Fakir Baykurt - Tırpan

Konusu 'e-Kitap Roman, Öykü ve Anı' forumundadır ve Elif tarafından 29 Aralık 2006 başlatılmıştır.

    29 Aralık 2006
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.632
    Beğenildi:
    5.166
    Ödül Puanları:
    438
    GÖKÇİMEN




    Gökçimen'i bilen azdır.

    Ankara'ya bağlı bir köydür bu. Bir küçük tepenin eteğinde elli
    kadar ev, bir cami, bir dibek, bir çeşme, bir yunak, bir çürük okul ve
    elli kadar gübreliktir. Evler yan yana, birbirine bitişik ve toplucadır.
    Hepsinin yönü güneyedir. Köyün ardında çamı, ardıcı tükenmiş bir
    dağ durur. Ön yanı açıklıktır. Bu açıklıkta Gökçimen'in tarlaları serilir.
    Tarlaların bir başından bir başına kırk dakikada yürünür. Bu açıklığın
    hepsi Gökçimen'in değildir üstelik. Evci köyünün tarlaları gelir
    Gökçimen'in koltuğuna sokulur. Bir yandan da Kayadibi köyünün
    tarlaları başlar.

    Arkadaki dağdan belli belirsiz bir su çıkar. Büküle büküle öteki
    köylerin topraklarına gider. İki kıyısına söğüt, kavak dikmişlerdir.
    Bağ bahçe yapmışlardır. Kimi yerler çayırlıktır. Köyün camızı, sığırı,
    sıpası buralarda yayılır. Yaz gelince de kesilmez. Gökçimen'in insanlarına,
    hayvanlarına yeter iyi kötü.

    Oysa çoğu köylerin suyu kesilir. Çiçek çimen, yeşermiş ot, ne
    varsa yanar kavrulur yazın. Çevre köylerde bir inanç vardır: "Gökçimen'in
    suyu kesilmediğinden, her yanı çayır çimendir. Çayır çimenin
    yeşili kızların gözüne yansır. Bu yüzden göküş olurlar. Eğer avucunda
    üç kuruşun var da kendine yeni bir karı almak istiyorsan, Gökçimen'e
    git, kız al!" derler.

    Geçen zamanlar bu inancı doğrulamış, çevrenin varsıllarını hiç
    yanıltmamıştır. Parayı kuşağına doldurup gelen, istenen altınları da
    takınca; beğendiği kızı ata bindirip götürmüş, gel demiş imama, kıydırmış
    bir nikah, ondan sonra istediği kadar çalıştırmış, istediği kadar
    çocuk doğurtmuştur. Yıllar geçip Gökçimenli kız biraz kocayınca,
    onu bir köşeye itmiş, belki onun kazancıyla, Gökçimen'e varıp bir kız
    daha almıştır.

    Karşıdan bakarsan Gökçimen'e çok para girer. Bu sözün karşılığını
    köylüler şöyle verirler:

    "Canım, kız parası değil mi? Elde avuçta eğleşmez ki... Tütüne
    gayfaya anca yeter..."

    Analarının, ebelerinin dediği gibi, bu köhne dünyanın üzerinde
    olanlar hep Gökçimenli kızlara olmaktadır! Sanki bir alın yazısıdır bu.
    Değişmez! Epeyce oluyor, erkekler Birinci Dünya Savaşı'na gitti. Seferberlik
    oldu. Yunanı kovdular. Cumhuriyet geldi. İkinci Dünya Savaşı
    oldu. Neyin nesi, kimin fesi olduğu belirsiz bir demokrasi çıktı.
    Yarım yurum bir okul geldi. Kaymakam uğradı. Evlere çantalı, pilli
    radyolar girdi. Gene de dipli köklü bir değişme olmadı yaşamda. Kızların
    alınıp satılması geleneği sürdü geldi. Daha da gidecek...ti!

    Velikul'un Dürü, geçen mayısta beşi bitirdi. Vekil öğretmen Kızılca'dan
    fotoğrafçı getirtip resmini çektirdi. Resimli bir diploma
    verdi Dürü'ye. Diplomayı aldıktan sonra göğüsleri kabarmaya başladı
    kızın. On üçünü bitirip on dört oldu yaşı. Anası saçlarını uzattı
    hemen. Boyalı iple, gök boncukla ördü. "Dorum kızım, döşlü kızım,
    göküş gözlü kızım!.." diyerek okşadı.

    "Dürü, o yazı, ana babasının yanında, bağda bahçede, toprakla
    uğraşarak, burçak yolarak, ekin biçerek, döven sürerek, saman çekerek,
    harman yeri süpürerek geçirdi. Çalıştı, pişti. Güz geldi.

    Güz geldi, unluk buğday yudular. Ardından bulgur kaynattılar.
    Çulları, cecimleri dam başına sermişlerdi. Bulguru kurutuyorlardı.
    Çabuk kurusun diye sık sık karıştırıyorlardı. Dürü, eline bir ayva
    almış, kemiriyordu. Dürü'nün yüzü, yanağı pembe, gözleri yeşildi.
    Gökçimen köyünün yeşiliydi tastamam. Ayva sarıydı.

    Dürü dam başında ayva kemirirken, at üstünde bir "herif' belirdi.
    Evin önündeki yoldan geçip gidecekti. Hızlı sürüyordu atı. Birden
    yavaşladı. Sol elini başına götürüp şapkasını tuttu. Sağ elinde kamçısı
    vardı. Gözünü kızın üstüne yapıştırdı bir süre. Sonra usulca, ağır ağır
    geçip gitti. "(Bu kızı Allah kendi yapıp yaratmış! Uzun uzun uğraşmış!
    Elini yüzünü, kaşını gözünü kendi tamamlamış. Kalfalara filan
    havale etmemiş!.. Böylesini Cenabı Allah ancak kendisi başarabiiir!
    Bravo!..)" dedi.



    TIRPAN tamamını okumak için tıklayın ...