Düğün Günü

Konusu 'Yaşanmış Gerçek Aşk Hikayeleri' forumundadır ve nbatur55 tarafından 9 Ocak 2008 başlatılmıştır.

    9 Ocak 2008
    Konu Sahibi : nbatur55
  1. nbatur55

    nbatur55 baldan tatlı can kızım... Üye

    Katılım:
    23 Ekim 2007
    Mesajlar:
    513
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    DÜĞÜN GÜN

    Köy düğünlerinde, eskiden beri silah atılır, birçok

    insan "kör "bir kurşunla hayatını kaybeder. Hikaye-

    sini anlatacağım, olay, bundan beş sene önce geç-

    mişti...O zaman o köyde, kan davası vardı, ben

    köye yeni tayin olmuştum...Genç bir öğretmen ola-

    rak, öğrencilerimin ruh dosyasını tutarken, tesadü-

    fen, ailelerin bir birine düşman olduğunu öğrendim

    Törelerin, şıhların, köylü üzerinde o denli etkisi var-

    dı ki, köylü kadını doğuracağı zaman, taştan medet

    umuyordu...Hastalandığı zaman, kadın , namahrem

    diye doktora götürülmuyordu. Şıhın, her dediği ka-

    nun yerine geçiyordu.

    Kışın çok uzun olduğu, yazın kısa olduğu bu

    köyde, insanlar hayvanlarla birlikte yaşıyordu..Yer

    yataklarında, çocuklar ile , anne ve baba birlikte

    yatıyordu..Kızlar, daha erken bulüğe girdiği için

    onüç yaşına basınca, kocaya veriliyordu. "Çocuk

    yaşta kızınızı niye veriyorsunuz ?"deyince. "Vallaha

    Gurban, bir boğaz eksilir !"diye kendilerini haklı

    göstermeye çalışıyorlardı..Töre, köylülerin hayatın-

    da o kadar etkindi ki, kız, sevdiği bir erkekle evle-

    nemezdi. Şıhın, veya köy ağalarının etkisi büyüktü.

    Seçme hakkı bile yoktu, köy delikanlısının...Akraba

    evliliği yaygındı...Erkek çocuk, aile içinde üstün bir

    yere sahipti, daha ilkokula giden erkek çocuğunun

    eline, kaleşenkof tutuşturuluyordu.

    Evler seyrekti. Yazın yaylaya çıkılırdı. Ağaların

    kendilerine ait, özel konakları vardı, silahlı adamları

    vardı. Ağalar arasında, tarla yüzünden ,kadın yü-

    zünden kavga eksik olmazdı, D...ceza evinde ya-

    tan üç hükümlüden biri bu köydendi..

    Düğünler, renkli olurdu. Ağaların düğünü başka

    olurdu. Koyunlar kesilir, kazanlarda etler haşlanır

    sofralar kurulur, bir kuş sütünün eksik olduğu

    sofralarda, her çeşit et yemeğinden tutun, tatlıya

    sebze yemeğine, elma, armut, şeftali, muz , türlü

    meyveler, ve rakı, şarap, bira ile süslü masalarda

    milletvekillleri, aşiret ileri gelenleri, komşu köyden

    okuntuya gelenler yer-içerdi. Jandarma komutanı

    tarafından , köyde silah atılması yasak edildiği hal-

    de, yine, kafayı bulan gençler, hatta milletvekilleri

    silah atarlardı...Her sene, düğünde, bu yüzden, ser-

    seri kurşunla bir erkek, yahut kadın, kız, çocuk ,yaş

    lı vurulurdu..

    Köy Muhtarı, imam, düğünlerde silah atılmasını

    önlemek için çok çalıştık ama, ne yazık ki önleye-

    medik...

    O acı olayı ta ki yaşıyana kadar.

    * * * *

    Osman, Zor ağanın tek oğluydu. Esmer

    uzun boylu, siyah saçlı, iri kemikli, geniş omuzlu bir

    delikanlıydı. Ağa oğlu olmasına rağmen, kimsenin

    kalbini kırmamıştı bu güne kadar...Fakir köy kızla-

    rının düğünne gider, onlara altın takar, köylünün

    bir sıkıntısı olunca yardım eder..Marabaya, iyi

    davranır, çok yakışıklı olduğu için, kızların kalbinde

    ayrı bir yer ederdi.

