Dostluk Adina

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve **SU** tarafından 5 Mart 2007 başlatılmıştır.

    5 Mart 2007
    Konu Sahibi : **SU**
  1. **SU**

    **SU** çocukta yaparım kariyerde Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    643
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    86
    BİR DOST GÖZ
    Yalnızlığa dayanırım da,bir başınalığa asla.
    Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka, baka.
    Bir dost göz arayışıyla.
    Saat tıkırtısıyla...
    Korkmam,geçinip gideriz biz mutlulukla,
    Ama;
    "Günün aydın,akşamın iyi olsun" diyen biri olmalı.
    Bir telefon sesi çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.
    Yoksa,
    Zor değil,hiç zor değil,demli çayı bardakta karıştırıp,
    bir başına yudumlamak doyasıya.
    Ama;
    "Çaya kaç şeker alırsın?"
    --------------------------------------------------------------------------

    BÖYLE BİR DOSTUNUZ OLDU MU HİÇ?
    Böyle bir dostunuz oldu mu hiç?
    Daima düşünceli idi.
    Susması, konuşmasından uzun sürerdi; lüzumsuz yere konuşmaz, konuştuğunda ne fazla ne de eksik söz kullanırdı.
    Dünya işleri için kızmazdı.
    Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı.
    Gülmesi, gülümsemekti. Gülümserken de, ağzındaki dişleri dolu taneleri gibi görünür ama birbirinden ayrılmazdı.
    Mahzundu.
    Onu birden bire görenler manevî vakar ve heybetinden sarsılırlar, kendisini yakından tanıyınca da ona derin bir sevgi ile bağlanırlardı. Onun meziyetlerini anlatmak isteyen: "Ben ne ondan önce, ne de sonra onun bir benzerini gördüm" demekten kendini alamazdı.
    Kimse ile çekişmez, bağırıp çağırmazdı.
    Affediciliği tabiî idi. İntikam almazdı, düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi.
    Kendisini, üç şeyden alıkoymuştu: Kimseyle çekişmezdi; çok konuşmazdı; faydasız, boş şeylerle uğraşmazdı.
    Umanı, umutsuzluğa düşürmezdi; hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı.
    Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınamaz, ayıplamazdı; kimsenin kusurunu araştırmazdı. Kimseye, hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi.
    Konuşurken meclisinde bulunanlar başlarına bir kuş konmuş gibi sessiz ve hürmetkâr dururlardı. O sözünü tamamlayınca diğerleri fikirlerini söylerler fakat onun yanında asla tartışıp çekişmezlerdi; birisi konuşurken öbürleri susarlardı.
    Bir toplulukta bulunduğu zaman bir şeye gülerlerse o da güler, bir şeye hayret ederlerse o da onlara uyarak hayret ederdi.
    Yanına gelen yabancıların söz ve sorularındaki katılık, kabalık ve kırıcılığa--dostları da kendisi gibi davransınlar diye-- katlanırdı.
    Gerçeğe aykırı övmeyi kabul etmezdi.
    Her zaman ağır başlıydı.
    Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı. Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı.
    Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü; ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmaz, adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilir, vakar ve sükûnetle rahatça yürürdü.
    Bakacağı kişiye ve istikamete vücuduyla yönelirdi. Etrafına gelişi güzel bakınmazdı.
    Yeryüzüne bakışı, semaya bakışından çoktu ve yeryüzüne bakışı da göz ucuyla idi.
    Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.
    Bir gün kendisinden yaşça küçük bir dostunun omuzlarından tutarak şöyle demişti: "Sen dünyada garip kimse yahut bir yolcu gibi yaşa."
    Her zaman hüzünlü ve mütebessim bir hâletle dururdu; yüzünde daima ışıldayan bir parlaklık vardı.
    Adet üzre sarf edilen hiçbir kötü sözü ağzına almadı. Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı.
    Fakirlerle birlikte yerdi, öyle ki onlardan ayırdedilmezdi.
    Biriyle karşılaştığında beklemeksizin önce o selam verirdi; el sıkıştığında karşısındaki elini bırakmadıkça o da bırakmazdı.
    Önüne ne konulursa yerdi. Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.
    Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmez, bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.
    Sabahları evinden çıkarken şöyle
    söylerdi: "İlâhî, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kaymaktan ve kaydırılmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa mâruz kalmaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım."
    Sıradan değildi; sıradan insanlar gibi yaşadı.
    O, zaten dostunuz!
    --------------------------------------------------------------------------
    DOSTLARI OLMALI İNSANIN
    Dostları olmalı insanın,
    aynen gemilerin limanları gibi.
    Zaman zaman uğradığın, yükünü boşalttığın,
    dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda.

    Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
    geri döneceğin günü bekleme umuduyla.
    Bazen, rüzgâra o açmalı yelkenini,
    yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla,
    halatlarını çözmeli, seni çok ama çok özlemeli

    Dostları olmalı insanın; ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen.
    Düşünmediklerini düşündüren,
    seni bir cambaz ipinde, güvende tutabilen,
    gerektiğinde senin için ateşi yutabilen,
    yolunu ışıtan ustan olmalı.
    Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini.
    Sana vermeli soğuk bir kış gününde
    üzerindeki tek gömleğini...
    --------------------------------------------------------------------------
    DOSTLAR VARDIR
    Olmasa da olur dediğimiz insanlarla doludur hayatimiz;tanıştığımız, selamlaştığımız; klasik cümlelerle iletişim kurduğumuz,
    yanıtlarını merak etmediğimiz sorular sorduğumuz...
    İyi insan olmadıkları için mi uzak dururuz onlardan?
    Hayır, hiç sanmıyorum.
    Gönülde biter her şey;
    akla yararlı gelse de samimi bir ilişki, gönlün hayır dediğine ısınmak mümkün olmaz.
    İster dünyanın en yakışıklısı, ister en güzeli olsun; ister en zengini,ister en komiği;ne yapsa nafile; yüreğine ulaşamaz.
    Başkası için özel olan, senin gözünde dünyanın en sıradan insanidir ve ...
    Yüzüne bakmaz kimisi vazgeçemediğim
    dediğinin...
    Gönlümüzdür hükümdar; kime ne paye vereceğini o belirler.
    Kimine "dost", "yar",kimine "tanıdık", "arkadaş" deyip, çıkar isin içinden...
    Özünde iyi olduğuna inansam da insanların, herkesi sevemem onun yüzünden...
    Hem, kalabalıktan da hoşlanmaz zaten; sevginin, sevdiklerinin hakkini vermek
    ister.Sonuçta, sevmek büyük bir sorumluluktur; emek vermek gerekir, ilgilenmek...
    Sevdiğim her insanin yaşamına bir anlam katmalıyım;zorlu ve vazgeçilmez bir serüven olmalı;dost dediğim insanlarla ayni zaman dilimini paylaşmak!
    Hani, bilirsiniz iste!
    Dostlar vardır çiçek gibi; koklar koklamaz alır götürür bütünyüklerinizi...
    Evsizseniz ye da odun kömür bulamıyorsanız yakmaya; uzundur kıs geceleri...
    Dostlar vardır soba gibi; yüreğindeki ateşle işitir ellerinizi...
    Dostlar vardır; fırtınada sığınak, güneşte gölge; yanarken buz gibi su dökmez üstünüze;
    aksine, harlandırır ateşi; bilir ki, anmayanı hiç bir şey söndüremez.
    Dostlar vardır, yıldız gibi; hava kapalıyken bile,kapkara bulutların bekçisidir gökyüzünde...
    Dostlar vardır, arada bir uğrayıp alt üst eder yaşamınızı;dili zehir zemberek, bakışları keskindir.
    Dostlar vardır gül gibi; sarılırken yaralanmayı göze almanız gerekir.
    Hani, kiminin yoluna hali sersen kar etmez;
    dostlar vardır, minder de kafi gelir; sen olursan fark etmez.
    Dostlar vardır; rakısız çözülmez dili, muhabbeti çekilmez;
    Dostlar vardır, efkarının sebebi bir bardak demli çaydır.
    Dostlar vardır, omzu her derde devadır.
    Dostlar vardır, iyi bir öğretmen gibi, nasıl sorulacağını öğretir.
    Dostlar vardır, dağ gibi vakur; toprak kadar bereketli, mert...
