Dr Faruk ÖNCEL Akapuntur ile diyet

Konusu 'Diyet Yöntemleri ve Deneyimlerimiz' forumundadır ve deniz_kizi_hande tarafından 21 Ağustos 2009 başlatılmıştır.

    21 Ağustos 2009
    Konu Sahibi : deniz_kizi_hande
  1. deniz_kizi_hande

    deniz_kizi_hande Aktif Üye Üye

    Katılım:
    30 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    2
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    AKUPUNKTUR

    Akupunktur, binlerce yıllık geçmişe dayanan bir tedavi yöntemidir.

    Yin denilen negatif güç, Yang denilen pozitif güç, evrensel değişkenlik ve denge konusundaki ilkçağ felsefe kuramına dayalı, kaynağını Uzak-Doğu ve Çin'de bulan Akupunktur, Vital Enerji kavramını hedef almaktadır.

    En son çalışmalar, Akupunkturun immün sistemin güçlendirilmesindeki etkisi üzerinedir. Kısaca Akupunktur; organizmanın kendi bozukluklarını düzeltebilme gücünü harekete geçiren bir bilimdir.

    Hipokrat, canlıların kendi kendilerine iyi olma güçlerinden ve iç hekimden söz etmiştir. Ayrıca Paracelsus'da yaşamın sadece dış hekimin çabaları ile varolmayacağını, dıştaki hekimin ancak içteki hekime yardımcı olabileceğini dile getirmiştir.

    Örneklemek gerekirse, bir kemik kırığını ele alalım. Kemik kırılıyor ve dıştaki hekim onu düzenleyip alçıya alıp bırakıyor. Sonra bakıyoruz ki, kırılan yer inanılmaz biçimde kaynamış ve onarılmış. Burada iç hekim ve/veya iç güçler yani organizmadaki bioregüler güçler rejenerasyonu sağlamış ve onarımı gerçekleştirmiştir. Bu örnekte dikkat etmemiz gereken nokta, sadece kırılan kemiğin onarılması değil, onarılan yerin eski haline gelmesiyle onarımın durmasıdır. Yani kontrolden çıkmaması, bioregüler gücün tam yerinde işi bitirmesidir. Buradaki mekanizma, kırılan kemikten kalkan uyarının periferik sinirler aracılığıyla MSS'ne ulaşması ve MSS'den çıkan komutlarla bioregüler gücün faaliyete geçmesidir.

    Eğer bünyenin bioregüler gücü bu kadar mükemmel ve başarılı olmasaydı, organ nakli gerçekleşmezdi. Yara tamiri, veya operasyonlarda gördüğümüz sonuçları canlılar kendileri başarmaktadırlar.

    Hayvan organizmasına da uygulanmış Akupunktur, tanı ve tedavide ağrılı deri noktalarından yararlanma yöntemidir.

    Akupunkturun tanı ile ilgili kullanılışı, bir veya birçok organın fonksiyon veya lezyon bozuklukları ile birlikte bulunan ve zorunlu olarak kesin nitelikleri ile birlikte değişik hastalık belirtilerinin meydana getirdiği bir bütün anlamına gelen, böylece bu patolojik noktaların vücuttaki yerini belirleyerek hastalığın veya fonksiyonel bozukluğun tanısına varmamızı sağlayan (ister kendiliğinden, ister parmak bastırarak) ağrılı deri noktalarını araştırmak olgusudur.

    Akupunkturun tedavide kullanılışı, adından da anlaşılacağı üzere (Acus: iğne; Punctura: batırma), ister deri altı hücre dokusuna yüzeysel olarak, ister kas kitlesi içine az veya çok derince olarak, tanısal deri noktaları üzerine bir iğne batırılması olgusudur.

    Bu noktaların bazıları, hasta organ üzerinde (Yang denilen) güçlendirici bir etki yaparken, diğer bazı noktalarda (Yin denilen) yatıştırıcı bir etki yaparlar. Hedef, içinde "Vital Enerji" dolaşan Jing'leri (Kanal ve kollateraller) birbirleriyle doğru noktalarda birleştirmektir.

