Evlilik Ve Ebeveyn Tutumları

Konusu 'Aile, Evlilik ve Çocuklar' forumundadır ve vicdan tarafından 29 Mart 2008 başlatılmıştır.

    29 Mart 2008
    Konu Sahibi : vicdan
  1. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106

    Evliliğin ilk zamanları hoşgörü içinde geçerken sonrasında, kişilerin olaylar ve birbirleri üzerindeki kontrol oluşturma istek ve davranışları evliliği bir güç savaşına dönüştürüyor. Daha önce de değindiğim gibi aile içi rollerdeki dengesizlikler ve aileye dışarıdan gelen müdahaleler problemlerin kaynağını oluşturuyor.

    Dışarıdan müdahaleler dediniz de; bazı ailelerde günlük hayattaki deyişimizle kayınvalide, kayınpederler problemlerin zaman zaman merkezine otururlar, özellikle de oğlun, kocanın paylaşılamadığı durumlar söz konusudur. Bunun sebebi nedir sizce?

    Her evin bir kapısı olduğu gibi, her ailenin de bir sınırı vardır. Sizin de dediğiniz gibi kayınvalide, kayınpeder gibi aile yakınlarının müdahaleleri, maalesef bu sınırın ihlâlidir ve eşlerden her biri bu müdahaleleri taciz olarak algılar ve eşinden sınırın korunmasına dair beklentilerini gösterir. Halen evlilikteki çatışmaların büyük bir kısmını kayınvalide, kayınpeder problemleri oluşturuyor. Kayınpederle ilgili problemler, sıklıkla geçimin ortak kaynaktan paylaşıldığı zamanlarda, babanın oğluyla ya da oğullarıyla aynı yerden geçimini sağladığı durumlarda ortaya çıkıyor. Kayınvalide gelin ilişkisinde de; sıklıkla erkek eş ve annesi arasındaki bağımlı sevgi, annenin gelinini bilinç dışında bir tehdit olarak algılamasını gündeme getiriyor.


    * * *


    Anne-babaların en büyük görevi, çocuklarını evliliğin sorumluluklarını taşıyabilecek şekilde donatmak ve onları yaşayacakları çağa hazırlamaktır. Anne-baba hakkı, neden çocukların iş ve eş seçimleri söz konusu olunca devreye giriyor da, sair zamanlar bu kadar öne çıkmıyor? Her hak, bir görevin karşılığıdır. Hazreti Adem’den beri hak ve görev kardeştir. Hakkım var diyen insanın, görevini en güzel şekilde yapması beklenir. Günümüzde, insanların yaşadığı en büyük çelişki, sorumluluklarını yerine getirmeden, hak istemeleridir. Anne-babalar evliliğin eşiğine getirdiği çocuklarını, tam bir donanımla donatmışlarmıdır? Bu sorumluluktan asla kaçamazlar. Anne-babalar iş ve eş seçimi konusunda; birikimlerini, tecrübelerini çocuklarıyla paylaşırlar. Ama son kararı, onlara bırakırlar. Bu tutum, hem kendileri lehine, hem de çocukların lehinedir. Çünkü, tercihlerinin içinde olan çocuk, sonuçtan anne ve babasını sorumlu tutamaz. Aksi halde, anne-babalar çocukları tarafından sürekli olarak suçlanır ve gereksiz yere vicdan azabı çekerler.

    Çocuklarımın hayatını ben kararttım diye vicdan azabı çeken ve intihara teşebbüs eden anneler biliyorum. Halbuki, bu noktaya gelmeye hiç gerek yoktur. Çocuklar, tercihlerinde bilgilendirilmeli, eğitilmeli ama son kararı, kendileri vermelidir. Sorumluluk, böylece kendilerinde kalmış olur. Ayrıca çocuklar, hayatın iki önemli aşamasında söz sahibi olamayacaklarsa, isabetli karar vermeyi ne zaman öğreneceklerdir? Hayatını hep ikinci elden yaşayan bir nesil, sipariş üzerine hayat yaşayan bir nesil, hayatının üzerine konan duygusal hacizleri kaldıramayan bir nesil, nasıl olacak da gelecek için güvence olacak? Bu ince husus, toplumun her ferdinin, inceden inceye düşünmesi gereken bir husustur.


    Anne-baba, çocukların hayatlarını geliştirmek için vardır. Mutlu seçimler yapmalarında yardımcı olmak için vardır.