    Dostlar vardır; ney gibi hüzünlü, saz gibi asi; şiir kadar büyük...
    Dostlar vardır türkü gibi; her zaman söylenmeseler de her daim içinde taşır
    sevdasını;yangınını bulaştırır bir gönülden diğerine...
    Dostlar vardır baki; tanıştığın gün doğar, yittiği gün ölürsün!Zamana ve darbelere; yollara ve hasretlere dirençli...
    Dostlar vardır, közde mısır, kadehte şarap;
    ateşte yanmanın da, şarapla sönmenin de tadı damağındadır.
    Dostlar vardır; yüreğine kök salmış bir çınardır; hiçbir şey deviremez;gönülden göçüle kurulmuştur köprüler; ne yasansa atılamaz!
    Dostlarımız vardır bizlere benzerler biraz...
    Dostluklar vardır, erken dolar vadesi; Dostluklar vardır, devam eder ahrette!
    İste böyle dostlardır; her şeye lanet ettiğin günlerde bile, yaşamını güzel kılan...
    Gönül, her yerde onları arar.
    Ve bulduğunda haber gönderir bize; bir sıcaklık yayılır yüreğimize; bunda bir is var deriz, takılırız pesine...
    Dost olalım gönlümüzle...
    --------------------------------------------------------------------------
    DOSTUM
    Dostluk...
    Yaşanmamış aşkların bilinç altındaki dürtüsünü yenebilmek ve yaşanabilmesini sağlamak için takılan bir maske değil...
    Karşıdan maddi veya cinsel faydalanmanın bir aracı hiç değildir.
    Dostum...
    İçimi kapkara bulutlar kapladığında, başımı omuzuna yaslayabileceğim...
    Onun içindeki kara bulutlar yüreğini kararttığında, başını omuzuma yaslayabilecek insandır.
    Dostum...
    Sıkıntıdan ellerim buz gibi olduğunda, ellerimi tutarak, sevgisi ile taaa yüreğime kadar ısıtabilecek...
    Sıkıntıdan onun elleri buz gibi olduğunda, ellerini tutarak, sevgim ile taaa yüreğine kadar ısıtabileceğim insandır.
    Dostum...
    İşyerinde; bir bardak çayın...
    Veya bir fincan kahvenin içimi süresince,
    "gönül ne kahve ister, ne kahvehane"
    "gönül bir dost ister, kahve bahane..." diyen satırları hatırlayıp,
    hayatın minicik bir parçasını paylaşabildiğim insandır.
    Dostum...
    Bazen aynı "walkmen"de bir şarkıyı, bir türküyü; bazen internetin sanal evreninde,
    bir kaç satır fıkrayı, şiiri,kokusunu alamasak bile, sanal bir gülü,paylaştığımız insandır.
    Dostum...
    Onun sosyal veya bürokratik tabakasından...
    cüzdanının kalınlığından, cinsiyetinden,
    inancından, mezhebinden, siyasi düşüncesinden önce...
    İNSAN OLDUĞU İÇİN SEVDİĞİM...
    ve
    BENİ İNSAN OLDUĞUM İÇİN SEVEN İNSANDIR
    .
    --------------------------------------------------------------------------
    DOSTLUKLAR
    Yüzyüze dostluklar vardir;
    Güneşle ayçiçeğinin dostluğu, böyle bir dostluktur mesela.
    Ayçiçeği sabahtan akşama kadar hiç ayıramaz yüzünü güneşten...

    Uzak dostluklar vardır...
    Denizlerin ortasındaki bir adayla, dağların arasındaki bir göl,birbirlerinin uzak dostlarıdır.
    Dostluklarını gündüz kuşlarla, gece yıldızlarla iletirler birbirlerine...

    Sessiz dostluklar vardır;
    Dilsiz bir adamla, duymayan bir başka adamın elleri arasında sessiz bir dostluk oluşur.
    Herşeyden konuşur sessizce bu eller...