    Gerçekten de, kırıktan kalkan uyarı gibi, vücutta nokta yada noktaları uyarmakla, hastalıkların tedavisini başlatabiliyoruz. Eldeki bir Akupunktur noktasına bastırmakla baş ağrısı geçebiliyor. Sırttaki bir Akupunktur noktasını uyarmakla, bir akciğer rahatsızlığı düzelebiliyor. El bileği ve ayak bileğindeki noktaları uyarmakla yıllarca uykusuzluk şikayeti olan bir hasta, düzenli uykusuna kavuşabiliyor. El, ayak ve batındaki noktaların uyarılmasıyla, konstipasyon (kabızlık) şikayeti sona erebiliyor. Sadece başta yer alan iki Akupunktur noktasının uyarılmasıyla depresyon tedavi edilebiliyor. Bunun gibi yüzlerce örnek verebiliriz.

    Akupunktur İğneleri, birkaç saniyeden (akut ağrılar için), beş on dakikaya (organların dengesi için), birkaç saate ve hatta birkaç güne kadar (durağan Akupunktur) sürelerde yerlerinde bırakılabilirler.

    Akupunkturla tedavide önemli olan; Akupunktur noktalarını bilmek, noktayı lokalize etmek, vakanın durumuna uygun noktaya, gereken iğne batırma ve iğne manipülasyonu tekniği ile uyarıyı gerçekleştirmektir. Bir iğne batırmanın 100 tekniği olduğu göz önüne alınırsa, bu işin pek de kolay olmadığı anlaşılır.

    Akupunkturun çok önemli bir özelliği vardır; Akupunktur yer, zaman, malzeme, ilaç gibi koşullara bağlı kalmadan, basit aletlerle her zaman ve her yerde hastalara müdahale edilmesini sağlar. Akupunktur uygulamasının çabuk, basit ve kullanışlı olmasından dolayı, hastaya anında müdahale edilip rahatsızlığı kontrol altına alınabilir. Yararı ise, acil vakayı acilen tedavi edebilmesidir. Hatta, sadece Akupunktur uygulamasıyla tedavi edilemeyen bazı acil hastalarda, anında müdahale ile vakanın acilliği ortadan kaldırılıp, daha sonraki Batı tıbbının tedavi uygulamalarına iyi bir temel oluşturur. Örneğin: Akut miyokart Enfarktüsü'nde şiddetli göğüs ağrısı ön koldaki bir Akupunktur noktası kullanılarak %100 ortadan kaldırılmakta, daha sonra Batı tıbbı tedavi yöntemi uygulamalarıyla iyi sonuçlar alınmaktadır.

    Akupunkturun bir diğer önemli özelliği de; kullanım alanının genişliğidir, istatistiklere göre, şu anda 300 den fazla hastalıkta, Akupunktur uygulanmaktadır. Bunlarda, dahiliye, cerrahi, kadın-doğum, nöroloji, ortopedi, K.B.B. ve çocuk kliniği vd. ilgi alanlarına giren bir dağılım göstermektedir. Bu kadar basit bir yönteminin uygulanmasıyla, böyle çok çeşitli hastalıkların tedavi edilebilmesi gerçekten de, diğer tedavi yöntemlerinin erişemediği bir durumdur.

    Akupunkturun tedavi uygulamalarındaki yenilikler (Elektro-akupunktur, Nokta enjeksiyonu, Lazer akupunkturu vs.), Akupunkturla tedavi edilebilen hastalıkların sayısını çoğaltmaktadır.
    Doğuşu

    Akupunktur yöntemiyle başlangıçta alınan başarılar, İ.Ö. 2. yüzyılda doğan tarihçi Sima Qian'ın kayıtlarında yer alır. Bian Que ve Cang Gong'un biyografilerinde, ünlü bir doktor olan Bian Que'nin Akupunktur iğnelerini kullanarak, bir hastayı koma'dan kurtardığı anlatılır.

    Asıl adı Qin Yueren olan Bian Que, şimdiki Çin Hebei eyaletinin (eskiden Mozhou denen) Bohai ilinde doğdu. Kendi tıbbi deneyimlerini topladı ve bugün hala kullanılan dört tanı yöntemini ileri sürdü:

    1.

    Hastanın ruhsal durumu, yüz rengi, duruşu ve dil tabakasının kaydedilmesi
    2.

    Vücut kokularının alınması ve vücut seslerinin dinlenmesi
    3.

    Hastaya sorular sorulması
    4.

    Palpasyon, veya nabız alma ve tutulan noktalara bastırmak.

