Dikkat!!süt Ve Süt ürünleri

Konusu 'Sağlıklı Beslenme' forumundadır ve talin tarafından 15 Eylül 2007 başlatılmıştır.

    15 Eylül 2007
    Konu Sahibi : talin
  1. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    bize anlatılanlar bu şekilde değil biliyorum...biraz uzun bir yazı ama lütfen dikkatlice okuyun.kandırılıyoruz!!!!


    Doğulular ve Afrikalılar geleneksel olarak, müshil amaçlı kullanımı hariç sütten uzak durmuşlardır. Ama batı dünyasında insanlara hayatları boyunca her gün süt içmeleri söylenir.
    Doğaya baktığımızda, yavruların diğer yiyeceklerle sütten kesildiği zamana kadar yalnızca sütle beslendiğini görürüz. Sütün sindirimini sağlayan laktaz enziminin, ergenliğe geçişle birlikte insan sisteminden kendiliğinden yok olması; yetişkin insanların süte besin olarak kaplanlardan ya da şempanzelerden daha fazla ihtiyacı olmadığını gösteriyor.

    Süt, çiğ olarak tüketildiğinde tam protein besin olmasına rağmen yağ da içerdiği için kendinden başka bir besinle zor karışır. Buna rağmen günümüzde yetişkinler diğer yiyecekleri devamlı soğuk sütle "yıkarlar". Süt mideye girdiğinde hemen kesilir ve mevcut başka bir yiyecek varsa kesilmiş süt tanecikleri diğer yiyecek taneciklerinin etrafında pıhtılaşır, onları mide özsularından yalıtırak sindirimi geciktirir, çürüme başlangıcına ortam sağlar. Bu yüzden süt tüketimi ile ilgili ilk ve en önemli kural şudur: "Ya tek başına iç, ya da içme."

    Bugün süt, içindeki doğal enzimleri yok eden ve nâzik proteinleri değiştiren pastörizasyonun her yerde uygulanması yüzünden, daha da sindirilemez hâle gelmiştir.
    Çiğ süt, sütün sindirimini sağlayan laktaz ve lipaz aktif enzimlerine sahiptir. Canlılığını yitirmiş laktazı ve diğer aktif enzimleri içeren pastörize süt, yetişkin mideler tarafından gerektiği gibi sindirilemez.
    Şişeyle beslenen bebeklerin yaşadığı karın ağrısı, pişik, solunum rahatsızlıkları , gaz ve diğer rahatsızlıkları n da gösterdiği gibi çocuklar bile bu konuda sıkıntı çeker. Enzimlerin eksikliğinin ve hayâtî proteinlerin değişmesinin, sütteki kalsiyumu ve mineral elementleri erittiği de kuşku götürmez.

    1930'larda Dr. Francis M. Pottenger, pastörize ve çiğ sütle beslenmenin 900 kedi üzerindeki etkilerine ilişkin 10 yıllık bir çalışma yürüttü. Bir grup yalnızca çiğ süt alırken, diğer grup aynı kaynaktan alınan pastörize sütle beslendi.
    Çiğ süt içen grup kuvvet bularak büyüdü, hayatı boyunca sağlıklı, aktif ve canlı kaldı ama pastörize sütle beslenen grup kısa süre sonra durgun, sersem ve normalde insanlarla ilişkilendirilen kalp krizi, böbrek yetmezliği, tiroit bozukluğu, solunum rahatsızlıkları , diş kaybı, kemik zayıflığı, karaciğer iltihabı gibi kronik yozlaştırıcı rahatsızlıklara karşı savunmasız hâle geldi.
    Ama Dr. Pottenger'in en çok dikkatini çeken ikinci ve üçüncü nesillere olanlardı.
    Pastörize sütle beslenen grubun yavrularının hepsi pastörize sütten kalsiyum emiliminin olmadığını gösteren zayıf ve küçük dişler, kalsiyum eksikliğinin açık ifadesi olan güçsüz kemiklerle doğdular.
    Çiğ sütle beslenen grubun yavruları ebeveynleri gibi sağlıklı kaldı.
    Pastörize sütle beslenen grubun üçüncü kuşak yavrularının birçoğu ölü doğarken, kurtulanlar ise kısırdılar ve üreyemiyorlardı . Çiğ sütle beslenen grup soyunu sürdürürken, pastörize sütle beslenen grupta dördüncü nesil olmadığı için deney bitmek durumunda kaldı.
    Eğer bunlar pastörize sütün zararlı etkilerinin yeterli kanıtı değilse, ticârî süt endüstrisinin kabul etmekten tiksindiği, kendi annelerinden alınan pastörize sütle beslenen buzağıların genellikle 6 hafta* içinde öldüğü gerçeğini dikkate alın.
    Çiğ sütün lehinde, pastörize sütün aleyinde bulunan bu gibi bilimsel kanıtlara ve yirminci yüzyılın başlarına kadar insan türünün çiğ sütle beslendiği gerçeğine rağmen bugün Amerika'da birkaç eyalet hariç çiğ süt satmak yasal değildir.
    Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış süt, insan ömrünü uzatmada hiçbir fayda göstermezken; sütü pastörize etmek raf ömrünü uzattığından süt endüstrisi için daha kârlıdır. Dahası, pastörizasyon hepsini olmasa da bazı tehlikeli mikropları öldürerek sıhhî olmayan mandıralardaki hasta ineklerden alınan sütü göreceli olarak "zararsız" hâle getirir ve bu da süt endüstrisinin mâliyetlerini azaltır.

