Edip Cansever

Konusu 'Yazarlar' forumundadır ve BenPia tarafından 15 Ağustos 2009 başlatılmıştır.

    15 Ağustos 2009
    Konu Sahibi : BenPia
  1. BenPia

    BenPia Queen Üye

    Katılım:
    8 Nisan 2008
    Mesajlar:
    4.898
    Beğenildi:
    14
    Ödül Puanları:
    106
    Ve odur ki büyüklük
    Şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse
    O zaman ölünce de şiirler yazar insan
    Ölünce de yazdıklarını okutur elbett"


    Şiirin ölüm ve zaman tanımayan sesinin geleceğe varışını; böyle anlatıyor "Gül Kokuyorsun" adlı şiirinde Edip Cansever. Şairin: elden ele dolaşan "Yerçekimli Karanfil"ini, "Umutsuzlar Parkı"nda gezdirdiği sıkıntısını, yollarda rastladığımız Ruhi Bey'ini, "Yakup"unu ve "eve dönüşlerimizde üstüne acılarımızı-özlem ve sevinçlerimizi koyduğumuz "Masa"sını yıllar öncesinden tanıyordum. Adam Yayınları'nın iki cilt halinde özenle hazırladığı Toplu Şiirleri'ni yeniden okuduğumda; ellisekiz yılının içine sığmayacak kadar çok imge ve dizeleriyle karşılaştım!.


    "Dokunsam okşasam eski eski şeyleri
    Arduvazdan bir damı, revaklı ahşap evleri
    Sabahsa, bir uzun boyunlu haziransa kent
    Kent bir uzun boyunlu haziransa
    Aşklar da kayıpdaysa ne yer ne içer şimdi .. "


    Şaşırtıcı şiir adlarıyla şiire başlayıp ilk dizeden itibaren, sıradan söylemleriymiş gibi şiir ağının içine çeker kişiyi. Sayfalar dolusu, bölüntüsüz -uzun dizelerle süren şiirlerinin büyüsü; renkler, kokular, görüntü ve ilginç kimliklerle nehir gibi sürükleyip götürür.

    İlk şiirlerinden itibaren "bakma" eyleminin şiirde önemli yer edindiğine tanık oluyoruz. Nesneler, nesnelerin kokusu, duruşu, biçimi insana dair söyleyeceklerine dekor hazırlıyor. R. Tomris Uyar, “Edip Cansever, doğanın içinde insanı birim olarak almak eğiliminde, eşyaya can katsa bile insanı eşyalaştırmaya yanaştırmıyor pek. Eşya, doğanın içinde ve insanın karşısındaki yerini alırken birtakım özellikler yükleniyor ...”diyor 1966'da Papirüs dergisinde yazdığı yazısında.


    "Belki de bir bilinci yoğunlaştırıyorum böylece
    Doğarak acılarıma her an yeniden
    Ve kendini kanatan bir bıçak gibi işte."


    Şairin kendini bir bıçak gibi kanatışı çocukluk yıllarından başlar. Özgeçmişinden söz ederken; İkinci Dünya Savaşı yıllarında Fatih'te oturdukları günlerde kapıcıları İsmail Efendi'yi anlatır. Kapıcılığın yanı sıra dondurmacılık da yapan İsmail Efendi'dir "Beyaz" ı Cansever'e öğreten. "Arabası bembeyazdı. Kırmızılar, morlar bile bembeyazdı." der. Dondurma arabasının görüntüsü ve dondurmacının birey olarak sıkıntıları, istekleri şairin ta o günlerde ilgisini çekmeye başlamıştır. Fatih'teki Millet Kütüphanesi'ne giderek sanat dergileri alır, notlar çıkartır. Istanbul Erkek Lisesi'ne gittiği yıllarda da Yunan, Latin ve Rus klasiklerine merak sarar. Marquez, Sait Faik, Çehov ve Dostovevski onun başucu yazarlarıdır.