    Zorunlu dostluklar vardır;
    Pazar ile Pazartesinin dostluğu gibi.
    Pazar ağır bir gündür, Pazartesi hızlı bir gün...
    Ayak uyduramazlar birbirlerine.
    Ama dost olmak, yanyana durmak zorundadırlar..

    Uzun dostluklar vardır;
    İkindi güneşinin altında uzayan gölgeler birbirlerine kavuşurlar ve uzun boylu bir dostluk oluşur aralarında...

    Günün birinde ölen dostluklar vardır;
    Bir bahçe içindeki ahşap ev ile yanıbaşında duran ceviz ağacının dostluğu gibi...
    Bir gün kocaman elli adamlar ve kocaman gövdeli makineler o bahçeye girip de,bir süre sonra evin ve ceviz ağacının yerinde asık suratlı binalaryükseldiği zaman ölen dostluklar...

    Vakitsiz dostluklar vardır;
    Bir peçete, bir kağıt mendil vakitsizce dostu oluverir gözlerimizin...
    Ya da ayrılırken verilen bir dal karanfil ellerimize o anda gelen dostluktur...

    Bakımsız dostluklar vardır bir de...
    Zaten var, zaten dostuz deyip yıllarca bir telefonun, bir kaç cümlelik mektubun bile çok görüldüğü dostluklar...

    HİÇ BİR DOSTLUĞUN BAKIMSIZ KALMAMASI
    DİLEĞİYLE...

    --------------------------------------------------------------------------

    DOST BİRİKTİRMEK !
    Dostluk nedir?
    Herhalde bir gösteriş, birine, aynı cinse, kadınsan erkeğe, erkeksen kadına karşı kendini beğendirme çabası, bir moda,
    bir gelgeç ruh hali değil...Sempati.. İlgi.. Bağlılık.. Yüceltme.. Taçlandırma... Sorumluluk duyma.. Yürekten algılama. Bakışlarla anlaşma.Ses tonuyla destek verme.Kesintisiz ilişki..
    Kayıp olmaz, yitmez. Yoktan var olmaz bir duygu.
    Bunların hepsi biraraya gelip, zaman içinde gıdım gıdım birikerek
    dostluğun çimentosunu oluşturuyor. Gazetelerde okuyoruz. TV'lerde seyrediyoruz. Sağda, solda konuşmalarda adı geçiyor:
    Güzel yemek yeme dostu.. Edebiyat dostu. Türk Sanat Müziği dostu.Çocukların dostu.. Halkın dostu.. Dostluklar nasıl oluşuyor?
    Unuttuk.. Bu hızlı kent hayatı, dostluk duygusunu, aklımızdan aldı.. Yüreğimizden çaldı.
    Nasrettin Hoca bir Cuma günü camide cemaate namaz
    kıldırmak üzere ezan okunsun diye bekliyormuş.Bir adam gelmiş. "Hocam" demiş! "Eşeğimi yitirdim..." Hoca da adama; "Şu namazı
    kıldıralım, senin eşeğin çaresine bakarız" demiş. Hoca namazı
    kıldırmış, vaazını vermiş ve cemaate dönmüş:"İçinizde hiçbir
    dostuyla bir bardak çay içip saatlerce konuşmamış, dostuyla sekiz saatlik yürüyüşe çıkıp hiç konuşmadığı halde sıkılmadan
    yürüyüşünü tamamlamamış ve komşunun kızına kem gözle baktı diye dost bildiği arkadaşını arkadaşlıktan silmiş biri var mı?" diye sormus. Arka sıralarda saf tutmus, sümsük tipli biri parmağını kaldırıp,"Ben varım Hocam." demiş. Hoca eşeğini yitiren adama
    dönmüş, "Al bu adamı git, bundan büyük eşek olur mu?
    Yitirdiğin eşeğin yerine kullanırsın" demiş.Dostun yoksa... Eşekten farkın ne?
    Olumsuz düşünür Sokrates'e öğrencileri sormuş: Dostluk nedir? Sokrates de onlara şu yanıtı vermiş; "Çocukluğumdan beri arzuladığım bir şey vardır. Kimi insanatları olsun ister... Kimi insan köpekleri. Kimisi altını, kimisi de şanı, şerefi; bense bir dostum olsun isterim..."İnsan biriktiren yaratık...Şan, söhret biriktiriyor... Süper zenginse boğazda villa biriktiriyor. Tablo biriktiriyor. Repoda para kasalarda naftalin kokulu döviz, antika
    biriktiriyor. Gençse plak, kaset, cd biriktiriyor. Yorgun bir ihtiyarsa namaz niyaz biriktiriyor. Bazıları da Kuledibi'nde Çukurcuma'ya, Üsküdar'da Eskiciler Çarşısı'na, Unkapanı'nda Horhor'a gidip; antika lambalar, cam şişeler, eski koltuklar, tesbihler, tombaklar biriktiriyor. Alimsekitap biriktiriyor. Cahilse kin biriktiriyor. Dost biriktirmeyi içimizde kaç kişi deniyor? Evet, kabul ediyorum , insan birçok kişiyle beraber mükemmel
    dost olamaz, tıpkı aynı zamanda birçok kişiye aşık olamayacağı gibi... Fakat cinnete düştük. Dost biriktirmeyi unuttuk.
    İyi halt ettik.

