Engin Turgut Şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve seaBahAR tarafından 13 Aralık 2008 başlatılmıştır.

    13 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  1. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.196
    Ödül Puanları:
    238

    [​IMG]

    1957 yılında, doğdu. Üsküdar akşam lisesi?ni bitirdi. banka memurluğu, düzeltmenlik, reklam yazarlığı yaptı. Aynı zamanda ressamlık yapan Turgut, okurları tarafından incelik sarhoşu bir şair, renklerin çılgın müzisyeni olarak tanımlanmakta.






    Kalmıştır

    (Sevgili Solmaz Aksoy için...)
    siz kederin gözlerine sığmazsınız
    yazgıdan yumuşak bir şey kalmıştır!..

    hangi kalp bir mektuba sığmıştır
    dünya nafile, oyun dışarıda kalmıştır!..

    bu yüzleri aynalarda bulamazsınız
    kapılar kapanır, anlam size kalmıştır!..

    o bildiğimiz sancılar gelir, yalnızlığa dalarsınız
    aşkı ıssız, kalbi kırık bir mektup kalmıştır!..

    rüzgar böyledir, ışık ısırır,anlamazsınız
    geceden yorgun, ipekten ince bir yol kalmıştır!..

    mazi böyledir, yeni hatıralar yaratırsınız
    rüyalar kemirir yazıları, susmanın hançeri kalmıştır!..

    sevişmek böyledir, yaraya kabuk bağlarsınız
    deniz biter, sahilde bir balık kalmıştır!..

    aşklar böyledir,saçlarınızı yağmur sanırsınız
    şarabın sözleri sonsuz, size gitmek kalmıştır!..

    Yazlar böyledir, gecenin mürekkebine dağılırsınız
    renkler yorgun, pastel dalgın kalmıştır!

    hayaller böyledir, gürültüler bırakırsınız
    kelimeler susuz, yokluğun gölgesi kalmıştır!..

    anın muhteşem derinliğine bağlanırsınız
    elimizde kala kala hayallerimiz kalmıştır!..

    hayat böyledir,düştüğü yeri acıtır
    aşk,adresinde yoktur, sesinizde veda kalmıştır!..

    (Milliyet Sanat, 437)

    Engin Turgut
     
  2. 13 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  3. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.196
    Ödül Puanları:
    238

    Hiçlik Ağıtı

    hepimiz gurbetimize yakışıyoruz…
    Bedeniyle susayanlar, kalbiyle çıldıranlar, her şey çabuk
    unutulur diyenler, aşk yırtılır, kalbimiz de yırtılır! Ey rüyalarımın
    güzel çocuğu, yüzüne baksam görünür yüzümün yağmuru.
    Görülmüştür gözlerimin aşka bakan dalgınlığı…Kelimeleri küçük
    melekler bilip, deli ıslıklar biriktirip ağzımda, ormanın içinden
    geçiyorum…Gökyüzünden başka bir lunapark daha var mıdır?...


    Pötikare bir aşk duygusu eğitiyorsa beni, eskimeyen bir
    annenin, zarif bir sızının içine dönebilirim. Göl kenarı izcisi, likör
    bir çocuğun büzülen alt dudağıysam, kuşlara kanat takmakla
    yorulmuyorsa kalbim, kederimden geçilmez!..Bu bir çöl
    yalnızlığı…Hıçkırıyor kalbim. Annem müşfik güneş, buğunun en
    yakını.

    Ne çıkar, ne çıkar, kelimelerle taranmadık mı?..

    Hangi taşın altını kaldırsam içimi açarak bakarım. İçim size
    kocaman bir yara…Gidenler ah!..Küserek öldüler…Canı
    çıkmasın diye sözün, söz verdik, canımızı yırttık da geldik!
    Gözlerinin günahını aldım,gözümüzden düştüler… Bu birkuğu
    dansı. Gece ne güzel sekiyor…Sesimi biriktiren orman
    ellerimden kaydı. Ah! o büyük sözler, utanırlar küçücük
    kelimelerden…Dinmiyor şuramda yaşayan sızı! Her şeyi bir
    serçenin gözünden gördüm, her şeyi serçe parmağımla
    öldürdüm! Gül dikeninde gökyüzünü ararken, bir çocuk dayamış
    sırtını kalbime yüzümü seyrediyor…Denizin sesini topluyorum,
    başka bir eda buluyorum kendime…Cebimde ısırılmış güneş, ay
    çiğneyerek yürüyorum…Ah, kimsenin kimsesiz kaldığı,
    kimsenin kimseden geçemediği derdimsin.Bir yaz daha geçiyor
    yazların içinden. Ezilmiş bir harfin gölgesi sokaklarda…


    Ne çıkar, ne çıkar, o büyük boşlukla yıkanmadık mı?...


    (Şiir Ülkesi, 1)

    Engin Turgut
     
  4. 13 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  5. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.196
    Ödül Puanları:
    238

    Yazdı, Bitti!


    Mutsuz, ipeksi, kırılgan bir şeydi, yaz!
    Ruhumuzu nereye taşısak yazdan
    kurtulamayacaktık. Şapkanın dalgın-
    lığından başka neydi ki yaz! Omuz-
    larımızdan sarkardı sarışın bir ince-
    liğin boynumuzda açtığı rüya. Kaçır-
    dığımız tanrının ıslığı yaza nı ayar-
    lıydı kimbilir belki de yaz yorgunu
    bir hayatın karnından yuvarlanan
    çakıltaşlarıydık!...