    Tercihlerine ipotek koymak için değil,

    Çocukların yaşamlarını, deneme tahtası yapmak için değil,

    Kendi gerçekleştiremediği hayalleri, çocuklarına yüklemek için değildir.

    Hatırını, hakkını, büyüklüğünü ortaya koyarak çocukların duygularını sömürmek için değil


    Asıl önemli olan ve bugüne kadar üzerinde pek durulmayan bir hususa gelelim. Annelik ve babalık; neden eş seçiminde büyük bir hak olarak tezahür ediyor? Annelik ve babalık sadece eş seçiminde mi gündeme geliyor? Pekiyi çocuklar evlenecek seviyeye gelesiye kadar;

    Çocukları evlenecek seviyeye hazırlamak,

    Çocukları, evliliğin rollerine yüklediği sorumlulukları rahatlıkla taşıyabilecek seviyede yetiştirmek,

    Çocukların, seçicilik ve fark edicilik özelliklerini geliştirmek,

    Çocukları, çağın gerekleriyle mücehhez kılmak,

    Sorumluluklarını bilen ve yapabilen,

    Özgüvenini tam olarak kazanmış bir birey olarak yetiştirmek kimin görevidir?

    Anne ve babanın görevi değil midir?

    Bu görevi anne-baba çocukları için yapmayacaksa, varlık nedenleri nedir?

    Ayrıca,anne-babanın, çocukları hayata ve evliliğe hazırlama görevini, anne babanın yerine kim yapar ki?

    Eğer çocuklarını bu şekilde yetiştirmemişlerse, bu onların vebali değil midir? Bu bir kul hakkı değil midir? Madem çocuklarını eğitmeyecekler ve onları yaşayacakları çağa uygun bir şekilde yetiştiremeyeceklerse, niçin evlenmişlerdir? Bu sorumluluktan hangi hakla, hangi kutsallıkla kaçabilirler? Bu şekilde eğitilmek ve yetiştirilmek, çocukların anne ve baba üzerindeki hakları değil midir? Zaten annelik ve babalık, bu büyük vazifeyi yerine getirmek için varedilmiş bir kurum değil midir? Eğer hayatımızı deneme-yanılma yoluyla öğreneceksek, anne-baba elinde dünyaya gelmenin anlamı nedir ? Bir ailede yaşamanın anlamı nedir o zaman?


    Anne babalara soruyoruz: Çocukların tercihlerine, neden saygı duymuyorsunuz? Cevap hazırdır:

    -Çünkü, onlar eş seçmesini bilmezlerde ondan.

    Pekiyi adama sormazlar mı o zaman:

    - Daha eşini seçmesini bile bilmeyen bir çocuğa, evlilik gibi bir sorumluluğu yüklemek ne kadar doğrudur?

    -O çocuğun, eşini seçebilecek seviyede yetiştirilmesi gerekmez miydi? Çocuğunuzu neden eşini seçebilecek seviyede yetiştirmediniz? Bu, sizin sorumluluğunuz değilmiydi?

    - Daha eşini bile seçemeyecek seviyede olan bir çocuğu, nasıl evlendiriyorsunuz? Bu çok gülünç değil mi? Çocuğunuz, eşini bile seçemeyecek seviyedeyse zaten evliliğe liyakati yok demektir. Böyle bir çocuk evliliğini nasıl yürütecek, nasıl devam ettirecektir? Evliliği yürütmeyi çocuğa bırakıyorsunuz, ama eşini siz seçiyorsunuz. Bu gerçekten çok komik değil mi? Kendine uygun eşi seçmek, evliliğin ilk aşaması değil mi? İlk aşamada söz sahibi olmayan, yetersizliği kabul edilen, diğer zor aşamalarda nasıl söz sahibi olacak ve nasıl yeterli olacak?





    1-Her insanın hayatı kendine özeldir. Hiçbir insanın hayatı, bir başka insanın hayatının tekrarı olamaz.

    2- “Yaşamımız; önem verdiğimiz olaylara karşı sessiz kaldığımız zaman; kararmaya başlar.”

    3-İçindeki baskın yönünü açığa çıkaramayan insan, ölene kadar acılar içinde kıvranır. Yaşam, elektirikli sandalyede geçen dakikalar gibi, tam bir işkenceye dönüşür.

