Ergenlikte Aşk Kavrami

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve dione tarafından 19 Kasım 2007 başlatılmıştır.

    19 Kasım 2007
    Konu Sahibi : dione
  1. dione

    dione Aktif Üye Üye

    Katılım:
    8 Haziran 2007
    Mesajlar:
    116
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    Ergenlik döneminde aşk tek bir açıdan incelenemez. Çünkü aşkın anlamı ergenliğin kendi içerisindeki yaş gruplarına bile göre değişmektedir. Ergenlik dönemi genel olarak mantığın değil duyguların ön planda olduğu bir dönemdir. Ergenlik döneminde aşkın ne şiddette ve nasıl yaşandığını sadece bu duyguyu yaşayanlar bilir.

    Ergenlik döneminde aşkı incelediğimizde öncelikle cinsiyet ayrımlarının yapılması gerekiyor. Kızlar erkeklere göre daha çabuk tanışıyorlar bu duyguyla. Çünkü kızların erkeklere göre ergenliğe girmeleri daha erken oluyor. Bu yüzden duygusal ve fiziksel olarak daha hızlı İlerliyorlar. Bu dönemde kızlar kendilerinden yaşça daha büyük insanları beğenme eğilimi gösteriyorlar. 14-15 yaşından sonra başlayan bir eğilim bu. Erkekler de durum biraz daha farklı. Çünkü onların eğilimleri daha çok rekabete dayalı. Daha fiziksel unsurlar taşıyorlar. Hem psikolojik hem de fiziksel davranışlarında basit savunma mekanizmaları ortaya çıkarıyor. Bir kızla beraber olmak erkek için aşkın dışında çok fazla ve değişik anlamlar taşıyabilir. Bu olay öncelikle ergenin yakın olduğu ve rahat hissettiği çevreden başlıyor. Grup İlişkileriyle de olabilir. Küçük gruplarda karşı cinsle arasında elektriklenmeler olabilir. Bazen bunlar ergenler tarafından dile getirilemiyor.



    Ergen neler yaşıyor...

    Burada ergenin cinsel rol betimlemesi büyük önem taşıyor. Birincisi fiziksel olarak bazı şeyler gelişiyor. Bir de ergenlikte yaşanan duygusal ve ruhsal gelişim var. Ergenin öğrenme kapasitesine kalıyor iş. Ergen, büyüklerinin aşkı nasıl anlamlandırdıklarını ve yaşadıklarını İzliyor. Bunun yanında çevrenin de etkisi var. Aşk yaşanılması gereken ve kendini geliştirmeye yarayan bir olgu değil de korkulması gereken bir engel olarak görülüyor kimi zaman. Bu dönemde sizden Öncekilerin bıraktıkları izleri takip edersiniz.

    Ergenler kendisinden büyük olan insanların aşkla ilgili görüşlerine ve hareketlerine dikkat ederler. Bunları taklit ederler ve öğrenmeye başlarlar. Bu noktada aşk dolayısıyla acı çekmeye başlamak olumsuz bir transfere işaret ediyor. Ergen, aşkla ilgili başkasının hayatındaki olumsuz davranışları kendi yaşadığı küçük bir durumla özdeşleştirir. Aşkın başlangıcı tamamen duygulara dayandığı için acı çekmeye müsait bir yapısı vardır. Aşk karşılıklı iki kişi arasında yaşandığı için anne babanın uyumlu bir yapı izlemesi gerekiyor. Kültürel ve sosyo-ekonomik farklar, kişilik farkları gibi özellikler, ergenin kolaylıkla acı çekmesine neden olabilir. Olumlu duyguların, olumsuz mantıkla çarpışması da nedenlerden biridir.



    Peki bu durumda ailelerin rolü nedir?

