Farkındalık

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve Ultraviyole tarafından 28 Temmuz 2010 başlatılmıştır.

    28 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  1. Ultraviyole

    Ultraviyole Aktif Üye Üye

    Katılım:
    27 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    633
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    41
    Gündelik konuşmalarımızda da çoğu zaman sözümüzün etkisinin farkında olmayız. Öylesine, gelişi güzel fikir beyan eder ve sözümüzün karşımızdaki kişiyi ne şekilde etkilediği, onu rencide edip etmediği konusunu düşünmeyiz bile. Sürekli konuşup hiçbir şey söylemeyen birçok insan vardır sizin de gözlemlediğiniz gibi. Konuşmuş olmak için konuşurlar. Bu durumlarının da farkında bile değildirler.
    Aslında insanların çoğu farkında olmaktan korktukları için çok konuşurlar veya sürekli bir işle meşgul olmaya çalışırlar. Hiçbir işleri yoksa da ya televizyon seyrederler veya müzik dinlerler. Bu tür davranışların altında hep kendisi ile baş başa kalma korkusu yatar. Çünkü kendi ile baş başa kalmak, kendinin farkına varmak demektir ve bu durum pek çok insanın hoşuna gitmez.

    Neden insanlar kendileri ile baş başa kalmaktan hoşlanmazlar hiç düşündünüz mü? Çünkü kendi ile baş başa kalan insan o anın farkına vararak yalnız olmanın derinliğini yaşar. İnsanlar an’da değil zamanda var olmayı tercih ederler. Zaman geçmiş ve geleceği içerirken, an ikisini de dışlar. Geçmişte hatıralarımız, gelecekte ise ümitlerimiz ve beklentilerimiz vardır. Yani geçmiş ve gelecek çokluktur. An ise tekliktir. Geçmiş ve geleceğin çokluğunda kendimizin dışında birçok insanı ve olayda vardır.
    Oysa ki şimdiki an içinde biz ve dikkatimizi gerektiren konudan başka hiçbir varlık yoktur. Farkında olmak da bizim konumuzla bütünleşmemiz demektir. Yani, ikilik yerini tekliğe bırakmış demektir.

    Şimdiki anda korkutucu bir yalnızlık vardır. Çoklukta huzur ve güven buluruz. Çokluk oldu mu bizi koruyan, bize sahip çıkan ve seven varlıklar vardır. Ama an içinde teklik (birlik) vardır ve bu durum pek çok insanı huzursuz yapar. Zaman içinde yaşayan insan büyüme gereği duymaz. Sürekli onu koruyan ve seven varlıklarla sarılı olduğundan sürekli bir çocuk olarak yaşamını sürdürebilir. Zaman bizim güven duygumuzu besler ve bizim farkında olmamızı engeller. Farkında olmak demek an içinde yaşamak, yani şuurlu ve uyanık olmak demektir.


    Bunun için de insanın kendi ile baş başa kalıp yüzleşmesi gerekir. Bir diğer ifadesi, insanın kendini tanıması gerekir. Oysa kendini tanımak ve kendisiyle yüzleşmek, bazı duygu ve düşünceleri bilinçaltına bastırıp sonra nedeni anlaşılmayan, sıkıntılar, korkular, karamsarlıklar yaşamaktan çok daha iyidir. Üstelik bu modern çağda her insana kendi tarzına uygun şekilde ona destek verecek, terapi yapacak ya da yaşam koçu olarak rahat yürümesini sağlayacak pek çok imkan varken, sıkıntıyla yaşamayı seçmek zaman kaybı değildir de nedir? Aslında en iyi yaşam koçu insanın kendisidir ama zaman zaman dış destek almakta çok yararlı olabilir…

    Asrın başında yaşamış olan büyük mistik Gurdjieff hep “Kendini hatırla” derdi. Bu sözle “kendi varlığının farkında ol” demek isterdi. Hareketlerinin farkında ol, sözlerinin farkında ol, hatta mimiklerinin farkında ol. Farkındalığın ilk adımı hareketlerinin farkında olmaktır. Bunun için Gurdjieff ‘Stop’ oyununu icat etmişti. Etrafındaki öğrencilerine hiç beklemedikleri bir anda ‘stop’ der ve onların o anda heykel gibi hareketsiz kalmalarını isterdi. Bu çok zor bir oyundu. Örneğin tam çay içerken çay bardağı dudağınıza değdiği anda stop dendiğini düşünün. Çayı içemezsiniz.
    Bardağı geri koyamazsınız. Elinizi oynatamazsınız. Ne kadar zor bir durum değil mi? Ama Gurdjieff ‘Tamam’ diyene kadar o durumda kalmak zorundasınız. Gurdjieff bu oyunu farkındalığı arttırmak için icat etmişti. Çünkü biliyordu ki farkındalığın ilk adımı bedensel ve fiziksel farkındalıktır. Ondan sonra konuşma ve nihayet var olma farkındalığı gelecekti. Var olma farkındalığı en ileri derecede şuur hali gerektirir. Varlığın farkındalığı etki-tepki mekanizmalarının ötesine geçmeyi gerektirir. Sizin neden var olduğunuzu ve hangi amaca hizmet ettiğinizi farkına varmanız gerekir. Bu şuur hali de en zor olanıdır.