    4- Hayatı gecikmeli tarifeden öğrenmek, pahalı bir öğrenme yöntemidir. Yaşamımızı mutlaka plânlamalıyız. Hayatın en önemli iki seçimi olan iş ve eş seçiminde; en ufak bir yanlış yapmamız, ileride yaşayacağımız hayatı işkenceye dönüştürebilir. Hemen burnumuzun dibindeki insanlar, hayatı tatil modunda yaşarken, bizler bu yanılgımız yüzünden, seçimlerimizin üzerine kurduğumuz hayatı, işkence modunda yaşayabiliriz. Çünkü, iş ve eş seçimi, sıradan bir seçim değildir. Bizler iş ve eş seçmekle, bir iş ve eş seçmiş olmuyoruz. Bir hayat tarzını seçmiş oluyoruz.Bu dünyada ki, YAŞAM TARZIMIZI belirliyoruz. Yanılsamalarımızı minimize etmek için, kendimizi bilgiyle ve gözlemle donatmalıyız.

    5-Bir insan, hatır için çiğ tavuk yiyebilir, ama hatır için sevmediği bir mesleği ve sevmediği bir evliliği yapamaz. Yapıyorsa, duygularını ve varlığını kiralıyor demektir. Bu da o insanı, nefes alıp veren bir ölü haline getirir.

    6-Tecrübe, hayatta yenen kazıkların bileşkesidir. Evet, ibret alalım, ama ibret olmayalım. Hayat, kitaplarda anlatıldığından çok farklıdır. İki üniversite bitiren ve üç dil bilen bir insan bile, hayatla ilgili seçimlerinde dikkat etmezse, büyük yanlışlar yapabilir. Mutsuz olabilir. Bilgili insan olmak başka, bilgiyi huzura ve mutluluğa dönüştürebilmek başkadır.

    7-Her ihtiyaç kendi cinsinden halledilir. Yemek yiyerek susuzluğumuzu, su içerek açlığımızı gideremeyiz. Şişkin cüzdanlar, cilalı suratlar, son model arabalar, lüks villalar, İnsanların psikolojik ihtiyaçlarını karşılayamazlar.

    8-Eğri cetvelin, doğru çizgisi olmaz. Bir insanın, evleneceği insanı tanımakta göstereceği isabet, kendini tanımaya bağlıdır. Bir insan kendini ne kadar iyi tanırsa, evleneceği insanı o kadar iyi tanır. Kendini iyi tanıması demek; duygu yapısı, düşünce yapısı, baskın yönü, zaafları ve saplantı düzeyinde olmayan öncüllerini tanımak demektir.

    9-Ormanda en çok bodur kalan ağaçlar, büyük ağaçların gölgesine sinen ağaçlardır. Bir YÜK olanlar, asla bir BÜYÜK olamazlar. İz takip edenler, iz bırakamazlar. Bir bilge şöyle der: “Ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben az kullanılanı seçtim. Bu, hayatımdaki bütün farkı yarattı.” (oluşturdu)

    10-Başarı sonuç değil, süreçtir. Herkes hata yapar ama, ahmaklar hatalarına bağlı kalırlar. Hatalarında, inadına ısrar ederler. Önemli olan, ekşi limonu tatlı bir limonataya dönüştürebilmektir.Ya hep, ya hiççi olmamalıyız. Zararın neresinden dönülürse kârdır.

    11- Yapmamamız gerekenleri yapmamız, yapmamız gerekenleri, yapmamamızdan daha tehlikelidir. İçmeniz gereken bir ilacı, geç de olsa içebilirsiniz. Ama içmemeniz gereken bir ilâcı içerseniz, ölürsünüz. İyilikleri yapmadan önce, kötülüklerden kaçınmak esasdır. Buğday biriktirebilmek için, öncelikle, farenin şerrini defetmeliyiz. Havuzumuzda su biriktirebilmek için, su depolamadan önce, delikleri tıkamalıyız. Yaşamımızın en büyük karadeliği, psikolojik sınırlarımızın, sürekli olarak saldırıya maruz kalması ve sınırlarımızı korumakta düştüğümüz çaresizliktir.