    Bian Que orta yaştan sonra genellikle seyahatlere çıktı ve bu seyahatlerinde olağan ve endemik hastalıkların tedavisini gerçekleştirdi. Zi Yang ve Zi Bao adlarındaki iki çırağıyla Guo'nun devletine vardığında Hükümdar Guo'nun sabah aniden bilincini kaybettiğini işitti. Bian Que iki çırağıyla birlikte yolda Hükümdar için cenaze töreni hazırlıkları yapıldığını gördüğü saraya acele geldi. Bian Que hastalığın başlangıcını ve eşlik eden koşulları araştırdı, sonra hastayı dikkatlice muayene etti. Solunum açık ve yüzeyel, ve uyluğun iç kısımları ılıktı. Bian Que koma tanısı koydu ve Zi Yang'a Akupunktur uygulamasını emretti. Biraz sonra Hükümdar kendine geldi ve Bian Que, Zi Bao'dan her iki koltuk altına bitkisel kompres uygulamasını istedi. Daha sonra Hükümdar yatakta oturabildi, Bian Que sonraki 20 günlük tıbbi ilaçları yazdı, ve Hükümdar tamamen iyileşti.

    Başkent bu olayla çalkalandı. Birçok insan, hatta tedavi için kendisine güvenenler dahi, Bian Que'nin ölüyü dirilten doğaüstü gücü olduğunu söylemeye başladılar. Doktor bunu yalanladı, sadece yaşayan bir insanın bilincini normale döndürdüğünü açıkladı.

    2000 yıl önce kaydedilen bu tarihsel olay, Akupunktur ve Moksibasyonun etkisi üzerine erken bir kanıttır.

    Beşinci yüzyılda yaşayan bir diğer tarihçi Fan Ye, Han Hanedanlığının daha sonraki dönemlerinin tarihi üzerine çalışmasında, Akupunktur uygulayıcıları hakkında birçok olayı kaydetmiştir.

    Huo Tuo'nun ilaçla tedavide ve cerrahi alanda olduğu kadar Akupunktur ve Moksibasyonla tedavide de iyi olduğundan söz edilir. Huo Tuo sıklıkla 1 veya 2 Akupunktur noktasını seçip iğneleyerek arzu edilen etkiyi sağlamada başarıya ulaşmıştır. Biyografisinde Huo Tuo'nun, Üç Krallık Döneminde bir devlet adamı, stratejist ve şair olan Cao Cao (155-220)'nın, bugün belki Nevralji diye tanımlayacağımız inatçı baş ağrısı şikayetini tedavi ettiği anlatılır. Uygulanan çeşitli yöntemler şikayetinden kurtulmasında yetersiz kalınca Cao Cao, Huo Tuo'yu çağırdı. Huo Tuo Akupunktur uygulayarak O'nu tedavi etti.

    Tang Hanedanlığı'nın (618-907) tarihinde yer alan Zhen Quan'un bir hastayı Akupunkturla nasıl tedavi ettiği anlatılır: General Ku Diqin, yay çekip ok atamamaktan ve omuz ağrısından şikayetçidir. Birçok doktor tarafından tedavi uygulanmasına rağmen, hiçbirisi O'nu tedavi edememiştir. Sonunda Zhen Quan tarafından muayene edilir. Zhen Quan generale, Akupunkturla bir seansta tedavi edebileceğini söyler. Sonra Zhen Quan Jianyü (KB. 15) noktasını iğneler ve yayı çekmesini söyler. General herhangi bir ağrı hissetmeden, yayı çekip, oku atabilmiştir.

    Song Hanedanlığı'nın (960-I279) tarihinde Xu Xi'nin biyografisinde, Jingyou Saltanatının (1034) birinci yılında geçen, İmparator Renzong hastalanmıştır. Saray doktorları uzun bir zaman ilaçlarla tedaviyi denemişler, fakat faydalı olamamışlardır. Birisi Xu Xi'yi salık verir. Xu Xi imparatoru muayene ettikten sonra, "Majesteleri, kalbinizin tam altında bir noktaya Akupunktur uygulayarak hastalığınız tedavi, edilebilir" dediğinde, orada bulunanlar çok telaşlandılar, üstelik tehlikeli olduğunu düşündüler. "Güvenilir bir yöntem olduğuna kanaat uyanınca, İmparatora Akupunktur uygulandı ve tamamen iyileşti". İmparator Renzong'un tedavisinden sonra, Xu Xi cömertçe ödüllendirildi ve saray hekimi yapıldı.