    --------------------------------------------------------------------------

    DOST
    Genç adamın biri,
    Dermiş babasına her gün;
    'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi'
    Baba, itiraz eder,
    Olmaz öyle çok dost, hakikisi
    Belki bir, belki iki,
    Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...

    Devam eder durur konuşma...
    Aralarında başlar bir tartışma,
    Karar verirler bir sınava,
    Dostun hakikisini anlamaya...

    Bir akşam bir koyun keserler,
    Ve koyarlar çuvala,
    Baba der ki oğluna,
    'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'

    Çuvaldan kanlar damlamakta,
    Sanki öldürmüşler de bir adamı,
    Koymuşlar çuvala,
    Dıştan böyle sanılmakta,

    Delikanlı sırtlar çuvalı,
    Gider en iyi bildiği dostuna,çalar kapıyı,
    O dost, bakar ki bir çuval, hem de kanlı,
    Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına,
    Almaz içeri arkadaşını,

    Böylece tek tek dolaşır delikanlı,
    Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını,
    Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır,
    Evlat geriye döner,
    Ama içten yıkılır...

    Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der,
    Dost yokmuş şu dünyada ne sana, ne de bana,
    Baba ' hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim,
    Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona,

    Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar,
    Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...
    Gider, baba dostuna,
    Kabul görür, sevinir,
    O dost, delikanlıyı alır hemen içeri,

    Geçerler arka bahçeye,
    Bir çukur kazarlar birlikte,
    Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye,
    Üzerine de serpiştirirler toprak,
    Belli olmasın diye dikerler sarımsak...

    Genç adam gelir babasına;
    'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca,
    Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha,
    Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga,
    Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona,
    İşte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi,
    Sonra gel olanları anlat bana...'

    Genç adam, aynen yapar babasının dediğini,
    Maksadı anlamaktır dostun hakikisini
    Babasının dostuna istemeden basar iki tokadı,
    Der ki tokadı yiyen DOST;
    'Git de söyle babana,
    Biz satmayız sarımsak tarlasını
    Boyle iki tokada

    -------------------------------------------------------------------------
    DOSTLUĞA...
    Serüvendir yasamak;
    Ne getirir , ne götürür belli olmaz,
    Bir gün ağlar,bir gün gülersin.

    En umutsuz anında;
    Yaslar süzülürken yanaklarından,
    Birden donuverir hatırladığında,
    Işığın olur , karanlıkları delersin.
    Ya da katılırken kahkahalarla,
    Yüzünde açan gülleri göstermek istediğin,
    Belki yanıbaşında belki çok uzaklarda,
    Ama bir yürek atisi kadar yakındır sana.
    Kasvetli bir sabaha merhaba dediğinde gülerek,
    Ya da düz yolda tökezlediğinde,
    Elerini avuçlarında hissedersin.

