Erdal Alova Şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve seaBahAR tarafından 4 Mayıs 2008 başlatılmıştır.

    4 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  1. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.949
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    Erdal Alova Kimdir?
    [​IMG] Erdal Alova 17 Haziran 1952’de Ankara’da doğdu. 1959’da Eskişehir’de, Dumlupınar İlkokulu’nda başladığı öğrenim hayatına, 1972 yılında ODTÜ Mühendislik Bölümü’nden ayrılarak son verdi. Aynı yıl İstanbul’a yerleşerek şiirlerini yayımlamaya başladı. İlk şiiri “Issız Gül” adıyla Yeni Dergi’de çıktı. 1973-80 arasında yazdığı şiirleri En Son Çıkan Şarkılar (1980) adı altında yayımlandı. Bu kitabı, Giz Dökümü (1989) ve Bitik Kent (1995) izledi. Bitik Kent ile 1996 Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü kazandı. Federico Garcia Lorca, Konstantinos Kavafis (Barış Pirhasan’la), Pablo Neruda, Z. Herbert, Guillevic ve Catullus’tan (Çiğdem Dürüşken’le) yaptığı çeviriler kitap olarak yayımlandı.
    Yaşamını gazeteci, redaktör, çevirmen ve editör olarak kazanıyor.


     
  2. 4 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  3. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.949
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    Yanılgı

    Yetişmez gülüşlerin sarılışı
    ne de anlayışın
    adımlardan bir çizgi olduğu yaşamın
    yetişmez anlatmaya sesinin kırılışını
    gözlerinin parçalanışını
    alışmadıkları bir soğuktan.
    Gün bir ağartıyla karşılar pencerenden
    seyreder gövdeni alaycı serinliğiyle

    der: "Her şey yeniden başlayacak, yeniden
    sen dokunuşlarını getir doğmamış aşkların
    ben yayayım çıplaklığımda Geçmiş Zaman'ı."
    Ve gürültüsü sarar çevreni seslerin, gölgelerin
    alırlar seni uzayan bir yorgunluğa
    bırakırlar büyüyen ayçasına gecelerin.

    Sanırsın kimse görmedi ayla başbaşa kalırken
    bilmediler ince bir camdan yapıldığını gülüşlerin
    çünkü kimseler geçemedi dişlerinden öteye
    dediler: "Bu gökyüzü bize yeter!
    Ama ben, kargınmış çocuğu düşlerin sanrıların
    geometri bozguncusu, büyücüsü kokuların
    dinlerim taşların altında yatan yüreğimle
    gövdenin kıvrımlarını, titreşen sokakları
    giyerim lacivert geceden gömleğimi
    derim: "Ey kent, gel dans edelim seninle!"
    paylaşırım seni akışan bir çığıltıda
    sanırsın kimse görmedi gözyaşın bıçaklanırken
    paylaşırım, en güzel sesleri vermek için sana.


    Erdal Alova
     
  4. 4 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  5. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.949
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    Kaktüs Kadın

    fırlatıyor iğnelerini kaktüs kadın
    sarınca bir erkek kokusu tuz çölünü
    baldıranlar akıyor memelerinden
    kıl damarlarında yeşil zencar

    bakışı bir ısırganlar gecesi
    sesinin sabahında okunmamış kitaplar
    bir erkekçik kuşu yiyor
    bacağındaki kısırböceğini

    fırlatıyor iğnelerini kaktüs kadın

    günleri
    yaşam süsü verilmiş bir intihar


    Erdal Alova
     
  6. 4 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  7. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.949
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    YALNIZ ELLER DEĞİL..

    Yalnız eller değil bunlar
    Yalnız ayaklar

    Sarkar kız pencereden
    Mahalle sesiyle
    Memeleri sözlerinden masum

    O alımlı kadınlar ki
    Yataklarda çocuk

    Yalnız dudaklar değil bunlar

    Aşk belki de o
    En derinlerinde bile senin
    Duyduğum yabancılık
    Uzak adlar buluşum
    Sana yaklaşmak için

    Boş bütün sözler
    Işıklar sönünce
    Birdir bütün gövdeler
    Herkes kalır kendi uçurumuyla

    Ölüm ısırınca
    Memelerindeki kuruüzümü
    Bin yunus sıçrar denizden
    Karnın bir körüktür
    Günle gece arasında
    Gittikçe incelir sesin
    Kalamar kemiklerine doğru
    Sen nereye bassan
    Yerçekiminin en zayıf noktası

    Erdal Alova
     
  8. 8 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  9. *seli*

    *seli* Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Nisan 2007
    Mesajlar:
    682
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Aslında şiirleri çok güzelmiş.
    Ama naçizane bi eleştirim olacak:
    Erdal Alova'nın bu şiirlerinde de gördüğümüz üzere
    bazı şairlerimiz nerdeyse tüm şiirlerinde "Kadın memesi" diyorlar.
    Hadi desinler diyelim de,şiirlere bakıyorum bakıyorum ve diyorum ki
    -demese bişey kaybetmezmiş bence.Yani sanatsal olarak anlam bütünlüğüne bi katkısı yok bence..
    Bilakis demese ben her "meme"kelimesini okuduğumda böyle gayriihtiyari irkilmezdim mesela..

    (Bu mesajı yollamak konusunda tereddütlüyüm:1rolleyes:)
     
  10. 8 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  11. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.949
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    Sana bir önerim olacak selicim..

    Şiirin ilgili mısrasını sesli oku.. Bu okuyuşlardan ilkini "meme", ikincisini de "göğüs" sözcüğü ile yap.

    Anlamdaki vurgu şiddetleniyor sanki.. Sözkonusu sözcüğün, bu vurgu gücü nedeniyle tercih edildiğini düşünüyorum...

    Bak şimdi! Aklıma da Cemal Süreya'yı getirdin..
     
    Son düzenleme: 8 Mayıs 2008
  12. 8 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  13. *seli*

    *seli* Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Nisan 2007
    Mesajlar:
    682
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Cemal Süreya'ya ne denir ki püsküüt'üm.
    "Dalga" ve "Sizin hiç babanız öldü mü?"denir mesela.:içelim:

    Bi de özür: Sana cevabımı özel mesaj olarak attım.Ama şimdi farkettim ki Erdal Akova demişim:eek:
    Acele cevap beklerim::1rolleyes:Şeniz
     
  14. 21 Eylül 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  15. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.949
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    Hüzün
    En eski arkadaşım
    Gazel ateşleri yakarken güz günleri
    Taşınmadan evini süpüren bir kadın gibi
    Gel, derin öfkeyle girelim kışa
    Nasıl bakarım ben mora!
    Kar yağar her şey kendini hatırlar
    Bir kent hatırlar eski yağmurları
    Bir ışık makası
    Keser yetimlerin göğünü
    Oyuna alınmayan çocuk
    Gözyaşından bir disk fırlatır geleceğe
    İnsan ilk kez görür kendini kanında
    Gün iner, Kasım göğü
    Geçirir ipliğini dargın komşudan
    Ve sonunda
    Kazanır kendine güveni
    Otobüste ağlayan asker
    Sen doğunca Hüzün
    Habersiz ördüğü hırkayı
    Gösteren bir kadın gibi.
    Çıkaralım gizlediğimiz gülleri
    Derin öfkeyle girmeliyiz kışa.

    Erdal Alova