    İnsanlar bu dünyada doğarlar yaşarlar ve ölürler. Fakat pek çoğu neden bu dünyaya geldiğini ve hangi amaca hizmet ettiğini veya hangi ideolojinin oyuncağı olduğunu düşünmez bile. Yani kendine soru sormak ihtiyacı duymadan yaşar sonra çekip gider bu güzel mavi gezegenden… Bu tip insanların yaşamları bir hay-huy, bir etki-tepki mücadelesi içinde sürüp gider. Çalışırlar, evlenirler, çocuk yaparlar, çocuk büyütürler, yaşlanıp emekli olurlar ama bir gün olsun “benim bu dünyada var olmamın amacı nedir acaba?” diye sormazlar. Çünkü bu sorunun cevabını vermek için kendileri ile yüzleşmeleri, yani baş başa kalmaları gerekir. Ne geçmişin hatıraları ne de geleceğin hayallerinden etkilenmeden, objektif ve çıplak gözlerle kendini görebilmek öyle önemlidir ki, bu bakış, bu duruş bir kere elde edildikten, gerçeğin tadına bir kere varıldıktan sonra da vazgeçmek mümkün olmaz. Anda veya anında durumun şuurunda olmak yani uyanık olmak, keskin bir şuur halidir ve kendine göre doyulmaz bir tadı vardır. Ve aslında da hiç korkutucu değildir. Karşılaştığınız her duruma anında hakim olmak, onu hemen toparlayıp, gerekeni yapmak sonra da o duygudan ya da o şuur halinden çekip yeni bir hale gitmek istemez misiniz? Ama etki ve tepkinin ötesinde durumun şuurunda olabilmek için beklenti ve saplantılardan kurtulmuş olmak gerekir. Hepimizi zorlayan da budur, saplantı ve beklenti yani geçmiş ve gelecek…

    Beklentiler gelecekle, saplantılar ise geçmişle ilgilidir. Tıpkı süregelen ince uzun bir yol gibi, her şeyi ardı ardına eklemekten öyle hoşlanıyoruz ki ya da bu tip düşünmeye öyle alıştık ki! Oysaki an’da yaşayınca ne geçmişin takıntıları ne de geleceğin beklentileri etkindir. An’ın farkına vararak yaşamak demek tercihli olmayan değerler üretmek demektir. Hiçbirinin diğerlerine göre daha önemli olmadığı güçler, erdemler ve bilgiler. Yani bir bakıma kendi egomuzu (nefsimizi) ön plandan geri çekip, arka plana çekebilmeye benzer bu durum. Etki-tepki mekanizması içinde olan egomuzdur. Egomuz yani nefsimiz bizim ne kadar önemli bir varlık olduğumuzu hep tekrarlayıp durur. Egomuz sürekli bizi korumaya çalışan bir kalkan gibidir. Devamlı bu ego kalkanının arkasına sığınarak kendimizi güvende hissederiz. Bu korunma mekanizmasını da çoğu zaman “haysiyet, izzeti nefis,gurur, haklılık” gibi kavramların arkasına gizleyerek kendimizi haklı göstermeye çalışırız.


    Oysa ki an’da yaşayıp farkında olmak kendi ile her an karşılaşmak, durumu olduğu gibi görmek demektir. Yani bize daha çok zarar verecek, gereksiz bir yansıma veya odak bozukluğu oluşturmadan, durumu görmek, anlamak, gerekeni yapmak ve bundan mümkün olduğunca az etkilenmek… Hiç mi derin etkilenmeyeceğiz de diyebilirsiniz. Derin etkilenmek de çok iyidir ama burada amaç ne olursa olsun konuyu fazla uzatmadan, akmakta olan diğer anlara geçebilmek ve yaşama anlar içinde, kare kare çekilmiş fotoğraflar gibi yetişmektir. Bunu başarabilmek için de hiçbir değerin diğer bir değere göre daha tercihli durumda olmaması gerekir. Örneğin, “Ben ailemi her şeye tercih ederim. Önce eşim ve çocuklarım gelir. (Veya işim de diyebilirsiniz, sonuç fark etmeyecektir) Sonra diğer insanlar” dediğimiz vakit olayları tarafsız bir gözle inceleyemeyiz. Eğer çocuğumuz okulda kavga etmişse mutlaka kavga eden diğer çocuk suçludur. Eğer çocuğumuz derslerde kötü not almışsa mutlaka öğretmen kötüdür. Ya kötü ders anlatmıştır veya çocuğumuza bir garezi bir takıntısı vardır. İşimiz için de aynı örnekleri vermek mümkündür. Bu gibi örnekleri arttırabiliriz.

