Endometriozis ve Beslenme

Konusu 'Tüp Bebek Özel Bölüm' forumundadır ve momi tarafından 13 Ekim 2009 başlatılmıştır.

    13 Ekim 2009
    Konu Sahibi : momi
  1. momi

    momi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    11 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    1.355
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    106
    Merhaba arkadaşlar,

    Endometriozisli biri olarak doktorlar her ne kadar çok çok önemsemese de uzun zamandır hastalığımız ve beslenme arasındaki ilişkiyi araştırıyordum.

    Ağustos ve Eylül aylarında okuduklarımı kendi üzerimde denedim. 2. tüp bebek denemesinden önce vücut temizlensin endonun etkileri azalsın tedavi için sağlıklı bir ortam hazırlayayım istedim.

    En başta beslenme alışkanlıklarımı değiştirdim. Endo için zararlı olabileceği yazanları yemedim. Sağlıklı ve antioksidan yönünden zengin bir şekilde beslenmeye çalıştım. Ve sonuç olarak Temmuz'da yaptırdığımız başarısız bir tüp bebek denemesinden sonra DOĞAL YOLLA hamile kalmışım ve 7 haftalık hamileyim..... Yani tedaviye gerek bile kalmadan doğal yolla geldi mucizem...

    Yaptığım tabi maddi manevi başka şeyler de var (soğan kürü yapmak, meryem suresini okumak vb.) ama burada sizinle paylaşmak istediğim konu endo ve beslenme üzerine...

    Aşağıdaki yazı başka bir siteden alıntıdır. Bu alıntı haricinde okuduklarımdan not aldığım başka bilgileri de paylaşmaya çalışacağım.

    Umarım sizlerinde işine yarar faydasını görürsünüz ve bebeklerimize hep beraber kavuşuruz...
     
  2. 13 Ekim 2009
    Konu Sahibi : momi
  3. momi

    momi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    11 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    1.355
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    106
    --------ALINTIDIR-------

    ENDOMETRıOZıS VE DıYET

    Endometriozis doğurganlık çağındaki kadınları etkileyen ve sık görülen bir jinekolojik hastalıktır. En sık görüldüğü yaş grubu 30-45 yaş arasıdır. Pek çok şikayet oluşturabildiği gibi jinekolojik bir muayene esnasında tesadüfen de tespit edilebilir. Neden olduğu şikayetler adetlerde sancı, adetle ilişkisiz ve sürekli olane kasık ağrıları, cinsel ilişki esnasında ağrı ve infertilite olarak sıralanabilir. Ağrı ile ilgili şikayetler bayanın çalışabilmesini, sosyal ilişkilerini ve cinsel hayatını etkileyebilecek düzeye gelebilmekte ve böylece yaşam kalitesini düşürebilmektedir.

    Son yapılan çalışmalar endometriozis hastalarında beslenme şeklindeki birtakım değişimlerin özellikle adetler sırasındaki ya da sürekli olan kasık ağrısı şikayetlerini azalttığını göstermiştir. Bu konudaki çalışmalar endometriozis hastalığının oluşumunda da beslenmenin etkisi olduğunu ileri sürmektedir. endometriozis hastalığının karın içinde kronik bir iltihabi durum oluşturduğu bilinmektedir. Oksidatif stresin hastalığın oluşumunda potansiyel bir yeri olduğu ve endometriozis lezyonlarının oluşumundaki olaylar zincirini tetiklediği ileri sürülmektedir. Bu oksidatif stres vücudumuzda üretilen reaktif oksijen molekülleri ile antioksidan koruyucu mekanizmalar arasındaki denge bozulduğu vakit ortaya çıkmaktadır. Bazı çalışmalarda endometriozisi olan kadınların karın içi sıvılarında antioksidan enzimlerin ve antioksidan maddelerin (C ve E vitamini gibi) azaldığı gösterilmiştir. Bu sebeple antioksidanların klinik kullanımının endometriozisdeki kronik iltihabi durumu azaltarak ağrı şikayetlerini azaltacağı düşünülmektedir. Yine yeni çalışmalarda diyete vitamin B6, vitamin B1, vitamin E, magnezyum, omega-3 ve omega 6 yağ asitlerinin (balık yağı) eklenmesinin endometriozis hastalarında ağrı kesici ve iltihabi durumu azaltıcı etki gösterdiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca endometriozis hastalarında B vitamini, sebze, lif ve antioksidandan zengin bir diyetin uygulanması aşırı vücut yağlanmasına bağlı yüksek östrojenik durumu da azaltacaktır.

