Eğrisiyle,Doğrusuyla Evlilik

Konusu 'Aile, Evlilik ve Çocuklar' forumundadır ve vicdan tarafından 13 Mart 2007 başlatılmıştır.

    13 Mart 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  1. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    EVLENMEDEN ÖNCE

    Güzel düşlerle kurulan evlilik yaşamının, kişilik çatışmaları sonucu \"cehenneme\" dönüşebileceği gerçeğine bir kez daha dikkat çekildi. Evlilikte \"riskli kişilikler\" bulunduğuna dikkat çeken uzmanlar, \"evlenmeden önce partnerinizi iyi tanıyın\" uyarısında bulunuyor. Evlilikte bazı kişiliklerin sorunlara yol açabildiğine dikkat çeken uzmanlar, bu kişilik yapılarını ve özelliklerini şöyle sıralıyor:

    OBSESİFLER:
    Duygusal ve kısıtlıdırlar, kendilerini iyi ifade edemezler. Aşırı titizdirler. Bununla birlikte her şeyin programlı olmasını isterler. Çok dakiktirler ve herkesin de dakik, planlı ve düzenli olmasını isterler. Eşinin beş dakika dahi geç kalması büyük sorunlara yol açabilir.

    PASİF AGRESİFLER:
    Bunlar genelde her şeye \"evet\" diyen ama \"evet\" dediklerini yapmayan bir yapıya sahiptirler. Sevmedikleri, istemedikleri şeye dahi \"hayır\" diyemezler. Karşısındakini düş kırıklığına uğratıp kızdırırlar.

    SINIR KİŞİLİKLER:
    Bunlar duygusal anlamda çok dalgalıdırlar. Günü günlerine uymaz. Duygusal olarak daha çok çatışmanın içine çekilip karşısındakini daha çok çatışmaya iterler. Bu insanlarla evlilik çok zordur. Kendilerine ve başkalarına zarar verme duyguları ön plandadır. Duygusal olarak saldırgandırlar. Bağırıp çağırıp, arada bir tabak gibi eşyaları fırlatabilirler. Cinsel kimlik karmaşası yaşarlar.

    KAÇINAN KİŞİLİK:
    Sessiz ve çok pasiftirler. Gerektiği zaman olması gereken tartışmadan dahi kaçınırlar. Öyle olunca ilişkiyi çok sağlıklı bir şekilde sürdüremezler.

    BAĞIMLI KİŞİLİK:
    Bu kişilik yapısında olanların bireysellikleri yoktur. Bütün kararları karşısındakinin almasını beklerler. Bireyselliklerini ortaya koyamadıkları için kişiliksizmiş gibi duygu verirler ve karşısındakini sinirlendirebilirler.

    NARSİSTLER:
    Kendini beğenen ve isterik kişilik yapısına sahiptirler. Sürekli olarak dikkatin ve beğeninin kendinde olmasını isterler. Bu kişiler kendilerini her şeyden çok severler, sevilmeyi çok severler ve sevilme ihtiyaçları çok zor doyurulur. Bu nedenle de ilişkilerde hep sorun yaşarlar. Sevilme isteğini doyurmak çok zordur. Bu nedenle sık sık ilişki değişireterek ilk anı yakalamak isterle
     
  2. 13 Mart 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  3. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    GELECEKLE ilgili hayaller kurmaktan vazgeçin. Evlenmeden önce mutlaka bekarlığın tadını çıkarmalısınız. Yoksa bir gün, rüyadan uyanmışçasına, bekarlık günlerinizi mumla arayabilirsiniz.

    YALNIZ YAŞAYIN: Yalnız yaşamak müthiş zevkli bir şeydir. Yalnız yaşamak eve istediğiniz kişiyle beraber gelmek, kendi başınıza yaşamınızı idare etmek, ara sıra bozulan bir tuvaleti veya bir lavaboyu tamir etmeyi bilmektir ve bunlar hayatın tuzu biberidir. Unutmayın, gerçek olgunlaşma yalnız yaşamakla gerçekleşebilir.

    KAFANIZI NETLEŞTİRİN: Geçmişteki fobiniz ne olursa olsun, ondan kurtulmadan evlilik hayatına adım atmayın. Bazı olaylara karşı olan korkunuz, sizi iyi bir ilişkiden uzak tutar. Eski yaralarınızdan mutlaka kurtulmalı ve gönlünüzde yeni, bembeyaz bir sayfa açmalısınız.

