Eviniz mi Sizi Şekillendiriyor? Siz mi Evinizi?

Konusu 'Sorular, Sorunlar, Tavsiye ve Öneriler' forumundadır ve ElifxEylul tarafından 9 Mayıs 2007 başlatılmıştır.

    9 Mayıs 2007
    Konu Sahibi : ElifxEylul
  1. ElifxEylul

    ElifxEylul Popüler Üye Üye

    Katılım:
    8 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    6.166
    Beğenildi:
    6
    Ödül Puanları:
    148
    Evinizle aranızdaki ilişki tek taraflı değildir, verdiğinizi alır, ettiğinizi bulursunuz. Evi biçimlendirirken gün gelip onun da sizi biçimlendireceğini göz önünde bulundurmalısınız. İpler bir gün evinizin eline geçer ve siz onun büyüttüğü bir çocuk gibi dolaşırsınız etrafta.

    Evleri bizim şekillendirdiğimiz doğrudur; bir alışverişten bahsedeceksek veren taraf olduğumuz da...

    Evler önceleri bomboştur ne de olsa; giydirilmeyi, şekillenmeyi ve bizim seçtiğimiz role bürünmeyi bekler.

    Peki biz onlara nasıl roller biçeriz? Kendi oynadığımız rolü elbette; iyimser, neşeli, romantik, melankolik, dağınık, tertipli... Bu yüzden birisini tanımak istiyorsanız onunla yolculuğa çıkmanıza gerek yok, evine gitmeniz yeterli; sokaklar, ofisler, çay bahçeleri, hastane ya da okul koridorları gelip geçici yerler; sizi ne kadar ele verebilir ki! Oysa ev, dışarıda gezdiremediğiniz diğer yarınızdır, ancak ona dönünce tamamlanır ve huzura erersiniz. Evin dışında olmanız, bir yap-bozun en önemli parçasının kayıp olması gibidir. Evinizle aranızdaki ilişki tek taraflı değildir, verdiğinizi alır, ettiğinizi bulursunuz. Evi biçimlendirirken gün gelip onun da sizi biçimlendireceğini göz önünde bulundurmalısınız.

    İpler bir gün evinizin eline geçecek ve siz onun büyüttüğü bir çocuk gibi dolaşacaksınız etrafta. Eviniz karanlık ve soğuksa benziniz solgun, hep üşürmüş gibi, huzursuz bir hal üzerinizde; ılık ve şefkatliyse dingin bir ifade yüzünüzde...

    Şimdi biri evinize gelse, bir düşünün, size dair ipuçları bulabilir mi evinizde? Sizi anlatan, sizi yansıtan bir kokusu var mı evinizin, hatta nefes alıp veriyor mu, bir ruhu var mı? İçeriye girdiği an, “Burada kitapsever, çiçeksever, çocuksu, sportif, sade, pratik, gürültülü, zihni karışık, çok gezen, hiç evinden çıkmayan, tertipli, koleksiyoncu, müşfik, kuralcı, detaycı, esnek, maharetli… insanlar yaşıyor” diyebilir mi?

    Yoksa, hiçbir şey anlatmıyor mu eviniz, hiç katkıda bulunmadınız mı ona, onun da size bir katkıda bulunmayacağını bile bile... Cadde üzerindeki herhangi bir mobilya mağazası vitrininden farksız mı yaşadığınız ev? Kanepe ve koltuklar, ortada bir sehpa, odanın darlığına aldırmadan yan yana sıralanan gümüşlük, büfe, yemek masası vs... Sizi alıp aynı şekilde döşenmiş başka bir eve koymak isteseler “ille de kendi evim” diyeceğiniz ne var? Anadolu’ya yaptığınız gezilerden birinde satın aldığınız bir kilim, bakır ibrik, bir kavanozun içerisinde sahillerden toplanmış deniz kabukları, antikacılardan aldığınız şamdan, gözünüz gibi baktığınız çiçekleriniz, kendi ellerinizle ördüğünüz dantel perde, hele kitaplarınız, dergileriniz...

    Evdeki her eşya sanki sizin için bir araya gelmiş gibi olmalı; coşkuluysanız fıstık yeşilleri, turuncular, romantikseniz şeker pembeleri, müzik zevkinizi yansıtan bir albüm koleksiyonu, geçmişi yaşamayı seviyorsanız dantel örtüler, lambalı radyolar, gezgin ruhuna sahipseniz duvarda kocaman bir dünya haritası, yerküre, gittiğiniz yerlerden getirdiğiniz objeler, çektiğiniz fotoğraflardan oluşturduğunuz bir köşe, pratik ve sade bir hayattan hoşlanıyorsanız, kullanışlı eşyalar...

    ”Şimdi bu moda” diye evinizin baş köşesine buyur ettiğiniz eşyalar “Ben bu eve ait değilim!” diye bağırıyorlar; inadınız niye? Sırf, gösterişli, şık, zengin gösteriyor diye aldığınız eşyalar arasında siz nasıl duruyorsunuz acaba, hiç