    Biz de bütün bu çalışmalara dayanarak endometriozis hastalarımıza özellikle de daha önce mükerrer tüp bebek tedavi denemeleri ya da endometriozis ameliyatları mevcut ise antioksidan ağırlıklı bir diyet öneriyoruz. Bayanın vücut kitle indeksi, fiziksel aktivitesi ve çalışma şartları da göz önüne alınarak bir diyet (1600-2000 cal) ayarlamaktayız. Diyete bir ayrıca vitaminler (A, B6, C, E), mineraller (kalsiyum, magnezyum, selenyum, demir, çinko), omega-3 ve omega-6 yağ asitleri (balık yağı) ve laktik fermentler (bifidobakteriumlar, laktobasillus asidofilus gibi) de eklenmektedir. Yani antioksidan ajanların kullanımını arttırmayı hedeflemekteyiz.

    Bu şekilde bir diyet düzenlenmesi ve en az 6 ay süre ile idame ettirilmesi uzun dönemde adetle beraber veya sürekli olan kasık ağrısı şikayetleri gibi endomeriozise bağlı şikayetlerde de düzelme sağlayabilmektedir. Hatta bazı çalışmalarda endometriozis nedeniyle ameliyat geçiren hastalarda ameliyat sonrası hastanın yaşam kalitesi ve ağrılarının olmaması için uzun süreli hormonal tedaviler yerine bu şekilde bir diyet uygulamanın da uygun olabileceği ve hastalar tarafından da yan etkiler olmadığından daha kolay kabul edilebileceği ileri sürülmektedir.

    --------ALINTIDIR-------
     
  4. 13 Ekim 2009
    Konu Sahibi : momi
  5. momi

    momi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    11 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    1.355
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    106
    Kendi notlarımdan sizlerle paylaşabileceklerim de aşağıda....

    Özetlemek gerekirse kırmızı et, tavuk eti gibi suni yemle beslenen hayvansal gıdalar, süt ve süt ürünleri, beyaz unlu gıdalar (makarna, bisküvi, ekmek) pirinç, çavdar, şeker ve şekerli gıdalar, katkı maddeli yapay yiyeceklerden uzak durmak gerekiyor. Özellikle kırmızı et ve hayvansal gıdalarda o suni yemlerden dolayı yapay östrojen oluyormuş bizim endoyu tetikleyen şeylerden biri de buymuş...

    Bunların yerine bol balık, taze sebze meyve, bakliyat, kepek ekmeği yemek lazım. Özellikle ve çoook önemli olarak antioksidan kaynağı olan C ve E vitamininden zengin yiyeceklere ağırlık vermek gerekiyor.
    Antioksidanlarla ilgili bir doküman daha var onu ayrıca ekleyeceğim....

    Taze ananas yemek özellikle ortasında sert yeri de yemek lazım içinde bromelain diye faydalı bir madde var. Endolu hastalara özellikle tavsiye ediyorlardı.
    Ayrıca tedavi sırasında da Ananas tüketmek önemli. Yumurta toplama işleminden sonra yani transferden 1-2 gün önce taze ananası 4-5 günlük eşit parçalara bölüp ve her gün bir parçası yeniyor.
    ısterseniz 6-7 güne çıkartabilirsiniz ama daha fazlasına gerek yok. Ananas bebeğin tutunmasını kolaylaştırıyor protein çözücü kan inceltici özellikleri de var çünkü. Ama 7-8 günden fazla tüketirseniz bu sefer düşük riski artarmış...

    Omega3, balık yağı, keten tohumu çok faydalı, Fındık yağı, zeytinyağı gibi yağları tüketmek lazım. Yediklerimizi daha faydalı hale getirmek için yukarıdaki yazıda LAKTıK FERMENTLER diye geçen turşu, zeytin, sirke gibi yiyecekler faydalıymış.

    Beslenmemi değiştirdiğimde her akşam bol elma sirkeli zeytinyağlı yeşil salata yiyordum. Ama sadece marul değil, maydonoz, nane, roka, tere, dereotu, tazesoğan domates, yeşil biber...

