Dursun Ali Erzincanlı Siirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve BenCano tarafından 17 Şubat 2007 başlatılmıştır.

    17 Şubat 2007
    Konu Sahibi : BenCano
  1. BenCano

    BenCano ~HürGeneral~ Üye

    Katılım:
    17 Aralık 2006
    Mesajlar:
    2.257
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    148
    ASIRLIK ŞİİR


    Bir şiir daha başlıyor.
    Ama bu, asırlık bir şiirdir.
    On dört asırlık bir şiir.
    Peygamber sohbetinin
    Şiirleşmiş ifadesidir.
    Şimdi o güne gidiyoruz.
    Yine bir yolculuğa çıkıyoruz.
    Yeni bir yolculuğa…Zaman ötesi zamanda
    Ulvi bir vakitteyiz
    Ve sanki biz, şimdi Asr-ı Saadetteyiz.
    İzhir ve celil otlarının o hoş kokusu yayılır.
    Mecenne sularının sesi gelir uzaktan
    Şame ve tufeyl dağları ninni söyler sahraya.
    Herşey uysaldır.
    Herşeyde nazlı bir gül edası.
    O’nun edası…
    Ve O’nun sohbeti.
    Dinleyenler sahabe topluluğu.
    Sanki başlarında bir kuş var,
    Ve sanki o uçmasın diye pür dikkât
    O’nu dinliyorlar.
    Aileden, maldan ve amelden bahsediyor.
    Sohbet bitince Abdullah b. Kürz izin istiyor;
    “Ya Rasulallah!
    Anlattıklarınızı şiir halinde söyleyeyim mi?
    İzin verir misiniz?”
    Hz. Peygamber;
    “Olur.” Buyuruyor.
    Ve Abdullah b. Kürz şiirine başlıyor.
    Ailem, yaptıklarım ve ben sanki üç kardeşiz.
    Ölüm yaklaştığında onları çağırıp konuşan biri gibiyiz.
    Adam kardeşlerine der ki;
    “Ölüm kapımı çaldı! Bana yardım edin.
    Geri dönülmez bir yolculuk başlıyor.
    Uzun ve güvenilmez.
    Bu hal karşısında bana nasıl yardım edebilirsiniz?”
    Malı der ki;
    “Benden ayrılmadığın sürece
    Her isteğini yerine getiririm
    Ama ayrılık olursa aramızdaki dostluk biter.
    İstediğini benden şimdi al.
    Çünkü yakında ben, savrulan kumlar arasına katılacağım.
    Başka insanların olacağım.
    Beni sonraya bırakma, harca.
    Hızla yaklaşan ölüm gelmeden,
    Elini çabuk tut, hayır yap.”Ailesi de şöyle der;
    “Ben seni cidden sever,
    Seni herkesten üstün tutarım.
    Gücümü kuvvetimi senin için harcar, iyiliğini isterim.
    Ama iş ciddileştiğinde senin için ölemem!
    Ardından göz yaşı dökerim,
    Yüksek sesle ağlarım,
    Seni hayırla yâdederim.
    Cenazende bulunur,
    Gireceğin kabre kadar,
    O son durağına kadar,
    Hasretle tabutunu taşır,
    Sonra geri dönerim.
    Sanki aramızda hiç bir şey yokmuş gibi,
    Hiç birbirimizi sevmemiş gibi,
    Hiç birbirimizden sevgi görmemiş gibi…”
    İşte insanın ailesi!
    İşte desteği.
    Ve işte gerçek yüzü.Sonra ameli konuşur insana;
    “Ben, senin kardeşinim” der
    “Sarsıntıların dehşetli anında
    benim gibi bir kardeş bulamazsın.
    Benimle mezarda karşılaşacaksın.
    Orda seni savunacağım.
    Hesap günü, ağır gelmesi için gayret gösterdiğin kefeye oturacağım.
    Beni unutma, değerimi bil!
    Ben üzerine titreyen merhametli bir öğütçüyüm.
    Seni hiç bir zaman yalnız bırakmam.
    İşte senin amelin!
    Vuslat günü kavuşacağın güzel amellerin!”Abdullah bu şiiri okuyunca,
    Rasulullah ve arkadaşları ağladılar.
    İşte o günden sonra,
    Hz. Abdullah,
    Ne zaman ki bir topluluğun yanından geçse
    Kendisini çağırır, şiirini okumasını rica ederlerdi.
    O da okurdu.
    Ve yine göz yaşı.
    Yine çağlayan sahabe yürekleri!Bu şiir asırlık bir şiirdi.
    On dört asırdır okunan bir şiirdi.
    Peygamber sohbetinin,
    Şiirleşmiş ifadesiydi ...

    Dursun Ali Erzincanlı
     
  2. 16 Mayıs 2007
    Konu Sahibi : BenCano
  3. murmble

    murmble Guest

    BEN BÖYLE OLMAMALIYDIM…

    Ben böyle olmamalıydım!
    İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma,
    İçime bir ateş düşmeliydi,
    Ayaklarımın feri kesilmeliydi,
    Kendimden geçmeliydim sonra,
    Adını sayıklamalıydım adımı unuttuğumda,
    Ama bunu kimse duymamalıydı,
    Seni mahşere kadar saklamalıydım…

    Ben böyle olmamalıydım!
    Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur,
    Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa,
    Çalan her kapıya, “sensin” diye koşmalıydım…
    Gece yıldızlarını serpince göğe, seni görmek için uyumalıydım.
    Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan, ben hep sana yormalıydım.
    Şarkılar kime söylenirse söylensin, sana diye dinlemeliydim.
    Türküler dolmalıydı odama.
    “Ben bir selvi boylu yardan ayrıldım” deyince bir ses, “selvi boylu yar” sen olmalıydın.
    “Kömür gözlüm, ateşine düşeli” senin için söylenmiş söz olmalıydı
    Ama bunu kimse bilmemeliydi.
    Seni mahşere kadar saklamalıydım.

