dolu dolu bir kalple sev....

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve talin tarafından 22 Şubat 2008 başlatılmıştır.

    22 Şubat 2008
    Konu Sahibi : talin
  1. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    bu yazıyı bir yerde okudum ve gerçekten çok beğendim...

    Eğer yüreğinde bir acı varsa, onu oraya koyan sensin. Yüreğindeki acının bir yerlerden ve kendiliğinden geldiği düşüncesiyle artık kendini kandırma.

    Evet, tabii ki dış etkenler senin acıyı kabullenmene sebep olabilir, ancak acının kabul edilir ve kaçınılmaz olduğuna inanan, kendini acının cesur kahramanı olarak gören de sensin.

    Evet, hayatta darbeler olduğunu kabul ediyorum. Eğer bu darbeler fiziksel olsaydı, serildiğin yerden kalkman duygusal darbelerden çok daha çabuk olurdu. Kalp acısının merhametinde olduğuna dair bir düşünme eğilimin var. Kalbinin acıdığına dair düşüncelerinin boyundurluğundan çık artık. Senin kalbin senin seçtiğin herhangi bir duygu içinde olma yeteneğine sahip. Sen A, B veya C yüzünden acı çekmeye mahkum değilsin.

    Aslında gerçek sen, senin zannettiğin kadar kolay incinmez. Acı içinde kıvranmak şerefli bir durum da değil. Kalp acısı yaşamak zorunda değilsin. Bu yaşamın şartlarından biri değil.

    Kalp acını diğerlerinden saklayacaksın, içine gömeceksin de demiyorum. Hayır, demek istediğim, onu zannettiğin kadar uzun süreyle veya hepten yaşamak zorunda değilsin. Onu barındırma mecburiyetin yok.

    Hayatta ne tür bir düşüş yaşarsan yaşa, kalkıp devam edebilirsin. Eğer bir ok seni yaralıyorsa, oku kır at. Bu senin kalpsiz olduğun anlamına gelmiyor. Bu tekrar ayağa kalktığın ve devam ettiğin anlamına geliyor. Kalp acının bariz nedenleriyle tartışma içine girme. Göreceksin ki ıstırabın azalacak.

    Sevdiğin biri gittiğinde varsaydığın sebebin ne olduğu önemli değil. Ölüme ve diğer kayıplara sanki olmamaları gerekirmiş gibi karşı çıkıyorsun, sanki onlar rakiplerinmiş gibi. Onlarla tartışıyorsun. Sanki birşeyler senden kapılıp alınmış ve öyle olmaması gerekirmiş gibi hissediyorsun. Eğer birşey olduysa oldu. Kabul edip yoluna devam edebilirsin.

    Kendini terkedilmiş hissedebilirsin. Anlıyorum, ancak esas terketmen gereken, terkedilmişliğin kendisidir.

    Hayatta herşey umduğun gibi gelişmiyor. Bunu da anlıyorum, ancak kim öyle olması gerektiğini söyledi ki? İnsan olmanın meziyetlerinden biri de, işlerin her zaman senin istediğin şekilde gelişmemesidir. Bu sana özel bir durum değil. Bu kişisel algılaman gereken birşey değil. Bu seninle ilgili bile değil. Birşeyler yapman veya söz hakkın olması gereken bir durum da değil. Örneğin, bir kişinin ölüm anı ile ilgili herhangi bir bilgiye sahip olamaz, o an ile ilgili hiçbirşey yapamazsın. Hiçkimseyi senin tercihlerin doğrultusunda sorumlu tutamazsın. Eğer sevdiğin biri, başka birini sevmeyi seçerse, senin söz hakkın yok. Bir hoşça kal öpücüğü ver ve onlar için en iyisini dile. Sevgiyi kafes içine koyamazsın. Senin arzun her zaman gerçekleşecek diye birşey yok, ancak acı çekme arzunu kendinden uzaklaştırabilirsin. Onun saklayıcısı olman gerekmiyor.

    Hayatın getirdiklerine de çok fazla karşı çıkma. Karşı çıkmak zorunda olmadığın fikrini edin. Bu ne sana verilen bir hak, ne de bir imtiyaz. Yürek acısı geldiği zaman, bırak gitsin. Onu bir ganimet gibi saklama. Yüreğinde acı çekme mabetleri inşa etme.

    Şimdiye kadarkiler yetmedi mi?

    Dolu dolu bir kalple sev. Bulunduğun yerden ve onun bulunduğu yerde sev. Kaybın acısını kendi içinde barındırma. Acın hiçbirşeyi değiştirmez. Yatağına yat ve ağla... Sonra gözyaşlarınla dolu yatağından kalk ve devam et.

    Oyalanma


    sevgilera.s.