    Ne kalabalıklar, ne gelenekler, ne de bir başkası ve hiç kimse, bizim davranışlarımız üzerinde yargıç kılınmış değildir.( din, evrensel doğrular, toplumun rahat ve huzurlu yaşaması için konulan yasalar, kurallar ve benzerleri müstesna) Ayrıca, fark edilmediğiniz, değerli kılınmadığınız bir kalabalıkta, sadece ceset olarak bulunmanın anlamı nedir? O yüzden, yaşamımıza yönelik müdahalelere karşı, kırmızı çizgilerimiz olmalı ve bunları sihirli kelime olan HAYIR kelimesiyle koruyabilmeliyiz. Bazen bir hayır kelimesi, bizleri binlerce evetten kurtarabilir. Burada ölçü şudur: Ne evetlerimizi, ne hayırlarımızı, otomatiğe bağlamamalıyız. Toptancı bir kabul ve toptancı bir red, bize bir şey kazandırmaz.

    12-Düşmanlarına çok kin besleme, gün gelir, ahmak dostlarının şerrinden seni, onlar kurtarır. İşte o gün, hayatının en acı günüdür. Kişinin hayat kalitesini artıran ahmak dostları değil, akıllı düşmanlardır. Onlara bakarak yönünüzü bulabilirsiniz

    13-Hırsızlık, her zaman, mal çalmak değildir. En büyük hırsızlık, insanın içindeki yaşam sevincini çalmaktır. Okurlarımdan önemle rica ediyorum ki, dünyanın dengesiyle oynayınız ama, bir insanın duygularıyla asla oynamayınız. Bunun bedelini mutlaka, ama mutlaka ödersiniz. Hissetmediğiniz duyguları, söylemeyiniz. İfade ettiğiniz duygularınızdan da mutlaka sorumluluk alınız.

    14-Hayatın üçte birine (yaşamın hazırlık yıllarına) hamallık etmeliyiz ki, kalan üçte ikisinde rahat edelim. Zaten yaşam, kişiyi mutlaka çalıştırır. Kişi ya kendine çalışır. Ya da kendine çalışanlara, çalışır.

    Senin, senin için yapman gerekenleri, sen senin için yapmazsan; senin, senin için yapman gerekenleri, bir başkası senin için neden yapsın ki?
     
  2. 29 Mart 2008
    Konu Sahibi : vicdan
  3. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Kayınvalideler;
    -Kendilerinin de önceden gelin olduğunu, bu yüzden birçok sıkıntı çektiğini hiç aklından çıkarmamalıdır.
    - Sık sık geline laf atmaktan kaçınmalıdır.
    - Vara yoğa titizlenip, her şeye müdahale etmemelidir.
    - Gelinlerine ayrı bir hayat hakkı tanımalıdırlar.
    - Gelinlerini serbest bırakmalı, evleriyle ilgili alacakları kararlara saygı gösterebilmelidirler. -- Gelinlerinin ufak tefek hatalarını görmezden gelmeli, büyütmekten sakınmalıdır.
    - Gelini oğluyla arasına giren bir yabancı olarak görmemelidir.
    - Geline sevgi ile davranmalıdır, kızı saymalıdır.
    - Geliniyle arasında yaş ve nesil farkı olduğunu düşünerek, kendisine ters gelebilen hareket, söz ve davranışlarını buna bağlayabilmelidir.
    - Kendi gelinliğini hatırlayarak gelininden aynı hürmet ve bağımlılığı beklememelidir.Zamanın ve beklentilerin değiştiğini bilmelidir.
    - Gelini kendi evine sığınan bir garip gibi görmeli, incitmemeye çalışmalıdır.
    - Gelinin yaptığı işlerde beğendiklerini methederek gönlünü almalıdır.
    - Gelinin kendi akrabalarıyla sık görüşmesinden rahatsız olmamalıdır. Evli kızının kendisine gelmesinin kendisini ne kadar memnun edebileceğini hatırına getirmelidir..

    Ogula Düşen Görevler;-
    Gelin-kaynana ilişkisinde oğula da büyük görevler düşmektedir ;
    - Koca, muhakkak yatıştırıcı olmalıdır. Karısının ve annesinin birbiri aleyhine söyledikleri lafları diğerine aktarmamalıdır.
    - Karısının ve annesinin birbiri hakkında kötü zanlarını gidermelidir.
    - Arayı bulmakta dikkatli davranmalıdır.
    -Her iki tarafın haklarını adil sekilde koruyabilmeli,tarafların birbirlerini kırıp-yıpratmalarına fırsat vermemelidir