    BORÇLARINIZI ÖDEYİN: Yaptığınız harcamalarda başkalarına güvenmekten vazgeçmelisiniz. Elinize ne zaman ekstra para geçerse, alışverişe koşmak yerine, borçlarınızı kapatmaya çalışın. Ciddi bir ilişki yaşıyorsanız, onun kredi kartı borcu olup olmadığını da öğrenmelisiniz.

    TATİLE ÇIKIN: Sevdiğiniz kızları toplayıp, internetten herkese uygun fiyatları bulun ve arabanıza atladığınız gibi, tatile çıkın. Bekar olmanın en muhteşem yanlarından biri kimsenin programına bağlı kalmadan, keyfiniz istediği zaman kaçamaklar yapabilmektir.

    ŞIMARIN: Kalıplardan vazgeçin artık. Bekarlık bir lükstür. Erkeğinizin sizi şımartmasını istediğiniz şekilde şımartın kendinizi. Kendinize çiçek alın, mum ışığında akşam yemeğinizi yiyin, güzellik salonuna gidin.

    YATIRIM YAPIN: Mobilya veya pahalı bir mücevher, ne olursa olsun, bir şey satın alın. Evliyken, parasal kararlar birlikte alınacağından, maddi özgürlüğünüzün tadını çıkartın.

    YEMEK YAPMAYI ÖĞRENİN: Bu, ilişkinizin ilk evresinde erkeğinizi mest edeceği gibi, daha sonra evinizde vereceğiniz partiler için de yararlı olacaktır. Hem de yemek pişirmek seksi ve zevklidir. Basit yemeklerle uğraşmayın. Başarılı bir et yemeği pişirmeyi ve değişik salatalar öğrenin.
     
  4. 13 Mart 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  5. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Hanımlar, erkekleri anlamak zordur... Evli erkeklerin ise kendilerine has şifreleri vardır ve onları çözmek için tecrübe şarttır. Bizden söylemesi...

    Evlendiğiniz erkeği zaman zaman anlayamadığınızı mı düşünüyorsunuz?

    \"Bunu yaparken ne düşünüyor\" diye merak mı ediyorsunuz? İşte size bazı ipuçları...

    Sizi sevdiğinin belirtileri: * Alışveriş merkezinde saatlerce torbalarınızı taşıması ve sesini çıkarmadan tüm alışverişe eşlik etmesi * Sıcaktan bayılırken, sırf siz üşüyorsunuz diye yatağa bir battaniye daha eklemesi * Diyetinizi bozup, bir porsiyon tatlı yemeniz için sizi cesaretlendirmesi * Karşılık beklemeden akşam bulaşığını yıkaması.

    Onu duygulandıran şeyler: * Düğün törenlerinde sizinle göz göze geldiği anlar * Uyurken kolunuzun göğsüne düşmesi * Filmde erkeğin kadına evlenme teklif ettiği sahne.

    Ne hediye ister?: * İçinde sizin en sevdiği fotoğrafınız olan bir çerçeve * İpekli kumaştan bir boxer * Futbolla ilgili herhangi bir şey * Liseden kalma eski moda koleksiyona renk getirebilecek yeni CD\'ler * Uzaktan kumandası olan herhangi bir elektrikli alet * Barbekü ile ilgili herhangi bir şey.

    Neler baştan çıkarır?: * Tişörtünüzü giymeden, çıplakken önce rujunuzu sürmeniz * Buzdolabının açık kapağı önünde dondurma yemeniz * Göğüslerinizi büyük gösteren o harika sutyeninizle ütü yapmanız * Ter içinde spor kıyafetlerinizle ona az önce koşu bandında kırdığınız rekoru anlatmanız * Vücudunuzu kremlemeniz * Tüm cumartesi onun büyük beden eski tişörtüyle dolaşmanız * Bikini bölgenizdeki tüyleri aldırmak için bu gece işten eve gelişinizin biraz gecikeceğini söylemeniz * Sıcaktan bayıldığınız bir anda saçlarınızı bir anda toplamanız * Parmak uçlarınız üzerinde bir boy aynası karşısında vücudunuzu incelemeniz. Kendinizi hafifçe okşamanız.

