doğa sessizlik içinde

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve talin tarafından 10 Aralık 2007 başlatılmıştır.

    10 Aralık 2007
    Konu Sahibi : talin
  1. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    Yaz geçti, güz geldi, turnaları çok bekledim, ama geri dönmediler. Her yıl eylül, ekim dendi mi katar katar dönüş yoluna sökün ederlerdi. Sürüler halinde boğuk sesleriyle öterek Güney İsveç üzerinden geçerek, Nil deryasına doğru süzülürlerken kanatlarıyla sevdiklerime selam gönderirdim... Birkaç yıldır doğada tuhaf şeyler oluyor. Bir sıcak, bir soğuk, bir güneş, bir yağmur... Sonbahar geldiğinde sadece turnalar değil, tekmil göçmen kuşlar, ne yapacaklarını, nereye gideceklerini şaşırdılar... Geçen yıl da aynen böyle olmuştu... Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği nedeniyle kar geç yağmış, hava sıcaklığındaki yanıltıcı değişim nedeniyle Kuzey ülkelerindeki göçmen kuşlar dönüş kararlarında gecikmiş, kar, tipi ve boran nedeniyle yollarda kalmışlardı. İsveçli doğa bilimcileri, gözlemevlerinde yaptıkları araştırma ve incelemelerde, sonbaharda çok az sayıda kuş türünün dönüş yolunda harekete geçtiklerini saptamışlardı.

    Bu yıl da benzer durumlar oldu. Ben, bu sonbaharda da burnumu dikerek günlerce gökyüzünü gözlememe karşın kafileler halindeki o eski coşkulu dönüşlere tanık olmadım. Örneğin, bu yıl hiç karınca yuvasına rastlamadım. O çalışkan doğa yaratıkları sanki doğaya küstü, bilinmeyen yerlere gittiler. Her yıl nisan, mayıs aylarında, giriş katındaki işyerimin bahçe duvarlarının dibi karınca yuvalarıyla dolardı. Onları uzaklaştırmaya çalışırken akla karayı seçerdim. Çok arsız yaratıklardı. Eczaneden aldığım ilaçlar da bir işe yaramazdı. İçerilere dek girer, bilgisayar ekranlarında dolaşır, ensemde dolaşmayı deneyecek denli yüzsüzleşirlerdi. Bu yıl onlarla hiç karşılaşmadığımı sonbahar temizliği yaparken eski bir karınca ilacı kutusunu görünce anladım. Bu yıl o ilaçlardan alarak bahçe duvarına dökmeme gerek kalmamıştı.

    Yaz ortasında, Doğayı Sevenler Derneği üyeleriyle gittiğim gezide İsveçli yaşlı bir köylü, çok yükseklerden uçan yırtıcı, siyah bir kuşu göstererek, "Bu da onlardan, evimin çevresinde şimdiye dek hiç karşılaşmadığım garip kuş türleri görüyorum. Serçelere, tarla kuşlarına saldırıyorlar. Bunlar, bu dağların, bu ormanların kuşları değiller.. Nereden geldiklerini de bilmiyorum.." demişti..

    Çevreci arkadaşım da yolda bana "Bu gidişle, 20-30 yıl sonra tatil yapmak için Türkiye'ye gitmenize gerek kalmayacak. Yazları buralarda Akdeniz iklimi egemen olacak. Sıcak denizlere gitmek isteyenler artık kuzey ülkelerine akın edecekler.." diye söylemişti. Arkadaşımın sözleri belki bir fanteziydi ama üzerinde düşünmeden geçemedim.. Bunaldığımda, bir poşet dolusu ekmek alır, neredeyse şehrin dörtte bir büyüklüğündeki Pilldams Parkı'na gider, gölde ördeklere ekmek dağıtır, onların ekmek kavgalarını keyifle izlerim. Her yıl, elimde ekmek torbasını gördüklerinde neredeyse tepeme zıplayan ördekleri bu yıl daha bir iştahsız gördüm. Sayıları da azalmışa benziyor. Park görevlisine sordum, "Doğru" dedi, "bu yıl daha az yavruladılar ". Nedenini sorduğumda, gülümseyerek "Ne bileyim ben, canları çiftleşmek istememiştir" gibisinden uyduruk bir yanıt verdi..

    Parktaki ağaçlar da kel, kel... Güller, dallarında bu yıl daha erken kurudu. Alıçlar, elmalar yetişmeden karardı, döküldü. Her yıl bu zamanlar topladığım yaban fındıkları güdük kaldı, neredeyse kar düşecek, hâlâ olgunlaşamadılar.

    Soğuklar da birden bastırdı. Kuzey ülkelerinde haftalardır bir grip salgını var. Yakalandığım kuru öksürük günlerdir geçmedi..

    Doğa, sessizlik içinde, kışı bekliyor..

    Çiçeklerle, kuşlarla gelen bahar,

    Çiçeklerle, kuşlarla gitti...

    :sm_confused: