Ejderha Mızrağı

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve Elif tarafından 8 Eylül 2010 başlatılmıştır.

    8 Eylül 2010
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.619
    Beğenildi:
    5.147
    Ödül Puanları:
    438

    Antimodes beyaz cübbeli bir büyücüydü.

    Yolculukları sırasında beyaz cübbesini asla giymezdi ki Mızrak Savaşı’ndan önceki o dönemlerde büyücülerin çoğu kimliklerini belli eden cübbelerini giymekten sakınırlardı. Çünkü insanlar büyüden ve büyücülerden korkuyorlardı. Bu yüzdende saldırdan ve hoş olmayan tavırlar sergiliyorlardı.

    Fakat Antimodes’in cübbesini giymemesinin sebebi cübbenin beyaz olması ve çabuk kir göstermesiydi. Antimodes korkmuyordu. Zaten korkması içinde bir sebep yoktu. Sonuçta o güçlü bir büyücüydü. Güçlü bir Başbüyücü.

    Antimodes Wayreth’te bulunan Yüksek Büyücülük Kulesi’ne gidiyordu. İsteseydi Balifor Limanı’ndaki evinden büyünün koridorlarından geçerek çok kısa bir zaman zarfında kuleye ulaşabilirdi. Ama o uzun yolu seçmişti. Doğrusunu söylemek gerekirse bu ondan Beyaz Cübbeliler Tarikatı’nın başı ve Büyücüler Meclisi’nin başkanı olan Par Salian’dan rica edilmişti.

    Antimodes ile Par Salian iyi dostlardı. Bu sebeple Par Salian normalde yapacağı gibi emretmemiş, bunu ondan rica etmişti. Sonuçta dostlukları bu kuleye ilk geldikleri güne, Sınav’a kadar uzanıyordu.

    Antimodes’in yolculuğu sırasında gerçekleştirmesi gereken iki görevi vardı. Bunlardan ilki her karanlık köşeye bakmak, her gizli kapalı konuşmayı dinlemek ve kapalı her kapı pencerenin ardında ne olduğunu öğrenmekti. Bu tehlikeli olan görevdi çünkü insanlar işlerine karışılmasından pek hoşnut olmuyorlardı. Özelliklede saklayacakları bir şeyleri varsa. İkincisi ise yeni yetenekler aramaktı. Antimodes ikinci ilkinden daha tehlikeli buluyordu aslında. İş çocuklarla uğraşmaya gelince her zaman için casusluğu tercih ederdi.

    Abisinin hediyesi olan beyaz eşeği Jenny’nin üzerinde giderken Par Salian’a vereceği raporu günlük halinde ve temiz bir el yazısıyla tutuyordu.

    Antimodes o geceyi Solace’ta geçirecekti. Bahar ayındaydı ve Solace’a vardığında hala güneş vardı. Aslında devam edebilirdi. Ancak Solace’ı severdi. Tabi Solace’ın meşhur hanı olan Son Yuva Hanı’nı da. Yola ilk çıktığı günden beri Otik Sandath’ın baharatlı patateslerinin ve hanın mükemmel soğuk siyah birasının hayalini kuruyordu.

    Solace afet zamanında kurtulan ve evlerini terk etmek zorunda kalan insanlar tarafından kurulmuş bir şehirdi. Diğer kasabalardakinin aksine buraya gelen yabancılar hoş karşılanırdı. Bunun yanı sıra Solace üzerinde bulunduğu Ansalon kıtasının iki yakasını bağlayan ana yol üzerinde olan bir kasabaydı. Bu nedenle de çok fazla yabancı gelip gidiyordu.

    Antimodes hiç fark edilmeden girdi kasabaya. Fakat onun fark edilmemesinin sebebi kasabanın yabancılara aldırış etmemesi değil, kimsenin onu görmemiş olmasıydı. Solace devasa vallen ağaçları üzerine kurulmuş bir kasabaydı ve yolların hepsi yerden yüksekteydi.

