En çok ilgi çeken 9 bilimsel haber..

Konusu 'Bilim ve Teknik' forumundadır ve eny tarafından 19 Ocak 2007 başlatılmıştır.

    19 Ocak 2007
    Konu Sahibi : eny
  1. eny

    eny Guest

    Dünyanın en ünlü bilim dergilerinden Nature 2006 yılı boyunca okurların en çok ilgi gösterdiği 9 bilim haberini seçti. İşte okura 'vay canına' dedirten bu ilginç bilim haberleri:

    Lazer atımıyla rekor sıcaklık

    Bir toplu iğne başında tepinen yüzlerce filin basıncı!

    Hokkaido Üniversitesi'nde Saulius Juodkazis yönetiminde çalışan uluslararası bir araştırma ekibi, güneşin sıcaklığına eşit bir lazer atımıyla saf safir kristalini deldi. Lazer atımı safiri delerek saniyede 1018 derece (10 üzeri 8 Kelvin) ısıttı. Bu kadar kısa sürede elde edilen rekor sıcaklık! Yoğun sıcaklık nedeniyle, 10 terapaskallık basınç ile milimetrenin binde bir büyüklüğünde minyatür ateş topları (fireballs) oluştu. Bordeaux Üniversitesi'nden araştırmaya katılan Vladimir Tikhonchuk , benzer sıcaklıklara maddelerin, lazer atımlarıyla doğrudan doğruya delindiği diğer bazı araştırmalarla da elde edildiğini ama hiçbirinde bu dereceye ve basınca ulaşılmadığını söylüyor. Araştırmacılar daha fazla enerji elde edebilmek için lazer atımını iyice küçültmüş. Her lazer atımı 200 femto saniye kadar sürmüş ve bu da bir vakumdan bir saç teli inceliğinde geçmesi için yeterliydi. Safir, sıcaklığın etkisiyle birkaç femto saniye içinde patlamakta. Araştırma sırasında elde edilen 10 terapaskallık basınç, bir topluiğne başında yüzlerce filin tepinmesiyle oluşabilecek bir basıncın etkisine eşit olduğunu düşünürsek olayın büyüklüğünü daha iyi kavrayabiliriz. Bununla birlikte bu araştırmada elde edilen sıcaklık dünya genelinde elde edilen en yüksek sıcaklık değil. Bu alandaki rekor Sandia Ulusal Laboratuvarı bilim adamlarına ait.

    Suda geometrik burgaçlar

    Danimarka Teknik Üniversitesi araştırmacıları bir kova suyla gerçekleştirdikleri basit bir deneyle, gezegen atmosferi ortamında çevrintinin ortasında geometrik şekiller oluşturdu.

    Yıldız, dörtgen, beşgen ve altıgenleri yaratmak için silindir biçimli bir kovanın içindeki suyun saniyede bir ila yedi devirlik hızda çevrilmesi yeterli oluyor. Tomas Bohr ve ekibinin, araştırma için pleksiglastan tasarlamış oldukları 13 ila 20 santimlik silindir biçiminde kovaların dibi metal, bu sayede bir motorla büyük bir hızla döndürülebilmekte. Son araştırmada bilim adamları ilginç bir şekilde kovanın içindeki suyun, dışarı taşacak kadar hızlı döndürülmesi halinde burgacın ortasında bir hava deliğinin oluştuğunu ve kuru bölgenin yuvarlak olmadığını, elips biçiminden burgacın hızına göre üç köşeli yıldız, dörtgen ve beşgene dönüştüğünü görmüşler.

    En yüksek hızda ise bir altıgen oluşuyordu. Şekil oluşturan sıvılar konusunda uzman olan Texas Üniversitesi (Austin) bilim adamı Harry Swinney , son araştırmayla gözlemlenenlerin bugüne dek tahmin edilenlerle kabaca örtüştüğünü ve yeterli devir hızı sayesinde bir sıvının her zaman simetrik bir yapıyı oluşturacak bir akış dengesizliği yaşar diye açıkladı. Benzer çokgen biçimler gezegenimizin ve diğer gezegenlerin atmosferlerindeki girdap biçimindeki akımlarda da (mesela kasırgaların gözlerinde) gözlemlenmişti. Ve çok büyük bir altıgen biçiminde bir girdabı, Voyager uydusu, Satürn gezegeninin kuzey kutbunda saptamıştı.

