Eşitler Evi

Konusu 'Aile, Evlilik ve Çocuklar' forumundadır ve Ultraviyole tarafından 9 Ağustos 2010 başlatılmıştır.

    9 Ağustos 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  1. Ultraviyole

    Ultraviyole Aktif Üye Üye

    Katılım:
    27 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    633
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    41
    Batı kültürünün romantik görünümlü evlenme tekliflerinde erkekler diz çökerek evlenme teklif eder. Bu, bir derebeyi ile emrindeki şövalyenin ilişkisini hatırlatan bir duruştur. Evlenme teklif ederken erkeğin diz çökmesi, evlendikten sonra da diz çökeceği anlamına gelmez.

    Batı’ya özgü bir başka fantezi ise, erkeklerin balkondaki sevgililerine ilanı aşk etmeleridir. Romeo’lar aşağıdadır Juliet’ler balkonda. Sonuçta, evlilik öncesinde, şöyle ya da böyle, erkek aşağıdadır, kadın yukarıda.

    Ancak evlilik sonrasında durum tersine döner, erkek her durumda yukarı çıkar (sedire çıkar, televizyonun karşısında koltuğa çıkar), kadın ise aşağıda, yemek, bulaşık, çocuklar diye koşturup durur.

    Bu açıdan baktığımızda erkek-kadın ilişkisinin bir tahterevalliye benzediğini düşünebiliriz. Evlilik öncesinde erkek aşağıda, kadın yukarıdadır; evlendikten sonra tam tersi olur. “Evlendikten sonra seni evimin sultanı yapacağım,” derler ama evlendikten sonra kendileri sultan olurlar.

    Eşlerine baskı uygulayan, onları sürekli eleştiren erkeklerin, eşleri hastalanıp yatağa düştüğünde sudan çıkmış balığa döndükleri, sıklıkla tekrarlanan bir mizah konusudur.

    Bir evde elli-altmış yaşlarında bir karı koca var, çocukları evlenmişler veya uzaklarda yaşıyorlar, bu çift evlerinde yalnız. Kadın, muhtemelen hayatında ilk kez komşu bir şehre tek başına gidecek, diyelim ki bir akraba düğününe katılacak. İşi olduğu için kocası gidemiyor, evde yalnız kalacak. Genellikle bu üç günlük yalnızlık erkekleri korkutur. Çünkü nice erkek, neredeyse doğduğundan beri evinde yalnız kalmamıştır; annesi onu yalnız bırakmamıştır, eşi yalnız bırakmamıştır. Bu erkek, askerliğini komando olarak yapmış, dağlarda tek başına yaşamayı becermiş olabilir ancak kendi evinde üç gün boyunca tehlike altındadır. Eşi buzdolabını, zeytinyağlılarla, sigara börekleriyle tıka basa doldurmuştur ama buna rağmen yine de aç kalabilir. Üç günde ev tanınmaz hale gelecektir. Babalar genelde yataklarını toplamazlar. Bu davranışlarını da “Akşam yine dağılacak, sabah toplamanın ne gereği var?” diye savunurlar. Babalar çoraplarını ortalığa atıverir, pijamalarını halının üzerinde bırakır; salon dağılır, mutfak, eğer mevsim yazsa suya tutulmamış kirli tabaklar yüzünden kokar. Üç günün sonunda evin hanımı eve döner, evin perişan haline yüreği dayanmaz. Kocası bu arada “Bir daha gitme hanım, ben perişan oldum” der. Kadıncağız ise bir eve bakar, bir kocasına bakar ve esirler evinde çok söylenen o ünlü cümleyi söyler: “Ben olmadan yapamıyor, iyisi mi bir daha gitmeyeyim”.


    Üstün Dökmen
     
  2. 9 Ağustos 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  3. Egem

    Egem Yokluk içinde Cumhuriyeti kuranların torunuyuz. Pro Üye

    Katılım:
    26 Aralık 2007
    Mesajlar:
    21.623
    Beğenildi:
    9.435
    Ödül Puanları:
    238
    :1closedeyes:
     
  4. 9 Ağustos 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  5. chess

    chess Guru Editor

    Katılım:
    13 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    48.445
    Beğenildi:
    32.092
    Ödül Puanları:
    463
    kaydirigubbakcemile3 süper

    sonuçta yanılsamaylada olsa, alan memnun satan memnun
    :hulya:
     
  6. 9 Ağustos 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  7. Ultraviyole

    Ultraviyole Aktif Üye Üye

    Katılım:
    27 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    633
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    41
    Ataerkil toplumdan yetişen erkek, kadının bir adım gerisinde duruyor. Çünkü iş hayatında egosunu ezen erkek, eve geldiğinde boynunu sevgi ve eşitlik karşısında bükmüyor bile. Günümüz kadını artık Albert Camus’nün dediği gibi, biradım ileride veya geride değil yanında yürüyen erkek istiyor.Malum hayat eşit ya!

