Edebiyatin unlu sairlerinin siirlerini paylasalim...

Konusu 'Şiir' forumundadır ve toriii tarafından 25 Ekim 2010 başlatılmıştır.

    25 Ekim 2010
    Konu Sahibi : toriii
  1. toriii

    toriii Bocegim Üye

    Katılım:
    24 Eylül 2010
    Mesajlar:
    374
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    41
    Edebiyatimizin unlu sairlerinin siirlerini paylasip , bu siirler hakkinda yorumlarimizi ve dusuncelerimizi tartisalim nedersiniz?



    SOLGUN BİR GÜL DOKUNUNCA

    Çoklarından düşüyor da bunca
    Görmüyor gelip geçenler
    Eğilip alıyorum
    Solgun bir gül oluyor dokununca

    Ya büyük şehirlerin birinde
    Geziniyor kalabalık duraklarda
    Ya yurdun uzak bir yerinde
    Kahve, otel köşesinde
    Nereye gitse bu akşam vakti
    Ellerini ceplerine sokuyor
    Sigaralar, kağıtlar
    Arasından kayıyor usulca
    Eğilip alıyorum, kimse olmuyor
    Solgun bir gül oluyor dokununca

    Ya da yalnız bir kızın
    Sildiği dudak boyasında
    Eşiğinde yine yorgun gecenin
    Başını yastıklara koyunca

    Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
    En çok güz ayları ve yağmur yağınca
    Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda
    Uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
    Solgun bir gül oluyor dokununca

    Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
    Akşamlara gerili ağlarla takılıyor
    Yaralı hayvanlar gibi soluyor
    Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
    Yollar, ya da anılar boyunca

    Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
    Kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
    Solgun bir gül oluyor dokununca
    BEHCET NECATIGIL


    ARTIK KONUŞSAK

    bir klakson rahatsızlığı var sokakta
    pencerede bir temmuz çırılçıplak
    avcumuzdan kayıp giderken küçük bir şey
    saatlerce susmak neye yarar göğe karşı
    kafka'nın gizli mektuplarını okumak
    eleştirmek ilahi komedya'yı
    bahçede güzü tartışırken iki ağaç
    neye yarar uyanmak sabaha karşı
    artık konuşsak.
    adını koymasak da aşktı
    masada aynı boşluğa bakmak.
    sureleri sevebilir ama kendini sevebilir mi
    bilmediği bir dille ibadet eden halk?
    iyi ki sözlerinde bir aşık veysel sağduyusu
    bir karacoğlan içtenliği bakışlarında
    yoksa bir gün durup dururken çatlardı bu bardak
    ister ölümü çağrıştıran resimler yapmış olsun goya
    ister bir tabutu didikler gibi çalsın menuhin
    çatıda şafağı bölüşürken bir kaç kuş
    neye yarar uyanmak sabaha karşı
    artık konuşsak.
    adını koymasak da aşktı
    aynı yoldu adımlarımızı unutmak.
    biz ki çok tanık olduk tornacıların ellerine
    ortada hiç bir şey yokken ölüp gidenlere
    hani gülsek suçlu bulunacaktık çocuklar tarafından
    ağlasak büyükler abarttığımızı düşüneceklerdi
    bir kış vardı ki unutmak mümkün mü karı
    nasıl boşanmışlardı kızaklarından köpekler
    nasıl bitirmiştik soluk soluğa anna karenina'yı
    yazı nasıl beklemiştik camları buğulandırarak
    uykumuzu kurcalarken hain bir düş
    neye yarar uyanmak sabaha karşı
    artık konuşsak.
    adını koymasak da aşktı
    aynı suya umutsuzca dokunmak.
    SALİH BOLAT


    SESSİZ GEMİ

    Artık demir almak günü gelmişse zamandan
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan

    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol

    Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli

    Biçare gönüller, ne giden son gemidir bu
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu

    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler
    Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler

    Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden
    Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
    YAHYA KEMAL BEYATLI
     
    Son düzenleme: 25 Ekim 2010
  2. 26 Ekim 2010
    Konu Sahibi : toriii
  3. toriii

    toriii Bocegim Üye

    Katılım:
    24 Eylül 2010
    Mesajlar:
    374
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    41
    NE ZAMAN ÇIKSAM SOKAĞINA