    Dr. Pottenger'in pastörize sütle beslenmiş kedilerinin kısırlaşması ve gücünü yitirmesi için yalnızca üç kuşak geçmesi yeterli olmuştur. Amerikalıların ve Avrupalıların neredeyse aynı sayıdaki kuşağı pastörize sütle beslenmiştir. Bugün, kısırlık Amerikan çiftleri için başta gelen sorunlardan biriyken; kalsiyum eksikliği de öyle yayılmıştır ki, Amerikalı çocukların yüzde doksanı kronik diş çürümesi sorunuyla karşı karşıyadır.
    İşin daha kötüsü, şimdilerde kaymağının ayrılmasını önlemek için süt "homojenize" ediliyor. Bu, yağ moleküllerinin sütün geri kalanından ayrılmayacağı noktaya kadar mayalanmasını ve öğütülmesini gerektiriyor. Ama aynı zamanda bu durum, süt yağının küçük parçacıklarının ince bağırsağın duvarından kolayca geçmesine izin vererek, doğal niteliğini kaybetmiş yağ ve kolestrolün vücut tarafından emilme miktarını büyük oranda arttırıyor.
    Aslında homojenize sütten, saf kremadan aldığınızdan daha fazla süt yağı alırsınız!
    Kemik erimesi rahatsızlığı olan kadınların pastörize süt ürünleri ile ilgili gerçekleri dikkate almaları gerekir. Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu süt, bu durumu önlemek için yeterince kalsiyum sağlamaz.

    Büyük miktarlarda pastörize süt ürünleri tüketen Amerikalı kadınlar, dünyanın en yüksek sayıdaki kemik erimesi vakalarından muzdariptirler.

    Örneğin, çiğ lahana; herhangi bir miktar pastörize süt, yoğurt, çiftlik peyniri veya doğal niteliği bozulmuş diğer süt ürünlerinden daha fazla kalsiyum sağlar.
    Kuzey Dakota'nın Grand Folks şehrindeki İnsan Araştırma Merkezi'nde yapılan yeni çalışmalar gösteriyor ki, boron elementi kalsiyumun besinlerden emilmesinde ve kemik yapımında kullanılmasında temel bir role sahiptir.
    Daha da dikkate değer bir nokta şudur: Yeterli miktarda boron verildiğinde kadınların kanındaki östrojen seviyesi, Batı'da kemik erimesine karşı genel bir geçici önlem olan östrojen yenileme terapisine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırarak, iki katından daha fazla arttı . Boronu nereden bulabiliriz?
    Özellikle elma, armut, üzüm, fındık, lahana ve diğer lifli sebzeler gibi kasiyumu da bulduğumuz taze meyve ve sebzelerden. Doğa zaten ihtiyacımız olan hayâtî besin kaynaklarının tümünü birbirini tamamlayan şekilde bolca sağlamıştır ama insan onları öldürene kadar pişirmekte ve işlemekte ısrar eder ve sonra diyetinin neden "işe yaramadığını" düşünür durur.
    Yetişkinler harika bir besin olan çiğ sütü temin edemedikleri sürece, günlük diyetlerinde yer alan sütü yeniden gözden geçirmelidirler.
    Çocukları "güçlü ve sağlıklı" büyüsünler diye pastörize sütle tıka basa doldurmak düpedüz deliliktir, çünkü en basitinden, onlar içindeki besinleri ayrıştıramazlar.
    Aslında, doğal niteliğini yitirmiş süt ürünleri, bağırsakları tabaka tabaka balçık gibi çamurla tıkayarak organik besinlerin emilimine engel olduğundan; erkekler, kadınlar ve çocuklar diyetlerindeki tüm pastörize süt ürünlerini çıkarmalıdırlar.

