Ezra Pound (1885-1972)

Konusu 'Şiir' forumundadır ve canavar tarafından 24 Nisan 2007 başlatılmıştır.

    24 Nisan 2007
    Konu Sahibi : canavar
  1. canavar

    canavar Yılmak yok. Yola devam... Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    3.271
    Beğenildi:
    109
    Ödül Puanları:
    353
    Bahçe



    Duvara savrulmuş bir ipek çilesi gibi boşalmışcasına

    Tahta bir çit boyunca yürüyor bir patikasında

    Kensington bahçelerinin,

    Dokunsalar dağılıverecek sanki öylesine kurumuş ki içi.

    Aksi gibi nereye çevirse başını

    O mundar, o yedi canlı, topuz gibi çocukları ayaktakımının,

    düşün, bu piçlere kalacak yarın dünya!



    Geçmiş ondan üremek de, üretmek de.

    Güzel ama, ağır bir kokuya benziyor can sıkıntısı.

    Biri gelsin yanına konuşsun istiyor han’fendi.

    Hani korkmuyor da değil, belli,

    ben işleyeceğim diye bu densizliği…



    (Çev.:Can Yücel)





    Aşka Övgü



    Bu aydın gecede öyle mutluyum ki;

    Sonsuz bir hazzın yatağında saadetin

    Kaç kelime konuşulur bilmem, şamdanlar altında,



    Ama bir boğuşmadır başlar ışıklar kararınca

    Şimdi üzerime geliyor çıplak göğüsleriyle,

    Bir yanda sereserpe geceliği;

    Uyuyan gözkapaklarıma dayıyor dudaklarını,

    Aralık ağzından duyuyorum “uyuşuk” dediğini,

    Ne kadar kucaklaştık, ne kadar değişti kollarımız.

    Kim bilir kaç defa birleşti dudaklarımız.

    “Sakın dönmesin Venüs’ün aydınlığı karanlıklara,

    Gözlerimle buluruz biz aşkı yoksa…

    Helen’i çırılçıplak kaçırmadı mı Paris, Menelaus’un

    koynundan,

    Endymion’un çıplak bedeni değil mi Diana’yı kafesleyen.”

    - Ya işte böyle bu hikaye, başlayıp biten.

    Kaderlerimiz birleşirken, bir yanda aşkla dolduruyorduk

    Gözlerimizi

    Özlenen bir gece geliyordu üstümüze

    Ve ışıklar diyorduk bir daha dönmesin

    Tanrılar zincire vursunlar ikimizi

    Ki gün ışığı artık çözemesin.

    Şaşarım aşkın çılgınlığını zamana bağlayanlara

    Yağız atlar sürüp gidecek güneş,

    Toprak buğday arpadan,

    Sular yürüyecek çeşmelere

    Balıklar kuru derelerde yüzecek

    Yüceliği bilininceye değin aşkın.

    Varken elinizde bir fırsat, durdurmayın meyvasını hayatın.

    Bakarsın kuruyan çiçeklerin yaprakları düşer.

    Ve saplarından sepet örerler,

    Bugün geniş havasını alıyoruz aşkların

    Yarın bizi de kapatacak kader.

    Gerçi bütün sevgini veriyorsan da

    Gene de az veriyorsun sayılır.

    Bu acılarımı değiştirmem mümkün değil.

    Onunla sona erecek ömrüm,

    Ama böyle geceler yaşatsak bana her daim

    Yıllar boyunca uzar gider yaşamam.

    Birçok geceler sürsem böyle

    Tanrı olurum ben de zaman içinde.





    (Çev: M.T. Karamustafaoğlu)