    Tercihli değerler içinde yaşayan insanlar için daima kendileri haklı, karşılarında duran da haksızdır. Bunu gündelik yaşamda gördüğümüz gibi, politikada ülkeler arası ilişkilerde de görüyoruz. Kendini tehdit eden bir hayali düşman yaratarak varlıklarını sürdüren ülkeler, aslında en fazla korku içinde yaşayanlardır. Bu korkuyu da alet olarak kullanırlar. Korku sayesinde ülke halkı istenileni daha kolay kabul eder. Korku, insanın bağımsız düşünmesini engeller. Korku insanın büyümesini engeller. Sürekli çocuk kalan insan ise daha kolay alet olur. Oyuncak haline gelir ve hiçbir zaman şuurlu bir varlığa dönüşemez.
     
  2. 5 Ağustos 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  3. epitres

    epitres Aktif Üye Üye

    Katılım:
    26 Haziran 2010
    Mesajlar:
    78
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    31
    genel olarak farkındalıkla ilgili doğru tespitler var bazı konularda da teğet geçilmiş bana göre ama yine de bu forumlar için güzel dencek bi yazı milletin derdi hep baska çünkü =)
     
  4. 5 Ağustos 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  5. monalya

    monalya Aktif Üye Üye

    Katılım:
    15 Haziran 2010
    Mesajlar:
    93
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    31
    korkularımız ve egolarımız olmasaydı sanırım bu boyutta yaşıyor olmazdık...sevgi düzlemine tamamen geçmiş olurduk. ama matrix in hep süregelen dramı bizi de içine çekiyor.. sevgi ile kaldığımız anlar azalıyor. endişeleniyoruz, savunmadayız hep...
     
  6. 5 Ağustos 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  7. epitres

    epitres Aktif Üye Üye

    Katılım:
    26 Haziran 2010
    Mesajlar:
    78
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    31
    cok haklısın ama egolarımızı yenmemiz kolay olmasa da cok aza indirmek elimizde ben o yüzden bir yıldır cok daha mutluyum diyebilirim
     
  8. 6 Ağustos 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  9. monalya

    monalya Aktif Üye Üye

    Katılım:
    15 Haziran 2010
    Mesajlar:
    93
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    31
    senin adına çok sevindim. ben de hayatım boyunca egomu yendiğimi düşündüğüm bir altı ay geçirmiştim..sonrası büyük bir öfke patlaması oldu...meğer kendimi tutuyormuşum. benim yaptığım doğru değildi tabi. şimdi ancak ultraviyole nin eklediği yazılar gibi yazıları okuyunca ya da benzer bir kitap elime geçince kendime geliyorum..ve boşver kazandığını düşünenler zafer çığlıkları atsın diyorum...önemli olan bu kaosda sevgi dolu olmayı ve insanların içindeki iyiyi görmeyi başarabilmek ..sonunda herkes ektiğini biçiyor. kimseyi cezalandırmak bana düşmez. sevgi dolu olmak sevgiyle karşılık bulacak eninde sonunda....
     
  10. 18 Ağustos 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  11. ece111

    ece111 Geçici Olarak Hesap Pasiftir ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    30 Eylül 2009
    Mesajlar:
    780
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    canım nasıl bir patlama oldu? Ben de içimdeki vesveseleri dinlememeye çalişiyorum. Onları bstırmak mı yaptığımız acaba? Ya nasıl olumlu düşünebilirim valla olumlu düşünemediğimö için bile olumsuz hissedicek kadar depresyondayim. Çıldırıciiiim mafoldumben
     
  12. 18 Ağustos 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  13. olivia

    olivia bazen gitmek en dogrusu, elveda KK ve sevdiklerm ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    5.097
    Beğenildi:
    5.651
    Ödül Puanları:
    238
    Cok güzel bir yazi. Bizimle paylastigin icin cok tesekkür ederim Ultraviyole.
    Aynen harfi harfine katiliyorum ve elimden geldigi kadarda yapiyorum.
     
  14. 20 Ağustos 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  15. Madamiks

    Madamiks Popüler Üye Üye

    Katılım:
    25 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    7.397
    Beğenildi:
    48
    Ödül Puanları:
    153
    Zaman zaman yalnız kalıp o anın farkına varsak...Kendimizi tanısak,tanıyabilsek

    Kendi kendimizede olsa stop oyununu oynasak..

    Sorgulasak,araştırsak ,düşünsek...

    Korkmasak,haklarımızı bilsek farkında olsak...Bunları yapabilirsek ve yapabileni örnek alırsak eminim her şey çok FARKLI olacak..

    Konu sahibi arkadaşım emeğine yüreğine sağlık,okunası bir yazı olmuş.
     
  16. 31 Ağustos 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  17. monalya

    monalya Aktif Üye Üye

    Katılım:
    15 Haziran 2010
    Mesajlar:
    93
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    31
    kendimize çok yükleniyoruz sanırım. mükemmel olacağım diye dediğin gibi olumlu düşünememek bile stres kaynağı olabiliyor. ben de sıkıntılı zamanlarda çıkış yolu arayanlardanım. derin nefes almak ve öfkeli davranmadan önce biraz düşünebilmek bazen yapabildiğim şeyler..kendimizi sevebilmeyi öğrenirsek pek çok sorun artadan kalkacak...