    Alkol, kafein ve sigara.... yumurtalık rezervine ve yumurta kalitesine en baş üç düşman. Unutmayın koyu çay ve çikolata gibi yiyecekler dahil kafein dolu.

    birde anti-inflamatory (yani yangı azaltıcı) etkiye sahip olan yiyecekler de endonun ağrılarını azaltmak için yararlı. Bunların en başında balık, balık yağı, yeşil yapraklı sebzeler, ıspanak, brokoli, maydonoz, roka, tere, soğan, sarımsak, biberin her çeşidi, acı tatlı kırmızı yeşil hepsi çok yararlı vb.....

    Genel olarak notlarım böyle ilgilenen denemek isteyen olursa bilgim ve okuduklarım dahilinde yardımcı olmaya çalışırım.
     
  6. 13 Ekim 2009
    Konu Sahibi : momi
  7. yarenb

    yarenb Aktif Üye Üye

    Katılım:
    20 Ocak 2009
    Mesajlar:
    613
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    paylaşımın için teşekkürlerr momicim.. .. ellerine ve yüreğine sağlık ..opuyorumnanaktan
     
  8. 13 Ekim 2009
    Konu Sahibi : momi
  9. cetrefilli

    cetrefilli nasl da buldm sincabımı:) Üye

    Katılım:
    2 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    5.096
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    146
    momicim emeğine sağlık canım yaa herşeyden gecerim de et sevdamdan gecemiyorum sanırım ben:KK43:( ama azaltmayı deniycem inşallah
     
  10. 13 Ekim 2009
    Konu Sahibi : momi
  11. EU2

    EU2 Guest

    canim emegine saglik paylasman cok guzel olmus
    arkadaslara bi faydasi olur insallah
     
  12. 13 Ekim 2009
    Konu Sahibi : momi
  13. momi

    momi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    11 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    1.355
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    106
    --------ALINTIDIR-------


    Antioksidan türleri

    Antioksidan özelliği keşfedilen birçok farklı madde vardır. Bu maddelerin bir kısmını diyetimizde (özellikle bitkilerden) alırken, bir kısmını vücut kendisi, serbest radikallere karşı bir savunma sistemi olarak üretir. Vücudun serbest radikallere karşı savunma olarak ürettiği antioksidanlar; katalaz, glutatyon peroksidaz, ve SOD (superoksit dismutaz) gibi enzimlerdir.

    • Alfa tokoferol (E Vitamini) - E vitamini içinde alfa, beta, gama ve delta tokoferolleri bulunur. Bunların içinden özellikle Alfa tokoferol önemli bir antioksidandır. Özellikle buğday, mısır, darı, pirinç gibi tahıllarda çok bulunur. Bunun dışında ayçiçek yağı, mısırözü yağı, pamukyağı gibi yağlarda, ceviz, badem ve yerfıstığı gibi kuru yemişlerde ve yeşil sebzelerde bulunur. E vitamini aynı zamanda pişirmeye ve sıcağa dayanıklıdır, böylece pişirilme esnasında tahrip olmazlar. E vitamini dışında farklı maddelerde bulunan tokoferoller ise rahatça tahrip olabilir. Fakat, yağda kızartma ve tahılların öğütülmesi esnasında E vitaminleri de tahrip olur, ve çoğu bozunur. Bu yüzden E vitamini ihtiva eden ürünleri yağda kızartmadan pişirmek, ve özellikle beyazlatılmadan geçmemiş tahıl ürünlerini (kepekli ürünler gibi) tüketmek daha akıllıca ve sağlıklı olur.
    • Askorbik Asit (C Vitamini) - Turunçgiller, domates, yeşil yapraklı sebzeler (brokoli, ıspanak vb.) ve patates gibi sebze ve meyvelerde bulunuyor. Fakat, C vitamini çok çabuk oksidize olduğu için pişirirken ve hazırlarken bulunan C vitamininin çoğu işe yaramaz hale geliyor. Bu yüzden C vitamini ihtiva eden besinlerin hafif pişirilmesi, yenilebiliyorsa çiğ yenmesi ve hazırlarken de kesildikten kısa bir süre sonra tüketilmesi öneriliyor.
    • Beta-caroten- Vücutta depolanarak A vitaminine de dönüştürülen bu kırmızımsı-turuncu pigment çok güçlü bir antioksidandır. Güçlü bir antioksidandır ve birçok kanser türüne yakalanma riskini azaltmasıyla ünlüdür. Havuç, ıspanak ve brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler ile kayısı ve şeftali gibi meyvelerde fazlasıyla bulunur.
    • Flavonoid - Bir çok meyve ve sebzede yüksek oranlarda bulunan sarı-beyaz pigmentlerdir. Bitkilerin çoğunda bulunan bu antioksidan, yine antioksidan olan C ve E vitamininden çok daha fazla miktarlarda bulunduğu için özellikle meyve ve sebze ağırlıklı bir diyet ile vücuda fazla miktarlarda alınabilir. Elma, çilek, üzüm gibi meyveler, çikolata ve özellikle çay, belli oranlarda flavonoid ihtiva eder.
    • Koenzim q- Özellikle kanser ve belli nörolojik hastalıklara olan pozitif etkileriyle uzun süredir gündemde olan koenzim q önemli bir antioksidandır. Vücut tarafından üretilir, diyet yoluyla da alınabilir. Her ne kadar ciğer, kalp ve böbrek gibi et ürünlerinde ve balıkta yüksek oranda bulunsa da, diyete takviye amaçlı alınan koenzim q hapları ile vücuda alınması daha etkilidir.
    • Likopen - Beta-caroten ve lütein ile aynı ailenin üyesi olan likopen birçok meyveye kırmızı rengi veren maddedir. Kardiyovasküler hastalıklar ve kansere karşı etkileri ile bağışıklık sistemine olan pozitif etkileri yüzünden uzun süredir gündemde olan bir maddedir. Antioksidan özelliği kanıtlanmıştır. Özellikle domateste çok büyük miktarlarda bulunmaktadır. Prostat ve kalın bağırsak kanserlerinin risklerini büyük oranda düşürdüğü laboratuvar çalışmalarıyla kanıtlanmıştır.

