Eskiden Sokaklar Lambasız, Mahalleler Bekçili Olurdu ...

Konusu 'Hiçbir başlığa uymayan yazılar !' forumundadır ve you_know tarafından 7 Temmuz 2010 başlatılmıştır.

    7 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : you_know
  1. you_know

    you_know Ne bu neşe ? Pro Üye

    Katılım:
    13 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    18.749
    Beğenildi:
    89
    Ödül Puanları:
    203
    Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde mahalle adlı bir kavram varmış. Bu mahallenin çocukları birbirlerini severlermiş. Sokaktan gelen şifreli bir ıslıkla uçarak evlerinden çıkarlarmış. Beraber olacakları anları iple çekerlermiş. Kavga da etseler kin tutmazlarmış. Her gün dünyayı yeniden kurarlarmış. Her birinde sevgi, paylaşma ve arkadaşlarını kollama duygusu mutlaka gelişirmiş...

    Bilmezlermiş pet şişelerde, plastik damacanalarda satılan suları; bilirlermiş bahçe hortumundan, mahalle çeşmesinden içilen suları.

    Bilmezlermiş "tam gün" eğitim veren okulları, öğle arası okullarda yenen "fast-food"ları; bilirlermiş yarım gün süren okulları, öğle yemekleri için eve gelindiğini.

    Bilmezlermiş yara-bere, çıkık-kırık için mahkemelere gidildiğini; bilirlermiş kendi hasarlarından sadece kendilerinin sorumlu tutulduğunu.

    Bilmezlermiş sağlığı, hijyeni, tiksinmeyi; bilirlermiş birkaç çocuğun bir bardak limonatayı paylaştığını, bu yüzden kimsenin hastalanmadığını.

    Bilmezlermiş arkadaşlarını ziyaret etmek için bir sürü formalite gerektiğini; bilirlermiş uzakta oturan arkadaşlarına bile yürüyerek gitmeyi, kapıyı çalmadan arkadaşlarının evine girmeyi.

    Bilmezlermiş...
    Hamburgeri, McDonalds'ı, Burger-King'i, Kentucky'yi,
    Uyduyu, MTV'yi, çizgi filmleri,
    İnterneti, MSN'i,
    Cep telefonunu, WAP'ı, GPRS'i, SMS'i,
    Tetris'i, Pac-Man'i, Half-Life'ı,
    Bilgisayarı, "internet kafe"yi,
    Şehrin en iyi dershanesini, hazırlık kurslarını.

    Bilirlermiş...
    Duvarların üstünde oturup sohbet etmeyi,
    Hatıra defterleri doldurup sevgilerini belli etmeyi,
    Elma şekerciyi, macuncunun tornavida ile yarattığı renkli ahenkleri,
    Eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, bir ıslıkla sokağa kaçmayı,
    Küsmeyi, kan kardeşliğini,
    Meşe (misket, bilye, atak, lek, vs.) toplamayı,
    Değiş tokuşu, kırışmayı,
    Teksas'ı, Tommiks'i, Kulver kalesini,
    Taştan kale direklerini, üç korner bir penaltıyı, oyuncu seçerken yapılan adım hesabını, sonradan apartman dikilen top sahalarını,
    Hey dergisini, Sadun Boro'nun dünya seyahatini,
    Belediye otobüsündeki biletçiyi, boynuzları çıkan troleybüsü,
    Yoğurtçuyu, kalaycıyı, pamuk atıcıyı (hallacı), üç tekerlekli seyyar dondurmacıyı,
    Evlerin arkasındaki odun-kömür depolarını,
    Mantarlı gazoz kapaklarını, gazoz kapağı biriktirmeyi,
    Şans-talih-kader-kısmet oyununu, yaldız kazımayı,
    Yan mahalleler ile alınan/yapılan kavgaları, bu kavgaların çıkardığı kahramanları,
    İp atlamayı, topaç çevirmeyi, çelik-çomak oynamayı, tekerlek döndürmeyi, silik seksek çizgilerini,
    Açık hava sinemalarını, ücretli minderleri, Sunalko'yu, Fruko'yu, Cincibir'i...
    O zamanlar çocuklar evden okula servis minibüsüyle değil, buluşarak giderlermiş. Endişeyle gözlenmezmiş çocukların okuldan dönüşleri hiçbir zaman...

