Erkek kısırlığı üstüne ilginç bir yazı...(Alıntı yazı)

Konusu 'Erkek Faktörü / Erkek İnfertilitesi' forumundadır ve SUDENAZ222 tarafından 8 Aralık 2008 başlatılmıştır.

    8 Aralık 2008
    Konu Sahibi : SUDENAZ222
  1. SUDENAZ222

    SUDENAZ222 evli,mutlu,ikiz çocuklu Üye

    Katılım:
    27 Aralık 2007
    Mesajlar:
    6.548
    Beğenildi:
    17
    Ödül Puanları:
    146
    Kısırlık Erkek Kısırlığı üstüne ilginç bir yazı
    Çarşamba, 14 Kasım 2007
    Doç.Dr. M. İhsan Karaman

    Üroloji Uzmanı

    Şair, çocuklarının kendisine –deyim yerindeyse- ayakbağı olduğunu ima etmek için “viran olası hanede evlad ü ıyal var” demiş. Amma, hanelerinde evlad görebilmek için nice servet veren nice aile var, bir bilse idi... Gerçekten de dünya hayatının süsü, neşesidir çocuklarımız. Gün gelip dünyaevine girdikten sonra bu neşeyi tadamayanlar, uzunca sürecek bir maratonun daha başında olduklarını bilmeden soluğu doktorda alırlar. Ama hangi doktorda? Bizim ülkemizde çocuk isteyen bir çiftin ilk durağı, genellikle bir kadın doğum uzmanıdır. Çünkü, önce kadın sağlam olduğunu ispatlamak zorundadır. Öyle ya, erkek milletiz; bizim erkeklerimizde kusur olur mu hiç?!

    İşin rengi

    Oysa, işin rengi öyle değil! Bu konuda ilk bilinmesi gereken, evliliğin hangi döneminde, adına “infertilite” dediğimiz kısırlıktan kuşkulanılıp doktora gidilmesi gerektiğidir. Biz ürologların tarifine göre, evli bir çiftin düzenli cinsel beraberlik yaşamalarına ve korunmamalarına rağmen, bir yıl içinde hamilelik oluşmamasına “infertilite” (kısırlık) adı verilir. Şu halde, pek sık rastladığımız gibi, 5-6 aylık evli çiftlerin “çocuğumuz olmuyor” diye doktor doktor dolaşmaları “prematüre” bir telaştır ve maddi-manevi kayıplara yol açar.

    İkinci önemli nokta, gidilecek doğru adresin tesbitidir. Genel olarak, kısırlığa yolaçan problem 1/3 oranında kadında, 1/3 oranında erkekte ve 1/3 oranında her ikisinde müşterek bulunur. Böylece, en az %50 oranında problemin erkek tarafını ilgilendirdiği ortaya çıkmaktadır. Kısırlık teşhis ve tedavisine ilişkin şöhret bulmuş bir ifadeye göre, erkek kısırlığında teşhis kolay – tedavi zor; kadın kısırlığında ise teşhis zor – tedavi kolaydır. Bu ifade bize, kadınla ilgili tetkiklerin uzun zaman ve masrafa malolacağını anlatmaktadır. O halde, erkek millet kompleksini bir yana bırakıp, öncelikle erkeğin bir uzman üroloğa görünmesi en doğru ve kestirme yoldur.

    Yeri gelmişken,şu meşhur “kusur kimde?” sorusunu bir deşelim. Kusur ve kısır kelimeleri arasındaki yakınlıktan mıdır nedir, halkımız bu soruyu pek sever ve sık sık sorar: “Kusur kimde doktor bey?” Problemin, eşler arasında “fifty-fifty” dağıldığına yukarıda işaret ettik. Bu gerçek bir yana, şu “kusur” yakıştırması (suçlaması değilse) ne oluyor? Elimizde olmadan grip, siyatik ya da akciğer kanserine yakalanınca kimse kendinde kusur aramazken, kısırlık sözkonusu olunca topu taca (ya da karşı tarafa) atmak için bir kusur arama yarışı başlıyor çoğu kez. Bu yarışın sebebi de, en başta çevre baskısı şüphesiz. Biline ki, “kısırlık” bir kusur değil, bir hastalıktır. Bir tarafı değil, çifti ilgilendirir. Her hastalık gibi, bunda da, ilgili hekime başvurulmalı, tanı ve tedavi yolları izlenmeli, çıkacak olan sonuç ise tevekkül ve teslimiyetle karşılanmalıdır.