    Tarihçesi

    Akupunktur, binlerce yıllık geçmişe dayanan bir tedavi yöntemidir. Çin Denizi'nin kuzey kıyılarında konumlanan verimli Sarı Irmak Ovası'nda doğmuştur.

    Bu konuyu işleyen ilk tıp kitabı Nei Jing (Tıbbın Kriterleri), Hıristiyanlıktan iki yüz yıl Önce (İ.Ö. 200) kaleme alınmıştır ve hemen hemen 5000 yıllık bir gözlemler zincirini özetlemektedir. Gerçekte Nei Jing, ne efsanevi Sarı İmparator, ne de bir tek kişi tarafından derlenmiştir. Savaşan Devletler Dönemi'nin hekimleri tarafından, onların öncellerinin geliştirdiği tıbbi bilgiler kaydedilmiş, Qin (İ.Ö. 221-207) ve Han (İ.Ö. 206 - İ.S. 220) Hanedanlıkları döneminde yeniden gözden geçirilerek genişletilmiş ve Geleneksel Çin Tıbbı'nın temel teorilerini açıklayan önemli bir eser oluşmuştur. Bu eserde, özellikle Akupunktur ve Moksibasyon uzunca anlatılır ve kanal ve kollateraller ile noktalar, iğneler, manipülasyon teknikleri ve Akupunkturun indikasyonları ile kontrindikasyonları ayrıntılı olarak belirtilir.

    Akupunktur süreç içinde tüm Çin İmparatorluğu'na yayılmış, sınırları aşarak Asya kıtasını kaplamış, özellikle Kore'de ve Japonya'da yaygınlık kazanmıştır. 17. yüzyıla doğru Avrasya ve Afrika sınırlarına dek uzandığı sırada, Batı dünyasının ilgisini çekmeye başlamıştır.

    Ülkemizde Akupunktur

    Ülkemizde 1970'li yılların başlarından itibaren Akupunktur uygulamasının başladığını biliyoruz. Başlangıçta kulaktan dolma bilgilerle ve el yordamıyla uygulanan bu yöntem, zamanla buna ilgi duyan bir avuç hekim arkadaşın kişisel gayretleriyle adını duyurmuştur. 1980'li yıllardan itibaren, Akupunkturun ülkemizde yaygınlaşmaya başladığını görüyoruz.

    1980'li yılların ortalarından başlayarak bu konuya ilgi duyan hekim arkadaşlarımızın, bilgi ve becerilerini arttırmak amacıyla yurtdışına gittiklerini, ülkemize döndüklerinde de, donanımlarının verdiği heyecanla, büyük çabalar sarf ederek, Akupunkturun yurt çapında tanınmasında etkili olduklarını gözlüyoruz.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nün 1979 yılında kabul ettiği Akupunktur, ülkemizde 1991 yılında resmi olarak benimsenmiştir. Akupunktur Üst Komisyonunun gayretleri sonucu, Akupunktur bir tedavi yöntemi olarak, 29 Mayıs 1991 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak resmen kabul edilmiştir.
    Tedavi Etkisi

    Akupunktur yönteminin etki mekanizmasını açıklama çabaları 1972 yılından bu yana Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) de konuyla ilgilenmesiyle hızlanarak artmaya başlamıştır.

    Akupunkturun tedavi etkisini altı grupta ele alabiliriz.
    1) Analjezik etki
    2) Sedasyon etkisi
    3) Homeostatik etki
    4) İmmüniteyi güçlendirici etki
    5) Psikolojik etki
    6) Motor tamir etki

    Akupunkturun yukarıda sıralanan etkileri bilim adamlarının, yapmış oldukları araştırmalarla kanıtlanmıştır.

    Akupunktur, Veteriner hekimliğinde de uygulanmaktadır. Hayvanlarda bu noktaların varlığı, yetersiz bilgi sahibi hekim arkadaşlarımızın kanısına karşıt olarak, Akupunkturun basit bir telkin hekimliği olmadığını gösterir.

    Psikosomatikten daha öte etkiye sahip bir tıp dalı olan Akupunktur için, aksi halde, bir kümes hayvanı kolayca, psikolojiye karşı duyarsız olmakla suçlanabilirdi (!).

