Faruk Nafiz Çamlıbel Şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve roxett tarafından 7 Ağustos 2006 başlatılmıştır.

    7 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  1. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    18 Mayıs 1898 yılında İstanbul'da doğdu. 8 Kasım 1973'te Akdeniz'de seyreden Samsun gemisinde yaşamını yitirdi. Türk şiirinde "hecenin 5 şairi" diye bilinen şairlerden biridir. Bir süre Tıp Fakültesi'nde öğrenim gördü. Kayseri, İstanbul ve Ankara'da uzun yıllar öğretmenlik yaptı. İstanbul'dan milletvekili seçildi (1946-1950). 27 Mayıs 1960'tan sonra bir süre Yassıada'da tutuklu kaldı.
    ESERLERİ:

    Şarkın Sultanları (1918)
    Gönülden Gönüle (1919)
    Dinle Neyden (1919)
    Çoban Çeşmesi (1926)
    Suda Halkalar (1928)
    Bir Ömür Böyle Geçti (1933)
    Elimle Seçtiklerim (1934)
    Akarsu (1937)
    Tatlı Sert (Mizah Şiirleri, 1938)
    Akıncı Türküleri (1938)
    Heyecan ve Sükûn (1959)
    Zindan Duvarları (1962)
    Han Duvarları (1969)



    Alçidan Heykel

    Tanıştığım günden beri enginle

    Bir taşın üstünde hayale daldım.

    Bulacaksın koymuş gibi elinle,

    Ben nerde doğmuşsam o yerde kaldım.



    Kimi esti başucumdan yel gibi,

    Kimi sızdı bir toprağa sel gibi...

    Yalnız ben, alçıdan bir heykel gibi

    Sonsuzluğu dinlemekten tat aldım.



    Ses topladım, renk topladım derinden,

    Geniş his ve hayal bahçelerinden...

    Fakat artık en görünmez yerinden,

    Yaralanmış bir kap gibi boşaldım.
     
  2. 7 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  3. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Ali

    Namluya dayanır yola dalarsın
    Duruşun bakışın yaman be Ali
    Boşuna tetiği ne kurcalarsın
    Var daha ateşe zaman be Ali

    yıllanmış bir çınar pusuluk yerin
    Neredeyse gelecek beklediklerin
    Var iki atımlık canı kederin
    Desene işleri duman be Ali
    O'nu sen büyütte söğüt boyunca
    Kendini ellere versin o gonca
    Sözüne kanmadın bunu duyunca
    Gönlündü gözünü yuman be Ali


    Geldiler beklenen çiftler ormana
    Duruyor iki genç ne hoş yanyana
    Bir kurşun kadına bir de çobana
    Çınlasın yıllarca orman be Ali
    Görünce uzanmış yar kucağına
    Boynunu dolamış zülfü bağına
    Kurşunu kahpeye atacağına
    Kendine çevirdin aman be Ali
     
  4. 7 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  5. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Allahaismarladik

    Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
    Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git...
    Bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın
    Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

    Yavrusunun yoluna dalan bir dul bakışı
    Andırıyor ışıksız evinde pencereler.
    Biraz yeşermek için beklesin artık kışı
    Çağlayansız yamaçlar,suyu dinmiş dereler.

    Bir sarı yaprak gibi düştü gönlüm yoluna,
    Buğulu gözlerimden geçmediğin gün olmaz:
    Benim kadar titremez hiç bir yiğit oğluna,
    Hiç bir ana kızına bu kadar düşkün olmaz.

    Bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,
    Alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.
    Değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
    Kimlerin rüyasına girdiğini bilirim.

    Gözlerimi gün gibi kamaştıran yüzünü
    Daha candan görürüm senden uzaklaşınca.
    Sararırsın dönüşte görünce öksüzünü:
    Bir gelinlik kız olur aşkım senin yaşınca.

    Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
    Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git.
    Bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın
    Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!
     