    Aşkın yüzümüzle buluşmasında daha
    kederli ve daha yalnızdı yaz! Çünkü
    hep yaz çocuğu bellediler bizi…Ve
    bu yüzden yaz, ormanın gözünden
    kaçtı. Yaz bunu da atlatır biliyorum,
    yaz duygusu kimseden saklanmaz bu-
    nu da biliyorum peki ama nerden geliyor
    boşluğun o müthiş zarif tadı!


    Yazın rüzgârı ardına kadar balkon. Bak
    nasıl da sığınıyoruz kendine gecikmiş
    bir aşkın oyuncak saatlerine…Cumbalı
    ama tuhaf bir ev kokusuydu ve öpücük-
    lerle eğitirdi ayrılığı yaz! Ve fazla hatıra-
    dan boynu bükük birden yaşlanırdı ağaçlar…
    Aşk ve yaz o ilk şaşkınlık! İkisi de
    düşleriyle gelir ikisi de çabuk biterdi…


    (Milliyet Sanat, 341)

    Engin Turgut
     
  6. 13 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  7. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.196
    Ödül Puanları:
    238

    Denizin Nefesi

    (Sevgili Öznur'a)

    Esmerliğini uzak dağların tenhasından almış,
    parmaklarının ucunda gezdirdiği keder antik
    çağdan, bir elma gibi gülümsüyor, sanki bir
    mektup olsa içinden gökyüzü çıkacak, zarfı
    yırtmadan açarsanız, üzerinize ırmaklar
    dökülecek, pul kadar gövdesi var inceliğin,
    işte söylüyorum : hayatı şımartmak ve baştan
    çıkartmak bayan rüya için hiç zor değil! Bir
    buğday sapı kadar kırılgan, bir denizin
    yumuşak teni kadar pürüzsüz elleri var,
    bütün eller içinde onun ellerini tanıyabilir,
    gözlerinin ceylanına dokunabilir, ruhunun
    terasında ıssız bir kuşun kalbini okşayabilirsiniz!...

    Sanki vakitsiz bir gece kraliçesi, sanki gecelerin
    çıplak derin sıkıntısı, tıkırtısı damlayan aydınlığın,
    koynunda incir yetiştiren, hayallerini Çengelköy'ün
    denizinde yüzdüren, yüzünün aleviyle ışığını
    bakışlarımıza boca eden eşsiz bir gül yarası,
    altdudağında yakıcı bir yazın anısı iştahla susuyor,
    bir kayık arzuyla koşuyor sularda, güneşin ormanı
    ısırdığı gün görmüştüm onu, bir ağacın da gurbet
    olduğunu öğrendim, bugün deniz postanesinden
    bir mektup aldım, boynuma sarıldı şaşkın bir su,
    bir balığın da gurbet olduğunu öğrendim, sanki
    bir aşk hatırasıydı Nila! Nila onun yalnızlığını
    nerede olsa bulurdu, çünkü Nila'nın kalbi asla
    uyumazdı! Bayan rüya esmerliğini sonbaharın
    eskimeyen yapraklarından almış, küçük ve mahcup
    gamzeleri sanki bir kuş cıvıltısı, yüzünde hayata
    pervane bir yaşam sevinci, sanki üzgün bir karıncayı
    evine götürüp onun hayatını kurtaracak kadar
    içli birisi!.. Yüzünden bilge bir kedinin uykusuzluğu
    sarkıyor, sırdaş, arkadaş, gönüldaş birisi!

    Esmerliğini aşka sürgün kıyılardan almış, mavi
    bir mektubun en mahrem yerinde mahsur
    kaldım, denizin nefesi hâlâ gül kokuyordu!...

    (Adam Sanat, Ocak 2001)


    Engin Turgut
     
  8. 13 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  9. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.196
    Ödül Puanları:
    238

    Arkadaşım Mavi


    (Sevgili Alihan Irmakkesen için)

    Babil'in eskimeyen diliyle yıkansak seninle
    inceliğimizi giyinsek, dayansak arkadaşlığın kapısına
    Göğün ısrarıyla geceyi yorgun düşürsek
    Eski bir lezzetti günah
    Kederli bir serçeydi kalbimizin ötüşü
    Zaman annesizdi, unutmadık masallardaki
    çocuğun masmavi bakan gözlerini
    Kokumuzdan şarap yaptılar, unutmadık on yedi ağustosu
    Kolu kanadı kırık bir sandalın deniz diye diye inlediğini
    Güneş kibirliydi, su dalgın, ruhumuz kilitli
    Gül kustuk, hasta yatağından uyandırdık ıssız rüyalarımızı
    Ağaçlar yağmura acıkırdı, üzgün bir evdi sessizliğimiz
    Süt kokardı dualarımız
    Bulutlarını bana bağışla
    Ellerinin ışığını göster
    Bu deli ve ıslak yüzümüz adamı öldürür
    Uçurur beni iyiliğin koynunda beslediğin yaz
    Beli ince bir rüzgârın boşluğuna dolandı yaralarımız
    Ah, doğumun o sıcak kalbiyle sarıldık birbirimize! ..

    (Varlık, Ocak 2001)

    Engin Turgut