dışarıda yağmur yağıyordu

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve janet tarafından 24 Ocak 2009 başlatılmıştır.

    24 Ocak 2009
    Konu Sahibi : janet
  1. janet

    janet Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.642
    Beğenildi:
    5
    Ödül Puanları:
    106
    Daha iyi anne, en süper aşçı, en tertipli en bakımlı kadın, en güzel giyinen ve kocasını en uyumlu giyindiren kadın olmak için birbirimizi ezip duruyoruz

    Dışarıda yağmur yağıyordu. İçimde söylenmemiş kelimelerle camdan bakıyordum. Gökyüzünden yere, siyah asfaltın üstüne yuvarlanıyordu damlalar. Gözyaşı gibi, ince hüzünlü durmaksızın yağıyordu. Aklımda sorularla camdan bakıyordum. Bir kedi tüyleri ıslanmış saçak altına sığınma telaşesindeydi. Ben olsam onun yerine, nasılsa ıslandım diye hiç acele etmez ıslanırdım diye düşündüm.

    Türlü şeyler düşünüyordum. Niye hep acılıydı tanıdığım tüm kadınların bakışları ? Niye kuytularda kalmıştı güzellikleri, iç huzurları ? Niye en çok hüzün yakışmıştı kadına ? Niye tüm kahkahaları ayıptır diye yasaklanmıştı? Oysa en çok yüksek sesle gülmeyi severim. Tüm engellemelere rağmen öyle de gülerim, sinemada, evde, sokakta canım istedi mi, taaa içimden kopup geldi mi gülmek, sevinç, gülerim yüksek sesle. Oysa annem ve diğer kadınlar hep” kızlar öyle gülmez, yanlış anlaşılır” derdi. Önceleri anlamadım gülmenin neresi yanlış anlaşılır. Sonra anladım erkek cinsi tarafından yanlış anlaşılırmış buymuş aslı. En doğal dürtümün cinsellik uyandıracak bir şeye dönüşüyor olmasını anlamadım bir süre. İstenmeden cinsel dürtü sağlayan bir obje yerine konmak rahatsız etse de, bunun benim sorunum olmadığına karar verdim. Uzun zamandır bıraktım gülüşlerimi, çağıldıyorum gülerken, hoşuma gittiği gibi, istediğim gibi...

    Yağmur yağıyordu, gözyaşı gibi ince hüzünlü, durmaksızın. Düşüncelerim aynı hızda akıp gidiyordu. Sorular bir başladı mı ardı arkası gelmiyordu. Cevaplanmıyordu hiçbir soru ? Kadınlar gibi yarım kalıyordu her cümlem. Ne zamandır bu duygu içimde, kadın olmak yarım olmak demek. Her istediğini tam yapamamak demek. Tamamlanmak için çok uğraşmak demek. Küçük hayatlarımızda yitip giden, söylenmemiş kadınlığımız. Tanıdığım pek çok kadın var hayatı yarım kalmış, yapmak istedikleri öğretilenlerin gerisinde kalmış, hayatını sadece cinsiyetinden dolayı mutsuz tamamlamış pek çok kadın.

    Küçük işlerimiz var hayatımızı dolduran, cevapları bulmamıza, yaşamımızı keyfimizce sürdürmemize engel olan. ‘Diğerinin’ hiç vakti olmadığı için yapmadıkları küçük görevler hep bize kalıyor diye düşünüyorum. Mesela tencerede kalan yemeğin saklama kaplarına, daha az yemeklerin küçük saklama kaplarına konulması gerekliliği nasıl kadınlığımın bir parçası oldu hatırlamıyorum. Kocaman tencereler buzdolabında gereksiz yer işgal etmesin diye her akşam yatmadan önce yapıyorum bu aktarma işini, gözlüklerinin üstünden kaşlarını kaldırıp bakan eşime de, “buzdolabında yer açılsın” diyorum. O da “kocaman buzdolabı her şeye yer var” diyor. İşte anlamadığı şey bu belki de, uykusundayken herkes, her şeye yer olması için küçük sorunları halleden benim. Hayatımızı kolaylaştıran küçük, görünmeyen ancak yapılmadığında iri bir sorun olan işleri hep kadınlar yapıyorlar. Yaşam sorumluluğumuz aynı da olsa, aynı işi üretsek de ‘diğeriyle’, evdeki, hayattaki minik minik işler hep bizlerden, kadınlardan soruluyor. Bu minik işlerin beni ne kadar yorduğunu ise yaşam akarken çaldığım fırsatlarda dinlenirken anlıyorum. Mutfak tezgahını hijyenik hale getirirken aklıma gelen bir şiir dizesini unutmamak için koştur koştur yazıyorum market fişlerinin arkasına. Sonra kaldığım yerden ovmaya devam tezgahı. Kayboluyor yazdığım fişler, kim bilir hangi muhasebecide bir araya gelmeyi bekliyor dizelerim. Oysa onlardan bir şiir yapabilmeyi çok istiyorum.