  6. 7 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  7. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Ardinda

    Yaktı yanardağ gibi can yurdunu son bakış,
    Ve gönlüm koşmaz oldu maceralar ardında.
    Önünde dün beyazlar giyinirken karakış
    Bugün sensiz kalan yaz kara bağlar ardında.

    Siyah kanatlarını batıya açtı kuşlar,
    Benden sana haberdir bu çığlıklı uçuşlar.
    Dereler ardın sıra akmağa koyulmuşlar,
    Arıyor batan güneş seni dağlar ardında.

    Gezdirir rüzgar gibi üstünde yamaçların,
    Boynuma çifte zincir çift örgülü şaçların.
    Ateşimden yanarken dalları ağaçların,
    Gözlerimin sel gibi yaşı çağlar ardında.
     
  8. 7 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  9. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Bağ Bozumu

    Kuytu ormanları, tenhâ bağları
    Geziyor mevsimin yorgun rüzgârı.
    İnce dallar kırık, yapraklar sarı,
    Geçmiş bu yoldan da, belli sonbahar.

    Duyulur bir ayak sesi gizlice
    Hâlî bahçelerden rüzgâr esince:
    Geçen bir yolcu mu, yoksa her gece
    Yollarda beklenen bir kadın mı var?
    -------------------------------------
    Beşikten Mezara Kadar

    Seni istakbal için önce gelmek cihana,
    Ve başkasınan almak sonra geliş müjdeni.
    Bir nefes dinlemeden yıllarca koşmak sana,
    Aramak her tarafta... Bulmamak asla seni.

    Suda, rüzgarda,kuşta senin sedanı duyup
    Seni beyaz çiçekli dallar içinde sanmak.
    Vuslatın rüyasını görmek üzre uyuyup
    Hasretin azabına ermek için uyanmak.

    Başka bir şekle koymak her gün güzel yüzünü,
    Boyamak gözlerini bir siyah, bir maviye.
    Tek seni hayal için süzerek batan günü,
    Gece mahtaba dalmak, sen de dalmışsın diye.

    Seni anlatmak üzre yazıp her gün bir gazel
    Geçirmek ömrü yalnız sana dair eserle.
    Saçlarını çözerek hulya dizinde, tel tel,
    Bugün güllerle örmek, yarın menekşelerle...


    Tesadüf ümidinin bittiği müşiş anda
    Dudağa kanla çizmek yeniden tebessümü:
    Seni istikbal için artık öbür cihanda,
    Dosta el sallar gibi, davet etmek ölümü.
     
  10. 7 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  11. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Bizim Memleket

    İçimden tanırım ben o illeri
    Onlar ki zahirde viran olurlar
    Ardıçlı dağları çamlı belleri
    Aşanlar Şirin'e hayran olurlar

    Dökülür köpüklü sular yarından
    Baharlar yaratır kışın karında
    İçenler sihirli pınarlarında
    Şöyle bir silkinir ceylan olurlar

    Başı boş kırlara salar tayını
    Elinden düşürmez okla yayını
    Aklına getirmez zafer payını
    Memleket yolunda kurban olurlar
    --------------------------------
    Cennet Ve Cehennem

    Bu akşam bilmediğim bir âlem içindeyim,
    Ya rüyada bir seyyah, ya semavi Çin'deyim,
    Bir orman yangınıyle kızardı karşı dağlar,
    Taraf taraf tutuştu meş'aleler, çırağlar,
    Bir renge girdi eşya günün altın tasında,
    Bu kızıl kâinatın gezerken ortasında.
    Birden alev alıyor düşünceler, duygular,
    Ateştir burda hattâ ateşe düşman sular...
    Burda her göz ateştir, her gönül ateşperest,
    Ateş vermiş çizdiği esere bir çiredest!

    Duyuyorum bu akşam, din gibi, sevda gibi,
    Ne duyarsa içinden bir Mecûsi rahibi:
    Andırıyor hisarlar birer tütsü kabını,
    Leylekler ezberliyor Zerdüşt'ün kitabını,
    Benziyor bir mermere alnını koyan dere
    Bu ateş mabedinde bir ateşten ejdere.

