Edgar Allan Poe Şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve eny tarafından 30 Ocak 2007 başlatılmıştır.

    30 Ocak 2007
    Konu Sahibi : eny
  1. eny

    eny Guest

    Düş İçinde Bir Düş


    Bir öpücük kondurayım alnına

    Ayrılırken seninle şu anda

    Açıklıyorum işte sana

    Haklıydın, evet, günlerim bir düşten

    Başka bir şey değildi gerçekten

    Ancak umut çekip de gitmişse

    Bir günde veya bir gecede

    Bir düşte, hiçbir şeyde ya da

    Umut nedir ki gidenler arasında

    Tüm gördüğümüz, göründüğümüz

    Yalnızca düş içinde bir düş



    Dalgaların dövdüğü bir kıyının

    Uğultuları arasında duruyorum

    Avuçlarımın içinde altın

    Gibi kum taneleri tutuyorum

    Ne kadar azlar, kayıyorlar nasıl da

    Parmaklarımın arasında uçuruma

    Gözyaşlarım dökülürken usulca

    Daha bir sıksam avucumu, Tanrım!

    Onları elimde tutamaz mıyım?

    Acımasız dalgaların elinden

    Birini olsun kurtaramaz mıyım?

    Göründüğümüz veya gördüğümüz her şey

    Düş içinde bir düş değil de ne?

    Edgar Allan Poe
     
  2. 24 Nisan 2007
    Konu Sahibi : eny
  3. canavar

    canavar Yılmak yok. Yola devam... Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    3.271
    Beğenildi:
    109
    Ödül Puanları:
    353
    Annabel Lee



    Seneler,seneler evveldi;

    Bir deniz ülkesinde

    Yaşayan bir kız vardı,bileceksiniz

    İsmi Annabel Lee;

    Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten

    Sevmekden başka beni.



    O çocuk ben çocuk,memleketimiz

    O deniz ülkesiydi,

    Sevdalı değil karasevdalıydık

    Ben ve Annabel Lee;

    Göklerde uçan melekler bile

    Kıskanırdı bizi.



    Bir gün işte bu yüzden göze geldi,

    O deniz ülkesinde,

    Üşüdü rüzgarından bir bulutun

    Güzelim Annabel Lee;

    Götürdüler el üstünde

    Koyup gittiler beni,

    Mezarı ordadır şimdi,

    O deniz ülkesinde.



    Biz daha bahtiyardık meleklerden

    Onlar kıskandı bizi,_

    Evet!_bu yüzden (şahidimdir herkes

    Ve o deniz ülkesi)

    Bir gece bulutun rüzgarından

    Üşüdü gitti Annabel Lee.



    Sevdadan yana ,kim olursa olsun,

    Yaşça başca ileri

    Geçemezlerdi bizi;

    Ne yedi kat gökdeki melekler,

    Ne deniz dibi cinleri,

    Hiçbiri ayıramaz beni senden

    Güzelim Annabel Lee.



    Ay gelip ışır hayalin eşirir

    Güzelim Annabel Lee;

    Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar

    Güzelim Annabel Lee;

    Orda gecelerim,uzanır beklerim

    Sevgilim,sevgilim,hayatım,gelinim

    O azgın sahildeki,

    Yattığın yerde seni .



    (Çev.:Melih Cevdet Anday)