    Erkeğin rolü

    Kadına ait kısırlık sebepleri ile teşhis ve tedavi yöntemlerini kadın-doğum uzmanı meslektaşlarımıza bırakıp, uzmanlık alanımız olan erkek kısırlığına bir göz atalım sizinle birlikte.

    Kısırlık kuşkusu ile üroloğa başvuran bir erkekte ilk yapılması gereken, ayrıntılı bir sorgulama ve ardından tam bir muayenedir. Probleme ve sebebine ait birçok ipucu, daha bu ilk adımlarda elde edilebilir.

    Erkeğe ait kısırlık tetkikinde en önemli ve sık kullanılan yöntem meni tahlilidir (spermiogram). Birçok erkeğe, masturbasyon yoluyla, üstelik evde değil, laboratuar ortamında meni örneği verilmesini gerektiren bu tetkik çok zor ve kabul edilmez olarak gözükür. Ne çare ki, çocuk yapma kabiliyeti ve buna engel olan nedenler hakkında çok kıymetli bilgiler veren bu temel tetkikin, bu şekilde yapılması zorunludur. En az 10 gün arayla yapılan en az iki sperm tetkikinde, hekim tarafından tesbit edilen bir bozukluk varsa, sebebi ortaya koymak için ileri tetkikler gerekir. Meni tahlilinde görülecek bozukluklar, meninin fiziksel ve kimyasal özellikleri ile, sperm hücrelerinin sayısal, yapısal, fiziksel ve fonksiyonel yeterliliklerini ilgilendirebilir.

    “İleri tetkik” de ne ola?

    Hastalığın ve hastanın öyküsü, fizik muayene ve spermiogram sonuçlarına göre, hekimin isteyeceği ilave araştırmalar kişiden kişiye değişebilir. Bu demektir ki, komşu Ahmet veya bakkal Mehmet’ten doktorunun istediği tetkik bizden istenmemişse şaşmamak gerek; öyle ya, beş parmağın beşi de bir değil...

    Artık devir değişti. Yerli yersiz herşeye el atan modern teknoloji, tıpta da devrimler yaptı. Bugün, bir sperm hücresinin yapısı ve fonksiyonu en ince ayrıntısına ve hatta moleküllerine kadar incelenebiliyor. Korkmayın, klinik uygulamada doktorunuz sizden bunları isteyecek değil. Ancak yine de, birtakım kan tahlilleri, sperm fonksiyon testleri, yumurtaların ve çevresindeki damarların renkli ultrason cihazı ile incelenmesi gibi ileri tetkikler ve hatta yumurtadan parça alıp inceleme (testis biopsisi) gibi müdahaleler yapabilir. Unutmayın, bunların hepsi sizin için; yuvanızı, yeryüzü bahçesinin şefkat tomurcukları ile süsleyebilmek için.

    Sebepler dünyası

    Herşeyin bir sebebi var. Tüm sebepler de, her şeyin Sebebi Olan’ın malumu. Lakin, her türlü teknik gelişmeye rağmen, bazı şeylerin sebebi bize meçhul olabiliyor. Erkek kısırlığında da, ileri tetkik dediğimiz her türlü araştırmaya karşılık, vakaların yaklaşık yarısında bir sebep bulunup ona yönelik tedavi uygulanır. Kalan % 50 olguda ise, bugünkü imkanlarla bir sebep bulunamayıp tecrübeye dayalı değişik tedaviler veya yardımlı üreme yöntemleri seçilir.

    Bilinen ve bulunabilen sebepler arasında, hormon ve kromozom bozuklukları, çeşitli sistemik hastalıklar, geçirilmiş ameliyatlar, çevre kaynaklı fiziksel ve kimyasal bazı faktörler, doğrudan testisleri ilgilendiren ve doğumdan itibaren geçirilmiş olabilen bazı hastalık ve anormallikler, kullanılan ilaçlar, bağışıklık sistemi bozuklukları... sayılabilir. Ancak, hepsi bir yana, şu meşhur “varikosel” bir yana.