    1947'de "Ne yazık ki “Bu gün bile yakamı bırakmayan bir kitap" dediği "İkindi Üstü"nü yayımlatır. "Edebiyat Dünyası" dergisinin kendisi için dönüm noktası olduğunu söyleyen şair; Asmalımescit'teki Elit kahvesine çekinerek gidişinden, Sait Faik, Oktay Akbal ve Salâh Birsel'le sohbetlerinden söz eder. Özellikle Salâh Birsel’le şiirle başlayan dostluk onun için önemlidir. "Masa da Masaymış Ha" şiirinin yayımlanmasından sonra bu şiirden bıktığını Ahmet Muhip Dıranas'a anlatırken, Dıranas da ona "Ben de Fahriye Abla'dan bıktım, ne yapalım, her şairin bıraktığı bir şiiri vardır" der. Bu yıllar şairin "Yeditepe" yıllarıdır. (Bak kay: 2)


    "Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
    Oysa ki seninle güzel olmak var
    Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
    Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
    Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor."


    1957'ye kadar yazdıklarını "Yerçekimli Karanfil" adlı kitabında toplayan Edip Cansever II. Yeni’yle ilgili şöyle diyor: "Şiiri bir akım olarak görmek, birlikte çıkış alışkanlığı sanmak kolaylığından vazgeçemeyenler şairleri adlandırmakta gecikmiyorlar…" ( II. Yeni… Kaynak:2 )

    Mustafa Öneş Cansever’in şiirlerini üç bölüme ayırır: Birinci bölümde yer yer halk şiiri söyleyişine yaklaştığını, “Garip” şiiri etkisinde, üstten, alaycı,, bilimsel temelden yoksun şiirler yazdığını, bir yandan da II. Yeni’nin başarılı örneklerini oluşturduğunu yazar..

    II. bölüm şairin II. Yeni dönemidir. Bu dönemde soyutlamalar, toplum eleştirileri ve insan görüntüleri sıkça göze çarpar….

    Son şiirlerinde de: "Kendisi üzerine oluşturduğu bir yaşam tragedyasının yılları içeren bölümleri" gibi olduğunu belirtir. (K.: 3)

    "Tragedyalar" Edip Cansever'in en ilginç çalışmalarından biri olduğu kadar, üzerinde en çok konuşulan ve eleştirilen ürünlerinden biri olmuştur. (Rauf Mutluay) "Yeni Ufuklar" dergisinde bu kitap hakkındaki görüşünü belirtirken: Şairin en çok bağlaçları, ulaçları kullandığını, fiillerden kaçındığını, isim fiil sözcüklerden yararlandığını, bunun nedeninin ise; özne karışıklığı, zaman belirsizliğinin olduğunu yazar. "Ozanlığına hayran oluyorum, şiirine değil" der. (K.: 4)
     
  2. 15 Ağustos 2009
    Konu Sahibi : BenPia
  3. BenPia

    BenPia Queen Üye

    Katılım:
    8 Nisan 2008
    Mesajlar:
    4.898
    Beğenildi:
    14
    Ödül Puanları:
    106
    YERÇEKİMLİ KARANFİL


    Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
    Oysaki seninle güzel olmak var
    Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
    Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
    Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

    Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
    Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
    O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
    Derken karanfil elden ele.

    Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
    Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
    Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
    Birleşiyoruz sessizce.
     
  4. 15 Ağustos 2009
    Konu Sahibi : BenPia
  5. BenPia

    BenPia Queen Üye

    Katılım:
    8 Nisan 2008
    Mesajlar:
    4.898
    Beğenildi:
    14
    Ödül Puanları:
    106
    SENİ GÜNLERE BÖLDÜM

    Seni günlere böldüm, seni aylara
    Daha yıllara, yüzyıllara böleceğim
    Ve her zaman söyleyeceğim ki beni anla
    Böyle eskitilmiş de olsa bu kalbi
    Minesi çatlamış bir diş gibi durduracağım karşında.

    Şiirler söylenir, şiirler biter
    Biz bu sevdayı neresine sakladıktı sen ona bak da
    Kahverengi avuçlarına mı gözlerinin
    Tam oradan mı kahverengi yağan bir aydınlığa.