    Yağmur yağıyordu, gözyaşı gibi ince hüzünlü, olmadık sorular düşüyordu aklımın kuytularına. Niye ilk taşı hep kadınlar atıyorlardı hemcinslerine, üstelik en çok onlar anlayabilecekken ? Niye hep önce kadınlar çekiyordu hemcinslerini aşağıya. Kadını mutfağa, ev, edilgenliğe türlü bahanelerle önce kadınlar mahkum ediyordu. Namusun bedelini önce kadınlar ödetiyor hem cinslerine. Niye böyle oluyordu ?

    Daha iyi anne, en süper aşçı, en tertipli en bakımlı kadın, en güzel giyinen ve kocasını en uyumlu giyindiren kadın olmak için birbirimizi ezip duruyoruz. Kendisi de araba kullanan bir kadın kalabalık bir ortamda, “şekerim kadınlar hakikaten iyi sürücü değiller” rahatlığında olabiliyor mesela. Sebepleri düşünülmemiş sonuçlarla ne kadar kolay yargılıyoruz birbirimizi. Asıl üzücü olansa “diğerinden” küçük bir onay almak için yapıyor olmamız bunu. Oysa irade, kendine ihanetten başka bir şey olmuyor böyle zamanlarda. Cinsler arası eşit olmaya çalışmakla eşit hissetmek aynı şey değilmiş onu anladım geç yaşımda. Ve eşit hissetmek için önce kendimi değiştirmem gerekti. Eşit olmak adına yaptığım ve her seferinde ayakları havada kalan şeyleri bir kenara bıraktım. Dönüp aklıma yüreğimin içine baktım orada ne görmek istiyorsam öyle olmak için çabalamaya karar verdim. Sadece cinsiyetimden dolayı yenilmek istemedim. Kadınlığımın, hayatla yapılan sıkı maçta bir dezavantaj olmasını istemedim. Yapamadıklarıma mazaret olarak kadınlığımı öne sürmek istemedim.

    Yaşam sadece bir kez bağışlanmış bir güzellik bana. Şimdi yazmazsam ne zaman yazacağım şiirlerimi. Şarkımı şimdi söylemezsem ne zaman söyleyeceğim. Türlü türlü kandırmacalarla zehir etmeden hayatı kendime, ışıldayabilmek, yıldız gibi parıldayabilmek ve son nokta gelip de kapatırken gözlerimi, “şükür yaşadım” diyebilmek istiyorum.

    Bırakalım içimize yüzyıllardır salınan kadınlık korkularını bir yana. En çok kendimize güvenelim, aklımıza yaslanalım. Eşimiz geleceğimiz güvencemiz olmasın, eşit olsun, sevgili olsun sadece. Hayatı birlikte göğüslediğimiz yaşam yoldaşımız olsun.

    Dışarıda yağmur yağıyordu, gözyaşı gibi ince hüzünlü durmaksızın… Dünyanın daha iyi bir yer olabileceğine dair yazılar okuyordum. Gözüm kitapta aklımda türlü düşünce. Adım kadar emindim istersek bu hayat daha güzel olabilirdi. Özgür ve eşit kadınlığımızla biz daha da güzelleştirebilirdik dünyayı ve eminim harika da olurduk !

    Seçil ALTAN
    alıntıdır