    Antimodes gözü yukarılarda devam ederken önüne bir grup velet fırladı. Hepsinin ellerinde tahta kılıçlar, hayali canavarlarla ve birbirleriyle savaşıyorlardı. Jenny bir büyücü bineğiydi. Bir savaş atı değil. Bu nedenle onun alışkın olması gereken tek şey ağır baharat kokusu –ki büyü malzemelerinde geliyordu- ve ara sıra çakan şimşeklerdi. Jenny o kadar huysuzlandı ki neredeyse Antimodes’i sırtından atıyordu.

    Diğerlerine nazaran biraz daha büyük olan bir oğlan uzanıp eşeğin gemlerini tutup onu sakinleştirdi ve diğerlerine kılıcını sallayarak dağılmalarını söyledi. Oğlanlar dağıldılar ve başka yöne koşmaya devam ettiler. Eşek sakinleştikten sonra çocuk Antimodes’ten özür Solace’a ait olmayan şivesiyle özür diledi. Antimodes çocuğu inceledi. Genç adamın saçları sadece Solamniya popüler olan bir şekilde kesilmişti. Genç adam bilinçli olarak soylu bir davranış içindeydi. Antimodes onun bir Solamniya Şövalyesi’nin çocuğu olabileceğini düşündü ama bir Solamniya Şövalyesinin oğlu olsaydı böyle bir durumda Solace sokaklarında kir pas içinde olmazdı.

    Çocuk Antimodes’in büyücü olduğunu anladığında bunu hor gördüğünü belli eden bir ifadeyle izin istedi ve ayrıldı. Antimodes o anda başka bir oğlan çocuğunun daha kendilerini izlediğini fark etti. Genç adam oradan ayrılırken diğer oğlana bağırdı. “Kit. Geliyor musun?”

    “Bir dakika Sturm,” diye yanıtladı oğlan ve o anda Antimodes aslında onun bir oğlan olmadığını anladı. Antimodes daha yakından incelediğinde aslında sadece bir kız değil, çekici bir kız olduğunu farketti. Kızlar, özelliklede genç ve güzel olanları Antimodes’in zayıf tarafıydı.

    Bir süre Antimodes’i izleyen kız arkasını döndü ve diğeriyle beraber gitti. Antimodes’te Son Yuva Hanı’na doğru yoluna devam etti.

    Antimodes Son Yuva Hanı’na gitti. Otik’de onu meşhur bahatlı patatesleri ve siyah birasıyla karşıladı.

    Bir süre oturduktan sonra karşısına biri dikildi Antimodes’in. Bu o kız çocuğuydu. Daha doğrusu ilgisini çeken genç kızdı. Otik engellemeye çalıştı. “Kitiara!” diye bağırarak koşturdu fakat Kitiara’nın ters bakışları Otik’i durdurmaya yetti. Antimodes sorun olmadığını belirtecek şekilde Otik’e gülümsedi fakat Antimodes’de rahatsız olmuştu. Genç kız “Sen bir büyücüsün değil mi?” diye sordu. Antimodes’de gayet küçümseyici bir tavırla “Benim ne olduğum sadece beni ilgilendirir” küçük hanım diye cevap verdi ve konuşmayı bitirmek amacıyla yüzünü diğer tarafa çevirdi. Kız devam etti,

    “Büyücü olmak isteyen birini tanıyorum. Sen bana yardımcı olabilirsin. Nereye gideyim? Kiminle konuşayım? Sen bana bunları söyleyebilirsin.”

    Antimodes tavırlarından dolayı utanmıştı.