    Böyle olmamalıydım!
    Kelimeler Taif’i taşıyınca kulaklarıma, daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı,
    Taşların izi çıkmalıydı yüzümde.
    Uhud anılırken, dişlerime sızı düşmeliydi.
    Haremde bir ikindi vakti, kem gözler çevrilince sana,
    Ve vefasız eller uzanınca yakana,
    İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi.
    Sen ötelere hazırlanırken, öteler senin için süslenirken,
    Son kez baktığın pencerede hayal edip seni,
    Perdenin son kez kapanması gibi kapanmalıydı gözlerim.
    Sonra içime doğru gerilip, seni bize lutfedenin ismini haykırıp,
    “ALLAH”(cc) deyip, düşmeliydim yere.
    Ama bunu kimse bilmemeliydi.
    Seni mahşere kadar saklamalıydım.

    Ve mahşer günü, uzaktan seni seyretsem, sana yakın olmak için can atsam,
    Beni engelleseler, “sen kim, yakınlık kim” deseler,
    Ben ağlamaktan konuşamasam, gözlerini çevirsen bana,
    Benim cennetim bana bakan gözlerindir ve tebessüm etsen

    Ama bunu kimse görmese, seni ebede kadar saklasam
     
  4. 30 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : BenCano
  5. nur hayat

    nur hayat Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Nisan 2008
    Mesajlar:
    524
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    :: Miraç::

    MİRAÇ

    Kapatın gözlerinizi

    Ve karanlığı seyredin.

    İşte böyle bir gece.

    Mekke’de bir gece

    Yorgunluk havada

    Gariplik suda

    Simsiyah bir sessizlik

    Uyku bile uykuda.

    Kâbe’nin hatîm kısmında

    Yanı üzre yatan biri var

    Yıl hüzün yılı

    Ebu Talib yok

    Yıl hüzün yılı

    Vefakâr eş

    Haticetül kübrâ yok.

    Kâbe’nin hatîm kısmında

    Yanı üzre yatan biri var

    Teselli arayan kalp

    Hüzünle çarpan kalp

    O’nun kalbi.

    Ve ayak sesleri

    Yıldızlar ışıldıyor.

    Bu ayak sesleri göklerden

    Yol veriyor yıldızlar.

    Semâdan inenler var.

    İzin verseydi Allah

    Kâinat inerdi yere

    Çünkü kâbe’nin hatîm kısmında yatan

    Sultân-ı levlâk’tır.

    Habîb-i zîşândır o

    Nur-u hüda’dır.

    Merhamet ufkunun nazlı güneşi

    Kainatın biricik çiçeğidir o.

    İzin verseydi allah

    Âlemler inerdi yere

    Oysa emir yalnız cebrail’e

    Ve yalnız cebrail iner yere

    Kalk ya rasulallah

    Semada melekler seni bekler

    Taif’te taşlanan yüzüne hasret

    Alaya alınan sözüne hasret

    Seni bekler melekler.

    Yer yüzünde vefa yok mu?

    Seni teselli edecek birini mi arıyor kalbin.

    Sevdiklerin bir bir uçuyor mu elinden?

    Davetini hafife mı aldılar?

    Üzülme ve aç gözlerini

    Öteler bekliyor seni

    Bu gece kainat adını anacak,

    Aç gözlerini ki alemler nazarına kanacak.

    Burak, senin için uçacak.

    Aç gözlerini ya habiballah

    Bu gecenin adına isra diyecek allah.

    Ey yedi kat sema aç kapılarını,

    Ve haber ver hasretle bekleyen peygamberlere

    Deki hazreti Adem’e;

    Cennetin kapısına adı yazılan

    İsminin hatrına af istediğin

    Salih oğul geliyor.

    Söyle İsa’ya:

    Kuytu köşelerde

    Havarilerinle Allah’a sığınırken,

    Bir adım ötedeymiş gibi kokusunu aldığın

    Ve insanlığa gelişini müjdelediğin

    Ahmet geliyor.

    Yusuf’a, İdris’e, Harun’a söyle

    Musa’ya deki:

    Vasıflarına hayran olup da

    Ümmetinden olmak istediğin

    Salih kardeş geliyor.

    Müjde ver İbrahim Peygamber’e:

    Dua dua yalvarıp

    Gelmesini istediğin oğul geliyor

    Aç kapılarını ey yedi kat sema

    Bu gelen Muhammed Mustafa

    Cebrail yol gösterir

    Ve yürür sultanlar sultanı

    Bu nasıl bir yürüyüştür.

    Bu nasıl bir eda?

    İnci inci ter mübarek alınlarında

    Baştan ayağa edep var

    Attığı her adımda.

    Sultanım,

    Cennetler gösterilirken o gece

    Ümmetini hayal ettin mi cennette?

    Cehennemin alevleri selamlarken seni,

    Gözyaşlarını gördü mü Cebrail?

    Ümmetim dedin mi?

    Sen unutmazsın bizi bunda kuşku yok

    Tahiyyat duası haber verdi bize

    Sen bizi hiçbir yerde

    Hiçbir zaman unutmadın

    İnşallah biz de seni unutanlardan olmayız.

    Allah seni unutturmasın bize.

    Bir söz sultanının dediği gibi

    Eğer günahlarımızdan dolayı girersek cehenneme

    Ve Allah biran olsun açarsa ufkumuzu

    Talaal bedru aleyna diyeceğiz.

    Miraç gecesi

    Yürüdü rasulullah

    Cebrail önde

    Bir gece yürüyüşüyle

    Yürüdüler… Yükseldiler.

    Yükseldikçe yükseldiler.

    Cebrail durdu birden,

    Ya rasulallah, benimle buraya kadar.

    Efendimiz niçin diye sordu

    Burası sidre-i münteha’dır

    Bir adım daha atarsam, yanarım, kavrulurum.

    Allah rasulu, sordular:

    Nasıl gidilir sidre-i münteha’da?

    Cibril-i emin cevap verdi:

    Aşkla!

