Etkili bir İnsan Olmak

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve vicdan tarafından 19 Şubat 2008 başlatılmıştır.

    19 Şubat 2008
    Konu Sahibi : vicdan
  1. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Hepimiz önce kendi hayatımızda, sonra aile hayatımızda ve daha da ileri gidersek ülke hayatında söz sahibi olabilmeyi arzular ve kendimize bu yönde yatırım yaparız. Eğer gelecek nesillere daha ileri gitmek için bir şeyler bırakabilirsek ne mutlu bizlere…

    Etkili bir insan olmanın ilk şartı beden sağlığından geçer. Yaşam tarzınız düzgün, sağlık sorunlarınızın tedavi edilmiş olması gerekir. Hastalıklar daha gelmeden önlemimizi almamız öncelikle yaşam tarzımızın temeli olmalıdır.

    İkinci şart okumak ve zihnimizi eğitmektir. Zihnimize fikir tohumları ekmektir.Bunları doğru yerlerde kullanmak üzere kendimizi eğitmektir.

    Üçüncü şart, kalple, yürekle ilgilidir.Başkalarını derinlemesine, saygıyla dinlemek ve onlara hizmet etmek, en büyük doyum ve keyfi getirmelidir.

    Dördüncü şart, ruhî etkinliktir. Bu da Yaradan’dan kaynak alır. Hayattaki tüm temel ihtiyaçlarımızın asıl kaynağı Yaradan’ın temel ilkelerine ve kurallarına bağlıdır. Bunu kabul etmelidir.

    Her türlü yaşamda, birbirini takip eden büyüme ve gelişme evreleri vardır. Bir çocuk dönmeyi, doğrulup oturmayı, emeklemeyi, sonra da yürüyüp koşmayı öğrenir.

    Her aşama önemlidir ve zaman alır.. Hiçbirisi atlanmaz. Mesela piyano çalmaya yeni başladıysanız dostlarınıza konser vermeyi düşünmezsiniz değil mi?Gelişim sürecine karşı gelmek, aldırış etmemek ya da kestirmeden gitmeye kalkışmak olanaksızdır. Doğaya aykırıdır ve kestirme yol aramak, sadece düş kırıklığı ve çaresizliğe neden olur.

    Mükemmellik de bir tür alışkanlıktır.Ve her şey alışkanlıklarımızın eseridir. Etkili insanlar bazı yöntemleri alışkanlık haline getirmiş kişilerdir.

    Bu alışkanlıklardan biri de kişisel vizyon ilkelerini oluşturmaktır. Öncelikle kendimizi nasıl gördüğümüze bakmalıyız, sonra etkilerimize çevremizin tepkilerini ve sosyal ayna vazifesiyle kullanmalıyız. Hepimiz insan olarak kendi yaşamlarımızdan sorumluyuz. Ve bunu kabul etmiş olarak dünyaya gönderiliriz. Ezelde söz verdiğimiz gibi, sorumluluklarımıza razı olarak…Kendi denetimimizin sorumluluğunu koşullara ve etkenlere teslim ettiğimizde ise öncelikle sözümüze ters düşmüş oluruz.

    İzniniz olmadıkça kimse size zarar veremez, ya da biz kendi elimizle teslim edilmedikçe kimse özsaygımızı elimizden alamaz. Mutluluğumuzu ve gelişimimizi koşullara ya da başkalarının davranışlarına bağlamışsak ve “bugün böyle olmamın nedeni dün yaptığım seçimlerdir.” dememişsek “başka yol seçiyorum” da diyemeyiz.

    Bize zarar veren, başımıza gelen değil, ona gösterdiğimiz tepkidir. Sorunların bize verdiği sıkıntıyı içselleştirmek, temel kimliğimizin zarar görmesine neden olmasına izin vermek, başta üstlendiğimiz sorumluluğa terstir.

    İnsiyatifini kullanabilen kişilerle, kullanamayanlar arasındaki fark, geceyle gündüz arasındaki fark gibidir. Alışkanlıklarımızı oluşturmak ve geliştirmek inisiyatif gerektirir. Etkin olmamızı gerektirir. Edilgen olursanız, yani başkalarına bağımlı olursanız, gelişemezsiniz.

    Kendinizi dinlediniz mi hiç? Sorumluluğunuzdan kurtulmak için neler söyleriz neler? Mesela, “ben buyum, böyle yaratılmışım!”, “bunu yapamam, zamanım yok!”,”keşke eşim daha sabırlı olsaydı!” denir. Halbuki, “keşke” yerine “yapacağım” dediğinizde pek çok şeyi değiştirip yeniden yapılandırabildiğinizi, insiyatifimizi elimize aldığımızı görürüz.

    Önemli olan reaktif değil, proaktif olmaktır. Yani eylemleri duygularla karıştırmamalıdır. Örneğin, sevgi bir duygu değil, bir eylemdir. Ancak reaktif insanlar bunu duygu olarak algılarlar ve bu şekilde içselleştirirler. Halbuki proaktif insanlar, severek, sevme eylemi yaparak sevgiyi üretirler, duyguyu üretirler.

    Proaktif insanların etki alanı çok geniştir ve bütün liderler, sanatçılar, adını başarı listesine yazdırmış tüm insanlar bu gruptadır. Etki alanı dar olan ve ilgi alanı başkaları ve onların davranışları olan reaktif insanlar ise diğerlerinin peşinden giden, boyun eğen, mazeretler uyduranlardır.

    Bir an gözünüzün önünde kendi tabutunuzun içinde olduğunuzu hayal edin. Sizler hakkında ne konuşulmasını isterdiniz? Sonunuzu hayal edin. Sonunuzla yüzleşin, ardınızda hayırla anılacağınız bir şey bıraktınız mı? Ürettiniz mi?

    Arkanızdan ne söylenmesini isterdiniz? İşte bu isteğiniz sizin yaşamda ne yapmanız gerektiği konusunda size ilham verecektir.

    Her bireyin kendine ait bir kişisel misyon anlayışı olmalıdır. Hedeflerinizi içeren gerçekçi bir kişisel anayasanız olmalı…İçlerinde değişmeyen bir öz yoksa , insanlar değişime ayak uyduramaz. Kişisel anayasanız değişmeyen özünüz olmalıdır. Doğru ilkelere dayanan yazılı bir kişisel anayasa size güç verir. Zamanınızı, yeteneklerinizi ve enerjinizi en etkili biçimde kullanmanızla ilgili her kararınız, bu ilkelerin ışığında olmalıdır. Bu ilkeler, vizyon değerlerinizin sağlam bir ifadesi olacaktır.

    (Stanley Covey)