıyorlardı.

    İnsanlar daha sonra pişman oldukları birçok şeyi böyle bir ruh halinde yapıyorlardı.

    İçine düştüğü uğultulu sularla bir felakete doğru sürüklendiğinden korkan insanların kurtulmak için neler yapabileceğini daha önceden tahmin etmek bile mümkün olamıyordu.

    Özellikle mutsuzluk nehrine yeni düşenler, timsahlarla dolu bir sudan geçmeye çalışan karacalar gibi kurtulmak için canhıraş bir şekilde çırpınıyorlardı.

    Neredeyse bir tür kişilik değişiminden geçildiği bir dönemdi bu.

    Mutsuzluk, vahşi bir biçer döver gibi insanın ruhunu parçalıyordu.

    Bütün güvenini yok ediyordu.

    Mutsuz insanlar, hep bir uçuruma düşüyormuş duygusuyla her karşılaştıkları yeni insana, içine girdikleri her yeni çevreye "Acaba tutunabileceğim dal burada mı" diye bakıyorlardı.

    İnsanlar hayatlarındaki en şaşırtıcı ilişkileri de bu mutsuzluk krizinde yaşıyorlardı.

    Hayatın bir daha asla "güzel" olmayabileceği endişesi ruhlarını öylesine kuvvetli bir biçimde sarıyordu ki yeniden "mutlu" insanların arasına dönebilmek, bu korkulardan, yalnızlıklardan, güvensizliklerden, acılardan sıyrılabilmek için her ihtimali, en anlamsızlarını bile deniyorlardı.

    Hiç bitmeyecekmiş gibi gözüken derin bir yalnızlıkla, yeniden hayatla barışabileceğini söyleyen minicik umut arasında sanki başdöndürücü bir tahtıravallide iner çıkar gibi sürekli bir dalgalanma yaşayan mutsuz insanların, tek başlarınayken kederli bir yorgunlukla bir kenara oturup, başkalarıyla karşılaştıklarında irkiltici bir enerjiyle ayaklanmaları, bu yıpratıcı değişimleri sürekli yaşamaları bütün ruhsal dengelerini de altüst ediyordu.

    Sükuneti unutuyorlardı.

    Hep çırpınıyorlardı.

    Onları yeniden mutlu edecek birini bulabilmek, geçmişten öç alabilmek, kendilerine olan güvenlerini tazeleyebilmek için, aklını ıssız dağlarda kaybetmiş şanssız bir altın arayıcısı gibi her yeri kazmaya çalışıyorlardı.

    Gülünç olmaya bile aldırmıyorlardı.

    Bazen, ruhlarını kaplayan kasırga aniden duruverdiğinde, bir anlığına, "ben ne yapıyorum" diye kendilerine soruyorlardı ama bu sadece bir andı, kasırga biraz sonra yeniden başlayıp onların kendilerine dönük gözlerini karartıyordu.

    Yeniden kör oluyorlardı.

    O mutsuzluk nehrine bir kere düşmeyegörsün insan...

    Oraya düşmenin kolay ama çıkmanın çok zor olduğunu ancak o zaman anlar.

    Cömert bir dilenci gibi yaşar ondan sonra, biraz umut dilenir ve karşılığında her şeyi vermeye razı olur.

    Verdikleri gözükmez, herkesin aklında dilenişi kalır.

    O umudu bulduklarını, aradıkları insanla karşılaştıklarını sandıkları anda hissettikleri kurtuluşu ve mutluluğu, hiçbir mutlu insan kavrayamaz.

    Ama mutsuzlar yanıldıklarını çabuk anlarlar.

    Daha derin bir acıyla düşerler mutsuzluklarının içine.

    Öç istekleri daha da artar.

    Öyle zamanlar olur ki bütün insanları yabancı ve düşman görürler.

    Sonra o yabancılara sığınmaya çalışırlar.

    Çok mutsuz insan gördüm.

    Seslerini tanırım onların, bakışlarını tanırım.

    Abartılı neşelerini tanırım.

    En neşeli konuşmanın bir yerinde kararıveren yüzlerini tanırım.

    Hikayelerini dinlerim.

    Çoğu Dostoyevski'nin sözlerini hatırlatır.

    Mutlu olduklarını bilmedikleri için mutsuz olduklarını sanmış, sahte bir mutsuzluktan kurtulmaya çalışırken gerçek bir mutsuzluğa düşmüşlerdir.

    Kahkahalarla dolu bir geceden sonra onları izlerseniz hızla başlayan adımlarının gitgide yavaşladığını, her yavaşlayan adımla bir başkasına dönüştüklerini, omuzlarının çöktüğünü, ruhlarında taşıdıkları yorgunluklarının onları esir aldığını görürsünüz.

    O anda karşılarına çıkıveren biri onları en çılgın şeyleri yapmaya ikna edebilir.

    Aniden evlenebilirler.

    Ertesi sabah dudaklarında bir plastik tadıyla uyanmak üzere hiç sevmedikleri hatta hoşlanmadıkları biriyle sevişebilirler.

    Varlığıyla kendilerini utandıracak birileriyle kalabalıkların önüne çıkarak poz verebilirler.