    Geline Düşen Görevler;
    - Bilmelidirler ki kocaları da bir ana evladıdır. Yani kayınvalidelerinin çocuğudur. Kendisi çocuklarına nasıl bağlılarsa kayınvalideleri de öyle bağlı olacaktır.
    - Kayınvalidesine sevgi ve saygıda kusur etmemelidir. Çünkü o sevdiği, eşi olan insanın annesidir.
    - Kayınvalidesinin bazı ters lâflarını kendi aleyhinde yorumlamamalı, hoş görmeye çalışmalıdır.
    - Arada yaş ve nesil farkı olduğunu düşünerek, kayınvalidesinin istek ve davranışlarını buna bağlayabilmelidir.
    - Kocasının sık sık anne ve babasını görmek istemesinden rahatsızlık duymamalıdır. Düşünmelidir ki kendi oğlu evli olsa, o da sık gelmesinden memnun olurdu.
     
  4. 29 Mart 2008
    Konu Sahibi : vicdan
  5. HeartLess

    HeartLess HUZUR MELEĞİMSİN SEN.. Pro Üye

    Katılım:
    20 Ekim 2007
    Mesajlar:
    12.846
    Beğenildi:
    29
    Ödül Puanları:
    198
    o kadar güzel ve anlamlı yazılar...keşke herkes öyle düşünerek yaşasa..paylaşımın için teşekkürler tatlım...
     
  6. 29 Mart 2008
    Konu Sahibi : vicdan
  7. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    YILLARDIR BİTMEYEN MÜCADELE…


    Kimdir bu kayınvalide veya namı diğer kaynana…

    Kayınvalide dediğimiz insanlar annelerimiz, hepimizin anneleri...

    Ama oğlunu veya kızının evlendirdikten sonra nasıl bir duyguya bürünüyorlarsa evliliklerin en çekilmez öğesi durumuna düşüyorlar… Oğlunun ve gelinin veya kızının ve damadının mutluluklarına gölge düşürüyorlar. Hangi anne evladının mutlu olmasının istemez ki… o zaman bu işte bir yanlışlık var…


    İYİ BİR KAYINVALİDEDEN BEKLENENLER:

    —En büyük sıkıntılar özellikle evlilik arifesinde yaşanır. Alınacak eşyalar verilecek eşyalar derken bir takım huzursuzluklar olur. Bu dönemde yaşınızla eşdeğer bir olgunluk sergileyin, çocuklarınızın tutacağı evden alacakları mobilyaya kadar onların kararlarına saygılı olun, size sorulduğu zaman bir anne olgunluğu ile fikrinizi söyleyin.

    —Oğlunuza ayrı bir ev tutacak kadar maddi durumunuz yoksa ve oğlunuzun geliri yeterli değilse evliliği bir müddet erteleyin. Aynı evde eşler bile birbiriyle geçinemiyor, kardeşler bile birbiriyle anlaşamıyor, aynı evde gelinle oturmanın faydadan çok zarar getireceğini unutmayın.

    —Oğlunuzu anlamsız bir şekilde korumaktan ve sahiplenmekten vazgeçin.25–30 yaşına gelmiş birisinin ne sahiplenilmeye ne de korunmaya ihtiyacı olmaz.

    —Ben kayınvalidemden çok çektim, biraz da o çeksin düşüncesinden vazgeçin.

    — Oğlunuzdan bekâr dönemlerinde olduğu gibi bir ilişki beklemeyin. Artık onunda bir ailesinin olduğunu sorumluluklarının artığını unutmayın. Sen nasıl ki birisi ile evlendin, senin oğlunda bir bayanla evlenecek ve kendi hayatını kuracak. Hep senin dizinin dibinde oturacak değil.

    —Sürekli evlerine gitmeyin, sürekli telefonla arayıp bize gelin oturalım demeyin. bırakın birlikte bol bol vakit geçirsinler, baş başa yemek yesinler, sohbet etsinler, TV seyretsinler.

    —Gelininizin ev düzenine karışmayın. Bir yanlışını görseniz dahi kırıcı kelimeler kullanmayın.

    —Mesela oğlunuz nezle olmuşsa “bizim yanımızda iken bu kadar hasta olmazdı” cümlesini kullanmayın.

    —Bir imparatoriçe gibi davranmayın. Tüm gelinler emrimde olacak “hâkimiyet kayıtsız şartsız bendedir” düşüncesinden vazgeçin.

    —Kusur arama hastalığından kurtulun. Gelininizin yaptığı temizlik, yemek, tatlı her ne ise ellerine sağlık deyip, teşekkür edin.