    Sonra, zamanla bu rüya misali mahallede çok şey değişmeye başlamış...

    Yaşları ilerledikçe bu beraberlik, koruma, kollama duyguları mahalle çocuklarının başlarına çok işler açmış.

    Daha sonra işsizlik, enflasyon, köşe dönme, adamını bulma, malı götürme falan derken, hepsinin yüzünde soluk birer bakış, içlerinde bezgin birer yenilgi, çaresizlik ve tatminsizlik duygularıyla baş başa kalmışlar...

    Şimdiki çocuklar mı? Onlar şimdi devasa apartmanların içinde, sağlıksız bir havada, sanal bir dünyada, emniyet içerisinde ama yalnız yaşıyorlar... Ebeveynleri onları çok fazla seviyorlar. Virüs kapmasınlar diye kalabalık ortamlara hiç sokmuyorlar. Trafik kazası korkusuyla köşedeki markete dahi göndermiyorlar.
    Hafta sonları hep beraber İkea'da veya Carrefour'dalar...

    Okul servisleri çocukları neredeyse yataklarından alıyor...

    Babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dershane "reyting"lerini izliyorlar. Hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel, yuvarlanıp gidiyorlar. Seksek oynamayı değil, ama taban puanı hesaplamayı çok iyi biliyorlar. Hayata açılan pencereleri yalnızca Windows, yani sanal pencereler. Onlar ekrana, ekran onlara bakıyor ve dışarıda koca bir hayat akıp gidiyor...

    Ve şehrin dışındaki ağaçlar tırmanacak, salıncak kuracak, harf kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor... Paylaşmayan, yalnız, bencil, kafesler içinde, soluk benizli ama güvencedeki çocukları. Bekliyorlar hiç sopa yememiş, ağaçtan düşmemiş, topu yan bahçeye kaçmamış, dizlerinde-dirseklerinde yara kabuğu olmamış çocukları...Eskiden,
    Çember çevrilir, su musluktan içilir, ağaçlara tırmanılırdı.

    Bebekler bezden, silahlar tahtadan, resimler kömür karasından yapılırdı.

    Kızlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin isimleri konulur, Saatli Maarif okunurdu.

    Komşuda pişen bize de pişer, bizde pişen komşuya düşerdi.

    Geceler ayaz, sokaklar karanlık, yıldızlar parlak olurdu.

    Turşu, salça, mantı evde yapılır, karpuz kuyuda soğutulurdu.

    Erik ağacının çiçeği pencere camımıza yaslanır, güz yaprakları bahçemize düşerdi.

    Kardan adam yapılır, evlerde soba yakılır, kış gecelerinde masal anlatılırdı.

    Merdiven çıkılır, aidat ödenmez, yönetici seçilmezdi.

    Evler badanalı, sokaklar lambasız, mahalleler bekçili olurdu.

    Ajans radyodan dinlenir, çizgili roman okunur, defterlere kenar süsü yapılırdı.

    Hayat "arkası yarın" gibiydi, kesintisizdi,

    Her gün yaşanacak bir şey vardı,

    Herkes kendi düşünü kurar, kendi hayatını oynardı...

    Şimdi,
    Hayat tek perdelik bir oyun, stand-up bir yalnızlık gibi...

    Şimdi,
    Herkes yoğun, yorgun ve tek başına...