    Ülkemizde erkeklerle kızların yaşadığı aşka yaklaşım açısından büyük farklar bulunuyor. Sosyo-ekonomik yapıdaki farklılıklar bile bu durumu değiştirmiyor. Kızlarda, aşkın günah olduğu, yanlış olduğu anlatılıyor ve korkulması gereken bir şeymiş gibi gösteriliyor. Kızlar bazı beraberliklerini sadece ailelerine inat olsun diye yaşayabiliyorlar. Ailelerin doğru yönlendirmesi olmadığı için ergen kız yanlış davranışlar yapabiliyor. Örneğin evden kaçabiliyor, daha doğru dürüst tanımadan karşı cinsle cinsel birliktelik kurabiliyor. Kızlar ve erkekler ergenlik dönemindeki aşklarında anne ya da babalarının ya aynılarını ya da tam terslerini seçmeye özen gösterirler. Bu zamanlarda ailenin erkek ya da kız çocuklarına verdiği öğütler ya da söyledikleri şeyler ergenin geleceği için çok önemli.

    Ergenlik dönemi yetişkinliğin küçük bir örneği gibidir. Sadece onun girişi değildir. Aileler bu dönemde çocuklarını direkt olarak korumaya almak yerine bireysel ve grup ilişkilerinde tercihlerini iyi yapmalarını öğretmeleri gerekiyor. Ailenin eğitmenliği burada ortaya çıkıyor. Ebeveynlerin söyledikleri ile çelişmemeleri gerekiyor. Çünkü ergenler duyduklarını değil de gördüklerini daha rahat öğreniyorlar.



    Güven yoksa paylaşım da yok!

    Ergenlik döneminde onların özeline ulaşmak daha kolaydır. Eğer siz, aile olarak bunu ergen çağındaki çocuğunuzla konuşmazsanız hiç bilmediğiniz bir şeye karşı savaşmak zorunda kalacaksınız. Bu savaşa girdiğiniz de çoğunlukla kaybetmeye başlıyorsunuz demektir. Burada en önemli şey güven unsurudur. Eğer ergen çağındaki çocuk ailesine güvenmiyorsa kesinlikle bunu paylaşmaz. Ona anladığınızı hissettirmelisiniz.



    Uzman Yardımına ne zaman başvurmalı?

    Eğer tetiklenmiş ruhsal bir bozukluk ortaya çıkmadıysa; uyku bozuklukları, iştahın azalması hayattan zevk alamamaya başlama, eskisine oranla daha sinirli ve hırçın olma, hareketlerinde sert olma, habersiz bir şeyler yapma, sürekli arkadaş çevresi değiştirmeye başlama gibi problemler yoksa uzmana başvurmanın gereği yoktur. Ama depresyonun tüm semptomlarını göstermeye başlamışsa uzmana başvurmakta büyük yarar var. Ailenin atacağı her adım ya bu işi çözecektir ya da daha beter kördüğüm haline getirecektir. Bu durumların dışındaki olayların hepsi normal bir sürecin parçasıdır.



    Aşk ergenin hayatının büyük bir kısmını kaplıyorsa ve ergen birçok şeyi ihmal ediyorsa neler yapılmalıdır?

    Eğer ergenler günlük işlevlerini ihmal etmeye başlamışlarsa ve hayatlarının kalitesinde bir düşüş varsa aileler devreye girmelidir. Bunlar büyük işaretler. Bunun öncesinde mutlaka küçük işaretler gelecektir. Ergenlik çağındaki çocuklarla ailelerin konuşmaları ve hayatlarını paylaşmaları gerekiyor. Onun özel hayatı hakkındaki birtakım bilgilere bu dönemde rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Bunun sonucunda çocuğu yönlendirmek daha da kolay olacaktır. Bu zamanlarda hiçbir psikolojik yardım almadan birçok konu çözülebilir. Bunun dışında büyük işaretlerle karşı karşıya kalındığında ailelerin profesyonel yardım almalarında büyük yararlar var. Uzmanın vereceği öğütler her iki taraf için de yararlı olacaktır.
    Alıntıdır.