    Ancak bu doğal yapılar henüz yeterince araştırılmadığı için son araştırmada görülen etkiyle oluşup oluşmadıkları bilinmiyor.

    Web sayfaları: İlk izlenim çok önemli

    İlk bakışta bir web sayfasının iyi olup olmadığı nasıl anlaşılır?

    Kanada'da gerçekleştirilen bir araştırmada katılımcılar web sayfalarını 50 milisaniye içinde değerlendirmiş. İlk izleniminin önemli olduğu aslında bilinen bir gerçek, ama son araştırma, beyinin gözden daha hızlı hareket ederek kararlar aldığını gösterdiği için sürpriz oldu. Çünkü araştırmayı Behaviour and Information Technology dergisinde yayımlayan Gitte Lindgaard (Carleton Üniversitesi) gözün 500 milisaniyeden daha kısa bir süre önce göremeyeceğine inanıyordu.

    Fakat son araştırmasında ilk izlenimlerin, bakışın ilk 50 milisaniyesinde edinildiğini gördü. Sonuç,özellikle ticari web sayfası tasarımcılarının işine yarayacak. Nitekim İnternet kullanıcılarının ilk 50 milisaniye içinde edindikleri izlenim kalıcı olmakta. Bu etki psikologlar tarafından "halo etkisi" olarak adlandırılır. Mesela çekici bir insanı gördüğümüzde edindiğimiz ilk olumlu izlenim onun olumsuz taraflarını görmemizi engeller.

    Lindgaard, bunun "bilişsel önyargı" ile ilgili olduğunu düşünmekte. İnternet kullanıcıları da ilk bakışta olumlu izlenim edindikleri web sayfalarını kullanmaya devam ediyorlar. Bu fenomen toplum içinde oldukça yaygındır. Araştırmacılar iyi izlenim bırakması beklenen bir web sayfasındaki grafiklerin en aza indirgenmesini, mümkünse göze batacak bir görüntü olarak tasarlanmamasını öneriyor. Ticari web sayfalarının hazırlanmasında şimdi belli kurallar takip edilmekte.

    Karada avlanan balık

    Zoologlar Afrika'daki bataklık alanlarda ilginç bir balık keşfetti. Bir tür yayınbalığı olan Channalabes apus, kendisini karaya "fırlatarak" böcek avlıyor.

    Hayvan, yüzgeçlerini kullanmadan yerine getirebildiği bu hareket yetisini aşağı doğru bükülebilen omurgasına borçlu. Araştırmacılar aynı yetiden karaya çıkan ilk omurgalıların da yararlanmış olabileceğini düşünüyorlar. Bu ilginç balığı Afrika'da gözlemleyen Antwerpen Üniversitesi araştırmacısı Sam Van Wassenbergh , balığın tropikal bataklıklarda son derece uygunsuz çevre koşullarında yaşaması nedeniyle, biyologların gözünden kaçtığını sanıyor.

    Hayvanların birçoğu yapışkan dil veya yırtıcı çene gibi çeşitli avlanma stratejileri geliştirmişlerdir. C.apus ise açık ağzıyla avına, üstten saldırmaya izin verecek bir taktik geliştirmiş. Karada avlandıkları bilinen ve çamur zıpzıpları (mudskipper) olarak adlandırılan diğer balıkların da son derece esnek yapıları var. Van Wasserbergh bunun karada avlanmak için en iyi yöntem olduğuna inanmakta.

    C. apus yayın balığı her ne kadar günümüzde yaşıyor olmasına rağmen ilk omurgalıların karaya çıkışı hakkında ipuçları vermekte. Bu yazının 12.4.2006 tarihinde Nature dergisinde yayımlanmasından birkaç hafta önce paleontologlar, Tiktaalik roseae olarak adlandırılan bir fosili tanıtmışlardı. Bu hayvanın yüzgeçlerinin içinde kol kemiğine benzer kemikler vardı..

