Eğitim ve Şiddet

Konusu 'Davranış Bozuklukları' forumundadır ve kavakyeli00 tarafından 28 Mart 2008 başlatılmıştır.

    28 Mart 2008
    Konu Sahibi : kavakyeli00
  1. kavakyeli00

    kavakyeli00 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    15 Şubat 2008
    Mesajlar:
    139
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    EĞİTİM VE ŞİDDET
    Şiddet olgusu son günlerde hem medyayı hemde toplumsal sorumluluklarımızı yerine getirme açısından bizleri meşgul eden bir konu haline geldi. Belki de ilk zamanlarda sadece çevreyi tehdit etme boyutunda olan şiddet eyleminin son dönemlerde değişien yüzü artık hem anne-babaları hem eğitimcileri hem de toplumun genelini kaygılandıracak bir boyuta ulaştı. Önceleri sadece okul dışında yaşanabilecek birçok olay artık okul sınırları içine girdi. Öğrenciler arasında ölüm ve ciddi yaralanmalarla biten kavgalar, öğrencilerin üzerlerinde taşıdıkları yaralayıcı, kesici aletler ve öğrenci çetelerinin varlığı akıllara “okullarda neler oluyor?” sorusunu getirmeye başladı.

    Şiddetin olaylarının kaynağı olarak gösterilen saldırganlık davranışı insanının doğasında var olsada bir çok araştırma bunun ne şekilde dışarı vurulacağının sonradan öğrendilidğini göstermektedir. Buda sergilenen bütün davranışların aslında çocuğun ailesi, çevresi, arkadaşları ve medya tarafından kazanıldığını göstermektedir. Ki bunda medya da oyanayan film ve dizilerin, gazetelerde yer alan haberleri anlatım biçiminin etkisinin çok büyük olduğu kesinlikle söylenebilir. Bazı ciddi olayların medyada haber aracı olarak görülüp daha canlı, daha dramatize, daha ilgi çekici ve uzun süreli tekrarlanan konular biçiminde anlatılması yapılan en büyük yanlışlıklardandır belki. Ama bu suçun tamamen basın-yayın organlarında olduğu anlamına gelmemektedir. Bu aynı zamanda evde bu gibi yayınların izlenmesine izin veren aile fertlerininde suçudur.

    Eğitim-öğretim etkinliklerinin başarılı bir şekilde yapılabilmesi işte okulların bu şiddet davranışlarından uzak fiziksel ve psikolojik olarak güvenli olmasını gerektirmektedir. Çünkü okulda ki herhangi bir güvenlik kaygısı, zarar göreceği düşüncesi öğretmenin ve öğrencilerin performansını ciddi oranda düşürecektir.
    Yapılan bir araştırma da okullarda şiddeti yaşayan, şiddet içeren davranışlar sergileyen, zaman zaman şiddete maruz kalan, yaşanan pek çok şiddet olayına tanıklık eden öğrencilere “okullarda yaşanan şiddet olayları, nedenleri ve çözüm önerileri” bir anlet aracılığıyla soruluyor. Öğrencilerin %60’ı okullarda en çok kavga yaşandığını ifade etmiştir. Kavgaların nedeni olarak da büyük oranda kız-erkek arkadaşlığı gösterilmektedir. Araştırma eğitim ortamlarında görülen şiddetin diğer nedenleri arasında, gruplaşmalar, grup içerisinde kendini güçlü hissetme ve gruptakilere dediğini yaptırma, televizyon dizilerinden etkilenme, okullardaki disiplinsiz ortamlar (okul çıkışları, tuvaletler, koridorlar gibi), aile içi huzursuzluklar ve aile içi şiddeti göstermektedir.

    Tarihsel sürece bakıldığında ise şiddetin böylesine artması gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri sosyal etkinliklerin azlığına, spor ve spor müsabaklarındaki yetersizliklere, kültürel etkinliklerin ilgi çekici hale getirilmemesine, gençlere gösterilen ilgilin azlığına bağlanabilir. Gençlik döneminin belkide en önemli özelliği heyecan ve adrenalin tutkusudur. Gençler bunları aktarabilecekleri etkinlikler bulmadıkları sürece kendileri ve toplum için zararlı davranışlar sergileyebilir. Çünkü saldırganlığın kendisi dahi heyecan tutkusuyla beslenir.