    Düş Ülkesi



    Kötülük meleklerini konuk eden

    Karanlık ve ıpıssız bir yoldan

    Kara tahtından, GECE adlı Hayalin

    Yönettiği bu topraklara yeni geldim

    Dünyanın öteki ucundan geldim

    Karanlık bir ülkesinden kuzeyin

    -Uzamın, Zamanın dışında görkemle

    Uzanan yabanıl ve gizemli bir ülke-



    Dipsiz vadiler ve engin denizler,

    Uçurumlar, Titan ormanları, inler

    Ve o ormanlarda, çiyin altında

    Ne olduğu bilinmeyen nice şey daha

    Her an yıkılacakmış gibi dağlar

    Kıyısız denizlere doğru yatmışlar

    Denizde dalga yerinde duramıyor

    Ateşten göğe yükselmek istiyor

    Taşıyor hep, taşıyor gölün suları

    Gölün sessiz suları -sessiz ve ölü

    Gölün durgun suları -durgun, üşümüş

    Üzerine zambakların karı düşmüş



    Böylece taşar hep gölün suları

    Gölün sessiz suları, ölü suları

    Gölün üzgün suları, üzgün, üşümüş

    Çünkü zambakların karları düşmüş

    Böylece ırmağın yanında dağlar

    Uğuldar, sabah akşam uğuldar

    Kurbağalar, semenderlerle dolu

    Bataklıklar ve griye çalan koru

    Cinlerin perilerin yaşadığı

    Kasvetli gölcükler, su yatakları

    Her noktası ayrı ayrı kötü olan

    Her köşesinden hüzünler saçan

    Burada, dehşet içinde yolcular



    Geçmişin anılarıyla karşılaşırlar

    Kefenler içinde ürkek gölgeler

    İç çekerek yanınızdan geçerler

    Eski dostlardır bunlar, yeryüzüne

    Acı çekmeye gönderilen -ve göğe



    Huzurlu, rahat bir yerdir burası

    Herşeyden büyükse kişinin acısı

    Gölgede yürüyen ruhlar için

    Eldorado'dur, ah neden olmasın?

    Fakat buradan gelip geçenler

    Ona dikkatle bakmayabilirler

    O da sırlarını açmaz böylece

    Bakmayı bilmeyen kapalı göze

    Böyle buyurmuştur kralın yasası

    Yasaktır kapalı gözleri açması

    Kederli ruhlar görür yalnızca

    Karanlık camların ardından o da.



    Kötülük meleklerini konuk eden

    Karanlık ve ıpıssız bir yoldan

    Kara tahtından, GECE adlı hayalin

    Yönettiği topraklardan evime geldim

    Dünyanın öteki ucundan geldim

    Bu karanlık ülkesinden kuzeyin







    Şarkı



    Gelin olduğun gün gördüm seni

    Yüzünde alevden bir pembe

    Oysa mutluluk sarmıştı çevreni,

    Bütün dünya bütün aşklar önünde



    Ve gözlerindeki yakıcı ışık

    (Artık o şey her ne idiyse)

    Sancılı gözlerimin güzellik adına

    Görebileceği herşeydi yeryüzünde



    O pembelik belki kızlık utancındı

    Yani geçip gidebilir zamanla

    Ama coşkulu bir ateş yarattı

    Yazık! evlendiğin adamın bağrında



    Gelin olduğun gün kim gördü seni

    Yüzüne inerken o derin pembe

    Oysa mutluluk sarmıştı çevreni,

    Bütün dünya bütün aşklar önünde





    Düş İçinde Bir Düş



    Bir öpücük kondurayım alnına

    Ayrılırken seninle şu anda

    Açıklıyorum işte sana

    Haklıydın, evet, günlerim bir düşten

    Başka bir şey değildi gerçekten

    Ancak umut çekip de gitmişse

    Bir günde veya bir gecede

    Bir düşte, hiçbir şeyde ya da

    Umut nedir ki gidenler arasında

    Tüm gördüğümüz, göründüğümüz

    Yalnızca düş içinde bir düş



    Dalgaların dövdüğü bir kıyının

    Uğultuları arasında duruyorum

    Avuçlarımın içinde altın

    Gibi kum taneleri tutuyorum

    Ne kadar azlar, kayıyorlar nasıl da

    Parmaklarımın arasında uçuruma

    Gözyaşlarım dökülürken usulca

    Daha bir sıksam avucumu, Tanrım!

    Onları elimde tutamaz mıyım?

    Acımasız dalgaların elinden

    Birini olsun kurtaramaz mıyım?

    Göründüğümüz veya gördüğümüz her şey

    Düş içinde bir düş değil de ne?