    Akupunktur atlarda, özellikle yarış atlarındaki tendinit olaylarında başarılı sonuçlar vermektedir. Kimi zaman doping amacıyla kullanılmıştır. Dahası, yarış kuruluşları tarafından kabul edilmiş ilaç dışı doping olduğunu da hatırlatmalıyız.

    Ayrıca son zamanlarda, Akupunkturun tavşanlar üstündeki analjezi etkisi Fransa'da, Çin'de ve Japonya'da sürdürülen deneylerle gerçekleştirildi.

    İğne Örnekler

    Akupunktur tedavisinde kullanılan iğnelerin içerisinde ya da üzerinde herhangi bir madde var mıdır?
    Akupunktur iğnelerinin içerisinde ya da üstünde herhangi bir madde yoktur.

    Nasıl iğneler kullanılır?
    Günümüzde yaygın olarak kullanılan iğneler, paslanmaz çelikten olup çok incedirler. Batı tıbbında kullanılan iğneler gibi içleri boş değildir.

    Akupunktur iğneleri can acıtır mı?
    Duyulacak acı kişiden kişiye farklılık gösterir. Bazı kişiler anlık bir acı duyabilirler. İğneler cilde batırıldığında akupunktur noktasına ulaşılana dek, herhangi bir şey hissedilmez. Akupunktur noktasına ulaşıldığında ise; Çinlilerin “De Qi” diye tanımladıkları, vital enerjinin algılanması anlamına gelen uyuşma, karıncalanma sivri bir şeyin dokunma hissi ya da ağrı olarak algılanan bir his söz konusudur. Fakat bu ağrı hissi, kazayla bir iğnenin batması durumunda duyulan ağrıdan daha az acıtır. İnsanların çoğu da bir şey duymayabilir.

    Akupunktur iğnesinin batışını, duyulan acı olarak batı tıbbında yapılan iğnelerle karşılaştırabilir miyiz?
    Böyle bir karşılaştırma yapmak söz konusu olamaz. Akupunktur denildiğinde birçok kişinin aklına şırıngalarla uygulanan iğneler gelmektedir. Fakat Akupunktur iğneleri görünüm ve uygulama olarak çok daha az ürkütücüdür. Çoğu kez hastalar, iğnenin battığının farkında bile olamamaktadırlar.

    Farklı boylarda ve tiplerde akupunktur iğneleri var mıdır?
    Evet vardır. Kullanılan iğnelerin boyları 1,5 ile 13 cm. arasında değişmektedir. Değişik tiplerde iğneler de bulunmakta olup, akupunktur uzmanının tercihine bağlı olarak kullanılırlar.

    Akupunktur iğneleri hangi derinliğe kadar batırılırlar?
    İğnelerin batırıldığı derinlik değişkenlik gösterir. Akupunktur noktalarının çoğu derinin hemen altında yer aldığından, genellikle iğneler sadece deriyi delecek şekilde batırılırlar. Ancak bazı noktalarda iğnenin 0,5 cm ile 4-5 cm derinliğe inmesi gerekebilir. Bu derinlik aynı zamanda hastanın bedenindeki yağ oranına bağlı olarak artabilir.
    İğnenin derine batırılması hastanın duyacağı acıyı arttırmaz. İğnenin 5 ile 7 cm. arasında bir derinliğe batırılmasıyla, derinin hemen altına batırılan iğne ile duyulan his arasında bir fark yoktur. İğne akupunktur noktasına ulaşana kadar da alınmayacaktır.

    Akupunktur iğnesi batırıldıktan sonra ayrıca hareket ettirilir mi?
    Bu tedavide amaçlanan etkiye göre değişir. Çoğunlukla hafif bir şekilde döndürülür.

    Genelde kaç akupunktur iğnesi kullanılır?
    Bu hastadan hastaya ve uygun görülen tedaviye göre değişir. Çoğunlukla bir tedavide 2 ile 6 arasında iğne kullanılır. Akupunktur uzmanının daha çok sayıda iğne kullanmak isteyeceği durumlar da vardır.
    Kullanılan iğnelerin sayısı, akupunktur uzmanının becerisini, ustalığını ya da tedavinin başarısını göstermez. Daha çok iğne daha iyi tedavi demek değildir.