    Varikosel muamması

    Birçok infertilite hastasının, yumurtasını göstererek, “doktor, damarında tıkanıklık var deyip ameliyat önerdi” şeklinde bir galat-ı meşhur ile ifade ettiği “varikosel”, erkek kısırlığında en sık görülen organik sebeptir. Yanlışlık, varikoselin bir damar tıkanıklığı değil, aksine bir “damar genişlemesi” olmasıdır. Yumurta çevresindeki toplardamarların genişleyip, burada kanın göllenmesi anlamına gelen varikosel, tedavi edilebilir bir patoloji olması bakımından çok önemlidir. Kısırlık tetkiki yapılan erkeklerin yaklaşık %40’ında varikosel saptanır. Daha çok solda, bazen de iki taraflı olarak bulunan varikosel, spermlerin sayı, hareket veya şekillerini bozarak çocuk oluşmasına engel olur.

    Yine bir infertilite klasiği olan soruya sıra geldi şimdi: “Bu varikoselin ilacı yok mu, doktor bey?” El-cevab: Hayır! Spermiogramda bozukluğa yol açmış olan varikoselde tedavi daima ameliyattır. Doğru teşhis sonucu yapılan başarılı bir ameliyat sonrasında, yaklaşık %40-50 vakada hamilelik oluşmakta, toplam %70 olguda ise sperm sayı ve fonksiyonları iyi yönde gelişmektedir.

    Yeri gelmişken bir de kendimize çuvaldız batıralım. Ticari etkenlerin dürüst hekimlik prensiplerine de müdahale ettiği günümüz ortamında, ürolojinin en çok istismar edilen ameliyatlarından birisi de varikoseldir. Belki çok az sayıda hekimi ilgilendirse de, bu tür ticari operasyonların (her iki anlamda da operasyon!) yapılıyor olması, hasta-hekim arasındaki güven köprüsünün önemini bir kez daha hatırlatmayı gerekli kılıyor.



     
  2. 8 Aralık 2008
    Konu Sahibi : SUDENAZ222
  3. SUDENAZ222

    SUDENAZ222 evli,mutlu,ikiz çocuklu Üye

    Katılım:
    27 Aralık 2007
    Mesajlar:
    6.548
    Beğenildi:
    17
    Ödül Puanları:
    146
    Kısırlık tedavisi

    Pekçok hasta, tedavinin en ucuz, en kolay, en zahmetsiz ve en çabuk olanını ister. Ancak, erkek kısırlığı sözkonusu olunca böyle bir seçenek yoktur ne yazık ki! Hani, başta dedik ya; erkekte teşhis kolay, tedavi zor diye.

    Yıllar yılı, çocuk sahibi olmak isteyen erkekler yüzlerce hap yutup iğneler yaptırarak doktor doktor gezmiş ve her defasında, evdeki dosyalarında ‘fayda vermemiş’ reçetelerin oluşturduğu yığın daha da kalınlaşmıştır. Bu böyledir; çünkü bugün, sebebe yönelik ve çok az sayıda hastaya uygun birkaç kalem ilaç dışında, erkek kısırlığında hap ve iğne tedavisinin ciddi bir yeri olmadığı bilinmektedir. Bu birkaç kalemin içinde, eksik hormonları yerine koyma (eğer gerçekten eksikse), artmış bağışıklık cevabını baskılama ve enfeksiyonların tedavisi için kullanılan ilaçlar sayılabilir.

    Cerrahi tedaviye gelince... Yukarıda sözettiğimiz varikosel ameliyatından başka, tıkanmış sperm kanallarının mikrocerrahi yöntemlerle açılması ve tıkalı sperm kanal çıkışlarının endoskopik yolla kesilmesi, iyi ellerde yüz güldürücü sonuçlar veren operasyonlardır.

    Bütün bu seçenekler sonuç vermez ise, modern tıbbi gelişmelerin bahşettiği imkanlara doğru devam eden “hayatı süsleme” yolculuğu, son durağına gelmiş olacaktır. Bu durakta infertil çifti bekleyen şey ise, “yardımlı üreme teknikleri” dediğimiz suni döllenme yöntemleridir.