    Bütün günler yenileşir her bekleyişte
    Ve bütün dünler, bütün geçmişler
    Kapını açarsın ki bir de, hiç kimseler yok
    Çaresiz, benim sana gelişim de hep böyle.

    Dün akşama doğru turuncu bir bulut geçti
    Sonra bütün bulutlar hep birden geçti
    Anılar, anılar, belki hepsi bir kelime.
     
  6. 24 Ağustos 2009
    Konu Sahibi : BenPia
  7. BenPia

    BenPia Queen Üye

    Katılım:
    8 Nisan 2008
    Mesajlar:
    4.898
    Beğenildi:
    14
    Ödül Puanları:
    106
    Sana her zaman söylüyorum senin yüzünde gülmek var
    Bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa
    Bir çiçek geliyorsun yer altı çevresinden
    Bir kartal gidiyorsun çıplağın ayaklarla
    Şimdi bir pembeyi kovuşturuyor
    Omzundan yukarıya üç polis
    Deli ediyor onları saçlarında
    Bir karanfil çok
    Bir karanfil azala azala.

    En saklı yerlerinden en güzelliğin çıkıyor
    Ansızın doğan hayvanlar gibi güzel
    Bakınca bir şiir canlıyorum dünyaya
    Yapılan bir şeydir şiir, yuvarlak, kırmızı, geniş
    En genişi en kırmızısı o ezilmişler katında
    Şimdi bir gizliyi kovuşturuyor
    Gözlerinden içeriye üç polis
    Deli ediyor onları mısralarımda
    Bir karanfil az
    Bir karanfil çoğala çoğala.

    Bilmem mi ellerin vardır, umuttan yuvarlar çizerler
    Bakılan bir şeydir el, boşluğu dengede tutan
    Bir uzantıdır işte umutla insan arası
    Bir yönüdür ne belli, görmekle anlaşılan
    Geceden gün yapılan o sevişme yakınlığında
    Şimdi bir sevdayı izliyor
    Uluslararası üç polis
    Deli ediyor onları sonsuzda
    Çok isimli bir çay
    Çok yuvarlak bir masa.

    Sanki bir tarih içindeyiz, günaydın minyatürler!
    Üç köle uzanık bir dünyayı imzalayaraktan
    Ansızın dört köşe, ansızın ehram
    En duymalı yerlerinde bir sessizlik
    Güneşin çok parladığı bir arka
    Başları dünyadan dışarıya sarkıyor
    Bozgunda çiçekler örneği duyulmaz bağırtılarla
    Şimdi bir tarih sürdürüyor
    Şimdi bir tarih sürdürüyor
    Yüzünün gizlerinde üç polis
    Deli ediyor onları Mısır'da
    Bir insan az
    Bir insan inana inana.
    Duymakla atların çıngıraklarından duyduğunu
    Bir ateş yakımını dağda
    En korkulu çağ bu, onu altımızdaki şehirlerden çıkarıyoruz
    Küflü ev süsleri, geyik durmalı bir hayvan
    Bizi bakmaya zorluyorlar ayrıca
    Şimdi bir aydınlığı durduruyor
    Beyazlar giyinmiş üç polis
    Deli ediyor onları boşlukta
    Bir pencere az
    Bir pencere kaybola kaybola.
     
  8. 24 Ocak 2010
    Konu Sahibi : BenPia
  9. BenPia

    BenPia Queen Üye

    Katılım:
    8 Nisan 2008
    Mesajlar:
    4.898
    Beğenildi:
    14
    Ödül Puanları:
    106
    I
    Evlerin saat beş olma hali
    Ben yorgunum anlamaktan
    Bir duvar, bir tebeşir gibi yazmaktan yazılmaktan.

    Ve akşam
    Alanların caddelerin bana biraz fazla geldiği
    Üstümü başımı bilmediğim bir akşam
    Ne yapsam
    Alkollere gitsem. Giderim alkollere bir mektup gibi
    Alkollerden gelirim bir mektup gibi
    Bellidir sırtımdaki kan lekesinden ve puldan.