    Aşkla gidilir ya rasulallah

    Aşkla gidilir ya habiballah

    Aşkla gidilir ya nebiyyallah

    Yürü sultanım yol senindir!

    Aşk vadisinde mühür senin.

    Söz senindir hal senindir.

    Muhabbetin adı sensin.

    Varlıkların tadı sensin

    Yürü ve selamını ilet

    Gözü yaşlı ümmetinin

    Sensiz bunca yetimin

    İlet selamını

    Ahir zamanın ahını

    Yüceler yücesine ilet

    Sultanım

    Sen dönerken miraçtan

    İlahi hediyelerle

    Bizim için miraç olan

    Beş vakit namazla,

    Bakara suresinin son iki ayetiyle

    Ve şirke düşmeyenin affedilebileceği müjdesiyle

    Dönerken sen miraçtan

    Biz ahir zamandan

    Ebu Bekir edasıyla bakıyoruz sana

    “O söylediyse doğrudur”

    Rasulullah söylediyse doğrudur.

    Ve bir ayetin sıcaklğı sarıyor

    Kainatin kalbini:

    Her türlü noksanlıktan münezzeh olan allah

    Kulunu geceleyin mescid-i haram’dan alıp,

    Kendisine bir takım ayetler gösterelim diye

    Etrafını mübarek kıldığımız

    Mescid-i aksa’ya götürdü.

    Çünkü, işiten ve bilen odur.

    Şimdi açın gözlerinizi

    Ve mîrâc’a hazırlanın

    Dursun Ali Erzincanlı
     
  6. 30 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : BenCano
  7. nur hayat

    nur hayat Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Nisan 2008
    Mesajlar:
    524
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    Sen Yoktun

    Sen yoktun...
    Hz Âdem’deydi nurun
    Önce cenneti,
    Sonra yeryüzünü şereflendirdin.
    Âdem nuruna affedildi
    Arafat bu affa şâhitti

    Sen yoktun
    Nuh’un gemisindeydi Nurun...
    Dalgalar yeryüzünü boğarken
    Taprağın bağrındaki su
    Gökyüzüyle buluşurken
    Ve bu bir ilahi azap derken,
    Allah nurunu taşıdı binbir sebeple
    Tûfan, nurunu selamladı edeple...

    Sen yoktun...
    Hz.İsmail’in alnındaydı Nurun
    İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden
    “Rabbimiz” dedi,
    “Onlara kendi içlerinden
    Senin ayetlerini okuyacak
    Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
    Onları temizleyecek bir elçi gönder,
    Amin dedi on sekiz bin âlem
    Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak
    Amin dedi İsmail.
    Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı
    Medine’den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.

    Sen yoktun...
    Hz.İsa “Ahmed” diye muştuladı seni
    Alemlerin efendisi diye sana seslendi.
    Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine..
    Çünkü bu âlemin reisi geliyor...
    Bekleyin Ahmed geliyor.
    Kainata rahmet geliyor.
    Havarilerin yüzünü okşayan,
    Ölüleri dirilten bir nefes oldun
    Ama sen yoktun...


    Sen yoktun Sultânım,
    Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun
    Başı eğik gezerdi mazlum
    Huteyle göklerden seni sorardı
    Varaka seni arardı semada
    Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
    Ağlayarak süslediler ölüme...
    Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.
    Sen yokken,
    Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.
    Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.
    Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...
    En son çocuk atılırken çukura
    Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
    Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi.
    Melekler süslüyordu hirâyı.
    Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,
    Efendisine hazırlanıyordu mekke.
    Âlem Efendisine hazırlanıyordu
    Kainatın gözü Hz. Aminedeydi.
    Toprak yalvarıyordu rabbine,
    Allahım gönder artık diyordu.
    Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada


    Ve bir gelişin vardı ya rasulallah,
    Bir inişin vardı yer yüzüne...
    Önünde cebrail!
    Ardında yalın kılıç melekler!
    Bir inişin vardı yer yüzüne...
    Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de
    Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.

    Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.
    Herşey sus pus olmuştu.
    Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay!
    Kainat bir isim duymak istiyordu.
    Ve bir ses yükseldi Âmine’nin evinden;
    Muhammed!
    Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.
    Muhammed!
    Melekler öptü o nurdan ellerini.
    Muhammed!
    Seni yaratan Allah’a kurbânız ey dürri yekta!
    Sana o adı veren rahmana kurbanız


    Artık sen vardın
    Susuz topraklara rahmet indi seninle
    Annenden sonra anne halime sevindi seninle
    Yağmura mı ihtiyaç var?
    Kaldır şehadet parmağını,
    Yağmurları salsın Allah.
    Sonra tut ağacın yaprağını,
    Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.
    Yeterki sen iste,
    Sen iste yarasulallah
    Deki ben kimim?
    Dağlar, taşlar dile gelsin,
    Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
    Ente Rasulullah desin.

    Sen vardın
    Bedir kârdı,
    Uhut dardı
    Hendek yârdı.
    Yiğitlerin vardı.
    Ölmek için yarışan yiğitler...


    Hele bir enesin vardı senin.
    Enes bin malik...
    Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,
    Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu.
    Onlar da
    “Allah’ın Rasulü öldürülmüş deyince
    Enes kükremiş:
    “ Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?
    Kalkın ve O’nun gibi ölün! Demişti.
    Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
    Hem de ne şehit ey nebi!
    Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.
    Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...

    Musab Bin Umeyr’in vardı senin.
    Uhut’ta sancağını taşıyan.
    Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki
    Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi.

    Ebu hureyren vardı...
    Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı.
    Sen anlardın,
    Ya Ebâhir gel! Derdin.


    Ve sen gittin...
    Bir gidişle gittin
    Ardında hüznün kaldı.
    Hasretin kaldı göklerde.
    Bilal ezan okuyamaz oldu
    Ne zaman teşebbüs etse
    Muhammed rasulullah demeye
    Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.