    En güçlüsü olsa da tek bir antioksidan madde almak yerine çeşit çeşit antioksidanı bir arada alıyor olmak daha iyidir. Çünkü bu maddeler serbest radikallerle savaşta birbirlerini desteklerler. En çok ve en eski bilinen antioksidanlar A vitamini, E vitamini, C vitamini, selenyum ve çinkodur.
    Üzüm çekirdeği şu ana dek bulunan en güçlü antioksidan maddenin taşıyıcısı olarak literatüre yazılmıştır. (Özellikle kırmızı şarabın kalp hastalıklarından koruduğunu hatırlayın). Brokoli ve aynı familyadan karnabahar, lahana ve brüksel lahanasının ve bunun yanında havucun, semizotunun, kerevizin, soğanın, sarımsağın güçlü antioksidan kombinasyonları olduğunu artık biliyoruz.

    Genel olarak daha koyu ve canlı ve parlak renkli sebze ve meyvelerin daha çok antioksidan taşıdığını artık biliyoruz. Domateste en çok olan ve diğer kırmızı sebzelere de rengini veren likopen isimli güçlü antioksidanla hepimiz tanıştık. Fermente edilmemiş çay olan yeşil çay güçlü bir antioksidan olarak hayatımıza girdi. Ceviz, badem, fındık, kabak çekirdeği, ayçiçeği, kabuklu hububat, tohumların diyetimizde çok önemli olduğunu artık biliyoruz. Diyetimizde genellikle eksik olan ve balık yağında veya keten yağında bulunan omega-3 yağları antioksidan özellikleriyle daha da önemli hale geldi. Kivinin, çileğin, mürdüm eriğinin, böğürtlenin, yaban mersininin, kuşburnunun önemini artık daha iyi biliyoruz. Değişik bitki çaylarının, en bilinenlerini saymak gerekirse, kekiğin, biberiyenin, adaçayının, nanenin veya zencefil, zerdeçal gibi baharatların şaşırtıcı derecede güçlü antioksidan kombinasyonları olduklarını gördük…

    --------ALINTIDIR-------
     
  14. 13 Ekim 2009
    Konu Sahibi : momi
  15. justing76

    justing76 canım Defnem.... Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.535
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    106
    prof olmuşun kız momi.ağzına sağlık cnm.saol...
     
  16. 13 Ekim 2009
    Konu Sahibi : momi
  17. masal1

    masal1 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    23 Haziran 2009
    Mesajlar:
    198
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    verdiğin bilgiler için teşekkürler momi.ayrıca habere çook sevindim.sağlıklı ve sağlıkla:)
     
  18. 14 Ekim 2009
    Konu Sahibi : momi
  19. momi

    momi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    11 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    1.355
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    106
    teşekkürler arkadaşlar umarım işinize yarar faydasını görürsünüz...