    I

    Uyandır martılarını
    Akdeniz
    saçlarına ak düşmemiş sevgilim benim
    şarapla ayarttığım
    yaşlı bir Romalının
    han bozması konağında
    - şimdi ayaklarında yılanlar gezinir
    dilleri çatallı
    kaygan pullu gövdeleriyle -
    çatısı hâlâ örtülü

    II

    Aykırı bir ırmakta sularken sürüsünü
    nice çağları aşıp gelmiştir çoban
    denizden uzaktır
    ötelerde kurt sesleri
    - ötelerde kurt sesleri tetik dur
    sınamaya kalkma kendini
    tene değen kurşun yankılanır -

    III

    Tuhaf mı denize açılmayı düşlediğimiz
    yanımızda şarap ve peksimet yalnızca
    çakılları avuçlayarak
    bir Anadolu tanrısını oynadığım
    çobandan bozma
    yaşlı bir balıkçı yosun tutmuş iskelede
    yanaşır ve kalkar gemi
    söz biter.

    IV

    İnce.
    Kabuklanmakta şimdi
    yarasında mor gelincik
    yol gelir bulamaz bizi
    dönüp gider mevsimlerden biriyle
    bir tepeden bakarken kuytusuna
    içimizde ıslı bir hüzün
    söz biter yıllarca öncesinden.
    (Sular gene mi kesik
    elektrikler
    asansörde biri kalmış
    birkaç kişi daha
    vurulmuş bugün
    öyleyse niye yazıyorum
    bunca şiiri?)

    V

    Hep aynı yerde Akdeniz
    bir başka balıkçı
    sessizce yinelenmekte
    İçe dönük bir çöküntü göğsünde
    ışığı ve çamuru ayırmaz gözleri
    ince uzun gövdesi
    çarmıhta
    Kendini çoğaltır mı?

    Roma'dan kalma bir yapı
    ve yaşlı bir yabancı şarabınıza ortak olan
    demek ki ölmemiş balıklar
    bir ucu Akdeniz'de
    bütün denizlerin
    Anamuryumdaki gün gibi.

    VI

    Çocuğu olmasını özler mi
    çoban?

    BİLGİN ADALI



    ÇAĞIN TANIĞI OLMAK

    Fırlat at uzağa
    Döner gelir bumerang

    Yukardan aşağı, boş küpler,
    Soldan sağa
    Hangi harfleri koymalı
    Ki çözülsün bilmece

    Diş diş
    Kalıntı çağ mazgalları
    Sonra yeni katmanlar
    Bir intihar gibi içerde

    Aldatışı yakınların
    Bilinseydi
    Kime inanacaksın
    Ki hangi yolları yürümeli

    Çocukluk, gene ancak çocukluk
    Gerçi o da acı
    Ama iyi ki var
    Yerine hangi mutlu yaşantı

    O nineler, o kızlar, o evler
    De yoksa
    Kimin bu toprak
    Çok düşünmüşümdür

    Onu benden, beni ondan ayıran
    Düzenler
    Bırakmaz bizi bize, bölücü
    Ölmüş nice değerler, ben de ölmüşümdür

    İçindeyim, diretiyorum çağa
    Size ne miyim ben, siz bana nesiniz
    Bir hayal, bir masal mı eski
    Ama ben görmüşümdür

    Fırlat at uzağa
    Döner gelir bumerang

    BEHCET NECATIGIL


    RUZGARA YAZDIM ADINI



    Adını, vadilerin cemresinde
    yolunu yitirmiş sulara yazdım
    Saçlarına kırağı düşmüş ovalara
    Göçmen kuşların konağı ovalara
    Rüzgara yazdım bir de...

    Seni o rüzgar getirdi bana

    Gördüm seni bir daha
    gençliğimin ilkçağının
    gözleriyle gördüğüm gibi...

    O yıllarda da böyle miydi
    dudaklarının ve ağzının iklimi
    kirpiklerinin karası
    alnının serin serinliği
    saçlarının ilkbaharı?

    Yüreğimde aşkın ve yarası...

    Yüreğim çarpardı

    Ben çarpardım yüreğimi
    çıkmaz ve ara sokaklara

    Denizlerin tuzuna
    gurbetlerin hüznüne
    hüzünlerin sılasına...

    Gözlerin,gözlerindi melhem
    ..........
    ..........



    REFIK DURBAS