    "İkimiz de çalışıyoruz ve eve yorgun geliyoruz.İş çıkışı markete uğrayıp yemek alışverişini yapıyorum. Sonra oğlumu kreşten alıyorum. Eve gelir gelmez mutfağa girip yemek hazırlıyorum. Oğlum yanı başımda hatta bacağıma yapışmış,'Beni kucağına al' diye ağlar halde... Kocam o esnada pek mühim bir iş yapıyor.Evin en ağır işini... Kumanda elinde kanal kanal dolaşıyor. Onca kanal; bak,seç, iyi bir şey bul, izle... Ne zor iş!Arada bir 'Yemek hazır değil mi hâlâ' diye ufak yoklamalar çekiyor. Deli gibi koşturan karısı tarafından hazırlanan sofraya oturuyor, afiyetle yemeğini yiyor. Sonra yine kumandasıyla haşır neşir,televizyon başına geçiyor. Bunların hepsi zor işler."30 yaşındaki Gizem'in 5 yıllık evliliğinin özeti bu.

    Hem kariyer hem çocuk yapmak, arada bir de koca "büyütmek"reklamlardaki kadar kolay olmuyor tabiiki. Oysa annesinden "kocaya hizmet esastır" diye öğrenen kadın hep kendini ve ihtiyaçlarını bir adım geride tutuyor,varsa yoksa ailesi, çocuğu, kocası. Kendi işi mi? O da ne? Sanki vakit geçirmek için çalışıyor. Onun işi de iş değil, kazandığı para da kocanın kazandığının yanında"para" değil! Oysa bazı kadınlar ev kadınlığı rolünü severek üstleniyorlar. Hatta bundan gurur duyuyorlar. Kocalarına hizmet etmek mutlu ediyor onları."Annesi kocama bu yaşına kadar bebekmiş gibi davranmış. Evlendiğimizden beri de ben ona bebeğimmiş gibi davrandım.Onu o kadar çok seviyorum ki onca yorgunluğundan sonra gelip bir de evde yorulmasına dayanamam. Onu rahat ettirecek, mutlu edecek ne varsa yapmaktan memnuniyet duyuyorum.Üstelik kocalarından iş bekleyen kadınlarıda hiç anlayamıyorum."Bu sözlerin sahibi Derya'nın henüz çocuğu yok ama bütün enerjisi ve sevgisini verdiği 3 yıllık bir evliliği var. Oda kocası gibi çalışıyor ama hayatlarındaki eşitliği "gönüllü" olarak bozmuş ve bundan yakınmak bir yana, mutluluk duyuyor.

    "Eşim Mutlu Değilse Benim Mutlu Olmam Mümkün Değil"
    İlişkilerin ana kuralı iki tarafında mutlu olması.Tabii bu yazılı olmayan kurallar herkesin hayatında uygulanamıyor.Şanslı azınlık ise hem aşkı yaşıyor hem de "adam" gibi,"insan" gibi davranan bir partnerin keyfini sürüyor.Bazı erkekler ev işinin kadınların görevi olduğunu düşünüyor ve hatta aşkın,sevginin lüks olduğunu. Neyse ki hepsi böyle değil, "paylaşmanın" önemini anlayan erkekler artık yeni nesil genç kızların gözdesi. Paylaşmak "sadece" evi, yemeği,yatağı, çocuğu paylaşmak değil, "tamamen"evi, yemeği, çocuğu ve yatağı paylaşmak…Sevmeye vakit bırakmak için,hal bırakmak için...
    Yeni evlenen Serdar, 23 yaşında, eşi Canan ise 20 yaşında. Çevresinde çok talibi olan Canan değil, Serdar'mış. Çünkü artık "annelerin" değer yargıları geride bırakılıyor ve yeni nesil bir annenin yetiştirdiği Serdar, Canan'ın şanslı azınlık içinde olmasını sağlamış."Karıma her durumda, her yerde yardım ederim. Cam da silerim, çamaşır da asarım. Çok güzel yemek yaparım, salatalar benden sorulur. Bunların hepsini de büyük zevkle ve sevgiyle yapıyorum. Erkeğim,ben yapmam diye dolaşmıyorum ortada. Karısını seven, ona kıyamayan,onu önemseyen bir erkeğim. Onu önemsemek kılıbıklıksa evet ben kılıbığım" diyor.Kabalığı göğüslerinde "madalya" gibi taşıyan erkekler, birbirlerini sürekli "pohpohlayarak" kılıbıklığı "acizlik" gibi görüyorlar.Oysa geçmişte kılıbıklık denen kavram, günümüzde aşkın insani boyutu.Bir de erkeğin rolünü de üstlenen,kendi cinsiyetlerini çok derine gömmüş kadınlar var. Onlar belki artık "aşktan" da geçmişler, birazcık insanlık, birazcık eşitlik tüm istedikleri. Tabii erkeği yola getirmenin,getiremiyorsanız da kendinizi korumanın binbir türlü yolu var. Unutmayın,erkekler sizin yapmadığınız her şeyi yapabilirler ama yaptığınız hiçbir şeyi yapmazlar.