    Sizi ne zaman anlamaz?: * İki günlük bir tatil için neden yedi çift ayakkabıya ihtiyaç duyduğunuz * Sizi ağlatan kitaplar okumaktan neden hoşlandığınız * Postaneye giderken bile neden uzun süre saç yaptığınız * Tamirat işlerinde onun daha yetenekli olduğunda neden ısrar ettiğiniz * En sevdiği futbolcunun resminin aile fotoğraflarının yanında durmasına neden karşı olduğunuz.
     
  6. 13 Mart 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  7. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Evlilik öncesi yaşanan ilişkide çift hayatlarını istedikleri şekilde yaşama özgürlüğüne sahipken, evliliğin ardından bir takım uyulması gereken mecburiyetler ortaya çıkmaya başlar. Peki bu mecburiyetler nasıl ortaya çıkar?

    Her şeyden önce evlilik konusunda edindiğimiz tüm fikirler; çok küçük yaşlardan itibaren içinde bulunduğumuz aileden öğrendiklerimiz ile şekillenir. Örneğin; bir ailenin neler yapabileceği konusunda edindiğimiz her türlü alışkanlık kendi ailemizin ve çevremizde gördüğümüz ailelerin alışkanlıklarına benzerlik gösterir.

    Öğrendiğimiz her şeyi hayatın içinde gerçekçi bir şekilde yaşamaya başlayınca ve evlilik öncesindeki rahat ilişki belirli kalıpların içine girince işler karışabilir.

    Her şeyden önce evliliğin kendisi başlı başına bir takım mecburiyetlerden oluşur. Çiftlerin birbirlerine nasıl davranacağından tutun da, günlük hayatı nasıl yaşayacaklarına kadar hemen her şey farklı bir insanınki ile çakışınca farklı mecbutiyetlere uymak insanların zor anlar yaşamalarına yol açar. Oysa evlilik öncesinde yaşanan ilişki, bu açılardan son derece kolaydır. Herkesin hayatı kendisine aittir, herkes istediği gibi hayatı yaşar.

    Günlük hayatını, insan ilişkilerini ve yaşamının her yönünü kendisine göre düzenler; ancak evlenince tüm bunlar farklılaşır. Her şey iki insanın ve toplumun kabul ettiği sınırlar içerisinde diğer ailelerin yaptığı gibi gerçekleşmeye başlar. Dahası gerçekleşmek zorunda olması ve bunun mecburiyet derecesi ne yazık ki; çiftin aralarındaki aşk için fazla gelebilir. Hayat, birlikte yaşanması kolay bir şey değildir. Her insanın kendi içinde kendine ait bir varlık olduğunu unutmamak gerekir.

    Evliliğin ortaya çıkarttığı mecburiyetlerin iki kişiden hayatı tek kişiymiş gibi yaşamalarını istemesi çokta kolay bir şey değildir. Bunun kimi zaman ilişkiyi yıpratmasına engel olmak zordur.

    Herkesin bir kendine ait bir hayatı olduğunu unutmamak ve buna saygı duymak; evliliğin ortaya çıkarttığı bir takım mecburiyetlerin ilişkiye zarar vermesine engel olmak için uygulanabilecek en iyi yollardan biridir
     
  8. 13 Mart 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  9. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Araştırmacılar, sorunların değil, davranış biçimlerinin hayatı alt üst ettiğini söylüyor. Duygusal zeka işte bu dönemde devreye girerse, başınızın üstündeki kara bulutlar, pembeyle yer değiştirebilir. Çünkü duygusal zeka sayesinde birçok konuya, karşı tarafın gözünden bakabiliyor ve haksızlık olarak algıladığımız her şeyi derinlemesine görebiliyoruz. Kısacası sonu kötü bitecek bir evlilik, mutlu bir yuvaya dönüşüyor.

    Bütün evlilikler geleneksel anlamıyla \"Bir yastıkta kocamak\" için başlıyor. Büyük heyecanlarla yaşanan ilk beraberlikler ve o ilklerin dayanılmaz cazibesi... Aşk duygusu yenileniyor, içinizde sevgi çoğalıyor ve karşı tarafa coşarak akıyor... Artık yepyeni bir hayat var önünüzde... Güzel bir beraberlik ve kimbilir belki de mutlu bir yuva... Evet, güzel ve mutlu bir yuvanın hayalini kim kurmaz ki? Üstelik keyifli bir beraberlik yaşıyorsa. Özlemle beklenen teklife tabii ki \"hayır\" demek düşünülemez bile... Evlilik telaşı ile yeni bir yapılanmaya hazır hissediyorsunuz kendinizi. Nikah masasında söylenen \"evet\"ler hayatınızda yeni açılan sayfanın da ilk sözcükleri oluyor. Sonra gelenekler, birbirine aşık insanların duygu yoğunluğuna karışmaya başlıyor. Zorunluluklar, sorumluluklar birbiri ardına diziliyor. Hayatın akıp giden çarkına çelme takmaya uğraşırken, birbirinizi de kimi zaman anlayamaz olduğunuzu görüyorsunuz. Küçük tartışmalar başlıyor önceleri, büyük ve güçlü barışmalarla noktalanan. Bu manzara size yabancı, ortam biraz farklı derken büyüyor yeni bir gerginlik ansızın, kırıyor, incitiyor, aldırmaz görünüyor ve kızdırıyorsunuz. Taraflar bir maçın galibi olmaya sanki dünden hevesliymiş gibi mücadeleye başlıyor yine. Kısacası, zaman içinde yaşınız, çevreniz ve deneyimlerinizle değişiyorsunuz. Bu değişimleri yumuşak geçişlerle evliliğinize taşımayı beceremiyorsunuz. İşte bu noktada duygusal zeka denilen sihirli değnek devreye girip, görevini üstleniyor. Duygusal zeka konusunda araştırmalar yapan aile terapisti Psikolog İklim Öz, bu sihirli formülünü anlatıyor.

    Evlilikte duygusal zeka ne kadar önemli?
    Evlilikte duygusal zekanın her zaman devrede olması gerekir. Eşler arasında evlilik içi sorunlar yaşanıyorsa, önce kendi analizlerini yapmaları şarttır. Duygusal zeka uyuduğu zaman, sorunlar bir çığ gibi büyümeye başlar.

    Evlilik kişileri nasıl bir psikolojiye sokuyor?
    Evlilik kanunlar önünde pekiştirildikten sonra, evlilik sürecinde birden fazla boyut başlıyor. Evliliğin sosyal boyutu, evliliğin kuralları, evlilikteki roller ve evliliğin duygusal boyutu... Evlilik terapilerine başvuran çiftlerde, en çok rastlanan sorunların başında, eşler arasındaki iletişim sorunu ve bu iletişimsizlikten doğan problemler gelmektedir. İşte bu noktada duygusal zeka çok önemlidir.

    Duygusal zeka kişiye ne kazandırıyor?
    Duygusal zeka olarak adlandırdığımız, karşı tarafı anlayabilme, algılayabilme ve aynı zamanda da kişinin kendi duygularını ifade edebilme becerisi çok önemlidir. Toplumumuzda kişileri duygusal ve mantıklı gibi iki gruba ayırıyoruz. Üstelik mantıklı olarak nitelendirilen kişilerden övgüyle, diğerlerinden de eleştiriyle söz ediyoruz. Oysa ki, her alınan kararın altında duygular yatar. İnsan kendisine yapılan bir harekete cevap vermeden önce duygularına başvurur. Duygusundan aldığı mesajla düşüncesini geliştirir, sonunda da bu düşüncesini eyleme döker. Bu gerçeği göz önüne alırsak duygusal insan, mantıklı insan ayrımına girmemek gerektiğini görüyoruz. Ayrıca yetişme yöntemlerimizdeki yanlışlıklar da duygusal anlamda boşluklar yaratılmasına neden oluyor. \"Erkekler ağlamaz\" diye büyütülen erkek çocukları, \"kızlar öyle her yerde gülüp, konuşmaz\" diye telkinde bulunulan kız çocukları ileri yaşlarda kendi duygusal dünyalarına yabancılık duyuyor. Bu anlamda bakıldığında yetişkin olduklarında ve evlendiklerinde birbirlerinin duygularını anlamamaları da çok şaşırtıcı değil.

    Duygusal zeka sayesinde evlilikleri kurtarmak mümkün olabilir mi?
    Önceleri zeka bir bütün olarak ele alınıyordu. Son yıllarda zekanın birden fazla alanda işlevsel olduğu ortaya çıktı. Bu açıdan baktığımızda evliliklerde duygusal zekanın ne kadar gerekli olduğunu görüyoruz. Bir evlilikte duygusal zekanın varlığı, uyumu son derece olumlu etkilemektedir. Evlilik terapilerinde çiftler terapi süresince bu alandaki boşluklarını çok iyi farkedebiliyorlar. Bir anlamda empati kurmayı da deneyimlemiş oluyorlar. Empati; bir kişinin diğer bir kişinin yerine bir an için geçerek, onun gibi hissetme ve onun gibi algılama becerisidir. Yani bir başkasının gözleriyle dünyaya bakmak ve bir başkasının duygularıyla bir an için yaşamaktır. Eşinin üzüldüğü her hangi bir olayı saçma bulan eş, eğer duygusal zekasını işin içine sokarsa, söz konusu olan üzüntünün hiç de saçma olmadığını farkeder. Kırıcı, yıpratıcı bir çok konuşmanın ve davranışın da bu şekilde önüne geçilmesi mümkün olacaktır.

    Eşler en çok neden şikayetçi


    Eşim beni anlamıyor.
    Eşim bana sevgi sözcükleri söylemiyor.
    Eşimle duygularımı paylaşamıyorum.
    Eşim benimle sohbet etmiyor.
    Eşim bana zaman ayırmıyor, başbaşa kalamıyoruz.
    Eşim benim ilgilerime karşı ilgisiz.
    Eşim çok duyarsız biri.
     
  10. 13 Mart 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  11. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    30 yaşından önce evlenmeyin

    İstatistikler 30 yaşını geçtikten sonra evlenen çiftlerin evliliklerinin daha uzun sürdüğünü gösteriyor.

    Evlenmeden önce birkaç tecrübe yaşayın

    Bu tecrübeler, size karşı cinste neye önem verdiğinizi öğretecektir.

    Umutsuz evlilikler yapmayın

    Korku, güven duymak ya da evden uzaklaşmak için yapılan evlilikler uzun ömürlü olmuyor.

    Evleneceğiniz kişiyi tanıyın

    Onun kim olduğunu gerçekçi şekilde saptayın ve sadece sizin istediğiniz kişi olması için çaba harcamaya son verin.

    Denginizle evlenin

    Karı-kocadan birinin diğeri üzerinde hakimiyet kurduğu evliliklerden hayır gelmiyor.

    En az bir yıl bekleyin

    İstatistikler, acele evlenen kişilerin aynı hızla boşandıklarını ortaya koyuyor.

    Bağımlılığı olan kişilere dikkat

    Sigara alışkanlığı gibi basit bağımlılıklar bile, bir evliliği yıkmaya yeterli olabiliyor.

    Sizinle benzer amaçları olan biriyle evlenin

    Eşinizle çocuk yapıp yapmama konusu konuşmak için zifaf gecesini beklemeyin.

    Diyalog kurabileceğiniz biriyle evlenin

    Evlenmeden önce müstakbel eşinizle diyalog kuramıyorsanız, nikahtaki keramet pek bir işe yaramayacaktır.

    Heyecanı göz ardı etmeyin

    Evlilik ateşinin yıllarca yanabilmesi için heyecan ve ihtirasın gerekli olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
     
  12. 13 Mart 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  13. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Uzmanlar, çiftler evlendikten sonra artık ortak bir bütçeleri olacağını, ancak para harcama alışkanlıklarının birbirininkine uymayabileceğini belirtiyor. Bu yüzden dikkat edilmesi gereken noktaları uzmanlar şöyle anlatıyor:

    \"Eğer çalışmayacaksanız, eşiniz size günlük ev harcamalarının dışında da para bırakmalıdır. İleriki planlarınız için, örneğin ev almak, taksit ödemek gibi, sizin de paranızın ne durumda olduğundan haberdar olmanız gerekir. Eğer siz de çalışacaksanız, her ikiniz de kazandığınız parayı ortak bir hesaba yatırabilirsiniz. Ancak kendiniz için para biriktirmek gibi bir niyetiniz varsa, her ikiniz için özel bir hesap açtırıp, her ay buraya belli bir miktarda para yatırabilir ve kalanı, ortak hesaba aktarabilirsiniz. Ortak hesaptan yapacağınız harcamalarıysa birbirinize haber vermenizde fayda vardır.\"

    İş bölümü

    Bütün erkeklerin, ev işlerinde annelerine ne kadar yardımcı olduklarını, her zaman kendi işlerini üstlendiklerini söylediklerini hatırlatan uzmanlar, ancak iş gerçeğe döküldüğünde, durumun sanıldığı gibi olmadığının görülebileceğini bildiriyor. Uzmanlar, bu konunun önceden konuşulması gereğine dikkat çekerek, \"Sizin ütü yapıp, yemek hazırlamak için değil bir yuva kurmak için onunla evlendiğinizin altını çizmelisiniz. Şüphesiz çalışmayıp, ev kadını olmayı tercih ettiğiniz takdirde ev işlerinin büyük sorumluluğu sizde olacaktır. Ama bu, müstakbel eşinizin size kesinlikle yardım etmeyeceği anlamına gelmez\" diyorlar.

    Çocuklar

    Uzmanlar, çocuk konusunun da evlilikte önemli sorunlardan biri olduğunu vurgulayarak şunları kaydediyor:

    \"Henüz çocuk doğurmaya hazır olmadığınızı düşünebilir, bu yüzden beklemek isteyebilirsiniz. Öte yandan eşiniz sizinle hemfikir olmayabilir. Bu durumu da önceden çözmeniz gerekir. Çocuk yapacağınız zamanı birlikte kararlaştırmalı, bu konuda size baskı yapmamasını önceden sağlamalısınız\".

    Aile

    Aileler ve çevrelerin, ilişkinin yürüyüp yürümemesindeki en büyük etken olduğunu ifade eden uzmanlar, \"Eğer taraflardan biri ailesine fazlasıyla bağlıysa diğeri bu durumdan rahatsız olabilir. Örneğin eşinizin annesi sürekli gelip, sizin ortak hayatınıza müdahale ediyorsa, ikilemler yaşanacaktır. Bu yüzden evlenmeden önce bu konuya değinmeli, ikinizin de hoşlanacağı bir yol bulmalısınız. Bunu önceden konuşmanız, ilerideki pürüzleri de silecektir\" tavsiyesinde bulunuyor.

    Çalışmak

    Uzmanlar, birçok kadının, eşi izin vermediği için istediği halde çalışamadığını da hatırlatıyor. Bu yüzden bu konunun da evlenmeden önce netleştirilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, \"Eğer çalışamıyorsanız, evlendikten ve çocuklarınız doğduktan sonra da iş hayatınızı sürdürebileceğinizi eşinize net biçimde anlatmalısınız. Çalışma hayatınız yoksa bile, ona istediğiniz takdirde çalışabileceğinizi belirtmelisiniz. Bu şartlar size önemsiz gibi gelebilir ama ileriki yaşantınızda nelerle karşılaşabileceğinizi bilmediğinizi unutmayın\" diye uyarıyorlar.
     
  14. 13 Mart 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  15. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Hem kariyer, hem çocuk yapmak, arada bir de koca \"büyütmek\" reklamlardaki kadar kolay olmuyor tabii ki. Oysa annesinden \"kocaya hizmet esastır\" diye öğrenen kadın hep kendini ve ihtiyaçlarını bir adım geride tutuyor, varsa yoksa ailesi, çocuğu, kocası. Kendi işi mi? O da ne? Sanki vakit geçirmek için çalışıyor. Onun işi de iş değil, kazandığı para da kocanın kazandığının yanında \"para\" değil!

    Oysa bazı kadınlar ev kadınlığı rolünü severek üstleniyorlar. Hatta bundan gurur duyuyorlar. Kocalarına hizmet etmek mutlu ediyor onları.

    “Eşim mutlu değilse benim mutlu olmam mümkün değil”

    İlişkilerin ana kuralı iki tarafın da mutlu olması, Tabii bu yazılı olmayan kurallar herkesin hayatında uygulanamıyor. Şanslı azınlık ise hem aşkı yaşıyor hem de \"adam\" gibi, \"insan\" gibi davranan bir partnerin keyfini sürüyor.

    Bazı erkekler ev işinin kadınların görevi olduğunu düşünüyor ve hatta aşkın, sevginin lüks olduğunu. Neyse ki hepsi böyle değil, \"paylaşmanın\" önemini anlayan erkekler artık yeni nesil genç kızların gözdesi. Paylaşmak \"sadece\" evi, yemeği, yatağı, çocuğu paylaşmak değil, \"tamamen\" evi, yemeği, çocuğu ve yatağı paylaşmak... Sevmeye vakit bırakmak için, hal bırakmak için...

    Kazaklığı göğüslerinde \"madalya\" gibi taşıyan erkekler, birbirlerini sürekli \"pohpohlayarak\" kılıbıklığı \"acizlik\" gibi görüyorlar. Oysa geçmişte kılıbıklık denen kavram, günümüzde aşkın insani boyutu.

    Bir de erkeğin rolünü de üstlenen, kendi cinsiyetlerini çok derine gömmüş kadınlar var. Onlar belki artık \"aşktan\" da geçmişler, birazcık insanlık, birazcık eşitlik tüm istedikleri. Tabii erkeği yola getirmenin, getiremiyorsanız da kendinizi korumanın bin bir türlü yolu var. Unutmayın, erkekler sizin yapmadığınız her şeyi yapabilirler ama yaptığınız hiçbir şeyi yapmazlar.

    \"Bırak oğlum, ben yaparım”

    Şimdilerde kocamız, sevgilimiz olan erkekler, bir gün bir işin ucundan tutmak istemiştir. Annesi \"Bırak oğlum, ben yaparım\" demiştir. Kesin öyle demiştir. Bu durumda onu suçlayamayız değil mi? O bir erkek. \"Annesinin\" oğlu da, ataerkil geleneğin benim payıma düşen izdüşümü.

    Düşünsenize ellerinde bir saltanat var, her gün televizyonda dönüp duran taşrada geçen eski Türk filmleriyle tekrar tekrar öğretilen bir saltanat. Bir tek üzüm yediren cariyeleri, bir de onları serinleten yelpazeleri yok. Televizyon kumandasını ve bizi kontrol etmekle yetiniyorlar, ne yapsınlar!

    Aslında düşününce böyle bir saltanat olsa kimselere bırakmak istemez ki çoğu insan. Yemeğim yapılıyor, önüme geliyor. Bittikten sonra ne sofrada ne mutfakta hiçbir iz kalmıyor. Çocuğumun tüm bakımı üstlenilmiş durumda. Bana sadece onu sevmek kalıyor. Karımı seviyorum, o da beni seviyor. Benim derdim ne olabilir ki böyle bir düzeni ve rahatı bozmak için? Ben de karıma tüm sevgimle sadece gözümün ucundan bakmaya devam ederdim.

    İş bu kadar kolay görünüyor ama karşı taraf bu düzenden hiç memnun değil. \"Sırtımdaki yük belimi o kadar büküyor ki yalnızca yeri görebiliyorum. Karşıya bakmak, senin gördüklerini ben de görmek, seninle birlikte hayattan zevk almak istiyorum.\" Bir kadın bunu dediğinde erkek ne yapar merak ediyorum. Bir de \"Seni çok seviyorum karıcığım\" dediğinde bu sevginin ne anlama geldiğini...

    Belki de biz kadınlar kendimiz yapıp kendimiz buluyoruz; \"Aman! Sen otur ben yaparım, sen mutfağı kirletiyorsun arkandan toplamak daha yorucu!\" diyerek erkekleri yapacakları varsa da soğutuyoruz. Sonra da söylenip duruyoruz, \"Yardım etmiyorsun her şeyi ben yapıyorum\" diye.

    Ekonomik özgürlüğün en büyük faydası zincirleri olmayan bir evlilik modeli yaratması. Kadınlar artık bilinçlendi ve eşlerini, sevgililerini sırtlarında bir aşk kamburu gibi taşımak istemiyorlar.

    Aşk varsa her şey mübah devri de kapandı. Çünkü iki gönül bir olunca artık samanlık seyran olmuyor, samanlar kadının kalbine batıyor.

    Aşk artık samanlıkta yaşamıyor!
     
  16. 14 Mart 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  17. yesilim

    yesilim Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2006
    Mesajlar:
    9.033
    Beğenildi:
    11
    Ödül Puanları:
    148
    mükemmel bir sayfa olmuş kutlarım seni...
     
  18. 15 Mart 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  19. julied

    julied Aktif Üye Üye

    Katılım:
    27 Şubat 2007
    Mesajlar:
    61
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    76
    sayfa için çok teşekkür ederim
    ellerinize ve emeğinize sağlık...çok büyük bir keyifle okudum