    İnek sütü buzağılar içindir ve bebekler de sütten kesilene kadar anne sütüyle beslenmelidir. Doğa her iki tip sütü ve sindirim sistemini buna göre tasarlamıştır.
    Anne ineğin pastörize sütü ile beslenen buzağıların genellikle 6 hafta içinde öldüğü bilimsel olarak belgelenmiştir ki, bu da pastörize inek sütünün buzağı için olduğu gibi, insan için de sağlığa yararlı ve hayat veren bir besin olmadığını gösterir. Buna rağmen, yetişkin insanlar doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu salgıyı hem bebeklerine içirirler hem de kendileri tüketirler.
    İnek sütü, insan sütünün 4 katı protein ve sadece yarısı kadar karbonhidrat içerir. Pastörizasyon, inek sütünün içinde bulunan yoğun proteinin sindirilmesini sağlayan doğal enzimi yok eder. Böylece; bu fazla süt proteini, bağırsakları çamurla tıkayarak, insanın sindirim yolunda çürür.
    Bu çamurun bir kısmı kana sızar. Süt ürünlerinin günlük tüketimleriyle bu kokuşmuş çamur biriktikçe, vücut çamurun bir kısmını deriden (sivilce, leke ile) ve ciğerlerden (nezle ile) dışarı atarken kalanı içeride iltihaplanır, enfeksiyonlara sebep olan mukoz oluşturur, alerjik tepkilere yol açar, eklemleri kalsiyum tortularıyla sertleştirir.

    Kronik astım, alerji, kulak enfeksiyonları ve sivilcenin birçok çeşidi süt ürünlerini diyetten çıkarmakla kolayca iyileştirilebilir.
    İnek sütü ürünleri özellikle kadınlar için zararlıdır. Süt kadınların vücudundan dışarı akmalıdır, içeri değil. Pastörize inek sütünün kadınları güçten düşüren etkileri, süt üretimini arttırmak için ineklere enjekte edilen sentetik hormonlarla daha da şiddetlenir. Bu kimyasallar titizlikle dengelenmiş dişi endokrin sistemine çok zarar verir. Besin ve İyileşme (Food and Healing) adlı kitabında besin terapisti Anne Marie Colbin süt ürünlerinin kadınlar için yarattığı felaketi şöyle açıklar: "Süt, peynir, yoğurt ve dondurma gibi süt ürünlerinin tüketimiyle; yumurtalık tümörünü ve kistlerini, vajinal akıntıları ve enfeksiyonları da kapsayan dişi üreme sistemindeki çeşitli hastalıklar kuvvetle bağlantılıdır. Bu bağlantının, süt ürünlerinin tüketimine son verdiklerinde problemlerin azaldığını veya yok olduğunu bildiren tanıdığım sayısız kadın tarafından defalarca doğrulandığını görüyorum. Lifli tümörlerin geçtiğini veya dağıldığını, rahim kanserinin durduğunu, ade üzensizliklerinin düzeldiğini duyuyorum. Kısırlık bile bu yaklaşımla birkaç örnekte ortadan kalkmış görünüyor." Birçok kadın ve erkek, doktorları iyi bir kalsiyum kaynağı olduğunu söylediği için süt ürünleri tüketiyor. Bu bâtıl bir tavsiyedir.
    Doğrudur, 100 gramında 33 gram kalsiyum bulunan insan sütü ile karşılaştırıldığında, inek sütü her 100 gramında 118 mg kalsiyum içerir.
    Ama ayrıca, inek sütü 100 gramında insan sütünde 18 mg bulunan fosfordan 97 mg içerir. Fosfor, sindirim yolunda kalsiyum ile birleşir ve aslında kalsiyumun emilimini önler.
    New York Devlet Üniversitesi tıp merkezinin pediatri bölüm başkanı Dr. Frank Oski şöyle diyor: "Yalnızca Kalsiyum-Fosfor oranı 2-1 olan besinler temel kalsiyum kaynağı olarak kullanılmalıdır. İnsan sütünün oranı 2.35'e 1, inek sütününki yalnızca 1.27'ye 1. İnek sütü ayrıca 100 gramında 16 mg sodyum içeren insan sütü ile karşılaştırıldığında 50 mg sodyum içerir, yani süt ürünleri muhtemelen modern batı dünyası diyetinin en yaygın aşırı sodyum kaynaklarından biridir."
    Bununla beraber, inek sütü daha iyi sindirilen ve sağlığa yararlı olan diğer besinler kadar iyi bir kalsiyum deposu değildir. 100 gramında 118 mg kalsiyum bulunan inek sütünü diğer besinlerin 100 gramı ile karşılaştırın:
    Badem (254 mg), brokoli (130 mg), kıvırcık lahana (187 mg), susam tohumu (1,160 mg), bir tür su yosunu olan kelp (1,093 mg) ve sardalya balığı (400mg).
    Kemik erimesine gelirsek, bunun daha çok beslenmedeki kalsiyum eksikliğinden değil, özelikle şeker gibi kemiklerden ve dişlerden kalsiyumu süzen beslenme etkenlerinden kaynaklandığını görürüz.
    Şeker, et, rafine nişasta ve alkolün tümü, kanda sürekli bir asit ortamı yaratır ve asidik kanın kemiklerden kalsiyumu çözdüğü bilinir. Osteoporozu düzeltmek için en iyi yol, yukarıda belirtilen süt ürünü haricindeki kalsiyumca zengin besinleri tüketirken aynı zamanda kemiklerden kalsiyum çalan asit arttırıcıları diyetten çıkarmaktır. 3 mg boron minerali takviyesinin de kemiklerin kalsiyumu emmesine ve tutmasına yardım ettiği görülür.

