dokunaklı bir yazı-VEDA MİYAVLAMASI

Konusu 'Tekrar Konular' forumundadır ve Meg tarafından 29 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
    29 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : Meg
  1. Meg

    Meg ⓚeditör Editor

    Katılım:
    27 Kasım 2008
    Mesajlar:
    52.723
    Beğenildi:
    15.916
    Ödül Puanları:
    388
    :gitme:VEDA MİYAVLAMASI (Ertuğrul Özkök)

    --------------------------------------------------------------------------------

    Herşey bir akşam geç saatte eve gelip kapıyı açtığınızda başlar. Daha doğrusu kapıyı açmadan. O akşam belki de ilk defa o tanıdık miyavlamayı işitmezsiniz. Anahtarı çevirirken, içerdeki sessizlik, içinize hüzünlü bir tenhalığı bırakıp geçer.
    Sanki bir çizik atar. İçinize bir kuşku, hatta anlamını çok sonraları çıkaracağınız bir korku bırakır. Yanılmamısınızdır. Kapıyı açtığınızda, o kapkara tüyleri, tüylerin içinden bakan o tanıdık cıvıltılı gözleri göremezsiniz. Anahtar elinizdeyken, ‘‘Kedi’’ diye seslenirsiniz. Onbeş yıl boyunca her ‘‘Kedi’’ deyişinizde koşarak size gelen, cıvıltılı miyavlamalar çıkaran, kuyruğunu hiç bitmeyen mutluluk ritimleriyle sallayan o aile ferdinden yine ses gelmez. Bir daha, bir daha seslenirsiniz. Zaman zaman yaptığı kaprislerden biri diye düşünürsünüz. Hayır... Bir tuhaflık vardır. Daha doğrusu sessizliğin dili, size iyi gitmeyen bir şeylerin kötü haberini vermeye başlar.

    Kediniz artık hastadır. Hem de yaşlı bir hasta. O an hesap yapmaya başlarsınız. Bazılarına göre, onun her yaşı insanın 6-7 yaşına eşittir. Bazı veterinerler ise daha komplike hesaplar yaparlar. Bu hesaplarla kediniz, insana göre 80 ila 93 arasında bir yaştadır. Sonra veteriner ziyaretleri başlar. Böbrekleri artık çalışmıyordur. Midesi harap olmuştur. Geceleri tuhaf ve acılı miyavlamalarla uyanırsınız. Arkasından kusmalar gelir. Ama bir kedinin hastalığının en önemli belirtisi, yemek yememesidir. En sevdiği yiyecekleri önüne koyarsınız. Başını okşayarak yemesine yardımcı olmak istersiniz.
    Nafile...

    Ve sessiz günler başlar. Miyavlamayan kedinin suskun bekleyiş günleri.
    Umutların kesildiği o hazin anlarda evde tartışmalar da başlar. ‘‘Acaba uyutalım mı?..’’ Ama o kararı kim verecek ? Istırap içindeki yaşlı kedinizin acı çekişine
    katlanmak mı daha zordur, yoksa, bir iğneyle hayatına son verecek kararı alabilmek mi?
    Kimin haklı, kimin haksız olduğuna karar vermenin en güç olduğu durumlardan birisidir.

    Çoğu kez uyutamazsınız. Geceler zorlaşır. İşte öyle günlerden birinde kedinizin dolapların altına, karanlık kuytulara, evin dışına kaçmaya çalıştığını fark edersiniz.
    Kondurmak istemeseniz de, kediniz artık ölüme hazırlanmaktadır. Aranızda son mücadele başlar.

    O kuytulara kaçmak ister, siz ise onu daha çok yatağınıza almaya çalışırsınız...
    Siz kazanırsınız. Ve artık ona serum verdiğiniz bir günün akşamında, o çaresiz gözlerdeki ışık iyice sönmeye başlar.

    Onu o gece yanınıza yatağa alrsınız. Birlikte fotoğraf çektirirsiniz. ‘‘Kedi’’ diye seslendiğinizde, zorla başını kaldırıp size bakar. İyice küçülmüş yüzünde yine de o tanıdık ifadeyi yakalarsınız. Sabaha karşı uyandığınızda, onu yataktan atlamaya çalışırken bulursunuz. Daha doğrusu düşmeye çalışırken.. Artık kesin kararlıdır. Yapacak bir şey kalmamıştır. Kucağınıza alıp aşağıya indirir, büyük bir özenle her zamanki yerine yatırırsınız. Ve o anda hiç beklemediğiniz bir şeyle karşılaşırsınız. Sürüne sürüne kumuna doğru gidip son çişini yapar. Kedi olma zarafetinin ve asaletinin gereğini son anında bile yerine getirir. Ardından derin bir uykuya dalar. ‘‘Kedi’’ diye seslenirsiniz. Kafası kalkmaz. Sadece kuyruğunu çok hafifçe sallayıp içgüdüsel bir cevap verir. ‘‘Miyav’’ sesini işitemezsiniz. Çünkü bütün gücünü, son andaki ‘‘elveda miyavlamasına’’ ayırmıştır..

    Kucağınıza alırsınız. Hafif dokunuşlarla başını okşarsınız, okşarsınız. Tıpkı 15 yıldır yaptığınız gibi zamanı durdurmaya çalışırsınız. Nefes alıp verişleri hafiflemeye başlar. Artık kucağınızda bir tüy kalmıştır. Sonunda çok derinden, uzaklardan gelen üç küçük miyavlama işitirsiniz. İşte o elveda miyavlamasıdır.
    Kediniz artık melek olmuştur.
    Tıpkı bir zamanlar kaybettiğiniz babaanneniz gibi, küçücük adımlarla uzaklaşırken, kucağınızda artık beyaza dönüşmüş bir tüy kalmıştır. Onbeş yıllık kediniz, Ankara'da doğup, İstanbul'da yaşayan o aile ferdiniz, Gökova'nın ağaçlarla kaplı küçük bir evinde size böyle veda eder. O an farkedersiniz ki, bütün hayatı boyunca size hiç yük olmamış, sadece ve sadece dostluk vermiştir. Kediler işte böyle ölürler. Zerafetlerine, karakterlerine ve gururlarına uygun biçimde. Vakur ve sessiz veda miyavlamaları ile sizi bırakıp giderler...

    Kaynak: Hürriyet Gazetesi 19/07/1998
    __________________
     
  2. 29 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : Meg
  3. MaViPaTiKLeR

    MaViPaTiKLeR Guest

    senağlamasenağlamasenağlama

    benimde köpeğim var 10 yaşında....düşünmek bile istemiyorum o vedayısenağlama
     
  4. 29 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : Meg
  5. Meg

    Meg ⓚeditör Editor

    Katılım:
    27 Kasım 2008
    Mesajlar:
    52.723
    Beğenildi:
    15.916
    Ödül Puanları:
    388
    benimde 2 pisim var..
    Allah ayırmasın canlarımızdan..

    teşekkürler okuduğun için arkadaşım:)
     
  6. 29 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : Meg
  7. nevbahar

    nevbahar Herkes Olmuş Sahtekar Pro Üye

    Katılım:
    25 Nisan 2007
    Mesajlar:
    3.936
    Beğenildi:
    9
    Ödül Puanları:
    148
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.