    —Öz kızınız olmadığını unutmayın…

    —Yaptığınız olumsuz davranışlardan çoğu kez oğlunuzun bile rahtsız olmaktadır.sizi üzmemek için bir şey söylemiyor olabilir.…

    —Oğlunuzu hiçbir şekilde gelininize karşı kışkırtmayın. Ailesi ile görüşmesine müdahale etmeyin.

    —Sonuçta o oğlunuzla evlendi, sizinle değil. Zaten hiçbir genç evlenirken ben kaynanam ile mutlu bir hayat geçireyim diye evlenmez. Kendinize çok büyük roller biçmenin pek bir anlamı yok!

    —Oğlunuzu çok kıskanıyorsanız, elin kızı gelip oğlumu elimden alacak diyorsanız, kısacası Oğlunu bir başkasıyla paylaşamayacağını düşünüyorsanız oğlunuzu evlendirmeyin… Mesela alüminyum folyoya sarıp derin dondurucuda muhafaza edin.

    —Hele de yeni evli iseler ilk bir yıl birbirlerine alışana kadar mümkün olduğunca az gidiniz.

    —En basit olaylarda kılıçları çekmeyiniz.

    — Oğlumuzu bizden soğuttun uzaklara götürdün sözlerini kullanmayınız. Eğer evladınıza birazcık helal süt emzirdiyseniz aynı apartmanda da otursa, farklı şehirlerde de yaşasa hiçbir evlat annesini unutmaz…

    —Eğer gerçekten oğlunuzu seviyorsanız onun mutluluğu için davranışlarınızı kontrol altına almayı bilmelisiniz…

    —Hele de eşler sürekli tartışma halinde ise evliliğin bir ayağı çukurda ise veya çiftler anlaşamıyorsa bu şartlarda hiç çekilmez olacağınızı unutmayınız…

    Gelininizden veya damadınızdan “Ya ben senin oğluna/kızına daha alışamadım birde sen başıma çıkma” sözünü duyabilirsiniz

    — sen evladın olarak seviyorsun, o ise eşi olarak seviyor yani sevginin türü farklı onun için kafanızdaki problemlerden sıyrılın. Burada mal paylaşımı yapmıyorsunuz.

    —Bu insan gelininiz olmuş, kızınıza nasıl davranıyorsanız ona da öyle davranın. Hatta gelininiz içinizde yabancı olduğu için biraz daha iyi davranın.

    …

    İYİ BİR GELİNDEN BEKLENENLER


    —Bekâr dönemlerinde duyduğun kayınvalide hikâyelerinden beynini arındıracaksın.

    __Yani evlendiğinde kafanda önyargı olmayacak…

    —Belki kayınvaliden çok iyi bir insandır, ama ön yargıların onun iyi yanlarını görmeye engel oluyordur

    —Her zaman her ilişkide olduğu gibi orta yolu tercih edeceksin… Ne çok yüzgöz olacaksın ne de aradaki mesafeyi çok açacaksın her ikisi de zararlıdır.

    —Mesafe koyayım derken çok da uzaklaşmayacaksın. Eşiniz makul zaman dilimlerinde anneme gidelim dediğinde; daha yeni ordaydık her gün onlarımı gideceğiz demeyin…

    —Kendi aileniz evinize geldiğinde nasıl ki yüzünüzde gülücükler açıyor ve her türlü ikramı yapıyorsanız, Eşinizin ailesi geldiğinde de aynı şekilde davranın

    —Eşinize annesini şikâyet etmeyin ve dedikodusunu yapmayın. Siz ne kadar şikâyet ederseniz edin sonuçta annesidir o onu atmaz… Sizi de atmaz ama sorunları kendi aranızda çözmenizi bekler

    —Kayınvalideler gelinlerinin kendisine anne demesini bekler. Konuşurken ortaya konuşmamaya dikkat edin ve bu kelimeyi kullanın. İsteyerek veya istemeyerek olsun eşinizin annesine “anne “diye hitap edin…

    —Eşinizi annesinden kıskanmayın. Annesinin gönlünü almak için bir çift güzel söz söylemesi ona sizden daha fazla değer verdiği manasına gelmez. Basit hesaplardan uzak durun

    —Özel günlerde, bayramlarda gidemeseniz dahi en azından telefonla arayıp gönüllerini alın ve özel günlerini kutlayın.

    —Kayınvalidenizin evine gittiğinizde eli boş gitmemeye çalışın. Bu eşinizin de hoşuna gider.