    Geleneksel Çin tıbbı açısından bakarsak, süt bir çeşit "cinsel öz"dür. İnsan türünün başka bir türün cinsel özünü içmesi özellikle kadınlar için sadece hastalığa yol açar, çünkü içerdiği hormonlar insanın endokrin sisteminin hassas dengesini bozar. Eğer süt ürünleri içmekte ısrarlıysanız, en iyi tercihiniz insan sütünün besinsel karışımına ve dengesine yaklaşan keçi sütü olmalıdır.

    İnek sütünden yapılmış yegane tehlikesiz ürünler sindirilebilen bir yağ olan taze tereyağı, laktobakteri tarafından sizin için önceden sindirilmiş taze mayalanmış yoğurttur. Ama bunlar bile mâkul ölçülerde ve mümkünse çiğ, pastörize olmayan sütten yapılmış olmalıdır.

    a.s.
     
    Son düzenleme: 17 Ekim 2010
  2. 16 Eylül 2007
    Konu Sahibi : talin
  3. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    merhaba canım.evet ben oğlum için soya sütü kullanıyorum.çünkü gerçekten de hepimiz için çook faydalı olan soya fasulyesinden yapılan birşey.içinde çok faydalı şeyler var.evet aslında önceleri her markette bulunamıyordu ama artık çoğu hipermarkette var (alpro)ve fiyatı da normal sütlerin 3 katı fiyatında aslında ama inanın çocuklarımız için değer bence.daha detaylı bilgi edinmeniz için aşağıdaki linki inceleyebilirsiniza.s.
    http://www.ekoses.com/ekolojikyasamportali/bpg/publication_view.asp?iabspos=1&vjob=vdocid,146635
     
  4. 7 Kasım 2007
    Konu Sahibi : talin
  5. Azerin

    Azerin Dost istersen, Allah yeter... Pro Üye

    Katılım:
    20 Eylül 2007
    Mesajlar:
    359
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    108
    peki hamilelere genelde sut tavsiye ediliyo. ne yapmalı? soya sudumu icsekmı yoksa bizde? talin sen hamıleyken icermıydın?
     
  6. 7 Kasım 2007
    Konu Sahibi : talin
  7. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    canım ben hamileyken bu tür kafa karıştırıcı bilgiler edinmemiştim doğrusu..o yüzden süt içiyordum tabii.ama şu anda oğluma mümkün olduğunca inek sütü içirmemeye çalışıyorum..ama geççenlerde bir doktora sorduğumda burada sütle ilgili yazan şeyleri onaylar şekilde konuştu..gerçekten insanın kafası çok karışıyor:uhm:...ama yazılan şeyler gerçekten de çok mantıklı....ben burada kimseye şunu ya da bunu yapın demek istemiyorum.ben sadece duyduklarımı paylaştım...lütfen çevrenizde bir doktor varsa ya da bu işlerle ilgilenen herhangi biri ondan bilgi alın...
    ayrıca teşekkür ederim...çok incesin:1hug:
    sevgilera.s.
     