    * Bu yazının kime ait olduğu çok da belli değil. Bazı yerlerde bir kısmı Can Yücel, diğer kısmı Can Dündar olarak geçiyor. Aslında ortada bir Can var ama kim belli değil. Can babaya göre fazla terbiyeli bir yazı, onun değildir büyük ihtimalle. Can Dündar'ın da bir sürü sahte yazısının ortalıkta dolaştığını düşünürsek; ben yazdım der geçer giderim...
     
  2. 8 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : you_know
  3. Slogan

    Slogan dolaşayım damarlarında... Üye

    Katılım:
    22 Haziran 2007
    Mesajlar:
    2.974
    Beğenildi:
    522
    Ödül Puanları:
    188
    cok güzel bir yaziymis
     
  4. 8 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : you_know
  5. Amonra

    Amonra Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    11 Şubat 2008
    Mesajlar:
    13.461
    Beğenildi:
    266
    Ödül Puanları:
    213
    çok güzel..
    çocukluğumun geçtiği mahallem geldi aklıma
    herşey zamana uydu..
     
  6. 8 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : you_know
  7. miskokulum

    miskokulum canlarım...Kağan&Kerem Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2008
    Mesajlar:
    18.093
    Beğenildi:
    389
    Ödül Puanları:
    238
    tüylerim diken diken oldu,çok hoş,çok duygu dolu,çok içten...
     
  8. 9 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : you_know
  9. johnnybravo

    johnnybravo fevkaladenin fevkindeyim Üye

    Katılım:
    12 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    10.118
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    196
    çok doğru
    artık hiç bişeyin tadı yok
     
  10. 9 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : you_know
  11. Madamiks

    Madamiks Popüler Üye Üye

    Katılım:
    25 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    7.397
    Beğenildi:
    48
    Ödül Puanları:
    153
    Ne güzel şeyleri bilirdik biz..ama hepsini unuttuk ve unutturduk ne acı..

    beni taaaa uzaklara götürdün arkadaşım,sağol
    :çok üzgünüm:
     
  12. 9 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : you_know
  13. DepresifPolyanna

    DepresifPolyanna Bilmemek Mutluluktur. Pro Üye

    Katılım:
    22 Ocak 2008
    Mesajlar:
    8.346
    Beğenildi:
    6.470
    Ödül Puanları:
    238
    Off ben çok özlüyorum o günleri, bu yüzden her gün eski türk filmlerini izliyorum ve bir ahh çekiyorum keşke zamanda yolculuk olsa oğluma o zamanları gösterebilsem...

    Keşke bu yalnızlıktan kurtulsak...

    Çok üzülüyorum şimdiki çocuklara, artık her şey oynadıkları balon gibi fos çıkıyor...
     
  14. 9 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : you_know
  15. twilight_ea

    twilight_ea başarıcam inş :)) Üye

    Katılım:
    12 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    388
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    41
    çok güzel ve çok doğru canım.emeğine sağlıkk.
    öle bi dünyada yaşamyı çok isterdimm.
     
  16. 10 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : you_know
  17. Mune

    Mune Administrator Yönetici

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    27.550
    Beğenildi:
    58.508
    Ödül Puanları:
    663
    Çok güzel bir yazı,okurken bir anda çocukluğuma gittim,kilim üstünde evcilik oynadığımız,iki ağaç arasına kurduğumuz salıncakta sallandığımız,pazardan alınan naylon bebekle oynarken ne kadar mutlu olduğumuz,su gibi duru,saf olduğumuz günler geldi aklıma,yazarı kim o kadarda önemli değil aslında,sonuçta çocukluğu 90'lı yıllardan önceye rastlayan pekçok okuyanı içine alan,hey gidi günler dedirten bir makale olmuş,yazanında,bu yazıyı buraya taşıyanında emeğine yüreğine sağlık...
     
  18. 11 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : you_know
  19. you_know

    you_know Ne bu neşe ? Pro Üye

    Katılım:
    13 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    18.749
    Beğenildi:
    89
    Ödül Puanları:
    203
    benide eskilere götürdü bu yazı paylaşmak istedim