    —Sevgi ve saygıda kusur etmeyin.

    —Kayın validenizle aranızda yaş farkı ve nesil farkı olduğunu unutmayın bazı davranışlarını hoş görün.

    —Evlilik konusunda ailenizin de görüşlerini önemseyin… Onların görüşlerini göz ardı ederek bir evlilik yapmışsanız bu tür problemleri en öncelikle anlatmanız gereken kişilere yani kendi anne ve babanıza anlatamazsınız… Anlatırsanız söyleyecekleri sözü biliyorsunuz biz sana söylemedik mi onunla evlenme diye…


    …

    Aslında herkes sınırını bilse ne güzel olur insanlar evlenerek kendilerine sınırları belli bir hayat kuruyorlar. Birileri bunlar anne baba da olsa kendisine ait olmayan hayatın sınırlarını zorlamamalı ve başkasının hayatına müdahale etmemelidir. Burada erkeğin pozisyonu karlı gibi görülebilir. İki kadın ne güzel paylaşamıyor ne şanslı denebilir. Ama karakterli hiçbir erkek annesi ile eşinin tartışmasından böyle bir paye çıkarmaz kendine, en çok üzülen o olur.
    …

    Bazen insana hayatı zehir eden bir durumun içinden çıkamıyorsunuz… Öyle bir sıkıntı ki doktora gidip kayınvalidemi veya gelinimi aldırmak istiyorum diyemiyorsunuz… Oğlum bu gelinden boşanmadıkça bana huzur yok diyen kaynanalar var.Mutlu olmak için kayınvalidesinin ölmesini bekleyen gelinler var. Zaten öldüklerinde de senin hayatında bitmiş oluyor artık sende kaynana olacak yaşa geliyorsun… Şans bu ya birde bakıyorsun ki ömrünün geri kalanını da gelininden çekiyorsun…
    …

    İyilik adına elinizden geleni yapınız, eğer yaşama dair düzeltemediğiniz durumlarda varsa yaratıcıya havale ediniz… Unutmayınız ki birisi bizi sürekli gözetliyor, her davranışınız her duygunuz noktasından virgülüne kadar kaydediliyor… Her şey bu dünyada yaşananlarla sınırlı değil. Kayıtlara temiz olarak geçmeye çalışın.
     
  8. 30 Mart 2008
    Konu Sahibi : vicdan
  9. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    GELİN GÖRÜMCE

    Biri evin kızı diğeri aynı evin kızı olma niyetiyle aileye sonradan katılmış iki kadın. İkisi de anne-baba der, aynı aile büyüklerine. Bu yönüyle birbirlerine kız kardeştir aslında, gelin ile görümce.
    Sokakta karşılaşıp hal hatır sordular:
    “Ne haber! Nasılsın yıllardır görmüyorum seni.” dedi.
    Arkadaşı ise,
    “Sorma eşimden ayrıldım” diye cevapladı.
    “Yapma ya nasıl oldu?”
    “Biliyorsun eşimle anlaşamıyorduk. Görümcelerimle de birbirimizi sevmiyorduk. Nihayet yıllar sonra bizi ayırmayı başardılar.”
    “Keşke, onlarla anlaşmanın bir yolunu bulsaydın. Şimdi daha kötü olmuş.”
    Evet, kimi evliliklerde problemler kördüğüm gibi. Çözülmek istense de çözülmüyor. Herkes bir taraftan çekiştiriyor. Düğümler, gevşeyip çözülmek yerine iyice oturuyor.
    Bir de araya aile yakınları girdi mi işin içinden çıkılmaz oluyor. Kimi yakınlar, ailedeki yangına su yerine körükle koşabiliyor. Neticede ise aile çatısı çökebiliyor.
    Zaten birbirine yabancı olan iki insan bir araya gelmiş. Gelenekleri, görenekleri ve yaşam tarzları farklı olduğundan tek bir dünya meydana getirmeye çalışıyorlar.
    Birbirlerinin huylarına alışmakta zorlanabiliyorlar. Uyum sorunu yaşayabiliyorlar. Ya da ruhen imtizaç edemiyorlar. Tam frekansları uyuşacağı zaman araya giren yakınlar parazit oluşturuyor.
    Esasen kimi evlilikler sağlam bina gibidir. Dışarıda fırtına kopsa içeriye zarar vermez. Eşler arasında muhabbet ve uyum vardır. Ne kayınvalide ne görümce ne de başkaları aralarını bozamaz.
    Fakat kimi evlilikler çürük bina gibidir. Küçük bir rüzgârla bile sarsılabilir. Eşler arasında sağlam bir muhabbet ve uyum yoktur. Dışarıdan da menfi müdahale olduğu zaman olmayan muhabbet ve uyumu iyice sarsıyor.
    Oysa ne kadın ne de erkeğin yakınlarının aileye müdahale etmeye hakları yoktur. Böyle bir davranış hiçbir açıdan etik değildir.
    Yeni evlenen gençler, ayrı bir birey ve ayrı bir ailedirler. Artık büyümüş ve kendi başlarına evlerini idare edecek olgunluğa erişmişlerdir.
    Ama bazı insanlar başkalarını idare etme ya da özel hayatlarını kontrol altında tutma hakkını kendilerinde görebiliyorlar. “Ne demek efendim o benim oğlum veya kardeşim tabii ki, evine karışacağım.” vb. sözler işitilebiliyor.
    Ama aynı insanlar, kendi eşlerinin yakınlarının müdahalesine karşı çıkıyorlar. İşte burada empati yapmak lazım. “Acaba aynı şey bana yapılsa ne der, ne düşünür, nasıl bir hareket sergilerim?” denmelidir.
    Kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkası için de istememelidir. Çünkü bir başkasını incitmek, onun yuvasını sarsmak ya da bozmak kul hakkıdır.
     
