Erguvan Kapısı - Özet - Oya Baydar

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve seaBahAR tarafından 28 Kasım 2008 başlatılmıştır.

    28 Kasım 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  1. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.193
    Ödül Puanları:
    238

    Erguvan Kapısı / Oya Baydar
    2004 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü

    [​IMG]


    Romanın ana teması; çağımız insanının "aidiyet (identity)" bunalımı, hayatına anlam verecek bir kimlik arayışı ve bu arayışı dinsel-ideolojik inançlar,aşk ve gizem tutkusu çerçevesinde sürdürmesidir. Romanın örgüsü, dört ana kahramanın ağzından (Hepsi birinci tekil şahıs olarak), her birinin anlatımı diğerini tamamlayarak* ve olayların akışı dört kahramanın her birinin farklı bakış açısılarıyla aktarılır. Çünkü hakikat mutlak değil, kişisel ve görelidir.

    Romanın dört ana kahramanından biri olan Bizantolog Theo, doğduğu şehir olan İstanbul'a, yirmi yılı aşkın süre sonra, Bizans surlarındaki bir kapıyı bulmak üzere geri gelir. Theo, İstanbullu bir Rum antikacı ailenin oğludur. Aile, Theo on dört yaşındayken azınlıklar üzerinde baskıların başladığı bir dönemde Türkiye'den ayrılmak zorunda kalmış, Amerika'ya göç etmiştir. Türkiye'den derin izler taşıyan Theo, bilim adamı olmayı seçer. Bizans tarihi alanında iyi bir uzmandır. İskenderiye'de Bizans dönemine ait elyazmalarını araştırırken, bir elyazmasının kenarında, kime ait olduğu bilinmeyen gizemli mısralarla karşılaşır. Bir şiirin başlangıcı olduğunu tahmin ettiği bu mısralarda, Erguvan Kapısı denen, o güne kadar bilinmeyen bir sur kapısından söz edilmektedir. Theo, bu kapının peşine düşecek ve kapıyı aramak üzere İstanbul'a gelecektir. Teo'nun Erguvan kapısı'nı arayışı, aslında onun İstanbul'da bir azınlık çocuğu olarak doğmuş, çocukluğunu bu kentte geçirmiş, daha sonra yabancı bir ülkeye göçmüş, kendini heryerde "öteki" hissetmiş, bölünmüş bir insanın* gerçek aidiyetinin, peşinde koşmasıdır.

    Araştırma boyunca kalabileceği bir ev ararken, Derin'le karşılaşır. Derin,* bir süre önce, Paris'te faili meçhul bir cinayette öldürülen önemli bir Türk diplomatın kızıdır. Çok sevdiği ve çok bağlı olduğu babasının öldürülmesinde devletin parmağı olduğunu düşünmekte ve bu cinayetin izini sürmektedir. Bu izin sonuna kadar gitmek onda bir saplantı haline dönüşmüştür. Bu da başka bir arayıştır ve genç kız bu arayış boyunca, her adımda karşılaştığı katı gerçekler arasında kendi kimliğini oluşturmaya, "ben kimim, hangi dünyanın parçasıyım?" sorularını cevaplandırmaya çalışmaktadır. Babasının ölümünü araştırırken, izler onu, İstanbul'un tepelerinden birindeki bir gecekondu mahallesine götürür. Orta Anadolu'dan göçle gelmiş olan daha çok Alevi kökenli* ailelerin yerleştiği bu gecekondu mahallesi, radikal sol bir örgütün kontrolündedir. O günlerde mahallede, örgütün baskıları protesto etmek üzere başlattığı açlık grevleri/ölüm orucu bütün yoğunluğuyla sürmekte; ölüme yatmış gencecik insanlar birbiri ardına ölmektedir. Derin orada örgüt militanı Kerem Ali ile karşılaşır. O zamana kadar kendi burjuva/bürokrat çevresinin, ailesinin zengin yaşamının dışına çıkmamış olan, eğitimini yurtdışında sürdüren, ülke gerçeklerine yabancı genç kız, gecekondu mahallesindeki farklı yaşamdan, gencecik sıradan insanların inançları uğruna ölmeyi göze almalarından etkilenir, adeta büyülenir. Orada tanıdığı insanların aynasında kendine bakar ve o aynada kendi kimliğini aramaya başlar. Kerem Ali bu arayışta genç kıza eşlik edecek ve ona aşık olacaktır. Bu ilişki, Kerem Ali'nin inançlarını, terörist yöntemleri savunan ideolojik saplantılarını sorgulamasına yol açsa da, kimliğini oluşturabildiği, tutunabildiği, bir varlık olduğu tek yer bu mahalle ve bu inançlardır.