    Sonra günler ay,
    Aylar yıl oldu.
    Ve asırlar oldu
    Sensizliğe açtık gözlerimizi.
    Ama sen bırakmazsın bizi.
    Sen varsın ey şehitlerin sultanı
    Sen varsın!
    Bir şehit bile ölmezken
    Sana nasıl yok deriz.
    Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip
    Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin.
    Ne anam var ne babam...
    Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden.


    Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah!
    Bırakma bizi ki; Allah;
    Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor.
    Bırakma bizi!
    Hayatı seninle öğretti Rahman.
    Kulluğu seninle tanıdık.
    Duayı senden öğrendik sevgili!
    Hz Ömer umre için senden izin isteyince,
    “Kardeşcik” dedin ona,
    Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın?
    Bizler Ömer değiliz ama
    Bütün dualarımız senin için

    Ey Rabbimiz!
    Rasulünü anışımızdan haberdar et!
    O’na binler salat, binler selam!
    Habibine Makam-ı Mahmut’u ver
    O’na vesileyi lutfet.
    O’nu refik-i Âlâya yükselt
    Bizi de affet
    O’nun hatrına affet
    Zatının hatrına Affet.

    Dursun Ali Erzincanlı
     
  8. 30 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : BenCano
  9. nur hayat

    nur hayat Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Nisan 2008
    Mesajlar:
    524
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    Sözün Acıydı

    Sözün acıydı, yolun dolambaçlı...
    Yedi uzun yıl geçerek
    Yedi yıl dolaştın durdun...

    İçimden bir his şöyle diyor:
    Ayrıl arkadaşlarından istasyonda
    Sabahleyin git kente
    İliklenmiş ceketinle
    Bir dam ara
    Ve bir arkadaşın çalarsa kapını
    Aç! Haaa...Açma...
    Yine de ört hislerini

    Rastlarsan ana babana
    İstanbul'da ya da başka bir yerde
    Yürü git yabancı gibi
    Yok ol köşede
    Tanıma!
    Sana armağanları olan şapkayla gizle yüzünü
    Göster! Aaah! Gösterme, gösterme yüzünü
    Yine de gizle, ört hislerini

    İşte burada ye şu eti, çekinme
    Git rastgele bir eve yağmur yağınca
    Otur bir sandalyeye
    Ama çok kalma
    Şapkanı da unutma
    Söylüyorum sana
    Ört hislerini

    Ne söylediysen bir daha söyleme
    Düşüncelerini bir başkasında bulursan tanıma
    Kimseye imzanı ya da resmini vermemişsen
    Kimsenin yanında bullunmamış ve kimseyle konuşmamışsan
    Nasıl yakalayabişlirler seni
    Ört hislerini...

    Dikkat! Ölümü düşündüğünde
    Mezar taşın olmasın yattığın yeri belirten
    Üzerinde bir yazıyla seni eleveren
    Ölüm tarihiyle seni açığa çıkaran
    Bir kez daha, son bir kez daha
    Ört hislerini...

    Sevdiğim söylüyor bensiz olamayacağını
    Bu yüzden kendime dikkat ediyorum
    Yolda yürürken önüme bakıyorum
    Ve korkuyorum her yağmur damlasından
    Sanki beni ezeceklermiş gibi...

    Sen yine de bana bakma
    Ne giydiğini yaz bana
    Sıcak tutuyor mu?
    Uyuduğun yeri yaz bana
    Yumuşak mı?
    Nasıl göründüğünü yaz bana
    Yüzün aynı mı?
    Sorulardır sana bütün verebildiğim
    Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim
    Yorgunsan uzatamam elimi
    Ya da açsan besleyemem
    Sanki bu dünyada hiç yokmuşum
    Unutmuşum gibi seni...

    Sözün acıydı, yolun dolambaçlı...
    Yedi uzun yıl geçerek
    Yedi yıl dolaştın durdun...

    Dursun Ali Erzincanlı
     
  10. 30 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : BenCano
  11. nur hayat

    nur hayat Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Nisan 2008
    Mesajlar:
    524
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    40 Yaşındasın

    Rahmetini umarak
    Günahkar bir dille;
    Allah Azze ve Celle

    Ya Rasulallah,
    Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,
    Kalbimizden seyrediyoruz seni.

    İşte
    Bir yaşındasın,
    Beni Sa'd yurdundasın
    Sana süt anne olmadı kadınlar
    Bu yüzden dargın bulutlar
    Bir damla yağmur indirmiyor
    Kıtlık hüküm sürüyor Beni Sa'd yurdunda
    Minicik bir bulut var gökyüzünde
    Sana aşık...
    Ayrılmıyor başucundan
    Ve insanlar yağmur duasında...
    Hz.Halime kucağına alıyor seni
    Yüzünde bir gölgelik...Seni güneşten korumak için
    Oysa minicik bulut gökyüzünde
    Sana meftun, sana kilitli...
    Ve dua eden rahibin kucağındasın
    Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip
    Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da
    Ama sen unutmuyorsun
    Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun
    O minicik bulut ilişiyor bakışlarına
    Büyüyor, büyüyor...
    Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan
    Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini
    Çoğusu bilmiyor seni...

    Altı yaşındasın
    Medine-i Münevvere yolundasın
    Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen
    Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında
    Sonra yolda, Ebva'da öksüzlük karşılıyor seni
    Mekke'ye annesiz giriyorsun
    Abdulmuttalip bir başka seviyor seni
    Ebu Talip bir başka seviyor

    Ya Rasulallah
    Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında
    Onlar anne deyince sen yere mi bakardın
    Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva'ya
    Kaç gece anne diye hıçkırdın
    Efendim!
    Senin yerine de anne dedik annemize
    Senin yerine de baba dedik

    Yirmi beş yaşındasın
    Ve bambaşkasın
    Kimse sana denk değil
    Şefkat yayıyor kokun
    Güven veriyor sesin
    Sen Muhammed-ül Emin' sin