    Tehlikelidir mutsuzluk.

    İnsanı şaşırtır.

    Telaşlandırır.

    Öç duygusuna sürükler.

    Yalnızlık korkularıyla yakar.

    Geçmişin hatıralarıyla hırpalar.

    Yabancılara muhtaç eder.

    Ve, birçok insan mutlu olduğunu bilmediğinden mutsuzluğa düşer.

    Bir kere mutsuzluk nehrine düştün mü de çıkması zordur.

    Bilirim o suları, oralarda yıkandım.

    O sularda ıslananları onun için hemen tanırım.

    Her mutsuzla karşılaştığımda aynı sözleri söylemek isterim.

    "Sakin ol, sükunet kurtaracak seni."

    Her seferinde de sakin olamayacağını bilirim.

    Mutsuzluk telaşlandırır çünkü insanı.

    Telaşıyla tehlikelidir zaten, elindeki o küçük ümidi de kaybetmemek için çırpınmasıyla tehlikelidir mutsuzluk.

    Pişmanlıklarımızı telaş yaratır çünkü, telaşımızla utanılacak hareketler yaparız, bazen önümüzde kaderin açtığı geniş yollarda mutsuzken tökezlememiz telaşımızdandır.

    Gördüğümüz her insana, boğulmakta olan bir insanın kurtulma hırsıyla sarılır ve onları korkuturuz, biz onları kendimize doğru çekmeye uğraştıkça onlar bizim korkularımızı çoğaltarak kaçarlar.

    Yalnızlıktan korktukları için yalnızlaşır mutsuzlar.

    Ve yalnızlaştıkça yalnızlıktan daha çok korkarlar.

    Mutluluk topraklarına açılan o "sükunet kapısından" geçmeyi bir türlü beceremezler.

    Sonra bir gün, o küçücük ümitlerini de kaybedip artık yokluğa yaklaştıklarını sandıklarında aniden o sükunet kapısı açılıverir önlerinde.

    Ümitleri yoktur artık ama mutluluk şansı onlara sezdirmeden belirivermiştir.

    Ümitsizce dururken bulurlar mutluluğu.

    Kimse sonsuza dek o mutsuzluk nehrinde sürüklenmez çünkü...

    Bir gün herkes kurtulur.
    (alıntı:ahmet altan)
     
  2. 18 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : bloodrayne__
  3. necsel

    necsel Canım oglusumm Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2008
    Mesajlar:
    465
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    cok guzel bır yazı arkadasım saol paylastıgın ıcın

    kucuk seylerdende mutlu olmayı bılmelı ınsan zaten kucuk seyler degılmıdır kı mutluluk
     
  4. 18 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : bloodrayne__
  5. nina

    nina Guest

    çok güzel bir yazı canım a.sbenim en kızdığımda dünyada bi kendi derdi var sanan şükretmeyip sırf kendi istediği olmadı diye mutsuzluk yaratıp çevresine saldıran tipler kafamçokkarıştı
     
  6. 18 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : bloodrayne__
  7. EU1

    EU1 Guest

    bir aç için,bir ekmek yiyebilmektir mutluluk
    bir fakir aile için,çocuklarına bir gün et yedirebilmektir mutluluk
    bir çocuk için,mutlu ve hoşgörülü bir aileye sahip olup,şekerini buruk ve asık yüzle değil huzurla yiyebilmektir mutluluk
    bir dertli için bir gününü dertsiz geçirip, umut etmektir mutluluk
    bir zengin için gerçek dost bulabilmektir mutluluk
    herşeye sahip yinede umutsuz bezgin bir insan için anlamsızdır mutluluk çünkü onun gözleri sahip olduklarını göremeyecek kadar kördür.çünkü o yaşam savaşı verip küçükte olsa bir şeyleri elde etmeye çalışan insanlara da anlam veremez.çünkü o zaten herşeyi elde etmiştir yinede mutlu olamaz...çünkü mutluluk çok büyük birşeyden değil çok küçük bir şeydende doğmalıdır.o küçük insanların küçük mutluluklarını bile anlamayacak kadar büyütmüştür dertlerini ve kendini gözünde...yazan:debaduju:)
     
  8. 18 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : bloodrayne__
  9. sessizLik

    sessizLik Yeni Üye Üye

    Katılım:
    25 Eylül 2007
    Mesajlar:
    1.427
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    baya bir uzun fakat anlamli bir yazi tesekkürler
     
  10. 18 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : bloodrayne__
  11. sonuyok

    sonuyok özlem kokan kızım Üye

    Katılım:
    28 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    1.635
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    148
    benim için mutsuzluk çanları çalıyor demek ki
     
  12. 18 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : bloodrayne__
  13. EU1

    EU1 Guest

    paylaşım için teşekkürler... güzel bir yazı..a.s.
     
  14. 18 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : bloodrayne__
  15. HeartLess

    HeartLess HUZUR MELEĞİMSİN SEN.. Pro Üye

    Katılım:
    20 Ekim 2007
    Mesajlar:
    12.846
    Beğenildi:
    29
    Ödül Puanları:
    198
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.