    Süper bilgisayar, hareket halindeki virüsü tasarladı

    Dünyanın en büyük süper bilgisayarıyla gerçekleştirilen tasarım, sadece 50 nano saniye sürdü. Gelişme, yaşayan organizmaların araştırılmasında önemli bir adımdı.

    Böyle bir iş için muazzam bir işlem gücü gerektiğinden, bugüne kadar virüsler sadece parça parça tasarlanabilmişti. Bilim insanlarının hedefi, karmaşık virüsleri bir modele aktararak, daha ayrıntılı bir biçimde araştırabilmek; hatta bir hücredeki karmaşık süreçleri de tasarlamak. Fakat araştırmacılar bu gelişmenin ancak bundan sonraki süper bilgisayar nesliyle önümüzdeki beş yıl içinde gerçekleşebileceğine inanıyor. Araştırmayı yöneten Urbana- Champaign Illinois Üniversitesi fizik profesörü Klaus Schulten 'e göre virüsler hakkında daha fazla bilgi edinilmesine izin veren bu önemli gelişme modern tıbbı destekleyecek. Araştırmacı Kaliforniya Üniversitesi'ndeki (Irvine) meslektaşlarıyla birlikte virüs modeli için sadece diğer bir virüsün bulaşmış olduğu hücrelerde büyüyebilen küre biçiminde tütün mozaik virüsünü seçmiş.

    Bilgisayarda etrafındaki su damlacığı ile birlikte tasarlanan virüs, buna rağmen bir milyondan fazla atomdan oluşmakta. Bu hareketli model sıradan bir PC ile tasarlanacak olsaydı işlemler yaklaşık olarak 35 yıl kadar sürebilirdi. Virüs modelinin tasarımı Schulten'in ekibi tarafından geliştirilen NAMD yazılım programıyla mümkün olmuş.

    Biyolojik moleküllerin tasarımı için geliştirilen program, bir süper bilgisayarın farklı işlemcilerini aynı anda çalıştırarak, problemlerin aynı anda hesaplanmasına izin vermekte. Tasarım iki sürpriz sonucu da beraberinde getirdi. Anlaşıldığı üzere virüs simetrik yapılıymış gibi nefes almasına rağmen atımları asimetrik. İkinci sonuç ise virüs kılıfının, kalıtım molekülleri olmaksızın "çökebileceğini" göstermekte.

    Omurgalıların karaya çıkışı

    Kanada'da bulunan ve Tiktaalik roseae olarak adlandırılan fosil, hayvanların ne şekilde karaya çıktıklarını gösteriyordu.

    Paleontologlar tarafından "kayıp halka" olarak nitelendirilen hayvan, bundan yaklaşık olarak 375 milyon yıl önce Devoniyen döneminde yaşamıştı. Balığı andıran bu tetrapod fosili Philadelphia Doğa Bilimleri Akademisi'nden Edward Daeschler , Chicago Üniversitesi'nden Neil Shubin ve Harvard Üniversitesi'nden Farch Jenkins ve arkadaşları tarafından bulundu.

    Fosil, hayvanın ön bedeninin neredeyse tamamından ibaret. Hayvanın kafatası yaklaşık olarak 20 cm. Kemiksi pullara ve yüzgeçlere sahip olmasına rağmen ön yüzgeçlerinin kol olarak evrildiği görüldü. Ön yüzgecin iskelet yapısı dirsekli ve bilekli bir kol kemiğine benziyor fakat serbest parmak kemikleri yerine hâlâ yüzgeçler var.

    Bilim adamları hayvanın arka bedeni hakkında bilgi edinebilmek için aramalarını sürdürüyorlar. Aynı anda balık ve kara hayvanı özellikleri taşıyan fosiller daha önceleri de bulunmuştu. Sığ sularda "yürümeye başlayan" hayvanlar 385 milyon, uzuvları gelişmeye başlayanlar ise yaklaşık olarak 365 milyon yıl öncesine tarihlendirilmekte. Tiktaalik roseae fosilinin diğer önemli bir özelliği de kafasında solungaca benzer bir yarığın kulak olarak gelişmeye başlamış olması. Uzun çenesi ise karada avlanmak için daha uygundu.