    Otuz üç yaşındasın
    Dalga dalga rahmet var

    Otuz beş yaşındasın
    Hadi gel bekletme yar
    İniltiler çalıyor kapısını göklerin
    Hadi gel bekletme yar
    Sinesi çatlayacak Rasul bekleyenlerin...
    Hadi gel ey Yâr!
    Nurdağına davet var

    İşte
    Kırk yaşındasın
    Hira Nur dağındasın
    Cibril iniyor göklerden
    Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor
    Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan ' Ah! ' sın
    Karanlık gecelerimize sabahsın
    Sen Nebiyullahsın
    Sen Habibullahsın
    Sen Rasulullahsın

    Niye incittilerki seni sultanım
    Niye işkence yaptılarki sana
    Ebu Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar
    Himayesiz kaldın diye mi
    Kabe'deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne
    ' Amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin ' diyişin
    Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza
    Başına pislikler saçılıyor
    Başlar feda o mübarek başına
    Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar
    Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru
    Biri koşuyor ama sanki yere inmiş Arş-ı Âla
    ' Bu koşan kimdir ' diye bir soru dolaşıyor boşlukta
    Bu koşan kim?
    Ve cevap veriyor biri:
    Muhammed' in kızı Fatımatüz-Zehra
    Velilerin anası...
    Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın
    Sana yeryüzünde en çok benzeyen
    Gülmesi sen, ağlaması sen
    ' Ağlama kızım ' diyişin geliyor aklımıza
    Niye çıkardılar ki yurdundan seni
    Himayesiz kaldın diye mi
    Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni
    Seni yetim bulup barındıranı
    Seni alemlere rahmet kılanı
    Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun
    Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun
    'Seni bizim elimizden kim kurtaracak' diyorlardı
    Sen,
    Sen ' Allah! ' diyordun
    Allah Azze ve Celle
    Semayı haşyet kaplıyordu
    Sen ' Allah! ' diyordun
    Arş-ı Âla titriyordu
    Bedir' de ' Allah! ' diyordun
    Üç bin melek iniyordu alaca atlarda
    Yüz yirmi beş bin sahabi:
    ' Anam babam sana feda olsun ' diyordu

    Ya Rasulallah
    Medine-i Münevvere sokaklarında yürüyordun
    Neccar Oğulları'nın küçük kızları seni görünce
    Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi
    ' Beni seviyor musunuz ' diye sormuştun onlara
    ' Seni çok seviyoruz Ya Habiballah ' demişlerdi
    Sen de:
    ' Allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum' demiştin
    Bu gün yaşayan gençler var
    Neccar Oğulları'nın kızları diğil belki
    Ama seni onlar da çok seviyor
    Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar
    Senden başka kimseleri yok
    Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun

    Altmış üç yaşındasın
    Refik-i Âla duasındasın
    Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu
    Kenarları beyazdı
    Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın
    Ve mübarek ellerini dizine vurarak:
    ' Görüyor musunuz ne kadar güzel ' demiştin
    Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti:
    ' Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah, onu bana ver '
    Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile
    İstendiğinde katiyyen ' hayır ' demediğini bile bile
    ' Peki ' dedin o zata
    Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin
    Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı
    Aynı cübbeden yine yine diktirdiler
    Ama giyinmek nasip olmadı
    Haberler uçurmuştun Ebu Hureyre' nin diliyle:
    ' Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne de evladımız olsaydı diyecekler '
    Ve Hz. Enes ile paylaşmıştın özlemini
    ' Beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim'

    Sultanım!
    Ey Medine minberinde ' ümmeti, ümmeti ' diye hüznü giyen sevgili
    Ey Mekke mihrabında alemler hesabına ' Allah! ' diyen sevgili
    Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey' at ettik
    Rabbinden bize ne getirdi isen amenna
    Duyduk, itaat ettik

    Ya Rasulallah
    Sen hâlâ kırk yaşındasın
    Ve hâlâ ümmetinin başındasın...

    Dursun Ali Erzincanlı
     
  12. 30 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : BenCano
  13. nur hayat

    nur hayat Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Nisan 2008
    Mesajlar:
    524
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    HABİBULLAH'I SEVMEK

    Habibullah'ı sevmek
    Hz. Amine gibi
    son nefesinde elinden şevkatle tutup
    seslenmişti ona
    ey dehşetli ölüm okundan
    ALLAH'IN yardım ve ihsanıyla
    yüz deve karşılığında kurtulan zatın oğlu
    ALLAH seni aziz ve devamlı kılsın
    eğer rüyada gördüklerim doğruysa
    sen celal ve ikram sahibi olan ALLAH tarafından
    Ademoğlullarına peygamber gönderileceksin
    Sen ceddin İbrahim'in teslimiyet ve dinini tamamlamak için gönderileceksin
    ALLAH seni putlardan koruyacak ve alıkoyacaktır.
    her yaşayan ölür her yeni eskir
    evet bende öleceğim
    fakat ismim ebedi olarak yad edilecektir
    çünkü tertemiz bir evlat doğurmuş
    arkamda hayırlı bir yad edici bırakmış bulunuyorum
    ve huzurla kapanan anne gözleri
    ve acıyla ıslanan minik gözbebekleri
    seneler sonra
    bir sefer dönüşünde
    Ebva'dan geçerken
    aziz ve muhterem annesinin kabrini ziyaret ediyor ve ağlıyordu
    onun ağladığını görünce sahabede ağlamaya başladı
    ve gözyaşlarının sebebini söyledi
    annemin bana şevkat ve merhametini hatırladım

    Habibullah'ı sevmek Necaşi gibi
    Habeşistan'a hicret eden Mekkeli müslümanları dinleyince
    kendini tutamadı
    sizi ve yanından geldiğiniz Zat'ı tebrik ederim ki
    o ALLAH'ın Rasulüdür
    zaten biz O'nun vasıflarını kitabımız olan İncil'de okumuştuk
    O peygamberi Meryem oğlu İsa'da insanlığa müjdelemişti
    ALLAH'a yemin olsun ki
    eğer O benim ülkemde bulunmuş olsaydı
    ayakkabılarını taşır ayaklarını yıkardım