    Parlıyor bir damla kan çamların sorgucunda
    Birer kâğıt fenerdir meyveler dal ucunda,
    Gördüm, sihirbaz gibi geçtiğini üç kızın
    Bu ateş âleminin içinden yanmaksızın! ...
    Sandım, ömrüm bitecek, bitmeyecek bu yanma!
     
  12. 7 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  13. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    çoban çeşmesi

    Derinden derine ırmaklar ağlar,
    Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
    Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,
    Ne söyler su dağa çoban çeşmesi.

    'Göynünü Şirin'in aşkı sarınca
    Yol almış hayatın ufuklarınca,
    O hızla dagları Ferhat yarınca
    Başlamış akmağa çoban çeşmesi...'

    O zaman başından aşkındı derdi,
    Mermeri oyardı, taşı delerdi.
    Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
    Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.

    Vefasız Aslı'ya yol gösteren bu,
    Kerem'in sazına cevap veren bu,
    Kuruyan gözlere yaş gönderen bu...
    Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.

    Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,
    Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
    Ateşten kızaran bir gül ararda,
    Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,

    Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
    Tarihe karıştı eski sevdalar.
    Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
    Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi...
    ----------------------------------------
    Dağlar

    Yaslanır bir buluttan bir buluta başınız,
    Gövdeniz Tanrım gibi gökte yaşardı,dağlar!
    Engin kanatlı kuşlar olmasa yoldaşınız
    Tepenizden bir güneş,bir ay aşardı,dağlar!

    Kalbini göstermese göğsünün yırtığından,
    Yol mu bulurdu Kerem kurduğunuz yığından?
    Cihangirler hızını göklerden aldığından
    Üstünüzden sel gibi ufka taşardı,dağlar!

    Siz,ki yalnız kahraman geldi mi geç derdiniz,
    Yalnız ulu canlara karşı baş eğerdiniz,
    Nasıl oldu o soysuz kıza geçit verdiniz,
    O taş yürek bu işi nasıl başardı,dağlar?...
    ------------------------------------------

    Davet

    Seni ben bekliyorum göğsüm açık, bağrım açık;
    Hançer ol göğsüme saplan, ecel ol karşıma çık.
    Çalmamış madem ki bir gece felekten gönlüm;
    Gelecek bari elinden gelsin dilerim ölüm.
    Toprağın rengi kanımdan kızarırken yer yer;
    Uzanıp sapsarı, son busemi koymazsam eğer;
    Obenim kalbimi göğsümden ayırmış çeliğe.
    gezsin ismim yedi kat gökte kahpe diye.
    Beni mahfetmeden alemde obiğane duruş;
    Bana sal yalvarırım pençeni, ey yırtıcı kuş.
    İşte ben bekliyorum göğsüm açık, bağrım açık;
    Hançer ol göğsüme saplan, ecel ol karşıma çık
     
  14. 7 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  15. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Eriyen Adam

    Gözlerim gözlerinde dinlenirken eriyor,
    Eriyor yaklaşırken dudağına dudağım.
    Zerrelerim çözülmüş gibi sesler veriyor,
    Ben sıcak bir denize inen buzdan bir dağım.

    Yanında damla damla bittiğimi duyarım,
    Yoklarım yerinde mi yüzüm,alnım,saçlarım?
    Bir göğüs geçirerek derim ki: 'Yine varım,
    Fakat bir rüya gibi şimdi kaybolacağım'

    Bir gün,için içimde neyim varsa alacak,
    Varlığım bir su olup kabından boşalacak,
    Benden nişan olarak kucağında kalacak
    Boş bir yığın: Elbisem, gömleğim, boyunbağım
    --------------------------------------------
    Firari

    Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin
    Sana kafir dediler, diş biledim Hak'ka bile
    Topladın saçtığı altınları yüzlerce elin
    Kahpelendin de garez bağladım ahlaka bile.