    Yolun sonu

    Halk arasında aşılama, suni döllenme, tüp bebek, enjeksiyon tedavisi gibi değişik isimlerle ifade edilen; son zamanlarda, baskın medya kültürünün her seviyeden insanımıza bellettiği “mikroenjeksiyon” terimini de içeren bir seri işlem, yardımlı üreme tekniklerini oluşturur. Kabaca ifade edersek, normal cinsel ilişki yoluyla hamilelik sağlanamayan; kadın ve erkekte uygulanan tıbbi ve cerrahi tedaviye rağmen sonuç alınamayan infertil çiftlerde, döllenmeyi kolaylaştırıcı veya bizzat gerçekleştirici suni yöntemlere “yardımlı üreme teknikleri” adı verilir. Döllenme ve bunun devamı, yardımcı bir veya birçok insanın katkısıyla gerçekleştirilir. Daha önceleri çaresiz olan nice çiftin çaresi olmuş ve olacaktır bu yöntemler. Şükür bugünümüze.

    Erkek kısırlığında, erkekten şu veya bu şekilde sağlanabilen toplam sağlıklı sperm hücresi miktarına göre, yardımlı üreme yöntemine karar verilir. En kolay ve doğala en yakın olan, “inseminasyon” adı verilen aşılama yöntemidir. Erkeğin jaboratuvar ortamında verdiği sperm, bazı yıkama ve saflaştırma işlemlerinden geçirilip en verimli hale getirilir ve eşinin yumurtladığı gün, bir ince sonda ve enjektör yoluyla rahim içine püskürtülür. Bundan sonrası, sperm ile yumurtanın karanlıklar içinde buluşup döllenmelerine kalmıştır artık. Yaradan “ol” derse oluverir elbet. Demezse, ne çare!

    Daha az sayıda sperm hücresi elde edilebilen vakalarda ise, “tüp bebek” diye anılan, tüp içinde yapay dölleme işlemi gündeme gelir. Olgunlaştığı sırada kadının yumurtalığından alınan yumurtalar ile eşinin spermleri, laboratuvarda bir kap içinde biraraya konur ve döllenme gerçekleşirse, embriyo (cenin) annenin rahmine transfer edilir.

    Yardımlı üreme teknikleri içinde, devrim niteliğindeki en ileri gelişme ise, sperm hücresinin doğrudan yumurta hücresi içine enjekte edilmesidir. İşte meşhur “mikroenjeksiyon” budur. Milyonlarca infertil aileye umut olan, binlercesini de umutlarına kavuşturan hayli zahmetli, pahalı ve karmaşık işlem. Mikroenjeksiyon sonrası oluşan cenin sağlıklı gelişirse, annenin rahmine transfer edilir ve yeni bir serüven başlar. Cenin yaşayacak mı, rahim duvarına yerleşebilecek mi, doğuma kadar düşmeden ve sağlıklı kalacak mı, bebekte herhangi bir sakatlık oluşacak mı gibi nice bilinmezi içinde barındıran bir serüven. Tüm yardımlı üreme tekniklerinde olduğu gibi, mikroenjeksiyon sonrasında da bütün bu soruların müsbet cevap bulması ve nihayet bir veya birkaç nurtopunun kucağa alınması oldukça az bir ihtimaldir. Bu kararı verecek olan da, herşeyin üstündeki “Kudret Eli” dir elbet.


    Neylerse güzel eyler

    Varlık sırrına erenler ve onlara öykünenler, Mevla’ya şöyle seslenirler her daim: “Lütfun da hoş, kahrın da hoş”. İşte, dünya hayatlarını tomurcuklarla süslemek için şifa peşine düşenlerin de son demde tavırları bu olmalıdır bence. Her türlü sebebe sonuna kadar yapışmalarına rağmen beklediklerini bulamamış iseler, hayrı ve şerri Yaratan böyle murad etmiş demektir. Ve O’nun her muradında bir hikmet gizlidir. Kullarının bilemediği, kullarının çözemediği... Öyleyse varıp O’nun muradına teslim olmak, gerçek kulluğun gereğidir.

    Yine de son sözümüz, gül bahçesi yuvalarda, her renkten şefkat tomurcuklarının dilendiğince açması duasıdır. Kabul buyur Ya Rab!