  8. 30 Kasım 2007
    Konu Sahibi : talin
  9. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    Süt Hakkındaki Gerçekler

    RealAge, Inc. Tarafından kaleme alınmış ve Dr. Axel Goetz tarafından gözden geçirilmiştir. Eylül 2005

    Sütünü iç!. Bazılarımız bu emri büyümekte olduğumuz sıra defalarca duyduk ve pek çoğumuz da asla sorgulamadık.
    Bir noktada hepimiz öğrendik- ebeveynlerimizden, öğretmenlerimizden veya TV ve gazete-dergilerdeki reklamlardan-ki inek sütü sadece kalsiyum değil aynı zamanda sağlığa yararlı pek çok besinin kaynağıdır. Süt vücuda gerçekten faydalıdır, değil mi?
    Giderek artan sayıda tüketici hakları savunucusu ve bilim adamı bunun doğru olmayabileceğini düşünmektedir. Uzun vadedeki süt tüketiminin akılcı olup olmadığını sorgulamaktadırlar ve bazı kişiler de sütün insanları ciddi sağlık risklerine soktuğuna inanmaktadırlar.
    Bu tepkinin temelinde yatan şey nedir? Eleştirilerin altında yatan bir gerçek mi var yoksa bir bardak suda fırtına mı koparılıyor? Lütfen okumaya devam edin...

    Sütün Değişen Yüzü

    Süt konusunda ortaya çıkan bu ihtilafın temeli ticari bir ürün olarak gelişen sütün yıllar içinde değişiminden kaynaklanmaktadır. Süt genel olarak su, yağ, protein, laktoz, mineraller, vitaminler ve enzimlerden oluşmaktadır. Bununla birlikte sütün tam bileşimi ineğin neler yiyerek beslendiğine, emzirme dönemlerine ve sütün işlenme yöntemine bağlı olarak değişiklikler gösterir. Günümüzde ticari bir mal olarak sütün üretim teknikleri, nihai ürünü önemli bir şekilde değiştirmekte onu doğal halinden alarak tamamen başka bir ürün haline getirmektedir.

    Örneğin ticari sütlerin birçoğu sağlığa zararı olabilecek bakteri ve patojenlerin ortadan kaldırılması için pastörizasyon işlemine tabi tutulur. Bununla birlikte bazı kişiler çiğ, pastörize edilmemiş sütün daha iyi bir tada sahip olduğunu ve pastörize edilmiş olandan çok daha besleyici olduğunu iddia etmektedirler.

    Çayıra Yayılmak

    Pastörizasyon işlemi sütün doğal besleyici değerini değiştirir mi?

    A: Evet
    B: Hayır

    Evet. Pastörizasyon potansiyel olarak tehlikeli listeria, E.Coli, salmonella gibi tehlikeli bakterileri öldürmesine rağmen aynı zamanda zararsız ve faydalı olan lactobacillus acidophilus gibi bakterileri de öldürür, gıdaların emilimi ve sindirimine yardımcı enzimleri ortadan kaldırır. Bazı çalışmalar pastörizasyonun aynı zamanda sütün içerdiği B1, B6, B12 ve C vitaminlerinin miktarını azalttığını da ortaya koymaktadır.

    Bununla birlikte besinlerdeki bu azalma o kadar da önemli değildir ve pişmemiş süt tüketmekten kaynaklanan riskler sağlanacak faydayı gölgede bırakmaktadır.

    Amerikan Ulusal Halk Radyosu kanalından pastörize edilmemiş çiğ süt tüketmenin riskleri hakkında ileri sürülen savları dinlemek için tıklayınız.

    Büyükbaş bir hayvanın yediği yemin ürettiği süt üzerinde önemli bir etkisi vardır. Büyükbaş bir hayvanın besini büyük ölçüde taze çimenden oluşur, ancak ticari çiftliklerdeki hayvan sürüleri hazır yem ile beslenirler. Hazır yemler büyük ölçüde mısır ve soyadan oluşurlar, bununla birlikte aynı zamanda kan, balık ürünleri, kemik unu, tavuk artıkları ve başka birtakım hayvansal yan ürünler de içerebilirler

    Tahılın Etkisi Nedir?
    Tahılla beslenen ineklerin sütü çayırda beslenenlerinkine göre daha mı az sağlıklıdır?

    A:Evet
    B:Hayır

    Evet. Sütte bulunan tüm uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA’lar) hemen hemen büyükbaş hayvanın aldığı besinlerin bir sonucudur, hayvanlar çimenlerde ve yeşilliklerde otladıkları zaman bu sütlerinin yağ kompozisyonunu geliştirir, omega-6 ve omega 3 oranlarını dengeler. Bu oranın insan sağlığı için ideal olduğu düşünülür, çünkü iyi kolesterolü yükseltir, trigliseridleri düşürür ve enflamasyonu azaltır. Araştırmalar göstermektedir ki doğal ortamında otlayarak yetişen bir büyükbaş hayvandaki linoleik asit konjugatları (CLA-kansere karşı savaşan bir tür yağ) beş kat daha yüksektir.

    Bir büyükbaş hayvanın besinini hazır yem ile değiştirmenin sonucunda sütünde bulunan esansiyel yağ asitlerinin miktarı da önemli ölçüde değişir. Ticari çiftliklerde yetiştirilen, kan ve kemik unu içeren yemlerle beslenen büyükbaş hayvanlardaki yağ asidi bileşimi yararsızdır, varsa bile CLA miktarı oldukça düşüktür.

