Erdem Ve Mutluluk - Özet - Erich Fromm

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve iremsu tarafından 8 Haziran 2008 başlatılmıştır.

    8 Haziran 2008
    Konu Sahibi : iremsu
  1. iremsu

    iremsu MaBel Üye

    Katılım:
    23 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    1.836
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    YAYINEVİ VE ADRESİ TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI
    BASIM TARİHİ 1997
    KİTABIN YAYIM MAKSADI İNSANLARIN NEYE İNANACAKLARINI BİLEMEDİKLERİ, DEĞERLER SKALASININ ALTÜST OLDUĞU, ESKİ DEĞERLERİN ÖNEMİNİ YİTİRDİĞİ GEÇİŞ DÖNEMLERİNDE TOPLUMSAL DÜZENİN BOZULMUŞ OLMASI, BİREYLERİN HAYATINI DA BÜYÜK ÖLÇÜDE ETKİLEMEKTEDİR. BU İSE TOPLUMDAKİ ÇÖZÜLME VE DAĞILMANIN DAHA DA ARTMASINA YOL AÇARAK BİR KISIR DÖNGÜNÜN ORTAYA ÇIKMASINA NEDEN OLMAKTADIR. BU KİTAPTA BU KONUNUN NE DERECE CİDDİ, ÖNEMLİ, HATTA TEHLİKELİ BOYUTLARA ULAŞTIĞINI BELİRTEBİLMEK İÇİN AHLAKİ EĞİTİM ALANINDA KARŞILAŞTIĞIMIZ GÜÇLÜKLERDEN SÖZ EDİLMEKTEDİR.

    KİTABIN ÖZETİ :

    Kendi kendinizi aydınlatan bir ışık olun.

    Yalnızca kendinize güvenin.

    Biricik ışık olarak

    Kendi içinizdeki gerçeğe bağlı kalın

    (Buda)

    Akla dayanan ya da akla uygun bir otoritenin kaynağı yeterlik dediğimiz şeydir. Otoritesine saygı duyduğumuz kişi, başkalarının kendisine vermiş olduğu ve üstesinden gelebileceğine inandığı işi yeterli bir şekilde yürütür, sorumlu olduğu insanları korkutmak ihtiyacı duymadığı gibi bir takım sihirli niteliklerle hayranlık uyandırmaya da kalkmaz, başkalarını sömürecek yerde onlara yeterli bir şekilde yardımcı olur, otoritesi akla uygun temellere dayanır ve akıl dışı bir korkuya ihtiyaç göstermez. Akıl dışı otorite ise kaynağını her zaman insanlar üzerindeki gücünden alır. Otoriteye boyun eğen kişinin çaresizliğine ve endişesine göre değişen bir değeri olabilir. Güç ve korku her zaman akıl dışı otoriteyi destekleyen unsurlar olmuşlardır.

    Sanat deyince yalnızca tıp, mühendislik ve ressamlık gibi meslekleri anlamamak gerekir. Yaşamak da başlı başına bir sanattır. Gerçekte insanın uğraşması gereken en önemli, aynı zamanda en güç ve en karmaşık sanattır. Yaşama sanatında insan hem sanatçı, hem de sanatının objesidir. Hümanist ahlak, kuramsal insan bilimine dayanan yaşam sanatı ile ilgili uygulamalı bir bilimdir.

    Ahlak, yaşam sanatını başarılı bir şekilde yürütmedeki kusursuzluğa ulaşmak için gerekli olan kurallar sistemi ise, böyle bir ahlakın en genel ilkeleri genellikle hayatın, özellikle insan hayatının tabii niteliklerine göre ayarlanmalıdır. İnsan hayatının amacı; sahip olduğu güçlerin kendi tabiatının yasalarına göre gelişmesidir.

    Mizaç tepki biçimiyle ilgilidir, yapısaldır ve değişmez. Karakter ise daha çok bir insanın yaşantıları ile, özellikle ilk çocukluk günlerindeki yaşantılarıyla oluşmuştur. Gerçeği kavramak ve yeni yaşantılar edinmekle bir dereceye kadar değişebilir. Öfkeli, sıcak kanlı, hüzünlü ve soğukkanlı mizaçlar vardır. İki çeşit karakter tipi vardır: yaratıcı olmayan yönelişler ve yaratıcı yönelişler. Yaratıcılıktan anlayacağımız şey etkinliktir. Etkinliğin en güçlü kaynakları arasında akıl dışı tutkular yer alır.

    Kant insanın kendini düşünmesini, kendini sevmesini, böbürlenerek kendini beğenmekten, kendinden hoşlanmaktan ayırmaktadır. Ama “akla uygun bir kendini sevme” bile ahlaki ilkelerle sınırlandırılmış olmalıdır. Kendinden hoşlanma duygusu bastırılmalıdır ve insan ahlak yasalarının kutsallığı karşısında kendini küçük görmelidir.

    Sevmek, bir insanın sevme gücünün ifadesidir ve birini sevmek demek bu gücün bir kişi üzerinde toplanması ve gerçekleşmesi demektir. Romantik aşk fikrinin dile getirdiği şekilde, insanın yalnızca bir tek kişiyi sevebileceği ve bu kişiye rastlamanın hayatta büyük bir şans olduğu doğru değildir. Eğer bu kişiye rastlanabilirse ona karşı duyulan sevginin başkalarından el çekmekle sonuçlanacağı da doğru değildir. Yalnızca birtek kişiye duyulan sevgi, bunun sevgi değil bir ortak–yaşarlık bağlılığı olduğunu gösterir. Sevginin içermiş olduğu temel olumlu tavır; sevilen insanın, belli başlı insani niteliklerin simgesi olması dolayısıyla sevgisini ona doğru yöneltmiştir. Bir kişiye duyulan sevgi, insana duyulan sevginin varolmasını gerektirir. William James’in deyişiyle, bir insanın kendi ailesini sevip de “yabancılar“ karşısında duygusuz kalmasına yol açan bir çeşit “iş bölümü”, temel bir sevme yeteneksizliğinin belirtisidir. İnsan sevgisi, sık sık sanıldığı gibi, özel bir kişiye duyulan sevgiden sonra gelen bir soyutlama değil, aslında belirli kişileri sevmekle kazanılmasına rağmen, tek bir kişiyi sevmenin ön şartıdır.

    Bu söylenenlerden çıkan sonuç; kendi benliğimizin de aslında tıpkı başka bir insan gibi sevgimizin objesi olabileceğidir. İnsanın kendi hayatı, mutluluğu, gelişmesi ve özgürlüğü karşısında olumlu bir tavır takınması, sevme yeteneğinden, yani ilgi, bakım, saygı, sorumluluk ve bilgiden kaynaklanır. Bir insanda yaratıcı sevme yeteneği varsa, insan kendini de sever. Yalnızca başkalarını seviyorsa hiç sevemiyor demektir.

    Bu kitap, temel ahlaki değerler, sevgi, sanat ve öz güven bunalımındaki günümüz insanı için ilginç saptamalarda bulunması ve yararlı öneriler içermesi yönleriyle herkesin başvurabileceği temel bir düşünce eseri ve yardımcı kaynak niteliklerini taşımaktadır.