    Günümüzün okullarındaki şiddetin artması, yarınımızın toplumu hakkında da işaretler vermektedir. Yarının şiddetten uzak bir toplum olması için okulların farklı bireylerin bir arada barış içinde yaşamayı öğreten kurumlar olması gerekmektedir. Öğrenciler arasında çatışmaların uzlaşmaya dönüştürülebilmesi, bireyler arasındaki farklılıkların çatışma değil, toplumsal zenginlik kaynağı haline getirilmesi hedeflenmelidir. Bu hedef, başta aile, okul, toplum ve siyaset tarafından belirlenecek ortak vizyon ve misyonlarla gerçekleştirilebilecek bir idealdir. Bu ideale her okula bir polis göndererek, okulları güvenlik teknolojilerinin temel müşterileri haline getirilerek, toplumlumu “gözetim toplumu” haline dönüştürerek ulaşılamaz.

    Peki eğitim öğretim ortamlarında şiddetin ve şiddet içeren davranışların önlenmesi için neler yapılmalıdır? Öncelikle kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapılarak uygulanmaya konmalıdır. Bununla birlikte uygulanmayan planlar “ölü metinler” haline de gelmektedir. Şiddet önleme çalışmaları, eğitim politikasından ayrı olarak ele alınamaz.

    Kısa vadede yapılacak çalışmalar arasında öğrenci, öğretmen, idareci ve velilerin bilgilendirilmesi; şiddet mağduru olamamak için nelerin yapılabileceğinin öğretilmesidir. Velilere, öğrencilere, öğretmen ve yöneticilere yönelik hizmet içi eğitim programları vakit geçirilmeden başlatılmalıdır.

    Okul yöneticileri, öğretmenler ve veliler sürekli çalışacakları bir mekanizma kurmalı, sorunlar, çözüm önerileri ve sorumlu kişi ve kuruluşları belirlemeli; onları bilgilendirmelidir. Okullara giriş çıkışlar kontrol altına alınmalı. Öğrenci kimlik kartı uygulamasıyla okula öğrenciler dışındaki insanların kortrollü girişlerinin sağlanması. Öğrencilerin yaşamlarına dair amaçlar belirlemeleri ve bu amaçlarına ulaşmaları konusunda okul ve aile çevreleri tarafından desteklenmelidirler. Okul-aile, aile-öğretmen, öğrenci-öğretmen işbirliği artırılmalı.

    Fiziksel önlemler sosyal önlemlerle desteklenmediği sürece okulda şiddet devam eder. Bu yüzden okul yönetimi tarafından olduğu kadar yerel yönetimler tarafından da gerek eğitim-öğretim sürecindeki gençler için gerekse bu çağa henüz gelmemiş çocuklar için çeişitli sosyal beceri alışkanlıklalarını kazanabilecekleri uygun sosyal etkinlikler hazırlanmalıdır. Öyleki bunlar yerel etkinlikler olarak başlayıp ulusal yarışmalara kadar uzanabilmelidir.

    Ülkemizde farklı yerlerdeki farklı okullarda farklı şiddet türleri uygulanmaktadır. Öğrencilerin, öğretmenlerin şiddet algılamaları ve tepkileri aynı değildir. Bir öğrenciye kötü isim takma, çok derin izler bırakabilirken; aynı şiddet türü başka bir öğrencide çok fazla bir etki bırakmayabilir. Örneğin, ailesinde sürekli şiddet olaylarına tanıklık eden bir öğrencinin şiddet uygulaması veya şiddete maruz kalması kendisi için sıradan bir durum olabilir. Başka bir öğrenciye yapılan sözlü veya fiziksel bir saldırının izi, öğrencinin yaşamı boyunca devam edebilir. Bu nedenle şiddetin türleri, şekli, derecesi hakkında ayrım yapılmamalıdır. Şiddet, büyük, küçük, zararlı, zararsız diye kategorileştirilemez. Her türlü şiddet, kabul edilemez bir davranıştır.

    Artık çocuklarımıza ve sorunlarına ne kadar saihp çıktığımızı kendimize soralım. Toplum olarak belkide en büyük suçumuz geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin sorunlarını hep bir başkalarının çözmesini beklemek. Okullar suçu ailelerde ararken aileler okullarda arıyor. Belkide hiç birimiz kendi çocuğumuzun hatalarını kabul etmiyoruz. Hatalı davranışlarını hep arkadaşlarından öğrendiğini, komşu çocuğunun kendi evladımıza kötü örnek olduğun varsayıp susuyoruz.
    Artık susmayalım gelin kendi çocuklarımız için, yarınlarımız için işbirliği yapalım. “Şiddete HAYIR” diyelim...


    Alaaddin DEBGİCİ
    Psikolojik Danışman