    Açık havada yetişmiş büyükbaş hayvanlardan elde edilen süt ürünlerini bulmak hiç de kolay değildir. Bazı organik süt üreticilerinin hayvanları çayırda beslenirler, ancak tümü böyle değildir. Ne var ki organik süt ve süt ürünü alan tüketiciler rekor sayıdadır.

    Organik Süte Karşı Geleneksel Süt
    Amerikan süt ve süt ürünleri endüstrisi süt üretimini ve etkinliği artırmak adına yeni teknoloji ve yönetim biçimlerini uygulamak konusunda oldukça hızlı davranır. Amerika’da son 50 yıldır sığır sayısı azalıyor olmasına rağmen ortalama sürü büyüklüğü ve inek başına süt üretimi giderek artmaktadır.

    Amerikalı pek çok süt üreticisi sığırlarının süt verimini artırmak adına sürülerine rekombinan büyükbaş hayvan somatotropini veya Posilac adıyla da bilinen rekombinan büyükbaş hayvan büyüme hormonu (rBGH) vermektedirler. Tüm sütlerin doğal bileşiminde sığırların üreme bezleri tarafından salgılanan belli düzeyde büyükbaş hayvan büyüme hormonu bulunur. Bununla birlikte Amerika sığırların süt verimini artırmak üzere rBGH enjeksiyonuna onay veren tek ülkedir.

    Geleneksel olarak süt ürünleri üretimi yapılan çiftliklerde tahmini olarak tüm büyükbaş hayvan sürülerinin üçte birine rBGH enjeksiyonu yapılmaktadır, ancak Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) bu enjeksiyonların yapıldığı ineklerin sütünden yapılan ürünlerin etiketlerinde bu durumun belirtilmesi zorunluluğunu getirmemektedir. FDA yapılmakta olan rBGH enjeksiyonlarının insanlar üzerinde bir etkisi olmadığını savunmaktadır ve 1993 yılında bunun “ insanlar tarafından tüketilmeye uygun güvenilirlik düzeyinde olduğunu” ilan etmiştir.

    Hormon Fırtınası
    Araştırmalar rBGH uygulanan büyükbaş hayvanlardaki hormonlarla kanser arasında bir ilişki olduğunu göstermekte midir?

    A:Evet
    B:Hayır

    Evet. Hormon tedavisi konusundaki eleştiriler arasında rBGH enjeksiyonu uygulanan büyükbaş hayvanların sütünde yükselen insüline benzer büyüme faktörü -1 (IGF-1) nedeniyle insanları kanser riskine soktukları tartışmaları da mevcuttur. IGF-1 hem insanlarda hem de büyükbaş hayvanlarda doğal olarak bulunan bir enzimdir, ancak rBGH enjekte edilen büyükbaş hayvanlarda IGF-1 düzeyleri normal düzeyin 10 kat üzerinde olabilir.

    Her ne kadar kandaki yüksek IGF-1 düzeyleri ile hızlı hücre bölünmesi ve kanseröz tümör oluşumu ile bağlantılı görünse de, araştırmalar sütteki artan IGF-1 düzeyleri ile kanser arasında bir bağlantı olduğunu göstermemektedir. rBGH enjeksiyonu uygulanan büyükbaş hayvanların süt ürünlerinin alınmasının kandaki IGF-1 düzeylerini nasıl etkilediği tam olarak açıklanamamaktadır. Fareler üzerinde yapılan bazı çalışmalar IGF-1’in kan akımına sindirim sistemi yoluyla emilerek karıştığını ortaya koymaktadır, ancak diğer hayvan çalışmalarında kan dolaşımına katılan IGF-1 düzeyinin çok çok az olduğu gösterilmektedir.

    Ve yine, bazı araştırmalar IGF-1’in herhangi bir probleme yol açmak için kan akımına karışması gerekmediğini ortaya koymaktadır; incebarsakların iç yüzeyinde yüzeyi kaplayan sayısız IGF-1 reseptörü mevcuttur. Bazı araştırmacılar fazladan IGF-1’in mevcut kanserlerin gelişimini kolaylaştırdığını öne sürmektedir. Kolon (kalınbarsak ) kanseri sıklığının yüksek olduğu bir çok ülkede barsakların fazladan IGF-1’e maruz kalması kaygı verici olabilir.