    “Sevgili geç bayan ...” diye başladı ama Kitiara izin vermedi. Sonunda Antimodes pes ederek kim olduğunu sordu. Kitiara onun küçük üvey erkek kardeşi olduğunu söyledi. Kitiara onu görmen gerek diyerek yerinden fırladı. Antimodes’in onu durduracak vakti olmamıştı. Kitiara geri döndüğünde yanında iki çocuk vardı. Biri iri yarı, diğeri ise iri olanın ancak üçte biri kadar olan iki çocuk. Kirli, pis saçlı fakat aç değiller. Yinede diğer çocuk oldukça zayıf diye düşündü Antimodes. Bu Raistlin diye öne sürdü Kitiara zayıf olan çocuğu. Ve bu da Caramon diye tanıttı diğerini. Caramon Antimodes’e “Siz büyücü müsünüz?”, “Bana numara yapabilir misiniz?”, “Benim ikizimde yapabilir. Hadi Raist göster ona” gibisinden laflar geveliyordu ki Raistlin’den gelen sert bir tepkiyle Caramon sustu.

    Antimodes çocuğu göründe boynunun arkasında bir karıncalanma hissetti. Bu tanıdık birşeydi-tanrının parmaklarının dokunusu.

    Antimodes çocukla yalnız olarak konuşmak istediğini söyledi. Bunu duyunca Kitiara “Elbette” dedi ve Caramon’u götürmeye çalıştı ama Caramon ikizini yalnız bırakma konusunda pek istekli değildi. Fakat ensesine tokadı yiyince fikri değişti.

    Antimodes Raistlin’den oturmasını istedi. Kendinden yüksek olan yere çıkmak için biraz çabaladıktan sonra Raistlin oturmayı başardı. Raistlin otururken hiç bir şey yapmadı, ne ayaklarını salladı, ne de sağa sola baktı. Sadece ellerini masanın üstünde birleştirdi ve adama bakmaya başladı. Bu Antimodes’in alışık olduğu çocuk tipi değildi. Zaten bu normal bir çocuğun davranışı gibi de değildi.

    Antimodes çocuğun zayıf yapısını tekrar fark etti. Ama çocuk aç değildi. Antimodes onu zayıf bırakan şeyin içindeki yanan ateş olduğunu düşündü. Vücudu besleyemeden yediklerini tüketen ve vücudu bir türlü adlandıramadığı açlık içinde bırakan bir ateş.

    Antimodes tanrının dokunuşunu bir kez daha hissetti.

    Antimodes Raistlin’e büyücülük eğitimi için okula gitmek isteyip istemediğini sordu. Raistlin “Sanırım istiyorum” diye yanıtlayınca da Antimodes sinirlendi. “Ne istediğini bilmiyor musun?” diye sertçe sordu.

    Raistlin hiç bu konuda düşünmediğini itiraf etti. Okula gitmeyi hiç düşünmemişti. “Ben sanmıştım ki...” diye başladı ve doğru kelimeleri aradı. “Ben sanmıştım ki büyü insanın içindedir. Onun bir parçasıdır. Tıpkı Gözler yada tırnaklar gibi.”

    Tanrısının parmakları Antimodes’in ruhunu tokmaklıyordu. O doğru kişiydi ama Antimodes emin olmalıydı.

    Konuşma biraz daha uzadı. Antimodes ona ailesi hakkında sorular sordu. Özelliklede dünya üzerinde diğer yerleri görme gibi bir yeteneği olan Annesi hakkında. Antimodes ‘e göre annesi zamanında kurtarılamamıştı ve lanetlenmişti ama çocuk için bir şeyler yapılabilirdi.

    Antimodes okul kaydı için babasıyla beraber gitmesi gerektiğini anlattı Raistlin’e. Sonra kendisine bir sorusu olup olmadığını sordu ona. Raistlin bir anlık tereddütten sonra konuşabildi. “Babam diyor ki büyücüler güçlerini kullanabilmek için canavarlarla dövüşmek zorunda kalırmış ve bazen ölürlermiş” Raistlin Sınav’dan bahsediyordu. Antimodes ona büyücülerin güçlerinin büyük olduğunu ve bunun onların iradesini ölçmek için yapılan bir sınav olduğunu söyledi. Bazen büyücülerin öldüğü gerçeğini de ondan saklamadı. Fakat sadece gücü hak etmeyenlerin öldüğünü de eklemeden geçmedi.