    Çoğu zaman yalnızsındır kalabalıklarda;
    Sahte gülücüklere sahte gülücüklerle karşılık verirsin.
    İlişkiler vıcık vıcık,
    Menfaat, ihanet, riya vardır hep etrafında,
    Tiksinirsin...

    Hani bazen manasızdır yasamak;
    Ot gibiyim der dalar gidersin,
    Bir film şeridi gibi geçerken yasadıkların,
    Bir iki kareye takılır gözlerin,
    O karelerden sevgi akar damarlarına ,
    Birden canlanır , dirilir , güçlenirsin.
    Dört elle sarılırsın sonra hayata,
    Meydan okursun , kafa tutarsın,
    Dünyayı sırtlayıp gidesin gelir,
    Ben de buradayım dersin.

    Bir kucak açarsın
    Kolların dünyayı sarar,
    Bir gülümser,içinde çiçekler açar,
    Yüreğinde mevsim ilkbahar olur.
    Yanında yüksek sesle düşünür,
    En mahrem sırlarına ortak edersin.
    Kimi zaman kalbini kırdığın,
    Kimi zaman gönlünü aldığın olur,
    Almadan veren,çağırmadan gelen,vedasız gidendir.

    Gün olur araya yollar,yıllar girer,
    Ama hep taze sımsıcaktır anılar,
    Hatırlayınca gülümsersin.

    Korkmazsın...
    Buz üzerine yazılı değildir yitip gitmez,
    Onunla alıp verdiklerin,
    Bilirsin,
    O benim " CAN DOSTUM " dersin...

    -------------------------------------------------------------------------

    HER İNSANIN BİR ŞARKISI VARDIR
    Bir Afrika kabilesinde,hamile kalan kadınlar arkadaşlarını toplayıp doğaya gider,ve doğacak çocuğun şarkısını duyana dek
    meditasyon yapıp dua ederler.Bu kabileye göre, her ruhun kendine özgü ses vibrasyonları vardır.
    Kadınlar bu seslere kulak verdiklerinde,
    hep birlikte yüksek sesle seslendirirler.
    Sonra da kabileye dönüp şarkıyı herkese öğretirler.Çocuk doğduğunda,tüm kabile toplanarak ona şarkısını söyler.
    Çocuğun sonraki önemli dönemlerinde,aynı şarkı okunur.
    Ölüm döşeğinde de aynı şarkı söylenir.
    Aslında hepimizin içinde bir şarkı olduğunu biliriz ve sevdiklerimizin zor zamanlarımızda
    bunu farketmelerini ve bize söylemeye
    yardımcı olmalarını arzu ederiz.
    Bu şarkı, Afrika kabilesinde farklı bir zamanda da söylenir.Bir insan kabul edilmez bir cürüm işlediğinde,kabile toplanır ve ona şarkısını söyler.Çünkü bu kabileye göre,
    antisosyal davranışlar ceza ile düzeltilemez:
    Sevgiyle ve kimliğin hatırlanmasıyla çözülebilir.
    Kendi şarkını duyduğun zaman,bir başkasına zarar verecek davranışlarda bulunma isteğine ihtiyaç kalmaz.
    Gerçek dost, senin şarkını duyan
    ve ihtiyacın olduğunda sana tekrarlayandır.