    Yağar ki sokaklarda bir uzun yağmur
    Islanırım ıslanırım anlamam
    Sanki nedir bir yağmurun güzel olması
    Sahi bir yağmurun güzel olması
    Yağarken kendine severek bakmasından.

    II

    Duran ben değilim ki ayakta
    Gövdemden daha büyük ve akşama doğru
    Görünmekte olan bir sıkıntı var
    Dönüp arkama bakamam.

    Su gürültüleri! ey benim güneşimi ikiye bölen hızarlar!
    Ben işte günün birinde belli olurum
    İki olmam, bir olurum günün birinde
    Hızarlar! bir olurum, tarih de düşerim
    Cep defterime bir şeyler de yazarım
    Bir gün bir akşama doğru bulunurum da
    Bir kapıdan uzanmış binlerce boyun tarafından
    Hızarlar! neden olmasın, elbette sorulurum.

    Ey benim güneşimi ikiye bölen hızarlar!



    III

    Çimen kokusundan hızlı
    Bir sıyrık gibi bitiveren elde ayakta
    Nedir bu benim yalnızlığım?

    Neyiz ki bu karanlık kar yağışında
    Ey ipini kendi gerip ufka bakanlar
    Ölüler, diriler, daha doğmamışlar
    Toplanıp birdenbire hep aynı yaşta
    Ve nedir bu benim yalnızlığım?

    Ve içimde gezerim ucu sivri bir bıçakla
    Söylesem size söylerim ey ipini kendi gerenler
    Kedere kederle, ağrıya ağrıyla karşı çıkarım.

    Masam ki şuracıkta solgun bir köy akşamı
    Bir uzun yoksul, bir başka yoksul
    Düşer ellerim bir çağın artıklarına
    Çatalımda kemikler, ölü gözleri
    Ve iniltiler, çığlıklar
    Benden bir şey sorulamaz gibiyim. Biri gelsin şu tabağımı kaldırsın
    Çatalımı da
    İğrenmenin, tiksinmenin en eskisiyim
    İki eşya arasında bir hiçlik
    Ne iskemle, ne masa, tam orda tökezlenirim.

    Bir haziran, bir temmuz nasıl olsa gelir de
    Sorsanız size söylerim ey ipini kendi gerenler
    Ben döğüşken olanlara açılmış bir mendilim.
     
  10. 18 Nisan 2010
    Konu Sahibi : BenPia
  11. BenPia

    BenPia Queen Üye

    Katılım:
    8 Nisan 2008
    Mesajlar:
    4.898
    Beğenildi:
    14
    Ödül Puanları:
    106
    Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
    Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
    Bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
    Ve yarışırsa ancak Monet'nin
    Kadınlarına yaraşan giysilerinle
    Gördüm de
    Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

    Öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
    Bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
    Bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
    Öyle kısaydı ki adımların
    Şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
    Ölçülür ve denk düşerdi ancak
    Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

    Yok bir yanıtın "nereye" diyenlere
    Bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
    Ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
    O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
    Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
    Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
    Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
    YAŞ DEĞİŞTİRME TÖRENİNE YETİŞEN ÖYLE BİR ŞİİR


    Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
    Hani Etiler'den Hisar'a insek bile
    Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
    Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
    Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

    Mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar
    Mutfağın mutfak olalı böyle
    Bir adın vardı senin, Tomris Uyar'dı
    Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene
    Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
    Oysa güneş pek batmadı senin evinde
    Söyle
    Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.
     
  12. 8 Mayıs 2010
    Konu Sahibi : BenPia
  13. BenPia

    BenPia Queen Üye

    Katılım:
    8 Nisan 2008
    Mesajlar:
    4.898
    Beğenildi:
    14
    Ödül Puanları:
    106
    ve hemen gidemedim
    ve artık gidemedim
    ve sonra hiç gidemedim
    Kurtuluş'ta, son durakta bir tramvay ölüsü
    sanki ben
    öylece kalakaldım

    hepimiz kalakaldık
    elimizde tetiği çekilmeyen
    namlusu yönsüz bir tabanca gibi