    Derin'e babasının yaşamı ve ölümü konusunda kimi sırların olabileceğinin ipuçlarını veren biri vardır: Ülkü. Ülkü, Derin'in babasının gençlik aşkıdır. Ancak bu aşk, Ülkü için de Derin'in babası için de bir ömür boyu sürmüş, ama farklı sınıflardan,farklı çevrelerden oldukları için, en önemlisi de, 1970'lerde Türkiye'de yükselmiş olan sol devrimci dalgada yer almış Ülkü'nün siyasal-ideolojik tercihleriyle devletin üst düzey görevlerinde bulunan adamın (Derin'in babası) tercihlerinin aralarında büyük bir engel oluşturması yüzünden, birliktelikleri mümkün olmamıştır. Ülkü için bu aşk, -belki de ulaşılmaz olduğu için- hayatının saplantısıdır. Adamın Paris'te öldürüldüğü gece, aslında onların yirmi beş yıl sonra kavuştukları gecedir. Ülkü, 1980 askeri darbesinden sonra yurtdışına kaçmıştır, Paris'te sürgünde yaşamakta ve gazetecilik yapmaktadır. Gençlik aşkı ve büyük tutkusu olan Derin'in babasıyla buluştukları gece, adam,* ülkesine hizmet ettiğini düşünürken devlet içi komplolara, hatta cinayetlere bulaştığını anlamış, herşeyi ardındra bırakarak Ülkü ile yeni bir hayata başlamaya karar vermiştir. Ancak o gece öldürülür. Ülkü'nün oğlu Umut aslında Derin'in babasındandır ama adam bunu hiçbir zaman öğrenmemiştir. Ülkü, adamın çok sevdiğini bildiği kızı Derin'le ilişki kurar ve dost olur, babasının ölümünün izini sürme fikrini kızın kafasına sokan odur, çünkü o da kendi oğlunun izini bulma peşindedir. Derin'le kesişen kaderleri, Ülkü'yü, evini kiraladığı Theo ile karşılaştırır. Theo ile ondan çok daha yaşlı Ülkü arasında başlayan cinsellik üzerine kurulu ilişki, hayatta herşeyini yitirdiğini düşünen, geçmişini ve inançlarını sorgulayan Ülkü için kendi içine doğru uzanan yollardaki arayışın bir parçasıdır.

    -Kaderleri kesişen bu dört insanın arayışı, Theo'nun Erguvan Kapısı'na tam ulaştığını sandığı sırada ölmesi veya öldürülmesiyle;

    -Derin'in, insanların inançları uğruna öldükleri o yoksul gecekondu mahallesine dayanamayıp, ama kendi eski yaşamına da dönemeyip, "yeni bir dil, yeni bir yaşam biçimi aramak için", ölüm oruçlarında ölen bir kadının evlat edinmiş olduğu oğlunu Ülkü'ye emanet edip gitmesiyle;

    -Kerem Ali'nin işlemediği bir cinayet yüzünden tutuklanması (Theo'yu onun öldürdüğü kuşkusuyla)ve hapishanede herşeyi yeniden değerlendirmeye başlamasıyla;
    -Ülkü'nün, oğlunun yerine koyduğu küçük çocuğu da alarak uzak bir adada* yaşamaya başlamasıyla biter.

    Erguvan Kapısı, okuru, Theo'nun araştırmalarını sürdürdüğü Bizans dönemi İstanbul'unda, o dönemin efsanelerinde gezdirirken, aynı zamanda 2000'ler İstanbul'unun bir panaromasını çizer: Bir yanda ayrıcalıklı insanların yaşadığı lüks sitelerin duvarların ardına gizlendiği tepelerin zengin İstanbul'u, hemen karşısında insanların inançları uğruna ölüme yattığı gecekondu tepelerinin yoksul İstanbul'u...Bıçakla kesilmiş gibi ayrı yaşamlar, ayrı dünyalar...

    Romana adını veren Erguvan Kapısı ise, metaforik olarak Yahuda (Judas) efsanesine bağlanır. Theo, kapının sırrıyla ilgili ipuçlarını, İslamiyetten de etkilenmiş Doğu apokrif metinlerinin (Resmi İncil'lere girmeyen ama, inkâr ve günah da sayılmayan farklı dinsel anlatım ve yorumlar) Yahuda yorumunda bulur. Onu Erguvan Kapısı'nın yerini ve gerçeğini araştırmaya iten mısraların devamı olan ve gizemli biçimde kendisine ulaşan yeni mısralarda, Yahuda, İsa'yı ihbar eden hain değil, İsa'nın yerine kendisini kurban edendir, kurtarıcıyı kurtarandır. Gerçeğin göreceliği ve insanın bilinmezliği burada bir kez daha vurgulanır.* Theo'nun tam bu gerçeğe ulaştığında, belki de kazayla Anemas Zindanı'nın kuyularına düşüp ölmesi, gerçeği arayan insanın kaderinin de metaforudur bir bakıma.
    Roman, arayışla geçmiş bütün bir yaşamın sonunda, hüzünlü ama doğaya dönmenin mutluluğunun izleri de görülen sakin bir limanda sona erer:Bir adada..


    -Yazarın kişisel sitesinden alıntıdır-

    [​IMG]

    Oya Baydar biyografisi için tıklayınız.

    Önemli Not: "Erguvan Kapısı" adlı romanı okumak isteyen KK'nın sevgili üyeleri öncelikle, yazarın "Sıcak Külleri Kaldı" romanını okumalı.. Çünkü iki roman birbirini takip ediyor..