    Çekici kadınlar maço erkekleri daha çok etkiliyor

    Bir erkek ne kadar maço olursa (testosteron seviyesi de daha yüksek oluyor) heyecan verici kadınların görüntüsü düşünceleri /kararları üzerinde o denli etkili olmakta.

    Belçika'daki Loeven Üniversitesi ekonomistleri Bram Van den Bergh ve Siegrfried Dewitte bir grup erkeğe bikinili kadınların resimlerini gösterirken, ikinci grup ise bir sutyeni ellemiş. Son grup ise bir manzara ya da yaşlı kadın resmine bakmış. Deneyin ikinci aşamasında çekici kadın fotoğraflarına ve manzara resimlerine bakan erkeklere aralarında belli miktarda parayı bölüştürme görevi verilmiş. Sonuç: Bu görevden önce bikinili kadınların fotoğraflarına bakanlar genelde hep hata yaptıkları gibi karar alma yetileri de kısıtlanmış. Testosteron seviyesi ne kadar yüksekse hata yapma olasılığı da o kadar yükseliyor. Oysa düşük testosteronlu erkekler çekici görüntülerden daha az etkileniyor. Sutyene dokunan erkeklerde ise karar verme yetisi iyice zayıflamış. Manzara veya yaşlı kadın resimlerinin maço erkekler üzerinde bir etkisi bulunmamakta.

    Kuzey kutbunda Akdeniz iklimi vardı

    Kuzey Kutup Denizi'nden çıkarılan bir tortul çekirdeğinin incelenmesi sonucunda Kuzey Kutbunda milyonlarca yıl önce ılık bir yazın yaşandığı anlaşıldı.

    ACEX (Arctic Coring Expedition) çerçevesinde alınan karot örnekleri Kuzey Kutbun bir ila seksen milyon yıl önceki iklimi hakkında bilgiler verdi. Araştırmayı yöneten deniz jeoloğu Ursula Röhl 'e göre (Bremen Üniversitesi) örnekleri sadece Kuzey Kutbu değil dünya iklimine ayna tutuyor ve sonuçlar hiç beklendiği gibi değildi. Nitekim Kuzey Kutbu halihazırdaki iklim modelleriyle açıklanamayacak kadar ısındığı gibi, aşağı yukarı Güney Kutbu'na gibi aynı tarihlerde soğumaya başlamıştı. Bu zamanlama, iklimin, sera gazının atmosferdeki seviyesi gibi küresel faktörler tarafından belirlenmiş olduğunu akla getiriyordu.

    2004 yılında iki buzkıranın yardımıyla deniz seviyesinin 975 m altında başlayan ve 3 km'si suyun üzerinde bulunan Lomonosov sıradağlarından Vidar Vikings gemisiyle alınan örneklerden en büyüğü on metreydi. Üstteki tabakalardaki karbonun izotop yapısı ve tortuldaki yosunlardan anlaşıldığı gibi 55 milyon yıl önceki Paleosen/Eosen dönemlerde Kuzey Kutup Denizi'ndeki ortalama yaz sıcaklığı neredeyse 24 santigrat dereceye çıkmıştı.

    Bu sıcaklık, dönemin iklim modelleriyle elde edilenden 10 derece daha yüksek. Araştırmacıların tahminlerine göre o dönemlerde atmosferde yoğun miktarda sera gazı birikmişti. Fakat Utrecht Üniversitesi paleoiklim uzmanı Appy Sluijs , Kuzey Kutbu'ndaki sıcaklık artışının diğer bir faktörle de ilgili olduğunu ve bunların stratosfer bulutlarındaki "sıcaklık kapanları" veya okyanusların kasırgalarla altüst olması gibi etkenler olabileceğini düşünüyordu.