  10. 30 Mart 2008
    Konu Sahibi : vicdan
  11. HeartLess

    HeartLess HUZUR MELEĞİMSİN SEN.. Pro Üye

    Katılım:
    20 Ekim 2007
    Mesajlar:
    12.846
    Beğenildi:
    29
    Ödül Puanları:
    198
    ben aile içinde olan huzursuzluğu diğer aile bireylerine kadar taşımayı hiç sevmem...iki insan nasıl sorun çıkarıp huzursuzluk yaratıyorsa kendi hayatlarında...o sorunu çömeyide bilmelidirler dört duvar içinde...evlilik o kadar kolay ama bir o kadar da zor bir iş..bunu yürütebilmek beceri ve akıl işi diye düşünüyorum...evliliğin temeli kumdan kale gibi olmamalı..ufak bir meltem rüzgarında bile dağılır..ama temel ne kadar sağlam olursa fırtınaya karşı bile korur kendini...evlilikte herkes yerini ve konumunu bilmeli ve kesinlikle saygı bitmemeli diye düşünüyorum...
     
  12. 30 Mart 2008
    Konu Sahibi : vicdan
  13. ozicelcius

    ozicelcius üçüzlerime kavuştum.:) Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2007
    Mesajlar:
    999
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    86
    bende cocukların evlendikten sonra daha degerli olmasını anlayamamışımdır....özelliklede erkekler evlendikten sonra anne-babaları için bulunmaz hint kumasına dönüşüyo...herkesin evladı degerlidir ama artık evlenmiş ve hayatı onunla devam ettiren biri var,rahat bıraksanızda devam etseler...diye düşünüyorum...
     
  14. 1 Nisan 2008
    Konu Sahibi : vicdan
  15. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Öteki olmayı anlayabilmek lazım, empati yapabilmek lazıma.s
     
  16. 20 Haziran 2008
    Konu Sahibi : vicdan
  17. AskKirintisi

    AskKirintisi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    17 Eylül 2007
    Mesajlar:
    4.817
    Beğenildi:
    20
    Ödül Puanları:
    108
    Hepsi hikaye, gerek gelin, gerekse kayınvalide karşı tarafı rakip olarak görüyor......
     
  18. 20 Haziran 2008
    Konu Sahibi : vicdan
  19. rxuxyagibixsxeker

    rxuxyagibixsxeker Popüler Üye Üye

    Katılım:
    18 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    1.039
    Beğenildi:
    6
    Ödül Puanları:
    106
    Oğlunuzu anlamsız bir şekilde korumaktan ve sahiplenmekten vazgeçin.25–30 yaşına gelmiş birisinin ne sahiplenilmeye ne de korunmaya ihtiyacı olmaz.


    Oğlunuzu hiçbir şekilde gelininize karşı kışkırtmayın. Ailesi ile görüşmesine müdahale etmeyin.


    nekadar benim kaynanamı anlatmış bu sözler