    Mükerrem Canbul, çok hamarat olmanın annesinin öğrettiği gibi çok iyi birşey olmadığını söylüyor. "Kocam çok sorumsuz biriydi. Evdeki ve dışarıdaki hiçbirşeyle ilgilenmezdi. Kadın işi, erkek işi demez, her şeye ben koştururdum. Tüpü değiştirmek, ustalarla muhatap olmak,yanan ampulün yerine yenisini takmak,çöpü atmak, market alışverişi, ödemeler her şey benim üstümdeydi. Bunların hepsinin yapıldığını gördüğü için o hiçbirşey yapmak zorunda hissetmiyordu.Duygusal anlamda da ilişkiyi sırtlayan bendim. Beni sevdiğini söylerdi sadece ama bütün davranışlarıyla tam tersini gösterirdi. Benim her işin üstesinden geliyor olmamın karşılığı bunca yalnız ve aç bırakılmak olmamalıydı.Evdeki ve hayatımdaki 'varlığı' siluethaline gelmeye başladığında şapkayı önüme koyup düşünmeye başladım ve tam 8 yıl önce 8 saniye bile pişman olmadığım boşanma kararını aldım. Hamaratlığımı önceki evliliğimde bıraktım. Şimdi evli olduğum adamın, benim sahip olduğum her şeye sahip olduğunu biliyorum. Önceden benim yaptığım her şeyi birlikte,paylaşarak yapıyoruz artık. Birbirimizin hayatındaki varlığımızın tadına vararak..."

    "Bırak Oğlum, Ben Yaparım"
    Şimdilerde kocamız, sevgilimiz olan erkekler, bir günbir işin ucundan tutmak istemiştir.Annesi "Bırak oğlum,ben yaparım" demiştir. Kesin öyle demiştir. Bu durumda onu suçlayamayız değil mi? O bir erkek. "Annesinin"oğlu da, ataerkil geleneğin benim payıma düşen izdüşümü.Düşünsenize ellerinde bir saltanat var, her gün televizyonda dönüp duran taşrada geçen eski Türk filmleriyle tekrar tekrar öğretilen bir saltanat. Bir tek üzüm yediren cariyeleri, bir de onları serinleten yelpazeleri yok. Televizyon kumandasını ve bizi kontrol etmekle yetiniyorlar, ne yapsınlar! Aslında düşününce böyle bir saltanatım olsa ben de kimselere bırakmak istemezdim.Yemeğim yapılıyor, önüme geliyor.Bittikten sonra ne sofrada ne mutfakta hiçbir iz kalmıyor. Çocuğumun tüm bakımı üstlenilmiş durumda. Bana sadece onu sevmek kalıyor. Karımı seviyorum,o da beni seviyor. Benim derdim neolabilir ki böyle bir düzeni ve rahatı bozmak için? Ben de karıma tüm sevgimle sadece gözümün ucundan bakmaya devam ederdim. İş bu kadar kolay görünüyor ama karşı taraf bu düzenden hiç memnun değil.
    "Sırtımdaki yük belimi o kadar büküyorki yalnızca yeri görebiliyorum. Karşıya bakmak, senin gördüklerini ben de görmek,seninle birlikte hayattan zevk almakistiyorum." Bir kadın bunu dediğinde erkek ne yapar merak ediyorum. Bir de"Seni çok seviyorum karıcığım" dediğinde bu sevginin ne anlama geldiğini...Belki de biz kadınlar kendimiz yapıp kendimiz buluyoruz; "Aman! Sen otur ben yaparım, sen mutfağı
    kirletiyorsun arkandan toplamak daha yorucu!" diyerek erkekleri yapacakları varsa da soğutuyoruz.Sonra da söylenip duruyoruz,"Yardım etmiyorsun her şeyi ben yapıyorum"diye. Ekonomik özgürlüğün en büyük faydası zincirleri olmayan bir evlilik modeli yaratması. Kadınlar artık bilinçlendi ve eşlerini,sevgililerini sırtlarında bir aşk kamburu gibi taşımak istemiyorlar.Aşk varsa her şey mübah devri de kapandı.Çünkü iki gönül bir olunca artık samanlık seyran olmuyor, samanlar kadının kalbine batıyor.Aşk artık samanlıkta yaşamıyor!

    ERKEĞİ "BÜYÜTMENİN" YOLLARI
    1-Her şeyi bilin ama bilmemezlikten gelin.

    2-"Yine mi çoraplarını salonun ortasına attın" diye bağırmak yerine, "Hayatım,çoraplarını salonda unutmuşsun" deyin.

    3-Boyu posu kocaman olmuş bir çocuğu eğitmeye çalıştığınızı asla unutmayın.

    4-Eğitim aşamasında eğlenmeye çalışın ama ona çaktırmayın.

    5-Siz kendinizi önemsemezseniz, karşınızdakinden bunu bekleyemezsiniz, bunu unutmayın.


    Kaynak : Cosmopolitan