    Sana çirkin demedim ben, kafir demedim
    Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin
    Yaşadın beş sene kalbimde, misafir demedim
    Bu firar aklına nereden, ne zaman esti senin.

    Zülfünün yay gibi kuvvetli çelik tellerine
    Takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek.
    Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine
    Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek
    -----------------------------------------------

    Gençlik

    Anlattı erenler: Bir bahar değil,
    Aşıkın ömründe bin bahar varmış.
    Hicranla ağaran bu saçlar değil,
    Savgisiz kalan kalb ihtiyarlarmış...

    Sorardım sırrını hiç düşünmeden:
    Bu fani gönlümün sevinci neden?'
    Beni günden güne meğer genç eden
    Daima değişen maceralarmış!

    Gönlümde kovalar eskiden beri
    Sarışın kumralı, kumral esmeri.
    Dolmadan boşalmaz birinin yeri.
    Gönlümde, anladım, her dem baharmış
    -------------------------------------
    Gizli Bakişlar

    Bir bakışki açıyor gönül muammasını,
    İki sevdalı kalbin en gizli yarasını,
    Bir bakış ki kudreti hiç bir lisan da yoktur,
    Bir bakış ki bazen şifa, bazen zehirli oktur.

    Bir bakış, bir aşığa neler anlatır,
    Bir bakış, bir aşığı saatlerce ağlatır
    Bir bakış, bir aşığı aşkından emin eder,
    seven insanlar daima gözleriyle yemin eder.
    ------------------------------------------
    Gönül

    Bağından her güzel bir gül seçerdi,
    Bundan mı sarardın soldun, ey gönül?
    Kadınlar geçerdi,kızlar geçerdi,
    Bir zaman aşk için yoldun, ey gönül!

    Dünyaya baksan da gülümser gibi
    Uzuyor hayatın bir keder gibi,
    Ellerde dolaşan kadehler gibi
    Yıllarca boşaldın, doldun, ey gönül!

    Çare yok,matemin çok derinse de,
    Hasretin tükenmez yaşın dinse de.
    Gençliği hoş geçti,eğlendinse de
    Sanmam ki bahtiyar oldun, ey gönül!
    --------------------------------------
    Görmeden Taptiğim Put

    Nasıl gönül taparsa Tanrı'ya, görmeksizin,
    Var adını bilmeden bağlandığım bir peri...
    Bir beyaz dalga gibi hep o engin denizin
    Üstünde gezmedeyim doğduğum günden beri.

    Ne ben yedim ihtiras peteğinin balından,
    Ne o tattı arzunun buğulu kevserini,
    Ne kırda kestiğimiz taze incir dalından
    Kaval yapıp çağırdık gönül türkülerini...

    Gördü mü efsaneler buna benzer haile?
    Leyla böyle sevilmiş, böyle sevmiş mi Mecnun?
    Yavrusuna tapınan analık aşkı bile
    Şehvete benzer biraz yanında bu duygunun.

    O bir gülüdür, yetişmiş kalbin altın tasına,
    Ve bir bülbül ki yalnız şi're vermiş sesini:
    Ne sular genç yüzünü nakşetmiş aynasında,
    Ne güneş yere sermiş boynunun gölgesini!
     
  16. 7 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  17. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Hamd U Sena


    Ne var ki mevcûd ise âlemde, güzel, doğru, iyi;
    Arayan fikri, bulan râhu, seven sevgiliyi
    Bize bahşetmiş olan Hazret-i Rahmân'a şükür.

    O büyük Rabb'e şükürler ki, ayak bastığımız
    Yeri halketti barınsın diyerek varlığımız;
    Ve yer üstünde hayâlin cereyânınca uzun,

    O büyük Rab ki, ışıklar yakıyor göklerde,
    Lûtfunun feyzini, görsün diye insan yerde;
    En büyük nîmete hamd, en küçük ihsâna şükür.