    Antimodes Raistlin’e neden büyücü olmak istediğini sordu.

    Raistlin’in mavi gözleri parladı. “ Büyünün içimde uyandırdığı hissi seviyorum. Ve...” Otik’e göz atarak devam etti.” Ve bir gün şişko hancılar önümde eğilecek!” dedi ve gülümsedi.

    Antimodes şaka olup olmadığını anlamak için bir süre bekledi.

    Raistlin şaka yapmıyordu.

    Tanrının Antimodes’in omzundaki eli bir anda titredi.

    Raistlin kasabadan yaklaşık 8 km uzakta bulunan Teobald Usta’nın okuluna yazdırıldı. Parası ise Antimodes’in Genç Büyücüler Fon’u adlı yalanı tarafından ödeniyordu. Raistlin her gün bu yolu yürümek zorundaydı. Caramon’da onunda beraber gidip geliyordu. Seneler bu şekilde geçip gitti. Raistlin bir süre sonra orada yatılı olarak kalmaya başladı. Caramon ise bir adı Sedge olan bir çiftçinin yanında çalışıyordu. İkizler ancak yazları görüşebiliyordu.

    Raistlin on üç yaşına geldiğinde Teobald Usta üç kişinin adını okudu. Raistlin Majere, John Farnish ve Gordo. Üçünü alıp yerin altında bulunan laboratuarlardan birine götürdü. Üçünün önüne kuzu derisinden kesilmiş birer şerit, kalem ve yazmak için kan koydu. Üçüne de derilerin üzerine Ben,Magus. Yazmalarını söyledi. Raistlin heyecanlıydı çünkü bu çırak acemi büyücü adayı olabilmek için geçmesi gereken sınavdı. Tek bir şansı vardı. Eğer bunda başarılı olursa, ileriki bir tarihte gerçek sınava girebilecekti. John Farnish ve Raistlin yazmaya başladılar. Gordo’da yazıryordu ama pek yazmak denemezdi ona daha çok karalamak gibi bir şeydi. İlk John Farnish bitirdi. Noktayı koyduğunda yazı alevler gibi parlamaya ve yanmaya başladı. Zayıf bir parıltıydı. Bittiğinde ise yazı derinin içine işlemişti. Raistlin’de yazmayı bitiridi. Fakat noktayı koyduğunda hiçbir şey olmadı. Raistlin başaramadığını düşündü. Başı döndü ve kafasını taş masaya koydu. Büyünün eski tanrılarına (Solinari, Lunitari ve Nuitari) dua etmeye başladı. O anda beyaz bir göz kırmızı bir iris ve siyah bir göz bebeği belirdi. Sonra göz üç küreye ayrıldı ve her biri bir suret şeklini aldı. İçlerinden biri konuştu. Ona ne istediğinin farkında olup olmadığını sordu. Raistlin farkında olduğunu söyledi. Bir diğeri ona çok genç olduğunu söyledi. Raistlin onları onurlandıracağına dair bir anlaşma yaptı hepsiyle.

    Sonra kendine geldi. Bir anlık rüya mı yoksa gerçek mi olduğunu ayırt etmeye çalışırken kuzu dersinin üzerinde ki yazı parladı. Teobald Usta’nın şimdiye kadar hiç görmediği kadar çok parladı ve söndü. Raistlin birden rahatladı. Hepsi şaşırmıştı. Olanlara hiç biri inanamayarak çıktılar. Sonuçta John ve Raistlin sınavı geçmişti.