    RasulALLAH'ı sevmek Varaka bin Nevfel gibi
    duyunca Hira Nur Dağındaki geceyi
    ihtiyar bir haykırışa döndü kelimeler
    Kuddüs, Kuddüs
    bu gördüğün melek Yüce ALLAH'ın Musa Peygambere gönderdiği
    Ruhul Kudüs'tür Namusu Ekberdir
    sen ise bu ümmetin peygamberisin
    ahh ne olurdu yeni dine halkı çağırdığın günlerde
    bende genç olsaydım
    kavmin seni yurdundan çıkaracakları zaman sağ olsaydım
    eğer senin davet gününe yetişirsem bütün gücümle sana yardım edicem
    O yetişemedi davet gününe ama yetişenler vardı
    çekirdekten filize daldan meyveye doğru yetişenler vardı
    Ashab vardı

    Habibullah'ı sevmek
    Ashab-ı Güzin gibi
    ama hangi birini örneklesin zaman
    Ehli Beyt'i mi, Aşere-i Mübeşşere'yi mi, Ensar'ı mı, Muhacir"i mi?
    Ashab-ı Güzine örnek Ammar bin Yasir olsun
    babası ve annesi islamın ilk şehitleri
    Ammar bin Yasir'e islama girdi diye
    çöl güneşinin altında demirden bir gömlek giydiriliyor
    o kavurucu sıcaktan ilikleri eriyor
    bir başka işkence
    ateşle dağlanıyor Ammar küfre zorlanıyor
    ve Ammar bu azaptan gözünü açınca
    Efendimiz'in yanında buluyor kendini
    işkencenin her türlüsünü tattık Ya RasulALLAH diyor
    önce Peygamber duası "ALLAH'ım Ammar ailesinden hiç kimseye
    Cehennem azabını tattırma."
    sonra Peygamber müjdesi "Ey Ammar sen bu işkencelerle ölmicek
    uzun bir müddet yaşıcaksın. Senin ölümün
    azgın bir topluluğun eliyle olcak"

    sevmek Habibullah'ı
    Ashab-ı Güzin gibi

    "geceye adım adım yürüdüler
    korkuya adım adım yürüdüler
    onlar öndeler onlar öncüler
    hiç düşünmeden bir an onlar öldüler"

    "yılmadan yıkılmadan direndiler
    Yaradan adına can verendiler
    onlar öndeler onlar öncüler
    hiç düşünmeden bir an onlar öldüler"

    Dursun Ali Erzincanlı
     
  14. 30 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : BenCano
  15. nur hayat

    nur hayat Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Nisan 2008
    Mesajlar:
    524
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    Gelseydin

    Sevgili!
    Ümmü Mektum gibi
    Seni görmeden sana sesleniyoruz
    Alıp verdiğin nefesi duyar gibi
    Sanki açınca gözlerimizi
    Seni görecekmişiz gibi
    Sana sesleniyoruz.
    Senin huzurunda ses yükselmez.
    Edeple konuşulur; edeple susulur.
    Hele biz ki bu kapının dilencileri,
    El açıp beklemekten başka
    Bize bir şey düşmezdi ama
    Şu araya giren yıllar olmasa
    Medine’ne uzak yollar olmasa
    İsmin anılınca yürek yanmasa
    Kapında beklemekten başka
    Bize bir şey düşmezdi.
    Bekliyoruz Sultânım!
    Rüyada olsa bile
    Belki teşrif edersin diye
    Hem de hiç kimseyi beklemediğimiz gibi.
    Seni bekliyoruz.
    Gelseydin,
    Bizim için cennet olurdu gelişin.
    Gelseydin,
    Saadetli asrından gönderdiğin selâmını,
    'Kardeşlerim' deyişini
    Birbirimize nasıl anlattığımızı görürdün.
    Gelseydin,
    Dolaşsaydın sofralarımızı,
    Bir tabak fazla görecektin,
    Bir bardak, bir kaşık fazla...
    Ve sofrada bir yer boş,
    Baş köşe! ..
    Ola ki Sen(A.S.M.) lutfeder gelirsin diye.
    Gelseydin,
    Dolaşsaydın gecelerimizi,
    O 'Kutlu Doğum' gecelerini,
    Anneler görecektin.
    Yeni doğmuşsun gibi,
    Yeryüzünü yeni teşrif etmişsin gibi,
    Mışıl mışıl uyuyasın diye
    Seni sabahlara kadar
    Hayalen ayaklarında sallayan anneler görecektin.
    Sevgili!
    Gelseydin,
    Medine-i Münevvere'den dünyaya yayılan Ashabın gibi,
    Eyyüb Sultan gibi,
    Kab bin Malik gibi,
    Bir fecir vaktinde,
    Henüz yirmisinde yirmi beşinde,
    Bırakarak yurtlarını ocaklarını,
    Hedeflerine ilahi rızayı koyan,
    Arkalarına bakmayı ar sayan,
    Yiğitler görecektin.
    Onlar senin yiğidin,
    Elleri, o öpülesi elleri,
    Kimbilir hangi memleketin zemheri soğuklarında üşürken,
    Senin köyünün hayaliyle ısındılar.
    Gelseydin,
    Gecenin zifiri karanlığında,
    Uykunun en tatlı aralığında,
    Rabiatül Adeviyye gibi Rabbiyle başbaşa
    Gençler görecektin.
    Gözyaşı dökerken günahlarına,
    Veysel Karani'den istediğin gibi,
    İnsanlığa dua eden gençler görecektin.
    Gelseydin,
    Asr-ı saadet gibi olmasa da,
    Koklanmaya değer güllerimiz vardı.
    Yine senin ikliminde yetişen.
    Ama sen gelseydin,
    Dikenler bile gül kokardı EFENDİM(A.S.M.) ! ! !
    Seninle göz göze gelmeden gizli gizli seni seyretmek...
    Hz.Vahşi gibi...
    Hani sen Hane-i Saadet'ten Mescid-i Nebevi'ye giderken
    Aişe annemiz ardından hayran hayran bakardı.
    Seni mescidin önünde bekleyen Ashabı'nınsa
    Bakışları yerdeydi.
    Edepten göz göze gelmezlerdi.
    Sende(A.S.M.) tebessüle nazar ederdin.
    Mütebessim çehreni bir Ebu Bekir(R.A.) görürdü,
    Bir de Ömer(R.A.) ...
    Şimdi okununca Ezan-ı Muhammedi
    Pencerelerde, kapı önlerinde,
    Seni(A.S.M.) bekleyen nemli gözler var.
    Gelseydin,
    Ve yürüyüp geçseydin önümüzden,
    Gülleri bayıltan o enfes kokunu çekerdik içimize.
    Sevgili!
    Hakiki aşıkların sana doğru uçarken
    Bizim bu yaptığımız yolda emeklemekti.
    Dünya güzelliğiyle kollarını açarken
    Bize düşen el açıp kapında beklemekti.
    Sevgili!
    Bekliyoruz! ...