    Organik tarım yapan bir çok çiftçi ürünlerini geleneksel sütten ayırmak için “rBGH enjeksiyonu uygulanmamaktadır” şeklinde etiketlemektedir. Bu uygulama geleneksel süt üretimi yapan pek çok çiftçiyi kızdırmakta, bir çok tartışmalara yol açmaktadır. rBGH enjeksiyonu uygulaması yapan bir çok çiftçi organik tarım yapan çiftçilerin organik sütün diğer sütlere göre daha güvenli, daha nitelikli olduğu algılamasını pazarladıklarına inanmaktadır.

    ABD’deki süt üretim teknikleri süt hakkında bazı yeni düşüncelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ancak sütün yararlarını her fırsatta ortaya koyan araştırmalar medyada yer bulmaya devam etmektedir. Bel çevresi sürekli genişleyen bir ülkede süt ürünlerinin potansiyel bir nimet gibi kilo vermeyi kolaylaştırdığı iddialarına ne demek gerekir?.

    Kilo Vermeyi Hızlandırıcı mıdır?
    Son araştırmalar kilo verme çabaları sırasında sütün yararlarını oldukça çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Günlük diyete her gün 3 porsiyon kadar süt eklemek ortalama bir kişinin kilo vermesine yardımcı olur mu?

    A:Evet
    B:Hayır

    Hayır. Bazı çalışmalar olası bir rolden söz etse dahi kilo vermek basit bir biçimde süt içmekle bağdaştırılamaz. Ulusal Süt Konseyi tarafından finanse edilerek en yaygın biçimde duyurulması sağlanan çalışmalarda kalori alımını kısıtlayan ve günde 3 ila 4 porsiyon süt ürünü içeren bir diyet uygulayan obez kişiler, daha az süt ürünü tüketen obez kişilere oranla daha fazla artmış ölçüde kilo vermektedir.

    Bununla birlikte bu çalışmalarda çalışmaya dahil edilen kişi sayısı oldukça azdır ve bu sayı kilo verme konusundaki iddiaları bütün bir toplum için doğru kabul edebilmek yönünden oldukça yetersizdir. Süt ürünleri ile kilo verme arasındaki bağlantıyı açıklayan daha geniş kapsamlı randomize çalışmalar, diyete kalori alımını kısıtlamaksızın süt ürünleri eklemenin vücut ağırlığı üzerinde herhangi bir etkisi olmayacağını hatta artırabileceğini ortaya koymaktadır.

    Süt ürünleri her ne kadar düzenli kilo verme programınızı çözemiyor olabilse de süt içmek rutin egzersizlerinizden daha iyi sonuç almanıza yardımcı olabilir. Süt komple bir protein sağlar, bu tüm amino asitleri veya proteinlerin yapı taşlarını sağladığı anlamına gelir. Besin yoluyla alınan proteinler kas dokusunun oluşmasına ve onarımına yardımcı olur, koşu, bisiklet ve diğer aerobik egzersizler gibi dayanıklılık gerektiren egzersizlerde bir enerji kaynağı işlevi görürler.

    Kemikleri Güçlendirir mi?
    Her gün düzenli olarak süt içmek yetişkinleri osteoporoza karşı korumanın tek yolu mudur?

    A:Evet
    B:Hayır

    Evet, kaslarınızı güçlendirmek iyidir, ama ya kemikleri güçlendirmek? Sütte bulunan kalsiyumun kemik kütlesinde kayba neden olan ve kemik dokusunu kötüleştiren bir rahatsızlık olan osteoporozu önlemede anahtar rol üstlendiği uzun süredir anlatılmaktadır.

    Kansere Karşı Savaşır mı?
    Süt içmenin bir kişinin kalınbarsak kanserine yakalanma riskini azaltmaya yardımcı olduğunu gösteren çalışmalar mevcut mudur?

    • Evet
    • Hayır
    Hayır. Her ne kadar vücudunuz kemiklerinizi geliştirebilmek ve sağlıklı tutabilmek için kalsiyuma ihtiyaç duymasa da – özellikle gençken-bu kemiklerinizin sağlamlığını korumaya yardımcı olan birkaç alışkanlıktan sadece biridir. Bol miktarda D vitamini almak, sigara içmemek, düzenli fiziksel aktivitede bulunmak, özellikle de vücut ağırlığına dayalı egzersizler yapmak gibi diğer önemli alışkanlıklar daha da önemli bir rol oynayabilirler.

    Dökülen Sütün Ardından Ağlamayın
    Genel bir değerlendirmeyle modern sütün sağlıkla ilgili spesifik bir alanda bir düzelme sağladığına dair iddiaları doğrulayacak kanıtlar mevcut değildir. Süt içmenin pozitif etkileri genel olarak yükselmiş miktarlardaki kalsiyum ve D vitamini alımı ile açıklanmaktadır, bu besinler diğer kaynaklarda da yeterli miktarlarda bulunabilmektedir.
    Buna ek olarak modern süt üretimi tekniklerinin potansiyel sağlık riskleri daha ileri düzeyde araştırmaları gerektirmektedir.

