eksik olan neydi?...

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve talin tarafından 24 Nisan 2009 başlatılmıştır.

    24 Nisan 2009
    Konu Sahibi : talin
  1. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    Mutsuz olmamak için mutlu olmamayı seçmek…


    “Seni tanıdığım için çok mutlu oldum.”
    “Buraya geldiğimiz için ne kadar mutluyum bilemezsin”
    “Beni çok mutlu ettin”

    Ne çok cümle içinde kullanıyordum mutluluk sözcüğünü.

    Peki biliyor muydum anlamını?

    Yaşıyor muydum hakkını vererek?

    Biri bana “Gerçekten mutlu musun?” diye sorsaydı yanıtım ne olurdu?

    Bu soruların yanıtlarını ararken bundan bir buçuk yıl öncesine gittim.

    O günlerdeki “ben”e baktım merakla...

    Ekonomik özgürlüğüne sahip, hayatını planlamakta özgür, ailesi ile düzeyli bir ilişkisi olan, sosyal çevresi geniş, çevresinde sevilen, işinde başarılı, sosyal aktiviteleri olan, hoş bir kadın gördüm.

    Hiç de mutsuz görünmüyordu. Mutsuz olmasına neden olacak pek de bir şey yoktu aslında. Peki, gerçekten mutlu muydu?

    Bunu anlamak için ona biraz daha yakından, biraz daha derinden bakmam gerekti.

    Çünkü hiç renk vermiyordu, belli etmiyordu, duygularını gizlemekte ustalaşmıştı. Yüzüne oturttuğu gülümseyiş hiç değişmiyordu, ara sıra alnında beliren kaygı çizgilerini sadece onu çok iyi tanıyanlar görebiliyordu.

    Yaşamı nasıl geçiyordu?...

    Erken kalk, işe git, yapılacak işlerle ilgili ekibine direktifler ver, hatalı yapılan işlerle ilgili bağır, çağır, eleştir, geç saatlere kadar çalış, sonra popüler mekanlardan birinde arkadaşlarınla yemek ye, havadan, sudan, olan ya da olmayan sevgililerden, başka arkadaşların neler yaptıklarından konuş; espriler yap, gül, eğlen, eğlendir, eve gel, “yine geç kaldım, yarın nasıl kalkacağım” diye hayıflanarak bir an önce uyumak telaşı ile yatağa gir.

    Yaşamı boyunca ciddi bir sorunla karşılaşmamıştı. İstediği okulları, istediği, seçtiği işleri fazla mücadele etmeden almıştı. Önemli bir sağlık sorunu da olmamıştı. Parasızlık çekmemişti. Engellenmemişti, zorlanmamıştı, aldatılmamıştı. O mutlu olmayacak da kim mutlu olacaktı ki.

    Peki, eksik olan neydi?

    Neden yaşamı her geçen gün daha ruhsuz, daha sıradan ve daha mutsuz bir hal alıyordu?

    Alnındaki kaygı çizgileri neden her geçen gün daha da derinleşiyordu?

    Cevap bir gün hiç beklenmedik bir şekilde geldi. Daha birkaç dakika önce tanıştığı biriyle vedalaşmak üzere elini uzattığında, vedalaştığı kişi birdenbire ona sımsıcak sarıldığı anda…

    Çok rahatsız oldu önce, yeni arkadaşı ona sarıldığı için değil, o yeni arkadaşına aynı sıcaklıkla sarılamadığı için….

    Ve bir anda anladı….

    Anladı, yaralanmamak için, üzülmemek için, kırılmamak için çevresine ne kalın bir duvar ördüğünü, sonra da o duvarın içinde hapsolup sıcak bir kucaklaşmadan bile tat alamaz, hatta rahatsız olur bir hale geldiğini…

    Anladı, duygularının yoğunlaştığı her an kaçacak delik aradığını…

    Anladı, rasyonalize ettiğini….

    Anladı, sıcak, içten gözyaşlarını bile kendinden esirgediğini….

    Neden mutsuz olmadığı halde mutlu da olamadığını anladı.

    Mutluluğun yolu, yaşamı bütün sürprizleriyle, içinden geldiği gibi, tüm duyguların hakkını vererek yaşamaktan geçiyordu. O ise hüznü, korkuyu, hayal kırıklığını, üzüntüyü yaşamamak için hazdan, coşkudan, doyumdan vazgeçmişti.

    Mutsuz olmamak için mutlu olmamayı seçmişti.

    Çok ağladı o gece, gözyaşları yıllardır hapis oldukları kalın duvarlardan nihayet dar, cılız bir yol buldu kendine ve yaşamla buluştu. Yılların acısını çıkarırcasına, önce ince ince sonra gürül gürül.

    Gözyaşlarının gücü yumuşattı duvarlarını, ruhunu, tüm varlığını. Kalın duvarların arasında tutuklu gerçek “ben”i ona ilk kez göz kırptı belki de yıllar sonra, özgürleşme umuduyla...

    Gerçek “ben”ini, hapishanesinden çıkarıp özgürleştirmeye karar verdi o gece.

    Bu uğurda, tek tek söktü attı zamanında özenle yerleştirdiği her tuğlayı.

    Yok ettiği her tuğlayla hafifledi, unuttuğu yaşama sevincini, bilinmezin ve yeninin heyecanını, koşulsuz sevmenin hazzını, içtenliğin coşkusunu, var olmanın doyumunu hatırladı. Tuğlaların boşalttığı yerleri sevgi ile doldurdu, bütün varlığını saran sevgi enerjisiyle önce kendisini sonra tüm çevresini besledi.

    ***

    “Gerçekten mutlu musun?” sorusundan korkmuyorum artık.

    Çünkü, mutsuz olmamak uğruna mutluluktan kaçmaktan vazgeçtim.

    Çünkü, mutlu olmayı seçtim, bazen mutsuz da olma riskine rağmen.

    Çünkü, gerçekten mutluyum.

    Beni ben yapan bütün duygularımla, umutlarımla, cesaretimle, güvenimle, yaşama sevincimle ve olumsuzu olumluya çevirme gücümle çok mutluyum.


    alıntıdır
    sevgilera.s.