    Raistlin Teobald Usta’nın yanında geçirdiği uzun senelerden sonra –artık yardımcı öğretmendi- yirmili yaşlarına geldi. Okulun kapalı olduğu bir zamanda ki bu sefer okul zamansız kapanmıştı, Teobald Usta Raistlin’in kapısını çaldı. Raistlin hayretler içindeydi çünkü bunca sene boyunca ustası hiç evine gelmemişti. Onu içeri aldı. Teobald Usta’da ona bir haber getirdiğini söyledi ve ona bir kağıt uzattı. Kağıtta aynen şöyle yazlıydı :

    Büyücü adayı, Raistlin Majere, yedinci ayın yedinci gününün yedinci saatinin yedinci dakikası Wayreth’te bulunan Yüksek Büyücülük Kulesin’de Büyücüler Meclisi’nin hazır bulunması için bu yazı ile resmen çağırılmaktadır. Bu zamanda, bu yerde, üç tanrı, Solinari, Lunitari, Nuitari tarafından ödüllendirilmiş olanların arasına kabul edilebilmek için üstlerin tarafından sınava tabi tutulacaksın.

    Raistlin ve kardeşi Caramon, yedinci ayın yedinci gününün yedinci saatinin yedinci dakikası Wayreth’te bulunan Yüksek Büyücülük Kulesin’de Büyücüler Meclisi’nin önünde hazırlardı. Normalde Caramon’un orada olması yasaktı ama her nedense bu seferlik bir istisna yapılmıştı.

    Raistlin sınava girdi. İlk defa Caramon yoktu yanında. Raistlin sınavda bir zamanlar (ve hala) gelmiş geçmiş en büyük büyücü olan, şuanda ise sınava giren öğrencilerin yaşam güçleri ile beslene Fistandantilus ile karşılaştı. Bir anlaşma yaptılar. Fakat Raistlin anlaşmayı bozdu. Raistlin sınavın son aşamasında kendine saldıran bir Kara Elf tarafından yaralandı. O sırada Caramon’u gördü. Onu kurtarmaya geliyordu. İkisi beraber oradan çıkarlarken karşılarına güçlü bir yaratık çıktı. Gerçekten güçlü bir yaratık. Raistlin büyü yapamayacak kadar tükenmişti. Sadece izleyebildi. Caramon Raistlin’i yere bıraktı ve ellerini havaya kaldırıp bişeyler söylemeye başladı. Caramon’un ellerinden şimşekler fırladı ve yaratığa çarptı. Yaratık yok oldu. Raistlin’in içinde bir ateş yandı. Kıskançlıkla dolu bir ateş. Bunca senedir uğraştığı güce kardeşi bir anda sahip olmuştu. Onun sahip olduğu tek şeyi almıştı. Raistlin ayağa kalktı. Büyülü sözleri mırıldanmaya başladı. Raistlin’in elleri arasından kocaman bir ateş topu fırlayarak Caramon’a çarptı. Raistlin Caramon’un ateşler içinde yanmasını seyretti. Daha sonra Caramon’un vücudu buharlaştı ve içinde Fistandantilus çıktı. Raistlin tükenmişti. Fistandantilus sahip olduğunu almaya geldiğini söyledi. Elini Raistlin’in göğsüne saplayarak kalbini tuttu. Raistlin Fistandantilus’un bileğini yakaladı. İkisi de birbirinden kaçamadı.

    Fistandantilus genç adamın kalbini ve Raistlin’de yaşlı adamın bileğini sıkıca tutarken Raistlin’in ağzından kelimeler döküldü. “Hayatımı alabilirsin ancak karşılığında bana hizmet edeceksin.” Bir göz kırpıldı ve sonra da kapandı.

    Raistlin uyandığında bir odada başucunda bir asa ile yatıyordu.
    Caramon’a gelince her şeyi izlemişti. Kendi ölümünü bile.

    Par Salian Raistlin’e olanları sordu. Sınav sırasında onun hayal mi yoksa gerçek mi olup olmadığını bilip bilmediğini. Raistlin tek bir cevap verdi. “ Fark edermi?"