    Modern yöntemlerle üretilmiş sütler kalsiyum, D vitamini ve protein kaynağı olmakla birlikte;
    •Geleneksel yöntemle üretilen sütler kadar besleyici DEĞİLDİR. •Osteoporoza karşı bir tedavi DEĞİLDİR.
    • Kilo vermek için bir çözüm DEĞİLDİR.
    • Pek çok kişinin diyeti için vazgeçilmez DEĞİLDİR.
    • Kalınbarsak kanserinden korunmanın güvenilir bir yolu DEĞİLDİR.


    Eğer mönünüzde süte de yer vermek istiyorsanız organik sütler şu anda yapılmakta olan süt işleme uygulamalarıyla ticari sütlerden daha sağlıklı bir seçim olabilir. Ancak süt ürünlerinden tamamen vazgeçmek niyetindeyseniz, kalsiyum, D vitamini ve proteinlerin elde edilebileceği diğer kaynakları da içine alan dengeli çeşitlendirilmiş bir diyet uyguladığınız sürece sütün mutlaka gerekli olmadığı inancıyla rahatlayabilirsiniz.
     
  10. 6 Aralık 2007
    Konu Sahibi : talin
  11. amore2

    amore2 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    10 Nisan 2007
    Mesajlar:
    72
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Sevgili Talin,müthiş bir bilgi.Çok teşekkürler.Bende gıda sektöründe çalışmış biri olarak eklemek isterimki;yazın depoda yer olmadığı için sütler bahçede kalmıştı.Güneşin altında o pastörize edilmiş sütler,nasıl başardılarsa günlerce bozulmadan 40 derecede kaldılar.Ama benim sütçüden aldığım doğal sütü yazın günlerce bekletemiyorum.Sormak lazım,inektemi,pastörize edilmiş sütlerdemi sorun var?
     
  12. 6 Aralık 2007
    Konu Sahibi : talin
  13. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    teşekkür ederim canım:1hug:
    çok güldüm.çok güzel bir örnek vermişsin..herhalde ineklerde değildir sorun:roflol:
    sevgilera.s.
     
  14. 10 Aralık 2007
    Konu Sahibi : talin
  15. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    kızlar 2 gündür sabahları içtiğim süte bir son verdim artık ve sabahları sadece yulaf ceviz kuru üzüm elma,tarçın karışımını rondodan geçirip kahvaltımı bu şekilde yapıyorum..kendimi inanılmaz enerjik hissediyorum..lütfen deneyin..süt ve süt ürünleri insanlar için uygun olan gıdalar değil kesinlikle..ben bunu çok duydum ve şimdi de yaşayarak deneyerek deneyimleniyorumyerimseniben
    sevgilera.s.
     
  16. 14 Aralık 2007
    Konu Sahibi : talin
  17. ÇXIXSXIXL

    ÇXIXSXIXL Aktif Üye Üye

    Katılım:
    10 Kasım 2007
    Mesajlar:
    5
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Ben Sizin Fikirlerinize Katilmiyorum.eskiden Insanlar Hep Süt ürünleriyle Beslenirlermiş.ve Daha Sağliklilarmiş.bizim Memlekette Sütsüz Hiç Bi Yemek Yapilmazdi.kaymağiydi Yağiydi..hepsi Bol Miktarda Kullanilirdi.babaannemin Annesi90 Yaşinda öldü.babaannemde 75 Yaşindaşu An..kipkirmizi Yanaklar Ben De Yok.pastörizeler Bana Da Biraz Düşündürücü Gelio.bunu Doktoruma Danişmayi Düşünüyorum.ama Soya ürünlerininde özellikle Erkek çocuğunda Kisirliğa Neden Olduğunu Haberlerde Dinlemiştim.bu Zamanda Neye Inanacağimizi Gerçekten Bilmiyorum.bas Bas Bağiriyorlar Tv De Pastörize Süt Için Diye..allah Sonumuzu Hayir Etsin..
     
    Son düzenleme: 3 Mart 2008
  18. 15 Aralık 2007
    Konu Sahibi : talin
  19. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    tabiyiki herkesin bir fikri var ve en önemlisi senelerdir kalıplaşmış düşüncelerimiz var:sm_confused:soya sonuçta bitkisel birşey ve söylediğin gibi zararları olduğuna inanmıyorum ben
    fikirlerin ve deneyimlerin için teşekür ederim canım..
    sevgilera.s.