    :: Dursun Ali ERZİNCANLI::..
     
  16. 30 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : BenCano
  17. nur hayat

    nur hayat Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Nisan 2008
    Mesajlar:
    524
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    Tercih Senin

    Tercih senin

    Yurdum senin dağlarında, dağlarında hatıram var
    Senden bana, benden sana aramızda bir sitem var
    Elleri aldın koynuna, beni bıraktın
    Bir ben kaldım, bir ben kaldım sürgünlerde...

    Ben sana dağlarımın kokusuyla gelmiştim
    Ben seni dağlarımın kokusuyla sevmiştim
    Bırakıp gitmemeyi, terketmemeyi, beklemeyi
    Öğrendiğim dağlarımın kokusuyla...
    Sen büyük şehrin insanıydın
    Hayatın büyüktü, hayallerin büyüktü
    Büyük ve süslü sözler duymak istiyordun
    Büyük ve süslü sözler söylemeliydim sana
    Seni kaybetmemek için...
    Seni kaybetmemek için geçmişimi gizlemeliydim
    Duymak istediklerini söylemeliydim sana
    Duymanı istediklerimi değil...
    Yüreğinde şekillendirdiğin insanı oynamalıydım sana
    Kendimi değil...
    Sen şirin bir kanarya sevmek istedin
    Oysa şahini tanıdım dağlarda
    Şahinle yaşadım, şehince yaşadım
    Ama kanaryayı oynamalıydım sana
    Seni kaybetmemek için...
    Sen kanarya taklidinden hep nefret ettin
    Sen şahini hiç tanımadın...
    Bunları sana anltamazdım şehir gülü
    Çünkü sen büyük şehrin insanıydın
    Büyük sözler duymalıydın...

    Ben sana dağlarımın kokusuyla gelmiştim
    Ben seni dağlarımın kokusuyla sevmiştim...
    Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var
    Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var...

    Dağlarımı sev
    Dağlarımı sev
    Dağlarımı sev
    Yalvarırım sev...

    Hatırlarsın bir kelime oyunumuz vardı
    Sen kelimeyi söylerdin, bense tarif ederdim
    'Heyecan' demiştin, mevsim ilkbahardı
    Bense gözlerine bakıp 'heyecan'ı tarif etmiştim sana
    'İsmini duyunca kalbimdeki çarpıntı' demiştim
    Bu doğruydu şehir gülü,
    Ama dilimin ucuna kadar gelip
    Dudaklarımı zorlayan, fakat kelimelere dönüşemeyen,
    İçime hapsettiğim tariflerim vardı...
    Bizim eve büyük şehirden misafir gelince
    Herkes en güzel elbisesini giyerdi
    Biz çocuklar kapının yanıbaşında dizüstü çöküp
    Hayranlıkla onları seyrederdik...
    Ben heyecanı babamın alnında biriken teriyle
    Bardağa uzanan elinin titremesiyle tanıdım
    Annemin kendi yöresine ait konuşma şeklinden utandığı
    Ama onlar gibi de konuşamadığı için
    Suskunluğu tercih edişiyle tanıdım...
    Bunları sana yine anlatamazdım şehir gülü...

    Kaç gecedir dağları görüyorum rüyamda
    Kaç gecedir babamı görüyorum..
    Şimdi tercih senin şehir gülü
    İster kanaryayı sev, ister şahini
    Ama şahini seveceksen önce dağlarını sev, dağlarını sev...

    Ben sana dağlarımın kokusuyla gelmiştim
    Ben seni dağlarımın kokusuyla sevmiştim
    Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var
    Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var...

    Dağlarımı sev
    Dağlarımı sev
    Dağlarımı sev
    Yalvarırım sev...

    Dursun Ali Erzincanlı
     
  18. 30 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : BenCano
  19. nur hayat

    nur hayat Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Nisan 2008
    Mesajlar:
    524
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    Kerbela


    Hicretin dördüncü yılı.

    Birer yıl arayla Medine’de iki doğum,

    İki bayram, iki ay parçası…

    Yeryüzünün en hayırlı dedesinin gözbebekleri doğuyor.

    Rasûl-üs Sakaleyn’in kokladığı reyhanları

    Fatıma’t-üz Zehrâ’nın körpecik fidanları

    Ali’yi Mürteza’nın eşsiz kahramanları doğuyor.

    Cennet gençliğinin iki seyyidi.

    Ehl-i Beyt’in ilk nazlı çiçekleri…

    İki ay parçası, “merhaba” diyor o incecik sesiyle

    İsimlerini Rahman koyuyor, Cebrail nefesiyle

    Siz onlara Allah’ın iki lütfu diyin;

    Birinin adı Hasan; diğerinin Hüseyin.

    Zaman, saadetli günleri yaprak yaprak okurken

    Onlar peygamber dizinde büyüdüler

    Ve zaten onlar semâda büyüktüler.



    Bir gün peygamberlerin incisi oturuyorlar.