    --------------------------------------------------------------------------

    Genç adamın biri, Dermiş babasına her gün; 'Benim de dostlarım var, sendeki
    Dost gibi'Baba, itiraz eder,
    Olmaz öyle çok dost, hakikisi
    Belki bir, belki iki,
    Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...
    Devam eder durur konuşma...
    Aralarında başlar bir tartışma, Karar verirler
    bir
    sınava,
    Dostun hakikisini anlamaya...
    Bir akşam bir koyun keserler,
    Ve koyarlar çuvala,
    Baba der ki oğluna,
    'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'
    Çuvaldan kanlar damlamakta,
    Sanki öldürmüsler de bir adamı, Koymuşlar
    çuvala, Dıştan
    böyle
    sanılmakta, Delikanlı sırtlar çuvalı, Gider en
    iyi bildiği
    dostuna,çalar kapıyı, O dost, bakar ki bir
    çuval, hem de
    kanlı, Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına,
    Almaz
    içeri
    arkadaşını, Böylece tek tek dolaşır delikanlı,
    Kendince
    tanıdığı, sevdiği dostlarını, Ne çare, hepsinde
    de sonuç
    aynıdır, Evlat geriye döner, Ama içten
    yıkılır...
    Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der, Dost
    yokmuş şu
    dünyada ne sana, ne de bana, Baba ' hayır Evlat
    'der,
    benim
    bir dostum var bildiğim, Hadi, çuvalı alda bir
    kerede git
    ona,
    Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar, Alnından ter,
    çuvaldan
    kanlar damlar...
    Gider, baba dostuna,
    Kabul görür, sevinir,
    O dost, delikanlıyı alır hemen içeri, Geçerler
    arka
    bahçeye,
    Bir çukur kazarlar birlikte, Çuvaldaki koyunu
    gömerler
    adam
    diye, Üzerine de serpiştirirler toprak, Belli
    olmasin diye
    dikerler sarmısak...
    Genç adam gelir babasına;
    'Baba, işte dost buymuş'
    diye konuşunca, Babası; 'daha
    erken,
    o belli olmaz daha, Sen yarın git O'na, çıkart
    bir kavga,
    Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona, İşte o
    zaman
    anlaşılacak, dostun hakikisi, Sonra gel olanları
    anlat
    bana...'
    Genç adam, aynen yapar babasının
    dediğini,Maksadı
    anlamaktır
    dostun
    hakikisini,
    Babasının dostuna istemeden basar iki
    tokadı, Der ki tokadı yiyen DOST; 'Git de söyle
    babana,
    biz
    satmayız sarmısak tarlasını böyle iki tokada'
    --------------------------------------------------------------------------
    BİR BİLENE SORMUŞLAR...


    Sormuşlar bir bilgine: HAYAT ne? Diye
    Demiş bilgin; iki yönlü bir yol
    devam eder bilinmeze.
    Sen görmemezlikten gelsen de
    vardır bir yoldaş her köşesinde
    Bazen çıkarsın zorlukla dar bir yokuştan
    bazen de aşarsın dertleri
    sanki uçuyormuş gibi inerek buradan.

    Peki, SEVGİ nedir? Demiş biri
    Kalbine sığmayacak kadar geniş
    Dedikodusunu yapamayacağın kadar temiz,
    kokusunu alamayacağın kadar uzak
    hayal edemeyeceğin kadar yakın...

    Ya KORKU nedir? Diye atılmış diğeri
    Bir yağmur damlasındaki barut kokusu.
    Belki de saklanılan bir hayal yontusu
    ya bir miniğin haykırırışı,
    ya da yüreği yaralı bir kuşun feryadı....


    Peki ya UMUT nerededir? Diye atılmış bir umut avcısı.
    Bilinmezde değildir bilirim, demiş yerini kaygılı ve tasalı.
    Aradın boşuna heryeri ama unuttun en kolay yeri besbelli
    bunu derken işaret etti insanın en derinden yaralanan yerini...


    Peki DOST kimdir? Diye sormuş biri.
    Demiş; paylaştın mı sevgini, korkunu, ümidini ve yenilgini,
    verdin mi desteğini, sordun mu halini,
    yolladın mı yüreğini, ağladın mı onun gibi.

    Hissettin mi DOSTLUĞU? Demiş diğeri.
    Bilgin demiş:
    Karşılığı olmadan verilir mi hiç yürekteki sevgi?
    Dostluk dediğin; tek bir ruhun, iki ayrı bedende dirilmesi...
     
  2. 6 Mart 2007
    Konu Sahibi : **SU**
  3. **SU**

    **SU** çocukta yaparım kariyerde Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    643
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    86
    Bu şekilde Dostlarinizin Bol Olmasi Dileği Ile
     
  4. 8 Şubat 2008
    Konu Sahibi : **SU**
  5. hxuxrrem 2000

    hxuxrrem 2000 SEN BU SEVGİYİ HAKETMEDİN Pro Üye

    Katılım:
    14 Aralık 2007
    Mesajlar:
    5.422
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    146
    dosluk çok önemli....... dost bulmakta olmakta çok zor.................