    Akupunktur iğneleri vücudun nerelerine batırılır?
    Vital enerjimizin vücudumuz içinde hareket ettiği kanalların her birinin belirli hattı vardır. Bu hat o kanala ismini veren organdan geçmektedir. Her bir kanalın cilde yakın geçtiği varsayılan bu hattının üzerinde de akupunktur noktalarımız yer alır. Çok sık kullanılan noktalar, bacakların alt kısımlarında, ayakta, kolların dirseğe kadar olan kesiminde ve ellerimizdedir. Ancak bedenimizin diğer kısımlarında yer alıp da sık kullanılan akupunktur noktaları da vardır.
    Geleneksel akupunkturla tedavide, hastalık belirtilerinin olduğu bölgelere uygulama yapılmadığı için, tedavi noktalarının vücutta çok yaygın olması doğal karşılanmalıdır. İğnelerin vücutta batırıldığı noktalar, çoğu kez şikayetlerin olduğu bölge ile doğrudan ilişkili değildir. Ancak kanalların enerji akışını özellikle kontrol eden noktalar, kollarımızın ve bacaklarımızın alt kısımlarında, el ve ayaklarımızda yer alırlar. Bundan dolayı, en çok kullanılan noktalar buralarda yer alan noktalardır.

    Kan kaybeder mi?
    İğnelerin batırıldıkları noktalar çoğu kez kanamaz. Ancak iğne akupunktur noktasına çok yakın olan bir kılcal damara dokunabilir ve çok az bir kanamaya ya da çürümeye yol açabilir. Buna Çinliler, “ kan kanala girdi ve tıkadı ” derler.

    Akupunktur iğnesi tedavi sırasında kırılabilir ya da eğrilebilir mi?
    Hasta iğne batırma sırasında, iğne girerken ya da girdikten sonra ani olarak hareket ederse, bazen iğne eğrilebilmektedir. Akupunktur uzmanı en iyi kalitede iğne kullandığı takdirde, iğnenin kırılmasına ya da ucunun kopmasına olanak yoktur. Yeterli eğitim almış bir akupunktur uzmanı en iyi kalitede iğneleri kullanmanın çok önemli olduğunu bilir. Bu iğneler paslanmaz çelikten olup, sap ve gövdesi ayrı olmadan tek parça yapılmıştır. Bu iğneler kırılmadan düğüm atılabilecek kadar esnektir. Bundan dolayı tedavi sırasında kırılmalarına olanak yoktur.

    Akupunktur iğneleri sadece Çin’de mi yapılırlar? Etkinlikleri kullanılan malzeme ile değişebilir mi?
    Akupunktur iğneleri dünyanın bir çok yerinde yapılmaktadırlar.
    Tedavinin etkinliği kullanılan metalin cinsine ya da değerine bağlı değildir. Çin’de akupunktur metal iğnelerin keşfinden çok daha önce de uygulanmaktaydı. O dönemlerde taş ve kemikten yapılmış iğneler kullanılırdı. Bu da bize iğnelerin etkinliğinin yapıldığı metale bağlı olmadığını, uygun akupunktur noktasının seçilip uyarılmasına bağlı olduğunu göstermektedir.

    Akupunktur iğneleri tedaviden önce sterilize edilirler mi?
    Evet. Bu son derece önemlidir. Bu yapılmadığında virüs ya da bakteri iltihapları geçirme riski olacaktır.
    Akupunktur iğneleri her tedaviden önce sterilize edilirler. Akupunktur uzmanı belirli iğneleri sadece bir hastada kullanacak ve bir daha başka bir hastaya kullanmayacaktır.
    Sterilize etme yöntemleri; kaynatma ve sıcak hava metotlarını içerebilir. Bu metotlar iğne kalitesinin bozulmasına neden olabileceğinden, iğneler her sterilizasyonda oluşabilecek çukurlaşma, çıkıntılar ve de körleşmeleri yönünden kontrol edilirler. İğnelerde bozulma tespit edilir edilmez atılırlar. Hastanın cildini sterilize eden bir sıvıyla silmek bu gün artık rutin uygulamadır. Sterilize işlemi günümüzde, akupunktur uzmanın çok önem verdiği bir konu olmalıdır. Bu aynı zamanda akupunktur uygulanan merkezin bu konuya verdiği büyük önemi de gösterir.
    ALINTIDIR: Dr.Faruk ÖNCEL