    Hasan’la Hüseyin

    Birbirlerini yakalama oyununda…

    Buyurdular;

    “Ha Gayret Hasan! Göreyim seni, yakala Hüseyin’i.”

    Hz. Ali; “Ya rasulallah!” diyor,

    “Hüseyin’den taraf olmanız gerekmez mi?

    Hüseyin daha küçük.”

    Rasulullah buyuruyorlar;

    “Baksana! Cebrail de Hüseyin’i tutuyor;

    Ha gayret Hüseyin! Göreyim seni diyor.”



    Yine birgün,

    Efendimiz, ashabıyla yürüyorlar.

    Hz. Hüseyin çocuklarla oynuyor.

    Peygamberimiz, ellerini açıyor;

    Tutmak için Hüseyin’i...

    Hz. Hüseyin, bir oraya bir buraya kaçıyor.

    Ve gülerek yakalıyor onu, Nebiler serveri.

    Bir elini kafasının arkasına,

    Öbür elini, çenesinin altına koyup öpüyor, kokluyor, öpüyor.

    Sonra zamana ve mekana sesleniyor;

    “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim!

    Allah’ı seven Hüseyin’i sever!

    Hüseyin, torunlardan bir torundur.”

    Ve bir gün Cebrail bir haberle gelir;

    Hüseyin Fırat kıyısında şehit edilecektir.

    Orası, üzüntülü, tasalı, mihnetli ve belalı bir yerdir.

    Kerb-ü beladır!

    Orası Kerbeladır!





    Hicretin altmış birinci yılı.

    Aylardan Muharrem…

    Kan renginde fırat

    Kan renginde yakamoz.

    Ve dudaklar susuz,

    Yürekler susuz…

    Kerbelada bir oğul var,

    Yoluna oğullar feda.

    Bir torun, Kerbelada…

    Dedesinden elli yıl uzakta.

    Onun gibi bembeyaz giyimli

    Bembeyaz yüzlü.

    Atının üzerinden sesleniyor

    Kalpleri mühürlü olanlara

    Merhametten yoksun olanlara;

    “Ben Peygamberiniz Aleyhisselamın kızının oğlu değil miyim?

    Ben Hz.Muhammed Mustafa’nın torunu değil miyim?

    Şehitler seyyidi Hamza, babamın amcası değil mi?

    Çift kanatlı şehit Cafer, benim amcam değil mi?”





    Kerbelada bir oğul var,

    Çevresinde Yeminler ediliyor şehadete.

    Ve birbir toprağa düşüyor yiğitler

    Ehl-i Beyt’in solan ilk çiçeği Aliyyül Ekber’di.

    Sonra sıra sıra soldu civanlar;

    Avn b. Abdullah b. Cafer,

    Muhammed b. Abdullah b. Cafer,

    Abdurrahman b. Akîl,

    Cafer b. Akîl…

    İşte bakın, biri daha yürüyor ölüme;

    Hz. Hasan’ın oğlu Kâsım!

    Onun da yüzü ay parçası.

    Elinde kılıç, üzerinde gömlek ve pelerin.

    Ayak sandallarından birisinin bağı kopmuş.

    Başına bir kılıç iniyor,

    Ve “Amca!” diyerek yüz üstü düşüyor kerbela’ya.

    Kerbela’da bir oğul var

    Bir şahin var.

    Kucağında üç yaşında bir seyyid;

    Adı abdullah!

    Ve bir ok, Abdullah’ı boğazından vuruyor

    Hz. Hüseyin, kanla dolan avuçlarını yere boşaltıyor

    “Yâ Rab!” diyor.

    “Bize göklerden yardım etmeyeceksen,

    Hakkımızda ondan daha hayırlısını ihsan et.”







    Hicretin altmış birinci yılı

    Muharrem ayının onu…

    Bir şehit var kerbelada

    Tam otuz üç mızrak yarası,

    Otuz dört kılıç yarası

    Ey Muhammed’im nerdesin nerde?

    Hüseyinin başı bir yerde; gövdesi bir yerde!

    Bu Hz. Zeyneb’in feryadıdır dedesine;

    “Ey Muhammed’im! Ey Muhammed’im!

    Sana göklerdeki melekler salatü selam getiriyorlar.

    Hüseyin ise şu otsuz bozkır çölde

    Tozlara, topraklara, kanlara bulanmış,

    Azaları kesilmiş yatıyor.

    Ey muhammedim! senin kızların esir edilmiş,

    Zürriyetin hep öldürülmüş.

    Sabah yelleri onların üzerine toz toprak savuruyor.”



    Abdullah bin Abbâs da, o gün Medinede

    Rasulullah aleyhisselam’ı görür rüyada

    Yanında içi kan dolu cam bir bardak vardır,

    Ve şöyle buyurur:

    “Benden sonra Ümmetimin yaptığı şeyi biliyor musun?

    Hüseyin’i şehit ettiler.

    Bu, Onun ve ashabının kanlarıdır.

    Bunu Allah’a sunacağım.”



    Ya Rasulallah!

    Biz asırlar sonra geldik.

    Eğer o gün olsaydık Kerbela’da

    Allah’a kasem olsun ki

    Ashabının seni koruduğu gibi

    Korurduk Ehl-i Beyt’ini

    Ya da o uğurda verirdik canımızı.

    Bu sözümüzün bir isbatı olarak

    Bu gün biz senin kapındayız.

    Taşıdığımız ehl-i beyt isimleri.

    Kimimiz Ali, kimimiz fatıma

    Kimimiz hasan ve hüseyin.

    Ve iftiharla senin ismini taşıyor çoğumuz.

    Allah ruhumuzu senin kapında

    Ehl-i Beytine layık olduğumuz bir anda alsın.

    Aliyi Asğar’la,

    Zeynelabidin’le her asırda hüseyni çiçekler açarken

    Yanaklarında peygamber busesi,

    Ve her biri senden bir koku taşırken çağlara.

    Allah, bizi onlardan ayırmasın.

    Bizi senden ve rızasından ayırmasın