    Babası, yaşlanınca, tahsilini yarıda bırakarak

    aşiretinin başına geçmişti. Cano, kız, sözlüsüydü.

    Uzun boylu, esmer, siyah saçları ta topuklarına ka-

    dar uzanan, burnu hızmalı, bir Acem kızıydı.

    O gün, Osman , babasının dostu bir ağanın

    düğününe davet edilmişti, Damların üstüne çıkan

    kadınlar, kızlar, çocuklar, çalan davul-zurnanın

    ahengine kendini kaptırmış, halay çekiyorlardı.

    Deli Apti, Cano kızın ağa oğluna varmasını içine

    sindiremiyordu. Kızı, bir düğünde görmüş, o gün-

    den sonra, aklı-fikri ona takılıp kalmıştı.

    Yaşlı annesi, "Oğlum, davul da dengi dengine ça-

    lar, Cano kız, ağa kızı, senin gibi yanaşmaya varır

    mı ?" diye vaz geçirmek için, çok uğraşmış, benim

    o Osman denen adamdan neyim eksik ana ! Ben

    ondan da yakışıklıyım, onu da bir ana doğurdu be-

    n, de, ölünce, mal-mülk para etmiyor, zengin de

    fakir de kuru bir kefene sarılyor !"diye öfkeyle karşı

    çıkmıştı.

    Osman'ın , bir ağanın oğlunun düğününe davet

    edildiğini duyunca, köyün yanından geçen şoseye

    çıkmış, bir otobüse el kaldırarak , binmiş, düğünün

    olduğu köyün yakında inerek, köye yürüyerek

    gitmişti.


    Büyük bir bahçenin içine atılan masalarda

    düğüne davet edilenler, hem yemek yiyor, hem

    de içiyorlardı. Davetliler arasında Osman da vardı

    Başında kahverengi bir kasket, ayaklarında körüklü

    siyah çizmeler, beyaz bir gömlek, lacivert bir ceket

    altında bej bir pantolon, halaya durulduğunda, kız-

    ların gözü ondaydı. Cano kız, gözlerini, delikanlılar

    arasında, halay çeken Osman'dan ayırmıyordu.

    Damların üstünde, düğün evinin önünde, iğne atsan

    yere düşmeyecek kadar kalabalık vardı.

    Deli Apti, Osman'ın her hareketini dikkatle izli-

    yordu. Kadınlar arasında, halay çeken erkeklere

    bakan Acem kızı, güzelliği ile hemen dikkati çekiyor

    du. Gözleri hep nişanlısındaydı Osman'ın...

    Apti, hırsından ağzına kadar dolu rakı bardağını

    bir yudumda tepesine dikti...Kafasının içinde sanki

    binlerce arı vardı...Vızıldıyordu...Gözleri kanlanmış-

    tı. Çatalla batırıp bir kavun dilimi aldı, avı geldi, geri

    ağzından çıkardı...Halay , devam ediyordu. Abdi,

    belinde, duran silahı yokladı. Düğün evinin daha da

    kalabalıklaşmasını bekledi. Akşam olmuştu. Renkli

    lambaların ışığında, davul-zurna sesleri ortalığı

    yıkıyordu. Halay, hızlanmıştı. Osman, başta, elinde

    beyaz bir mendil, dönüp duruyordu. Silahlar

    çıkarılıp atılmaya başlandı. Apti, de kalabalığın ara-

    sına girdi, silahını çıkarıp ateş etmek istedi

    Tabancayı yukarı tuttu, tutukluk yapmıştı, tetiğe

    dokundu, içinden küfretti, sonra tabancanın

    namlusunu yana çevirdi, ve tetiğe tekrar dokundu.

    Osman, tam alnının ortasından vurulmuştu, sendele

    di, Cano çılgın gibi kalabalığın arasına daldı

    "Osmaaaan !"diye bağırdı. Halay çeken erkekler

    de donmuş kalmıştı. Deli Apti, o şaşkınlıktan yarar-

    lanarak, bir kanadı kırık avlu kapısından dışarı çıkıp

    gitti.


    Osman, yerde cansız yatıyordu. Alnında

    koyu bir kan, vardı, işliğine akıyordu.