    (Çev.:Tozan Alkan)
     
  4. 7 Aralık 2008
    Konu Sahibi : eny
  5. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.949
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238

    Liman Kırıntıları


    Bahamalı martılar beni çağırdı
    bir ikinci bahar gecesi.
    Yalan söyledim
    yırtık blucinli tayfalara
    Seni sevmediğimi söyledim.
    Oysa rıhtımlar
    en şarkılı dalgalarla yıkanıyordu
    Midye kabuklarında sakladım gözyaşlarımı;
    Hastaydım
    kırık kötümser bir öksürük yapışmıştı boğazıma
    Seni unutmak gerekiyordu...

    Bahamalı martılar beni çağırdı
    bir ikinci bahar gecesi.
    İskele fenerlerinin altında oturup
    seni bekledim sevgilim
    Ellerim ıslaktı, gözlerim ıslaktı.
    Gelip caydırabilirdin beni gitmekten
    Oturup sigara içer, anlaşabilirdik...
    Sana tapacağım yalan değildi
    benim olursan
    Seni seviyordum, seni istiyordum...
    Bahamalı martılar beni çağırdı
    bir ikinci bahar gecesi.
    Filler gibi içtim liman meyhanelerinde;
    seni unutmak için içtim...
    Senin sokağında geceler yıldızsızdı
    senin sokağında gece yağmur yağıyordu
    Ben zayıftım, çabuk ıslanıyordum
    Bana sevmek yaramıyordu,
    ben sevilemiyordum...
    Bahamalı martılar beni çağırdı
    bir ikinci bahar gecesi.
    Sana bırakacağım bu kentin
    üç semtinde üç damla gözyaşı döktüm
    Birincisi seni ilk gördüğüm yerdi
    ikincisi seni ilk öptüğüm yerdi
    Üçüncüsü... söylemeye dilim varmıyor,
    üçüncüsü bana git dediğin yerdi
    İşte bu mısraları orda karalıyorum;
    işte demir aldı şilebimiz
    Gidiyor, gidiyor, gidiyorum...

    Edgar Allan Poe
     
  6. 6 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : eny
  7. Ligeia

    Ligeia e.a.p. lover Üye

    Katılım:
    6 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    7
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    KUZGUN

    Ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkin
    O acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan,
    Neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden,
    Çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan;
    "Bir ziyaretçidir" dedim, "oda kapısını çalan,
    Başka kim gelir bu zaman?"

    Ah, hatırlıyorum şimdi, bir Aralık gecesiydi,
    Örüyordu döşemeye hayalini kül ve duman,
    Işısın istedim şafak çaresini arayarak
    Bana kalan o acının kaybolup gitmiş Lenore'dan,
    Meleklerin çağırdığı eşsiz, sevgili Lenore'dan,
    Adı artık anılmayan.

    ıpekli, kararsız, hazin hışırtısı mor perdenin
    Korkulara saldı beni, daha önce duyulmayan;
    Yatışsın diye yüreğim ayağa kalkarak dedim:
    "Bir ziyaretçidir mutlak usulca kapıyı çalan,
    Gecikmiş bir ziyaretçi usulca kapıyı çalan;
    Başka kim olur bu zaman?"

    Kan geldi yüzüme birden daha fazla çekinmeden
    "Özür diliyorum" dedim, "kimseniz, Bay ya da Bayan
    Dalmış, rüyadaydım sanki öyle yavaş vurdunuz ki,
    Öyle yavaş çaldınız ki kalıverdim anlamadan."
    Yalnız karanlığı gördüm uzanıp da anlamadan
    Kapıyı açtığım zaman.

    Gözlerimi karanlığa dikip başladım bakmaya,
    Şaşkınlık ve korku yüklü rüyalar geçti aklımdan;
    Sessizlik durgundu ama kıpırtı yoktu havada,
    Fısıltıyla bir kelime, "Lenore" geldi uzaklardan,
    Sonra yankıdı fısıltım, geri döndü uzaklardan;
    Yalnız bu sözdü duyulan.

    Duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden,
    ıçimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman.
    ırkilip dedim: "Muhakkak pancurda* bir şey olacak;
    Gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı vuran;
    Yatışsın da şu yüreğim anlayayım nedir vuran;
    Başkası değil rüzgârdan..."

    Çırpınarak girdi birden o eski kutsal günlerden
    Bugüne kalmış bir Kuzgun pancuru* açtığım zaman.
    Bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle
    Süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan,
    Kondu Pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan,
    Kaldı orda oynamadan.

    Gururlu, sert havasına karakuşun alışınca
    Hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
    "Gerçi yolunmuş sorgucun" dedim, "ama korkmuyorsun
    Gelmekten, kocamış Kuzgun, Gecelerin kıyısından;
    Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm kıyısından?"
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    Sözümü anlamasına bu kuşun şaşırdım ama
    Hiçbir şey çıkaramadım bana verdiği cevaptan,
    ılgisiz bir cevap sanki; şunu kabul etmeli ki
    Kapısında böyle bir kuş kolay kolay görmez insan,
    Böyle heykelin üstünde kolay kolay görmez insan;
    Adı "Hiçbir zaman" olan.

    Durgun büstte otururken içini dökmüştü birden
    O kelimeleri değil, abanoz kanatlı hayvan.
    Sözü bu kadarla kaldı, yerinden kıpırdamadı,
    Sustu, sonra ben konuştum: "Dostlarım kaçtı yanımdan
    Umutlarım gibi yarın sen de kaçarsın yanımdan."
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    Birdenbire irkilip de o bozulan sessizlikte
    "Anlaşılıyor ki" dedim, "bu sözler aklında kalan;
    ınsaf bilmez felâketin kovaladığı sahibin
    Sana bunları bırakmış, tekrarlıyorsun durmadan.
    Umutlarına yakılmış bir ağıt gibi durmadan:
    Hiç -ama hiç- hiçbir zaman."

    Çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün;
    Bir koltuk çektim kapıya, karşımdaydı artık hayvan,
    Sonra gömüldüm mindere, sonra daldım hayallere,
    Sonra Kuzgun'u düşündüm, geçmiş yüzyıllardan kalan
    Ne demek istediğini böyle kulağımda kalan.
    Çatlak çatlak: "Hiçbir zaman."

    Oturup düşündüm öyle, söylemeden, tek söz bile
    Ateşli gözleri şimdi göğsümün içini yakan
    Durup o Kuzgun'a baktım, mindere gömüldü başım,
    Kadife kaplı mindere, üzerine ışık vuran,
    Elleri Lenore'un artık mor mindere, ışık vuran,
    Değmeyecek hiçbir zaman!

    Sanki ağırlaştı hava, çınlayan adımlarıyla
    Melek geçti, ellerinde görünmeyen bir buhurdan.
    "Aptal," dedim, "dön hayata; Tanrın sana acımış da
    Meleklerini yollamış kurtul diye o anıdan;
    ıç bu iksiri de unut, kurtul artık o anıdan."
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    "Geldin bir kere nasılsa, cehennemlerden mi yoksa?
    Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
    Bu çorak ülkede teksin, yine de çıkıyor sesin,
    Korkuların hortladığı evimde, n'olur anlatsan
    Acılarımın ilâcı oralarda mı, anlatsan..."
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    "Şu yukarda dönen gökle Tanrı'yı seversen söyle;
    Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
    Azalt biraz kederimi, söyle ruhum cennette mi
    Buluşacak o Lenore'la, adı meleklerce konan,
    O sevgili, eşsiz kızla, adı meleklerce konan?"
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    Kalkıp haykırdım: "Getirsin ayrılışı bu sözlerin!
    Rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!
    Hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın!
    Dağıtma yalnızlığımı! Bırak beni, git kapımdan!
    Yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!"
    Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

    Oda kapımın üstünde, Pallas'ın solgun büstünde
    Oturmakta, oturmakta Kuzgun hiç kıpırdamadan;
    Hayal kuran bir iblisin gözleriyle derin derin
    Bakarken yansıyor koyu gölgesi o tahtalardan,
    O gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan
    Kalkmayacak - hiçbir zaman!