    O büyük Rab ki, ufuklar boyu nîmetlerini,
    Hüsn ü an, reng ü füsun, aşk ü cünûn mahşerini
    Gayrı kâfi görerek sevdiği biz kullarına

    Şimdiden vâdediyor başka bir âlem yarına;
    Mâ-i Tesnîm'e şükür, Ravza-i Rıdvân'a şükür.

    O ki, sedâsına yandıkça bütün mahlûkat,
    Arş-ı Alâ'da Ezel kasrına çıkmış yedi kat,
    Geriyor hüsn-i ilâhîsine atlas perde...
    En güzel vuslatı tattırmak için mahşerde
    Bize, gündüz gece, zehrettiği hicrâna şükür.
     
  18. 7 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  19. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Han Duvarlari


    Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı

    bir dakika araba yerinde durakladı.
    Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
    Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
    Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,
    Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya
    lk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık
    Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
    Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
    Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,
    Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
    Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
    Ellerim takılırken rüzgarların saçına
    Asıldı arabamız bir dağın yamacına,
    Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
    Yalnız arabacının dudağında bir ıslık
    Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar.
    Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
    Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
    Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu.
    Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince,
    Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
    Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi
    Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi
    Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine
    Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.
    Ne civarda bir koy var, ne bir evin hayali
    Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
    Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan
    Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
    Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
    Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
    Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
    Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine,
    Bir sarsıntı... uyandım uzun suren uykudan;
    Geçiyordu araba yola benzer bir sudan
    Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
    Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu;
    Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
    Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
    Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
    Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri
    Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
    Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
    Bir noktada birleşmis vatanın dört bucağı
    Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı,
    Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
    Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor,
    Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
    Heryüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı,
    Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
    Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler...
    Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
    Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
    Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
    Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
    Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
    Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
    Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
    Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı
    Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
    Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
    *On yıldır ayrıyım Kınadağı'ndan
    Baba ocağından yar kucağından
    Bir çiçek dermeden sevgi bağından
    Huduttan hududa atılmışım ben*
    Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi..
    Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
    Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş
    Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
    Araya gitti diye içlenme baharına,
    Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına
    Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk
    Soğuk bir mart sabahı...Buz tutuyor her soluk
    Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
    Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri
    Bulutların ardında gün yanmadan sönuyor,
    Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
    Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
    Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar
    Biz bu sonsuz yollarda varıyoz, gitgide,
    İki dağ ortasında boğulan bir geçide
    Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
    Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden
    Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla
    Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla
    Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu
    Burada son fırtına son dalı kırıyordu
    Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla
    Savrulmaya başladı karlar etrafımızda
    Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
    Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
    Gönlümde can verirken köye varmak emeli
    Arabacı haykırdı *İste Araplıbeli*
    Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana
    Biz menzile vararak atları çektik hana.
    Bizden evvel buraya inen uç dört arkadaş
    Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş
    Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor
    Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor
    Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri
    Çicekliyor duvarı ocağın akisleri
    Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor
    Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor
    *Gönlümü çekse de yarin hayali
    Aşmaya kudretim yetmez cibali
    Yolcuyum bir kuru yaprak misali
    Rüzgarın önüne katılmışım ben*
    Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı
    Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı
    Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
    Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde
    Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık
    Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık
    Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım.
    Başucumda gördüğüm su satırlarla yandım
    *Garibim namıma Kerem diyorlar
    Aslı'mı el almış haram diyorlar
    Hastayım derdime verem diyorlar
    Maraşlı Şeyhoğlu Şatılmış'ım ben*
    Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında
    Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında
    Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı
    Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı
    Az değildir, varmadan senin gibi yurduna
    Post verenler yabanın hayduduna kurduna
    Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu
    Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?
    Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
    Dedi
    Hana sağ indi ölü çıktı geçende
    Yaşaran gözlerimde her sey artık değişti
    Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
    Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.
    Aradan yıllar geçti işte o günden beri
    Ne zaman yolda bir han raslasam irkilirim,
    Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim
    Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar
    Dönmeyen yolculara ağlayan yaşlı yollar
    Ey garip çizgilerle dolu han duvarları
    Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları..